23 Mart 2009 Pazartesi

‘Gizli güç tellalları’
‘Gizli güç tellalları’
Seçimlere bir hafta kala Newsweek yine, AKP'ye sert eleştirileriyle tanınan, Washington Enstitüsü'nün uzmanı Soner Çağaptay'ın bir makalesini yayınladı
23 Mart 2009 Pazartesi

NEW YORK –Ergenekon davasına dikkat çekildiği makalede “İslamcılar, Türkiye'nin karanlık Derin Devleti'nden kurtulmuyor ancak yerine kendilerinkini koyuyorlar” iddiasına yer verildi. “Türkiye'nin gizli güç tellalları” başlıklı makalede Ergenekon davasına vurgu yapılarak “İslamcılar, Türkiye'nin karanlık Derin Devleti'nden kurtulmuyor ancak yerine kendilerinkini koyuyorlar” savında bulunuldu.

Ergenekon iddianamesinde inandırıcı olmayan bir biçimde “Laik milliyetçilerin inandırıcı olmayan bir biçimde eş zamanlı olarak İslamcı, Marşist ve Kürt yanlısı terör saldırılarını planladıkları” öne sürüldüğüne işaret edilen makalede “Herhangi başka bir Batılı toplumda bu tüm tutarsız suçlamalar, fantezi olarak geri çevrilirdi” ifadesi kullanıldı.

Makalede Türkiye’de “eski Derin Devlet”in geçmişte birkaç defa ortaya çıktığı savunulurken, Susurluk kazasına değinilerek Türkiye’deki güçlü orta sınıfın özgürlükleri sınırlandıran bu “yozlaşmış elidi” geri itmeyi başardığı, “Derin Devlet”in AB sürecince daha da zayıflatıldığı yorumu yapıldı.

ERGENEKON YILDIRMA ARACI

AKP’nin iktidara gelmesi üzerine birçok Türk demokratının “Derin Devlet’in yok edileceğini umduğunu kaydeden Çağaptay, “Ancak o zamandan beri geçen yedi yıllık sürede AKP karanlık güç tellallarından kurtulmak yerine, hükümeti devirmeyi amaçlayan gerçek bir komployu içerdiği gibi görülen Ergenekon gibi davaları Türkiye’nin laik hakimlerini, medya, ordusu ve hemen hemen tüm siyasi karşıtlarını saldırmak için kullandı” görüşünü dile getirdi.

“Hükümetin iddialarının gülünçlüğü”ne ilişkin kuşkuları gidermek amacıyla Tuncay Güney’in kişiliğine ve iddialarına dikkat çekilen makalede şu görüşler de dile getirildi:

“Buradaki trajedi, AKP’nin, Ergenekon’u, sadece Türkiye’nin Derin Devlet’ten kurtulmasını sağlamak için değil, ayna zamanda Mart 29’da ülke çapında yapılacak yerel seçimi öncesi meşru muhalefeti yıldırmak amacıyla da kullanıyor olmasıdır. Son seçimlerin gösterdiği gibi nüfusun yarısından fazlası hala AKP’ye karşı ancak birçok kişi şimdi hükümetin düşmanlarını izlediği işaretleri nedeniyle konuşmaktan korkuyor.”

Polisin sadece Ergenekon soruşturmasında 1.5 milyon telefon görüşmesi ve e-mesajlarını kayda aldığı öne sürüldüğü makalede “Bu tur işaretler, AKP’nin, eski Derin Devlet’in yerine kendisine ait yeni bir Derin Devlet’i yerleştirdiğini gösteriyor” iddiasında bulunuldu. Makalede söyle devam edildi:

“DEĞİŞİM İÇİN LİBERAL PARTİ GEREKİR”

“İslamcılar, bir cadı avını yürütmek için hala önceki sistemin hayaletini kullanırken şimdi güç manivelalarını çeviriyor. Derin Devlet bir zamanlar, komünistler ve İslamcıları korkutmak amacıyla işlemiş olabilir ancak bugün muhalifleri ezmek için laik, liberal ve milliyetçi Türklere karşı kullanılıyor. Türkiye’nin ilericilerinin kalpleri kırık olmalı. Siyasi modernizasyon ve AKP’nin, devleti komplo teorilerinden ve karanlık güçlerden kurtaracağını ummuşlardı ancak böyle bir değişimin gerçekleşebilmesi için ülkenin dümeninde liberal bir parti olması gerekiyordu.”

‘Su bakanlığı kurulsun’
‘Su bakanlığı kurulsun’
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hızır Önsoy, Türkiye'de su konusunda en büyük sorunun su yönetimi olduğunu, bu nedenle hızla harekete geçilerek 'su bakanlığı' kurulması gerektiğini söyledi.
22 Mart 2009 Pazar

TRABZON -Prof. Dr. Önsoy, yaptığı açıklamada, Türkiye'nin mevcut su potansiyelinin dünya ortalaması civarında, Afrika ülkelerinin ise yukarısında olduğunu belirtti.

Türkiye'nin yıllık 186 milyar metreküp brüt yüzeysel su potansiyeli olduğunu ifade eden Önsoy, şöyle konuştu:

'Bazı araştırmacılara göre bunun 95 milyar metreküpü, bazılarına göre ise 120 milyar metreküpü kullanılabilir vaziyette. Maalesef toplam su potansiyelimizin içme, kullanma, sulama ve enerji üretiminde sadece yüzde 35'ini kullanabiliyoruz. Suyumuzun geri kalan kısmı denizlere veya komşu ülkelere doğru akıp gidiyor. Ben kullanılabilir su miktarının revizyondan geçirilerek 150 milyar metreküpe çıkarılabileceğini iddia ediyorum.'

Verilere göre su zengini sayılmayan Türkiye'de mevcut su potansiyelinin akılcı politikalarla yönetilmesi gerektiğini kaydeden Önsoy, şunları söyledi:

'Suyumuzu çok az kirleterek kayıpları en aza indirmek zorundayız. Ülkemizde hiçbir zaman orta ve uzun vadeli planlarımız, bilimsel su yönetimimiz olmadı. Günlük politikalarla, ancak günü kurtarmaya yönelik çalışmalar yapıldı. Türkiye'de su yönetimi yapılamıyor. Biz suyu değil su bizi yönetiyor. En kısa zamanda kalıcı su politikası yasası düzenlenmeli ve bir an evvel uygulamaya konulmalıdır. Ülkemizde su konusundaki en büyük sorun su yönetimi olmayışıdır. Bu nedenle Türkiye'de hızla harekete geçilerek su bakanlığı kurulmalıdır.'

22 Mart 2009 Pazar

Fikir jimnastiği?! Hayrullah Mahmud Özgür

30 MART SABAHINA UYANMAK YA DA 29 MART SONRASINA DAİR BİRKAÇ FİKİR JİMNASTİĞİ?!
Fikir jimnastiği?!
29 Ekim sonrası…
30 Ekim sabahına uyanmak…
AKP, sandıktan yüzde 55 ile çıkmış!
Ne düşünürsünüz?
Erdoğan, genel yerel seçimlere asılmasının perde arkasında Anayasa değişikliği var!
Turkuvaz renkli anayasa…
Anayasa’yı değiştirmeyi başarabilirse, Yüce Divan’da hesap vermekten kurtulacak!
İhtilalin, karşı devrimin lideri olarak kurucu devlet başkanı olacak!
Hadiseye bir de bu açıdan bakmak lazım…
……………
PKK’ya af!
ABD’nin Irak’tan çekilmesi eşzamanlı olarak gündeme gelen konular.
Gül diyor ki, Kürtlere bir müjdem olacak!
Müjde ortada!
29 Mart sonrası, PKK’ya af da gündeme gelecek!
Aynı zamanda Anayasa değişecek!
ABD, Irak’tan çekilecek!
Diyelim ki, PKK’ya af ilan ettin!
PKK ile mücadele eden Komutanlar’ı da tutuklu yargıladın, astın!
Ne olacak?!
Şu anda, dağdaki PKK’lıdan daha fazlası Türkiye’nin sınırları içinde var!
PKK’nın yerin altına gömdüğü silahlar var!
Gül’ün affettiği PKK’lılar, ertesi gün silahlanıp isyan başlatırsa ne yapacaksın?!
Truva Atı’nı içeri alan, almayı teklif eden ben değilim, Gül, AKP, Erdoğan!
PKK, Gül’ün eli ile yurtiçine sokulup Diyarbakır’ı yeni kurulacak Kürt devletinin başkenti yapmak için eylem yapmaya başlarsa, o vakit cepheye kimi yollayacağız!
Erdoğan’ın bebelerini…
Gül’ün bebelerini!
Gülen’in bebelerini!
Hangisini!?
……………
ABD’nin Irak’tan az zaiyatla çekilmesi, Türkiye sınırları içinden, daha doğrusu TSK’nın kontrolü altından çekilmesine bağlı!
İki kirpi nasıl sevişir!
Çok ama çok dikkatle!
PKK’nın arkasındaki AKP’nin ardından çekil, sonra Irak’tan çekil!
Nokta!
……………
AKP’nin Türkiye’ye hiçbir iyiliği dokunmadı mı, diye soracak olursanız, işte cevabım:
AKP, bize hangi değerlere sahip olduğumuzu hatırlattı!
Alıştığımız, kanıksadığımız, ancak kaybetme noktasına varınca ne kadar büyük zorluklarla elde ettiğimiz değerleri hatırlattı!
Onun için kendilerine müteşekkiriz!
……….
Ve…
Son olarak…
29 Mart sonrası…
Ekonomi tepetaklak!
Muhalefet tepetaklak!
AKP iktidarda tepetaklak!
Sözün özü:
Konjonktür değişir…
Mevsimler değişir!
İktidar da değişir!
Bu yaz çok sıcak geçecek!
Nokta!
NOT 1: Bir okurum diyor ki, mahkemedeki tazminatını alsan ne olacak, şartlar ortada! Haklı! Ama ne var ki, ben gazeteciyim! AKP iktidarı hakkımı gasp etmiş, medya patronları da baskıya boyun eğmiş, bu kadarını da söylemeyeyim mi?! Mahkeme sonuçlansa, Hayrullah Mahmud açısından değişen ne olur?! Sadece, mahkeme sonuçlanmış olur, o kadar!
NOT 2: Aydın Doğan, AKP iktidarında 8 milyar dolarlık adam oldu. Şimdi AKP Doğan Medyası’nı tehdit ediyor. Doğan, Erdoğan’ın şifrelerini bilen Akif Beki’yi yanına almış olmasına rağmen, Maliye üstüne yürümeye devam ediyor. Beki, Erdoğan’ı değil, danışmanlarını hedef alıyor. Ahmet Hakan Beki’yi! Fatih Çekirge ise Akif Beki’ye akıl veriyor, yapma böyle şeyler diye… Fehmi Koru ise Fatih Çekirge en başından bu yana Fetullahçılar’ın, bizim adamımızdır, anafikirli yazılar yazıyor! Alın size bir medya fotoğrafı!
NOT 3: HaberTürk’ün sahibi Turgay Ciner’in elini Erdoğan sıkmıyor! Turgay Ciner bunun üzerine Deniz Feneri ile ilgili kitap yazan Ali Gülen isimli yazı işleri müdürünü kovuyor! Fatih Altaylı çıkardığı gazeteyi ilk olarak Zaman’a anlatıyor! Alın size bir başka özgür medya fotoğrafı: HaberTayyip ya da HaberRTE…
NOT 4: Bir başka okurum demiş ki, İngiltere’de eğitim alan komutanlara da bak! Doğru bir yaklaşım! Türk Devti’ni de Osmanlı’da eğitim almış komutanlar kurdu! İngiltere konusuna gelince, İngilizler çöktü! Şu an kabuk devletler! Ortada dolaşan ise İngilizler’in hayaleti! Yapılan operasyonların ağırlığını taşıyacak bir devlete ihtiyaç var, İngilizler şu an oyunda bunun için var! Diyebilir miyiz! Diyebiliriz! İngilizler’in defteri 2005 sonu, 2006’da dürüldü! Nokta! Sözün özü oynayanla oynarlar!
NOT 5: Bir başka özgür basın fotoğrafı: Emin Şirin ile Parlamenterler Evi’ndeyiz. Daha star’dan yeni kovulmuşum, davet etti. Gittim! Mehmet Metiner ile tanıştırdı, Tayip kovdu dedi. Metiner de, Tayyip’in bu işlerle uğraşmasına anlam veremiyorum, katılmak mümkün değil dedi. Sonra Haşim Haşimi ile tanıştırdı! Parlamenterler Evi’ndeki konukları görüyor musunuz, şimdi anladınız mı Türkiye’yi kim ya da kimler yönetiyor?! Neyse, sormak lazım Metiner’e, PKK’yı af edip, PKK ile mücadele eden komutanları tutuklu yargılamak ne anlama geliyor? AKP’li gazetecilere kolkanat geren iktidar, muhalifleri neden bu topraklardan sürmek istiyor?! Vs vs vs…
NOT 6: Hakkımda iddialar gündeme gelince hemen açıklama yapıyordum, dostlarım da bırak konuşsunlar sonra doğrusunu söylersin diyorlardı. Şimdi bakıyorum ki, gazetecilik şu noktaya gelmiş: Birileri ortaya iddia atıyor, yalanlama gelmezse doğru! Peki ya yalanlama yapılması beklenen kişi bunu kendine küfür telakki ediyor ise ne yapacaksınız?! Doğruları araştırmak gazetecilerin görevi mi yoksa Emniyet İstihbarat üzerinden servis edilen her şey yalanlanmadı ise doğru diye kabul etmeli miyiz?! Belki de birileri, iddialar karşısında kim hangi tavrı takınıyor’u bir kenara not etmek için susuyordur? Bu arada, F Tipi yapıya not: İtiraf edin, bugünkü Vatan’ın manşeti benim geçen yıl yazdığım yazıdan apartma değil mi? Darbe senaryosu yazarken hiçbirinizin aklına 5 bin kişilik atama listesi gelmemişti! Sözün özü, darbe yapmak çocuk oyuncağı değil! Hele Türkiye’de darbe yapmak, Madagaskar’daki DJ’in darbe yapmasına benzemez!
NOT 7: Bu bir bayrak koşusu! Birilerini omzumuzda iktidara taşıma koşusu değil! Demokrasi kavgası var ise Atatürk Türkiyesi kavgası var ise herkes üstüne düşen ağırlığı taşımalı! “Tecrübeye saygı, liyakat esas”! Benim yönetim ilkemde temel esastır, bu düşünce! İslam alimlerinden biri şöyle der: Hayatta üç şeye acıyın: Zenginken fakir olana, makamı varken makamını kaybedene, cahiller içindeki akıllıya! Öcal Uluç’tan ilk öğrendiğim, haddini bilmektir! Haddini bildikten, neyi neden yaptığının farkında olduktan sonra, herkesin yolu açık olsun!
Sevgiler
19 Mart 2009
Hayrullah Mahmud Özgür
Anadolu projesinde Kürtlerin adı bile yok!
CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman, Erbil’de toplanacak Kürt konferansı ile ilgili olarak, “ABD’nin Irak’tan çekilerek, oradaki Kürt devletinin korunması, tanınması ve hatta Türkiye tarafından himaye edilmesi istenmektedir. Bu, Büyük Kürdistan projesinin bir ayağıdır. Bu ülkeyi yönetenlerin bunları görmesi lazım. Yoksa Büyük Kürdistan projesini hayata geçirmek isteyenleri AKP hükümeti desteklemekte midir?” dedi. Arıtman’ın soruna cevabı Dışişleri Bakanı Ali Babacan bakın nasıl verdi: “Burada önemli olan sonuç almak. Biz genel anlamda olumlu bakıyoruz. Ama bir hata yapıp da bunun gündemi, içeriği ve katılımcılarında farklı bir tablo ortaya çıkmaması önemli. Ortak duruş ortaya çıkarsa bu faydalı olacaktır.” *** Demek ki, Erbil’deki Kürt konferansı, AKP hükûmetinin kanatları altında toplanacak! Konferansın amacı, Erzurum’dan Kerkük’e uzanan bir hayali devletin, ilk defa uluslararası koruma altındaki bir toplantıda telaffuz edilerek, dünya kamuoyunun gündemine getirilmesidir. Nitekim, artık bazıları “Artık tek vatan tek yürek tek bayrak gibi kavramları geçelim. Çünkü ben çoğulculuktan yanayım. Benim arabamın plakası bile 34 ABD 13. Anadolu Birleşik Devleti kuralım” diyebiliyor. Bu sözlerin sahibi Ali Sürmeli, protesto edilince, “Ben espri yaptım. Siyasetten hiç anlamam” diye durumu kurtarmaya çalışıyor! Oysa, ABD ve AB’nin Türkiye’den istediği tam da budur. Zaten Turgut Özal’ın Türkiye’yi Türk devleti olmaktan çıkarıp Anadolu Federal Cumhuriyeti haline getirme projesi bulunduğunu biliyorduk, son olarak kardeşi Korkut Özal da televizyonda canlı yayında açıkladı. *** Anadolu Cumhuriyetleri’nin adı bile bellidir. 2003 yılında İtalyanlar’ın “Veneto’dan Batı Karadeniz Bölgesi’ne” sloganlı bisiklet gezisinin arkasından, küreselleşmenin “yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak” planı çıkmıştı! Bu proje, 2001 yılında henüz partisini kurmak üzere olan Tayyip Erdoğan’a gönderilen memorandumda yukarıdaki sözlerle dayatılıyordu. Paflagonia adı verilen projede ise aynen şöyle deniliyordu: “Amacı ulusal devletlerin iç federasyonunu gerçekleştirmek olan, politik bir fenomen geliştiriliyor. Globalizeleşme ve kimliği arama çalışmaları aynı paralelde seyreden iki muhakemeyi birleştiriyor. Orijinin bulunması, kişinin bölgeler ve devletler üstü bir kimlik kazanması olarak yorumlanıyor ve temelinde kişinin birçok ülkenin yurttaşıymış gibi düşünmesi fikrine ulaşılıyor. Sonuçta, en ideal biçimine, çoklu kimlik noktasına dönüşüm sağlanıyor.” “Köklere Dönüş Projesi” dosyası ile birlikte dağıtılan haritaya göre, şehir devletlerinden oluşacak federe devletlerin adları da belli: Trakya, Bitinya, Misiya, Lidya, Karya, Likya, Pamfilya, Firikya, Kilikya, Kapadokya, Galatya, Paflagonya, Pont, Ermeniya, Antakya, Mezopotamya... *** İşte Türkiye’yi yönetenlerin önemli bir kısmının teslim olduğu proje, bu projedir. Haçlılar bu defa silâhsız geldiler, orduyu da dağıtmak üzere olduklarına inanıyorlar ki artık Türkiye’nin küçük devletlere bölünmesini seslendirebiliyorlar! Bir taraftan Büyük Kürdistan konferansı toplanıyor, diğer taraftan Türkiye’nin küçük devletlere bölünmesi tartışılıyor! Türk halkının AKP tarafından dini duyguları istismar edilerek sürüklendiği uçurum, parça parça olmak sonucunu getirir. Erdoğan, neden Türk Milleti kavramını unutturmaya, sadece vatandaşlığı öne çıkarmaya çalışıyor ve 36 etnik gruptan bahsediyor acaba? Sürmeli’nin gündeme taşıdığı projeden ne farkı var bunun? Fakat Kürtlerin görmediği gerçek, o haritadaki devlet adlarından da anlaşılıyor: Türkiye’den Türkleri silmek isteyenlerin, Kürtlerin adına bile tahammülü yoktur. Türk varsa Kürt de var olur. Bunu unutmasınlar!
ARSLAN BULUT-YENİÇAĞ

21 Mart 2009 Cumartesi

ARSENİKLİ SULARIMIZ


ANLAYANA SAYGILAR.


BİR GÜN;ANKARA BELEDİYE BAŞKANI DURUP DURURKEN ŞAŞIRTICI BİR AÇIKLAMA YAPTI.

“İZMİR'İN SUYU ARSENİKLİ” HAKETEN ŞAŞIRDIK VE SEN ANKARANIN BELEDİYE BAŞKANISIN, AMA NE MÜBAREK İNSANSINKİ SADECE ANKARA’YI DEĞİL İZMİR'DE DÜŞÜNÜYGORSUN DEDİK.

SONRA BAKTIKKİ SADECE İZMİR'İN DEĞİL NEREDEYSE TÜM TÜRKİYE'NİN SUYU ARSENİKLİMİŞ.

TÜM BELEDİYE BAŞKANLARI KANDIRMIŞ BİZİ.

TÜM ÜLKEDE TEPKİLER GELMEYE BAŞLADI. MUSLUKLAR SUSTU DAMACANALAR ÇIKTI PİYASAYA.

HATTA ÖĞRENCİLERE OKULLARDA SU DAĞITTIK.
İZMİR BELEDİYESİ ARITMA TESİSLERİ YAPMAYA BAŞLADI.

200 MİLYON DOLAR YATIRIM YAPTI. (Resim yazılarını okuyabilmek için üzerine tıklayın)
SONRA BİRÇOK AÇIKLAMA GELDİ. BİLİM İNSANLARINDAN ONDAN BUNDAN.

AMA HEPSİ CILIZ KALDI. BİR ANDA SUYUMUZU İÇEMEZ OLDUK.

HATTA:

Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) suda bulunabilecek arsenik için maksimum seviyeyi belirliyor ve buna içme suyu üreten şehir ve şirketlerin uyması gerekiyor. ESKİDEN BU RAKAM LİTREDE 50 MİKROGRAM İDİ VE BİRKAÇ YIL ÖNCESİNDE 10 MİKROGRAMA ÇEKİLDİ. Bu geçiş mesela ABD'de Ocak 2006'da oldu. Yeni limit uygulaması beraberinde yatırım gerekliliği getiriyor. Yani o zamana kadar 50 mikrogramın altına inmesi yeterli iken bir anda yetersiz hale gelmiş oluyor. YANİ NEDİYOR?

ASLINDA BU ORANLAR İSTENİLDİĞİ GİBİ DEĞİŞTİRİLE BİLİR; DİYOR. YANİ SİYASETE AÇIK, DİYOR. KİM Mİ DİYOR BUNU?

HİÇ CANIM ÖNEMLİ BİRİ DEĞİL.

ABD'de sudaki arseniği yok etmek üzere geliştirilen ve DÜNYAYI DEĞİŞTİRECEK 6 BULUŞTAN BİRİ olarak gösterilen ‘KİR MIKNATISI’ projesinde yer alan 6 bilim adamından biri olan ODTÜ mezunu Kimya Doktoru CAFER YAVUZ, ülkesinden binlerce kilometre uzaktan ‘İzmir'deki arsenikli su’ tartışmalarına, “Bu suyu 6 yıl içmiş biri olarak” diyor.
Çok detaylı okumak için:

http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=SonDakika&ArticleID=986704


YOK; BİZ YİNE İNANMADIK. SULARIMIZA DÜŞMAN GİBİ BAKTIK. BİRAZ ESKİYE TAM BİR YIL ONBİR GÜN ÖNCESİNE DÖNELİM OZAMAN:

EDİRNE’BELEDİYESİ DAHA YENİ DEDE OLDUĞUNDAN DOLAYI,ADI DEDE OLAN BİR OPERASYON YAPILDI. 10 Mart 2008 Edirne’de DEDE OPERASYANU YAPILIYOR ve Eski Cumhur Başkanı Turgut Özal’ın oğlu ve Malatya Milletvekili AHMET ÖZAL tutuklanıyor. Ahmet Özal’ın, Edirne Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi’nde ifade veriyor. AHMET ÖZAL İFADESİNDE TÜRKİYE’DE 3 BİN BELEDİYENİN SU ŞEBEKELERİNİN İMTİYAZ HAKKINI SATACAĞINI VE BUNUNLA BİRLİKTE ÖN ÖDEMELİ SAYAÇ SATIŞININ DA OLACAĞINI SÖYLEYEREK, BUNUN PİYASADA 90 MİLYAR DOLARLIK BİR PASTA YARATTIĞINI ANLATTI. HÜKÜMETİN SU BAKANLIĞI KURMA HAZIRLIĞI İÇİNDE OLDUĞUNU VE BAKANLIĞIN KURULMASINDAN SONRA TÜRKİYE’DEKİ SU KONUSUNDA TEK YETKİNİN BURAYA DEVREDİLECEK OLACAĞINA DİKKAT ÇEKEN AHMET ÖZAL, BU NEDENLE KÜRESEL SERMAYENİN VE BÜYÜK ŞİRKETLERİN BİR AN ÖNCE YEREL YÖNETİMLERİN ELİNDE BULUNAN SUYUN İMTİYAZ HAKLARINI ALMAK İÇİN HAREKETE GEÇTİĞİNİ SÖYLEDİ. AHMET ÖZAL, “SÖZ KONUSU ŞİRKET YÖNETİCİLERİ DE BANA GELİP İMTİYAZ SÖZLEŞMELERİNE KATILACAK BÜYÜK SERMAYE GRUPLARINI İKNA ETMEM KONUSUNDA YARDIM İSTEDİLER” DEDİ. MEHER MÜBAREK İNSAN;ANKARA'IN BELEDİYE BAŞKANININ BAKIN ARKASINDA KİM VAR? MOSSADIN İKİNCİ ADAMI DAVİD KİMCHE. GLOCAL FORUM DİYE BİR ÇALIŞMA GÖTÜRÜYORLAR BERABER. GLOBAL+LOCAL =GLOCAL OLMUŞ. ARALARI ÇOK İYİ. HATTA RECEP TAYYİP ERDOĞAN ZORLANA ZORLANA 29 MART 2009 SEÇİMLERİNDE YİNE "ANKARADA GÖKÇEK KARDEŞİMLE YOLA DEVAM" DEMESİNİN ARKASINDAKİ GİZLİ ELİN MOSSADIN BU NADİDE KİŞİLİĞİ OLDUĞU YAZILDI ÇİZİLDİ.
MEĞER BU NADİDE KİŞİLİK KİMMİŞ:

İNGİLİZ BEYEFENDİSİDavid Kimche, aristokratik, pekçok haham da çıkarmış bir İsviçreli Yahudi ailesinin üyesi. Ailesi, o doğmandan hemen önce İngiltere’ye yerleşiyor. Kimche, İngiltere’de doğuyor. Zaten kimche’yi daha sonra gireceği Mossad’da mesleki başarısı kadar, İngiliz “inceliği” de ayırıyor iş arkadaşlarından. “Kaba saba” diye tabir edilen diğer Mossad elemanlarının yanında Kimche son derece sofistike bulunuyor. MOSSAD’A GİRİŞ Kimche 1946’da Filistin’e gidiyor. İsrail devleti kurulduktan sonra şansını İsrail dışişleri bakanlığında deniyor ama imtihanlarda başarılı olamıyor. Bir süre Jerusalem Post’ta gece editörlüğü yapıyor. Bir süre sonra, yeni kurulan Mossad’a girmeyi başarıyor. AFRİKA YILLARI David Kimche , 1950’li ve 1960’lı yıllarda Afrika’da görülüyor. Yeni yeni bağımsız devletler oluşur, Afrika darbelerle çalkanırken, kıtada “David Sharon” sahte adıyla görev yapan İsrail dışişleri yetkilisi olarak bütün olup bitenlerde etkin rolü olduğu söyleniyor. O dönemde Afrika’da görev yapan gazeteciler David Sharon’u belli başlı bir haber kaynağı olarak anımsıyorlar. Tabii bazen de dezenformasyon, yönlendirici haber kaynağı… David Kimche valizini alıp bir Afrika ülkesine gidiyor, oradan ayrıldıktan birkaç gün sonra orada ya bir iç savaş başlıyor yahut bir darbe gerçekleşiyor. Afrika’nın ünlü yöneticilerinden İdi Amin’in arkasında da David Kimche (ya da Sharon) gölgesi görülüyor.

KÜRTLERLE DANS Kimche aynı yıllarda Irak’taki Kürtlerle de teması kuran adam. Barzaniyi eğiten ve silahlandıran isim. Bugün kuzey Irak’ta gelinen noktanın başlangıcında da o var yani. Kimche’nin bir diğer ilgi alanı da İran ve Türkiye. Arap olmayan Müslüman Ortadoğu ülkeleriyle sıkı ilişkileri var. Kimche 1970lerde Mossad’ın tepesine kadar yükseliyor, ikinci adam oluyor. Mossad’ın başına geçmesine kesin gözüyle bakılırken, ani bir biçimde tasfiye ediliyor. Mossad Başkanı, Kimche’yi kendisine bağlı bağımsız bir örgütlenme ve finans yapısı kurmakla ve bunu Mossad’ın başına geçmek için kullanmaya kalkışmakla suçluyor.
İRANGATE David Kimche’nin sonraki durağı İsrail Dışişleri Bakanlığı oluyor. Kimche, İsrail dışişleri bakanlığı müsteşarlığına getiriliyor. 1980larin başındaki bu görevi sırasında İsrail Lübnan’I işgal ediyor. İşgalin önemli aktörlerin birisi de Kimche. David Kimche’nin en ilginç faaliyetlerinden biri ‘80lerin ikinci yarısında gerçekleşiyor. 1987’de patlak veren İrangate skandalının arkasında Kimche çıkıyor. Amerika, tüm dünyayı İran’a ambargo uygulamaya çağırırken, kendisi, “Lübnan’da rehin tutulan vatandaşlarına karşılık” diyerek İran’a silah satmakta, buradan gelen parayı da Nicaragu’daki anti-komünist Contra gerillalarına aktarıyordu. Ancak ABD İran’la doğrudan temas halinde değildi; arada İsrail, İsrail adına da öncelikle David Kimsche vardı! Kimsche, dışişleri bakanlığındaki görevinden sonra da bu işlerden kopmuş görünmüyor. İsrail dışilişkiler konseyinde faal, son senelerde de Glocal Forum’un yönetim kurulu başkanı. Kimsche bu sıfatıyla geçen yıl Türkiye’ye geldi, Ankara belediye başkanı Melih Gökçek’le görüştü.

GLOCAL FORUM NE YAPAR? Başında, İsrail’in en seçkin istihbarat ve diplomasi şahsiyetlerinden birinin bulunduğu Glocal Forum faaliyet amaçlarını şöyle tarif ediyor: Barış inşa etmek, tarım ve beslenme, bilgi ve iletişim teknolojileri, çocuklar, gençler, spor, sanat faaliyetleri. Kuruluş, bu alanlarda politika formüle eden bir think-tanki de bünyesinde barındırıyor. Proje bazlı olarak çalışan Glocal Forum, adından da anlaşılacağı üzere (Global ile Local’in, kürsel ile yerelin karışımı: Glocal) küresel çapta yerel odaklı çalışıyor. Yerel odakta ise şehir ve şehirler arası ilişkiler bulunmakta. Glocal Forum, sivil toplum örgütlerinin yerel düzeydeki etkinliklerini arttırmayı öngörüyor. Kafkasya ve Ortadoğu’nun sivil darbeler ve savaşlarla çalkandığı, Büyük Ortadoğu Projesinin dört koldan, öncelikle de toplumsal düzeyde uygulanmaya koyulduğu bir dönemde, başında sicili epey kabarık bir eski Mossad şefinin bulunduğu bir uluslar arası kuruluş Ankara’da büyük bir toplantı gerçekleştirecek. MÜBAREK İNSAN MELİH GÖKÇEK İN OĞLU GENÇGLOCALMIŞ. BİR TOPLANTIDA İNGİLİZCE OLARAK: "AVRUPA BİRLİĞİ HRİSTİYAN KLUBU DEĞİLDİ"

DEMİŞ.

BÜTÜN BUNLARI NEDEN YAZDIK?

YENİ Mİ DUYDUK?

HAYIR.

BAKIN NEDEN:


16–22 Mart 2009 tarihleri arasında sürecek olan 5. Dünya Su Forumu İstanbul’da Cumhurbaşkanı Gül’ün açılış konuşmasıyla başladı. Büyük su buluşmasına yaklaşık 30 bin kişinin katılması bekleniyor. 5. Dünya Su Forumu, Habitat’dan bu yana İstanbul’da düzenlenen en büyük ve en kalabalık toplantı olma özelliğini de taşıyor. 5.Dünya Su Forumu’nun ana teması ‘FARKLILIKLARIN SUDA YAKINLAŞMASI’ (Bridging Divides for Water).
FARKLIYMIŞIZ, SATACAKMIŞIZ SUYUMUZU VE YAKINLAŞAKMIŞIZ. 21 MART'IN NEVRUZ OLMASIDA SADECE BİR TESADÜF TABİ. AKLINIZA BİR ŞEY GELMESİN SAKIN.
BAKINIZ YAKINLAŞMIŞIZ BİLE
BELKİ OZAMAN BİZE BİR KÜRT KEDİSİ VERİR. BUGÜN NEVRUZ DEĞİL Mİ? OZAMAN ŞÖYLE BİTİRELİM. HEY GİDİ İSRAİL. HADİ YİNE İYİSİN. NEVSUYUN KUTLU OLSUN. KANA KANA İÇ, YIKAN, GARK OL. SEVGİLİ TÜRK HALKIM SENDE AŞAĞIDAKİ RESİMLERE İYİ BAK.
ÇÜNKÜ BU ARTIK ÇOK BOL GÖRECEĞİN MANZARA OLMAYACAK.

18 Mart 2009 Çarşamba

ALTTAKİ SU OYUNLARI BANA YILMAZ DİKBAŞIN BURNU UZUNLAR YAZISINI ÇAĞRIŞTIRDI. BİZDEDE OYUN KÜRTLER-TÜRKLER,ŞEŞLER-BEŞLER,ALEVİLER-SUNNİLER..VB OYNANIYOR. BUYURUN OKUYUN: Ruanda, küçük bir Afrika ülkesidir. Uganda, Tanzanya ve Burundi ile sınır komşusudur. Nüfusu: 9,907,509 Okur-yazar oranı: % 70,4 Din: Halkın % 82,5’u Hıristiyan, % 5’i Müslüman. Resmi diller: Kinyaruandaca, Fransızca ve İngilizce. Doğal kaynaklar: Altın, kalay cevheri, tungsten cevheri, metan gazı. Kişi başına yıllık gelir: 1000 dolar. Halkın % 60’ı yoksulluk sınırı altında. Ruanda, 1860 yılında Almanya’nın sömürgesi oldu. Almanlar Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkınca, Ruanda 1916 yılında Belçika’nın boyunduruğu altına girdi. Belçikalı egemenler, Ruanda’yı kolayca yönetebilmek için, sömürgecilerin o çok iyi bilinen ‘Böl ve Yönet’ yöntemini hemen uygulamak istediler. Ama önce, Ruandalıları bölüp parçalıyacak bir gerekçe bulmalıydılar. Belçikalı egemenler Ruandalıları dini inançlarına göre bölemiyorlardı, çünkü halkın büyük çoğunluğu Hıristiyan misyonerlerin onlarca yıl süren yoğun çabaları sonucu Hıristiyan olmuştu. Öyleyse, dini inanca dayalı bir ayrımcılık söz konusu olamazdı. Ruandalıları etnik kökene göre ayrıştırmak da olanaksız görülüyordu. Gerçi Ruandalıların bir kısmı çiftçilik bir kısmı da hayvancılık yapıyordu ama, bu farklılık derin bir ayrımcılık yaratmaya elverişli değildi. Belçikalı egemenler en sonunda Ruandalıları bölecek şeytanca bir formül buldular. Ruandalıları ‘burnu uzun olanlar’ ve ‘burnu kısa ve basık olanlar’ diye ikiye ayırdılar. Bu anlattığım, şaka değil! Belki kara mizah olarak görülebilir, ama hiç şaka değil! Belçikalı sömürgeciler, burnu uzun olanlara ‘Tutsi’, burnu kısa ve basık olanlara ‘Hutu’ dediler. Elbette sadece böyle demekle kalmadılar. Tutsilerin, soylu, kültürlü ve daha akıllı olduğunu duyurup, kendilerine hizmet edecek yöneticileri Tutsilerden seçtiler. Aslında, burnu uzun Tutsiler azınlıktaydı. Ruandalıların çoğunluğu kısa ve basık burunlu Hutulardı. Peki, Belçikalı sömürgeciler, kendilerinin yaratıp ortaya çıkardığı ayrımcılıkta neden çoğunluktaki Hutuları değil de azınlıkta olan Tutsileri kendilerine yakın kişiler olarak seçmişlerdi? Sömürgeciler, ‘Böl ve Yönet’ yöntemini uygularken hep şu ilkeye bağlı davranırlar. Bölünme sonucu ortaya çıkan sınıflardan azınlık olanını kendilerine uşak olarak seçerler. Azınlıkta olan uşaklar aracılığıyla çoğunluk üzerinde baskı kurup denetimi sağlarlar. Azınlıkta olanlar, konumları nedeniyle, çoğunlukla baş edemeyeceklerini bildiklerinden sürekli olarak efendilerine bağlı kalırlar. Belçikalı sömürgecilerin yarattığı yapay bölünmenin hiçbir bilimsel yanı bulunmamaktaydı. Tutsilerle Hutular arasında kan, soy ve kültür farkı yoktu. Tutsilerle Hutuların genetikleri de aynıydı. Yani, etnik kökene dayalı bir ayrımın aslı astarı yoktu! Belçikalı sömürgeciler, Tutsi seçkinlerini kullanarak halktan vergi toplamayı ve Belçika’nın politikalarını dayatmayı başardılar. Yerel yönetimlere Tutsileri getirerek egemenliklerini pekiştirdiler. Ancak 1950’lerde ortaya çıkan ve 1960’larda süren Afrika Milliyetçiliği rüzgarı Orta Afrika’da esmeye başlamıştı. Afrikalılar, sömürgecilere karşı başkaldırıyordu. Eylemin öncüleri, Birleşik Afrika ve tüm Afrikalılara eşitlik istiyordu. İşte bu rüzgardan cesaretlenen Ruanda’nın Hutuları, Tutsilere başkaldırdılar. Kasım 1959’da Tutsilerle Hutular arasında silahlı çatışma çıktı. Binlerce Tutsi öldürüldü, binlercesi de komşu Uganda’ya kaçtı. Belçikalı sömürgecilerin başlattığı ayrımcılık sonucu Ruanda’da bir iç savaş çıkmıştı. 1 Temmuz 1962’de Ruanda, bağımsızlığına kavuştu. Ancak Belçikalı sömürgecilerin neden olduğu iç savaş durmadı. Hutularla Tutsiler arasındaki katliamlar aralıklarla sürdü. Ruanda’da iç savaş 1994 yılında soykırım boyutlarına ulaştı. Çoğunluğu Tutsi olan 800 bin Ruandalı öldürüldü. Şimdi gelelim ülkemize. Uzun bir süredir Türkiye’yi ve Türk halkını bölüp parçalamak isteyen ABD ve AB Sömürgecileri de ‘Böl ve Yönet’ yöntemini uygulamaya koydular. Türk-Kürt ayrımı yaratıp bir iç savaşın çıkmasını beklediler, olmadı. Gerçi besleyip ortalığa saldıkları PKK teröristleri on binlerce insanımızın canına kıydı, ama asıl hedefe varamadılar. Bu kez sömürgeciler, Alevi-Sünni kutuplaşmasını denediler, o da tutmadı. Gerçi Çorum, Kahramanmaraş ve Sivas’ta canavarca katliamlar gerçekleştirdiler, ama yine istedikleri olmamıştı. Son olarak sömürgeciler, türban yanlıları-türban karşıtları ayrımcılığını ortaya sürüp körüklediler. Bu kez ABD-AB sömürgecileri, iktidarı da yanlarına çekip TBMM’de de çoğunluğu ele geçirdiklerinden, bu son oyunlarında sanki hedeflerine varmaya, bir iç savaş çıkaramaya yaklaşmış gibi görünmektedirler. Peki, Türk milleti, ABD-AB sömürgecilerinin bu son oyununu da boşa çıkarırsa ne olacak? Nasıl Belçikalı sömürgeciler Ruandalıları bölmek için halkın burun farkını öne çıkardılarsa, herhalde ABD-AB sömürgecileri de Türk halkının başka bir organını dillerine dolayıp ayrımcılık yaratmaya çalışacaklardır! Sömürgecilerde oyun çoktur, bitmez! Tek yol, Türk milletinin siviliyle, askeriyle hep birlikte, ‘Ne ABD ne AB Tam Bağımsız Türkiye’ diyerek ayaklanmasıdır! Yılmaz Dikbaş 10 Şubat 2008, Antalya dikbas@kalinka.com.tr www.kalinka.com.tr

ANGELİA'YA EVLATLIK




Resimlerden anlamayanlar için sadece şunu söyleye bilirim. Tüm bu işaretli ülkeler NİL HAVZASINDA BULUNUYOR. Ayrıca KIZIL DENİZ ve ADEN KÖRFEZİ’NE SINIRI VAR. YANİ DÜNYA PETROL SEVKİYATININ ANA YOLU. Bu ülkelerin durumu ortada. Detayını araştırınız ama ben size bir ipucu vereyim. Nil Nehrinin doğduğu bu ülkeler çeşitli sebeplerden dolayı, küresel sermayenin güdümünde tarım yapmayı bıraktılar. Tarlaları silah çöplüğüne dönmüş vaziyette. Bütçelerinin çoğunu yine küresel sermayenin elinde olan silah üreticilerine yatırıp bir birlerini boğazlıyorlar. Sudan’da 1km uzaktaki B.M’in yemek dağıtım bölgesine giden bu bebe tarihe geçti. Fotoğrafı çeken kişi çekimden sonra terk ettiği için vicdan azabından depresyona girerek intihar etti.Bu Sudan’lı çocukta muhtemelen akbaba tarafından yendi. Nil Havzasında durum bu. Peki: Dicle-Fırat Nehirlerinin havzası yani namı değer Mezopotamya’da durum ne? 16-22 Mart 2009 tarihleri arasında 5. Dünya Su Forumu İstanbul’da yapılmakta.


Sarmaş dolaş olunulan konuklar çok renkli. Ayrıca hatırlatırım:


2007 yılı Mayıs başında BİLDERBERG’te İstanbul’da toplanmıştı.
Küresel sermayenin katil patronları bir yerde toplandıysa  dikkat edilmelidir. Benden hatırlatması, Brad ve Angelia’nın çocuklarımızı evlatlık edinmesini beklemeyelim sonra.