8 Temmuz 2009 Çarşamba

DOĞU TÜRKİSTAN ÖKSÜZ DEĞİLDİR.AMA;KINAYA GEREK KALMADAN BU SORUNU ÇÖZÜN

ABD katilinin dünyada tek rakibi olmuş; yaklaşık 1,5 milyarlık Çin’in karşısına 20 milyon nüfuslu Uygur Türkleri çıkarılıyor.

Buna; o veya bu şekilde destek vermek; aklın durmasıdır, gaflettir, katliama ortak olmaktır. ABD çıkarlarına farkında olmadan yardım etmektir.

Çin’i kınayalım, yerden yere vuralım ama Uygur Türkü kardeşlerimizi, kırılmadan uyarmamız ve durulmalarını sağlamamız gerekmektedir.

Bizlerin yapabileceği en hayırlı katkı bu olacaktır.

Tarihten Uygur Türkleri silindikten sonra “Çin şerefsizdir” diye bar bar bağırsak geri gelecekler mi?

ABD’nin istediği daha fazla insanın ölmesidir.

Ama daha fazla görüntü ve fotoğraf eşliğinde.

Böylece kaçınılmaz görünen ABD/Çin restleşmesinde dünyada kamuoyu oluşturmak ve destek kazanmak istiyorlar. Bunu görmemek için kör olmak gerekir.

İnsan Hakları gibi kavramların ABDnin kendi çıkarları uğruna bir oyuncak olduğunu anlamak için; daha insanlık tarihi kaç vahşet yaşamak zorundadır.

ABD propagandasına Uygur Türklerini feda etmeyiniz.

Giden geri gelmiyor, kalan kardeşlerimizi kırdırmayınız.

Akıl ve sağduyu bunu söylüyor.

Onlara kışkırtıcı söylemler yerine; yanan ateşi ileri bir tarihe, şartların eşit olduğu bir zamana ertelemelerini öğütleyiniz.

Aksi taktirde; tarihten Uygur Türkünün silinişini seyredersiniz.

Hatta silinmesine dolaylı yoldan katkı sağlamış olursunuz.

Türkiye,

Kazakistan,

Azerbaycan,

Özbekistan,

Kırgızistan,

Türkmenistan,

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

Diplomatik girişimlere acilen başlamalıdır.

Balkan Türk Federasyonları ve tüm dünyadaki Türk Sivil toplum kuruluşları devreye girmelidir. ABD’yi ve onun kışkırtıcı kurumlarını devreden çıkarmalıdır.

Çinli ve Türk yetkililerle acilen görüşülmeli, gerekirse Çin askerinin karşında dikilen o Türk Ananın yerinde dikilinmelidir.

Ve bu acilen yapmalıdır.

Dünyanın her yerinde Çin protesto edilmelidir.

Türklerin ABD’nin yanında olmadığı vurgulanmalıdır.

Dünyada Çinli nüfusuna yakın Türk olduğu hatırlatılmalıdır.

Ama kesinlikle olayların durulması sağlanmalıdır.

Unutulmasın; savaş silahtan çok uygun zaman, akıl ve doğru karar vermekle kazanılır.

Atatürk; istemez miydi?Doğduğu şehir Selanik’i almak .

İstemez miydi? Musul, Kerkük’ü almak.

Ama böyle bir duygusallık; beklide tüm kurtuluş mücadelesini ve yazılmış şanlı destanların sonu olurdu.

Uygur Türkü (Has Türk) kardeşlerimizi kırdıracak söylemlerden kaçınalım. Onlar şuanda olayların içerisinde ve acılılar.Gelen vahşeti göremiyorlar.

ABD’nin herhangi bir açıklaması veya girişimi ;Çin’i deliye çevirecek ; 1,5 milyar Çinlinin tüm kinini 20 Milyon nüfuslu UygurTürklerine yöneltecektir.Ozaman bağırmaktan başka bir şey yapabilecek misiniz?

Eger böyle birşey olursa:

“şerefsiz Çin”,

“adi Çin”,

“lanet olası Çin”,

“One minute Çin”

Diye bağırırken yanınızda bir avuçta kına bulundurmayı unutmayın.

Lazım olur.

Kahrolsun Çin ve ABD emperyalizmi.

Kahrolsun sizin rezil çıkarlarınız.

Kahrolsun sizin aç gözlülüğünüz.

Uygur Türkleri; Doğu Türkistan öksüz değil.

Çekin pis ellerinizi üzerlerinde.

RABİYA KADER KİM?

Çin'in Sincan-Uygur Bölgesinde çıkan olaylarda ölü sayısı 156'ya çıktı Eylem mi, isyan mı, terör olayı mı?

Çin'in Sincan-Uygur Bölgesinde çıkan olaylarda ölü sayısı 156'ya çıktı. Dünya medyası ölü sayısının çok daha fazla olduğunu iddia ederken, Çin insan hakları ihlalleri nedeniyle eleştiriliyor. Uygur Türklerinin dünyadaki bağlantıları ise olayların ABD başta olmak üzere "dış bağlantılı" olduğunu gösteriyor.

Çin'in Sincan-Uygur Bölgesinde Pazar akşamı başlayan çatışmalarda ölü sayısının 156'ya, yaralıların ise 1080'e ulaştığı açıklandı. Çin resmi kaynakları çatışmaların büyük ölçüde kontrol altına alındığını açıklarken, dünya medyası olay bölgesinden sağlıklı bilgi alınamadığı için tablonun çok daha kötü olduğu ve yeni bir Tiannanmen vakası ile karşı karşıya olunduğu yönlü haber yapıyor. Olayların Haziran ayı sonunda Çin'in güney bölgesinde bir oyuncak fabrikasında çalışan iki Uygur Türkünün, çıkan kavgada Han asıllı Çinliler tarafından öldürülmesine gösterilen tepkilerin sonucu olduğu bildiriliyor. Bu olayı protesto etmek için Sincan-Uygur Özerk Bölgesi başkenti Urumçi'de Cumartesi günü yapılan yürüyüşün güvenlik güçleri tarafından engellenmesi ise fitili ateşleyen gelişme olarak duyuruldu. Pazar günü akşam saatlerinde Urumçi'de yaklaşık 3 bin kişilik bir grubun polisle karşı karşıya gelmesi sonucu ise büyük bir çatışma başladı. Urumçi'deki olayların sönümlenmesinden sonra Kaşgar'da daha küçük çaplı bazı protesto gösterileri düzenlendi. Sincan-Uygur Bölgesinde neler oldu? Bölgede yaşanan olayların dünya medyasında olduğu gibi Türkiye'de de Uygur Türklerine karşı büyük bir saldırının yapıldığı şeklinde verilmesi dikkat çekti. Buna göre Çin'in "insan hakları ihlalleri" konusundaki sicili hayli kabarıktı ve yeni bir vaka ile gündemdeydi. Ancak aynı medya için Pazar akşamı başlayan olaylarda, Uygur Türklerinin Urumçi'de Han asıllı Çinlilere saldırdığı ve Çinlilere ait dükkanları yağmaladığı haber değeri taşımıyordu. Satır aralarında verilen bu bilgiler, "zalim" Çin hükümetinin baskılarına ilişkin verilen haberler arasında kaynadı. Bildirilen ölü sayısının etnik bileşimi ile ilgili henüz bir açıklama yapılmadı. Ancak yaralılara ilişkin gelen bilgiler, Han asıllıların çoğunlukta olduğunu gösteriyor. Dün Urumçi Halk Hastanesi'ne gelen 291 yaralının 233'ü Han, 39'unun Uygur ve 19'unun da diğer etnik kökenlilerden oluştuğu bildirilmişti. Ayrıca, bir oyuncak fabrikasında iki Uygur Türkünün öldürülmesinin 26 Haziran'da gerçekleşmesi ve bu olayın üzerinden on gün geçtikten sonra protestoların başlatılması dikkat çekiyor. Eylem mi, isyan mı, terör olayı mı? Dünya medyası yaşanan olayları, Çin devletinin baskılarına dayanamayan Uygur Türklerinin eylemleri; Çin resmi kaynakları ise organize terör olayları şeklinde değerlendiriyor. Çin resmi kaynakları tarafından yapılan açıklamada, Urumçi'de çıkan olayların "önceden planlanmış" olduğu vurgulanırken, yaşananların arkasında ayrılıkçı Dünya Uygur Kongresi'nin bulunduğunu bildirdi. Aynı açıklamada, Kongrenin başkanı Rabiya Kader'in 5 Temmuz günü isyancılarla telefon görüşmesi yaptığının tespit edildiği de belirtildi. Rabiya Kader, 1999 yılında Çin'in ulusal güvenliğine aykırı hareket ettiği gerekçesiyle tutuklanmış, 2005 yılında tedavisi için ABD'ye gitmesine izin verilmişti. Diğer yandan, Türkiye'de faaliyet gösteren Doğu Türkistan Vakıflarından gelen olaylar Kaşgar'a da sıçrayacak yönlü açıklamalardan sonra Kaşgar'da da gösterilerin başlaması, dikkat çekti. Dünya Uygur Kongresi ABD bağlantılı 2004 yılında Doğu Türkistan Ulusal Kongresi ile Dünya Uygur Gençlik Kongresi'nin birleşmesi ile oluşan Dünya Uygur Kongresi, Münih merkezli olarak faaliyet gösteriyor. Ancak Kongrenin çalışmaları, Türkiye ve ABD başta olmak üzere İsveç, Avustralya, Fransa, Almanya, Hollanda, Kazakistan, Kırgızistan, Norveç ve Japonya'da yoğunlaşıyor. Dünya Uygur Kongresi'nin en aktif bileşeni, başkanlığını Seyit Tümtürk'ün yaptığı Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Vakfı ile yine başkanlığını Rıza Bekin'in yaptığı Doğu Türkistan Vakfı. Ancak Kongrenin faaliyetlerinin ilişkili olduğu asıl kuruluş, Uygur Amerikan Derneği. Uygur Amerikan Derneği 1998 yılında Vaşington merkezli kurulmuş bir sivil toplum örgütü. Derneğin amacı, Uygur Türklerinin zengin kültürlerinin korunması ve geliştirilmesine katkı koymak ve kendi geleceklerini özgürce belirleyebilme haklarına destek vermek olarak belirtiliyor. Derneğin Başkanlığını Rabiya Kader yaparken, son olaylar sırasında ABD'nin resmi medya kanalı sayılan CNN'e sık sık demeç veren Alim Seytoff da genel sekreterlik görevinde bulunuyor. Derneğin en ciddi çalışması ise 2004 yılında başlatılan Uygur İnsan Hakları Projesi (The Uyghur Human Rights Project). Proje, Uygur Türklerinin haklarının geliştirilmesi ve insan hakları bilincinin geliştirilmesini amaçlıyor. Bu çalışmanın Dünya Uygur Kongresi'nin kurulduğu günlerde başlaması ise dikkat çekiyor. Projenin donörü, CIA ile bağlantıları olduğu bilinen Ulusal Demokrasi Vakfı (NED). Bu karanlık Amerikan vakfının, Venezuela'da Chavez karşıtı eylem ve etkinlikleri desteklediği biliniyor. Honduras'ta darbeyi selamlayan sivil toplum örgütleri de aynı vakıf tarafından finanse ediliyor. Vakfın Küba'daki devrim karşıtı faaliyetleri ise artık gizlenme gereği bile duyulmuyor. CIA'in Fethullah Gülen cemaatinin kontrolündeki okullara NED yoluyla kaynak aktardığı da iddia edilmişti. Sicili hayli kabarık olan NED tarafından fonlanan dernek ayrıca, zor durumdaki Uygur Türklerine yönelik olarak Uygur Yardım Fonu oluşturarak para topluyor. Fon hesabının adresi ise ABD. ABD'nin Çin'e karşı elinde çok koz yok ABD'nin Uygur Türklerine sunduğu bu desteğin önemli bir nedenleri var. Dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip Çin'in son yıllarda gösterdiği ekonomik gelişme, ABD'nin Asya planlarını bozdu. Ekonomik gelişmeye paralel olarak Çin, Uzak Asya'da kendi ekonomik ve siyasi hinterlandını yaratırken, nüfuzunu Orta Asya ülkelerine yaymaya da çalışıyor. Artan enerji ihtiyacı nedeniyle Hazar Havzasının zengin enerji kaynaklarına ihtiyaç duyan Çin, bu ülkelerde de Rusya'dan sonra ABD'nin karşısına çıkan bir diğer güç haline geldi. Ekonomik büyüme ve silahlanma kulvarında arayı giderek kapatan Çin'e karşı koz biriktirmeye çalışıyor. Geniş bir coğrafyaya yayılmış Çin'de yaşayan etnik azınlıklar ile Çin merkezi hükümeti arasındaki gerilimler, ABD'ye çeşitli olanaklar sunuyor. ABD bu nedenle, Sincan-Uygur Özerk Yönetimi sınırları içerisinde yaşayan Uygur Türklerinin sorunları ile yakından ilgileniyor. Sincan-Uygur Bölgesinin önemi Sincan-Uygur Bölgesinin bir diğer özelliği ise zengin doğal kaynaklara sahip olması. 1958 yılından sonra başta Tarim Havzası ve Korla olmak üzere Sincan-Uygur Bölgesinde zengin petrol ve doğal gaz yatakları keşfedildi. Bu bölgeden çıkarılan doğal gaz 4 bin kilometrelik boru hattı ile Şangay'a taşınıyor. Petrol sanayinin bölgede giderek gelişmesi ile Sincan-Uygur'daki huzursuzluğun artması birbirine paralel seyretti. Ayrıca Sincan-Uygur, Orta Asya doğal kaynaklarının Kazakistan üzerinden Çin'e taşınması için önemli bir kavşak konumunda. Kazakistan üzerinden gelen petrol boru hatları, Çin'e Sincan-Uygur Bölgesinden giriyor ve aynı bölgede Çin devlet petrol şirketi PetroChina'nın yoğun bir üretim faaliyeti bulunuyor. Çin'in en fazla pamuk ve domates yetiştirilen bölgesi olan Sincan'da, devlete ait büyük tarım işletmeleri bulunuyor. Hem bu tarım alanları hem de petrol faaliyetleri, bölgede yaşayan halkın topraklar üzerinde iddia ettikleri mülkiyet hakları nedeniyle tartışmaya neden oluyor. Kazakistan, Kırgızistan, Pakistan ve Tacikistan ile komşu olan bölgenin, Afganistan ile de küçük bir sınır bağlantısı bulunuyor. Dolayısıyla coğrafik olarak da kritik bir konumda yer alıyor. Sincan-Uygur Özerk Bölgesinde 21 milyonluk nüfusun yaklaşık yarısı Uygur Türkleri, kalan nüfusun büyük bir bölümü ise Han asıllı Çinlilerden oluşuyor. Olaylara Türkiye'den tepkiler Urumçi'de yaşanan olaylara Türkiye'den tepkiler geldi. Dün İstanbul Alperen Ocakları tarafından Sarıyer'de bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Bugün ise İHH İnsani Yardım Vakfı, MAZLUMDER, AKV, Özgür-Der, İnsan ve Medeniyet Hareketi, Medeniyet Derneği, AKDAV, AKABE Vakfı, Anadolu Gençlik Derneği ile Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği, Doğu Türkistan Vakfı, Doğu Türkistan Gençler Derneği, Doğu Türkistan Göçmenler Derneği ve Doğu Türkistan Dayanışma Vakfı'nın çağrısıyla İstanbul Taksim'de bir eylem gerçekleştirilecek.

RABİYA KADER KİMDİR? Uygur asıllı başarılı bir iş kadını ve aktivist olan Kader, Çin"in kuzeybatı bölgesi Xinjiang"da ayrıca önemli bir yardımsever olarak tanınıyor. Fakir bir çocukluk süren, 2 kez evlenen ve 11 çocuğu bulunan Rabia Kader çamaşırcı olarak girdiği iş hayatına, kendi şirketini ardından süpermarket kurarak devam etti. Artan imkânlarla birlikte Uygur Türklerini işe aldı, eğitti. BM"nin 4. Dünya Kadınlar Konferansında görev alan Kader siyasete atılmak istese de kocasının ABD"de yaptığı açıklamalar yüzünden engellendi. 1999 yılında ABD delegeleriyle görüştüğü için, ulusal ayrımcı hareketle bağlantısı olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Hapis yattıktan sonra Washington"a gitti ve burada sürgün hayatı yaşamaya başladı. Tutuklanmadan önce Uygur kadınlarının kendi işlerini kurmayı destekleyen bir yardım kampanyasında çalışıyordu. Aynı zamanda ülkenin en zengin kadını olarak biliniyordu. İnsan hakları konusunda ülkenin önemli isimlerinden biri olan Kader 2004 yılında Rafto Prize İnsan Hakları ödülünü alırken 2006 yılında Nobel Barış ödülüne aday gösterildi. 2006 yılında Dünya Uygur Konferansı"nda başkan oldu.

7 Temmuz 2009 Salı

NÜKLEER SALDIRI-VİDEO

İSRAİL'İ PROTESTO ETMEYİN (Hüseyin çelik)

UYGUR TÜRKLERİNİ SAVUNUYORUZ AYAĞI; ASYA'NIN FATİHİ CENGİZ HAN FALAN OLMAYA KALKMAYIN.
PAHALIYA MAL OLUYOR
Yukarıda: DAVOS FATİHİ'nin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in okullara gönderdiği UTANÇ GENELGE'sinin orjinali.
Aşağıda:Net okunması amacıyla birebir aynı çıkarılmış kopyası.
(Hain taraf,Fethulazaman vb gazete değiliz, okunmayan fotokopiler yayınlamıyoruz)
Bazı arkadaşlar İsrail'in Gazze saldırılarından sonra R.T.Erdoğan'ın Davos'taki çıkışı gibi Çin'in Uygur Türklerine karşı yaptığı zulmü kınayıcı bir çıkış yapmasını bekliyorlarmış.
Hani Davos'ta "One Minute" çıkışıyla R.T.ERDOĞAN "Davos Fatih'i" olmuştuda,gece yarıları İstanbul'un her yerinden havalimanına beleş belediye otobüstleri kalkmıştı .
Davos Fatihide ,gerçek Fatih edalarında bir konuşma yapmış, yüreğimize su serpiştirmişti.
Ama işin ilginci bu Fatihlik çok kısa sürdü.
Ardından okullara gizli genelge gönderildi.
Yetmedi Suriye sınırımızın mayınlarını temizleme ayağına 49 yıllığına temizleyen şirkete verilmesi için kanun önergesi kabuledildi.İlginç olnan, öyle bir şirket olacak ki mutlaka mayın temizlemeyi de bilecek,artı domatez yetiştirmeyide bilecek.
Bakla kadar ülkeye oy kapalım diye bir show yapık , nelere mal oldu.
Devasa, kutup olmaya aday Çin'e artislik yaparsak neler veririz düşünmek bile istemiyorum.
Bence showu movu bırakın adam gibi diplomatik girişimlerde bulunun.Ama seçim yok bişe yok,ne gerek var diplomatik girişimlere.Çok mu umrunuzda orada Uygur Türkleri katledilmiş.
60 Km dibimizde Telefer'de Oğuz Türkleri katladildi sesiniz çıktı mı?
Kerkük'te Türkmen katliamına ses çıkara biliyor musunuz?
Çıkarmayı bırakın,katillerle gizli başlayan görüşmeler sonrasında artık aleni görüşmüyor musunuz?
Barzani katiline Kerkük-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattını kullandır mı yormusunuz?
Petrol gelirinin %17 sinin Barzani katilinin cebine gitmesini ve kalkınmasını ve daha güzel katliam yapmasını sağlamadınız mı?
Bunuda bir ekonomik başarı gibi Türk Halkına yutturmadınız mı?
Aman siz hiç bir şeye karışmayın.
Siz kim Türkleri korumak,kollamak kim.
Siz İsaril'inize,ABD'nize hizmet edin.ABD adına gidin kapatılmak istenen ABD üsleri için Türk kimliğimizi ve tarihten gelen saygınlığımızı Kırgısistan gibi ülkelerde ABD çıkarları için kullanın.
Siz Türkiye'nin değil ABD'nin,İsrail'in hizmetindesiniz.
Ama ABD,Çin'in içerisinde çıkan bu kargaşayı körüklemek için elinden geleni yapacaktır.
Hatta sizide bu konuda devreye sokabilir,görevlendirecektir.
Bari buna sessiz kalın,karışmayın.
Hiç boşuna Uygur Türkleri bilmem ne rolları kesmeyin, umrunuzda olmadığını tarih defalarca yazdı.Hele hele Müslüman falan demeyin;vallahi bir gün ALLAH çarpar .

ÇİN DESPOTLUĞUNU ABD KULLANIYOR.ÖLEN BUKEZ DE UYGUR TÜRKLERİ

Doğu Türkistan, Sincan Özerk bölgesi, Uygur Türkleri soydaşlarımız. Çin'in Şincan Uygur Özerk Bölgesi'nin başkenti Urumçi’de 25 Haziran 2009 tarihinden itibaren kanlı olaylar yaşanıyor. Çok sayıda Uygur Türkünün hayatını kaybettiği haberleri geliyor. Görüntüler, fotoğraflar internette uçuşuyor. Sabahın erken saatlerinden buyana interneti tarıyorum, TV kanallarında dolaşan haberleri izliyorum. Soydaşlarımız Uygur Türklerinin başına gelen bu kötü olaylar bizi üzmekle birlikte olayları doğru analiz etmek, duygusallığı bir kenara bırakmak zorundayız. Duygusallık ve yanlış yorumlar ileride daha acı neticeler doğuracağı aşikârdır.

Her zaman dediğim gibi soğukkanlı olmalı, olaylara duygusal değil mantığımızla yaklaşmalıyız.

Uygur Türklerinin Çin emperyalizminin pençesinde zulüm gördüğü aşikârdır. Hatta 19 milyon 300 bin civarında olan Sincan Özerk bölgesi Uygur Türklerinin üzerinde arzuları dışında Çin hükümetinin doğum kontrolü uyguladığı, çoğalmalarını engellendiği bilinmekte.

Oysa Çin’in bir yıllık üreme miktarı tüm Uygur Türkleri kadar.

Ayrıca Çin’in bölgeye Han Çinlilerini yerleştirdiği böylece bölgenin çoğunluk halkı durumuna gelmeyi amaçladığı da biliniyor.Ve bunu başarmış durumdalar.

Son durum:

Çinliler:16 890 000 Uygurlar:12 500 000 Huiler: 600 000 Kazaklar:1 100 000 Mançular:90 000 Kırgızlar:150 000 Dongkianglar:40 000 Tacikler:33 000 Tibetliler:5 000 Özbekler:15 000 Davaniler:5 000 Sarı Uygurlar:11 000 Salar :3 000 Tatarlar:5 000 Ruslar:3 000 Boanlar:300

Bütün bu Çin emperyalistmine, zulmüne rağmen olaylara geniş fersfektiften bakmaya çalışalım.

Aklıma ilk gelenleri maddeli yorum:

1-Çin Halk Cumhuriyeti sınırları içerisindeki Uygur özerk bölgesi. Doğu Türkistan olarak da adlandırılıyor.

Güneyde Tibet Özerk Bölgesi,

Güney doğuda Çinghay ve Gansu eyaletleri,

Doğuda Moğolistan,

Kuzeyde Rusya,

Kuzeybatıda Kazakistan ve

Batıda Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan, Pakistan

ve Hindistan kontrolündeki Keşmir bölgesiyle komşudur.

Yani Asya enerji kaynaklarına ulaşmada çok çok önemli stratejik bir konuma sahiptir.

2-Olan olaylar İran seçimlerinden sonra ortaya çıkan olaylarla çok büyük bir benzerlik gösteriyor.

3-Olayların kışkırtıcısı olarak gösterilen Dünya Uygur Kongresi başkanı Rabiya Kader’in ABD’de yaşadığı biliniyor.

4-Radikal İslamcı grupların El Kaide ile ilişkide olduğu ve Uygurların uğradığı Çin zulmünü dünya kamuoyuna duyurmak için birçok silahlı eylemler yaptığı biliniyor. Hatta Pekin Olimpiyatlarında birçok küçük çaplı eylem yaptıkları gözlendi.

Tüm bu saydıklarım sadece şunu gösteriyor:

Doğu Türkistan Çin’in emperyalist baskıcı tutumu, jeopolitik konumu, kozmopolitik yapısı ,Asya enerji kaynaklarına sahip olması ve en önemlisi;ABD’nin karşısına rakip olma potansiyeli olan Çin’in bir parçası olması itibariyle günümüz hakim gücünü rahatsız etmektedir.Dünyanın bir çok bölgesinde ve ekonomide çok görülmemekle birlikte Çin/ABD soğuk savaşı çoktan başladı.Afrika’nın göbeğinde Sudan’ın Dafur’un da petrol çıkarma ihalelerinden tutun,okyanuslar arası petrol nakil hatları sebebiyle ABD ve Çin defalarca sıcak savaşın eşiğine gelmekte olduğu bilinen bir gerçek.Çin mallarına karşı uygulanan karalama politikaları da yine ABD’nin hızla devleşen Çin’e karşı gösterdiği ekonomik savaştan başka bir şey değil.Hatta ABD hükümeti Çin’in küresek krizde elini taşın altına sokması gerektiğini defalarca açıkladı.

Sonuç olarak görülen o ki; Vietman Savaşı sorumlusu ABD eski Savunma Bakanı Robert McNamara’nın hayatını kaybettiği bu gün, çok yakın bir gelecekte ABD/ÇİN savaşına hazır olmamız gerekmektedir.

Ve bana göre ABD bu coğrafyada etnik farklılıkları, verilmemiş hakları kullanarak kışkırtıyor ve ülkeleri zayıflatmak için kullanıyor.

İran’da Azeri Türklerini, Çin’de Uygur Türklerini bu amacı için kullandı. Bu kullanmasına yardımcı olan tutum ise İran ve Çin yönetiminin baskıcı, asimilasyoncu, despot yaklaşımlarıdır. Ama her iki Türk soydaşlarımızın şunu kesinlikle aklından çıkarmaması gerekir.

ABD’nin, AB’nin, İsrail’in ipiyle kazanılacak hak ve özgürlükler çok daha büyük sorunlar, hatta soy kırımlar doğura bilir. Uygur ve Azeri Türkleri haklı mücadelelerini emperyalist çakallardan değil, terör örgütlerinden değil kendi güçlerinden ve mazlum halkların kardeşliğinden almak zorundadır.

Benim yorumum bu şekilde.

Birde bir tesadüfe dikkatinizi çekmek istiyorum.

Tarih:21 Kasım 2008: Tayip Erdoğan Hindistan’da.

Tarih:27 Kasım 2008: Hindistan'ın finans merkezi Mumbai'ye terör saldırısı 327 ölü.

Tarih:25 Haziran 2009: Abdullah Gül Çin’de. Sincan Özerk bölgesine de uğradığı 6 günlük gezi.

Tarih:25 haziran2009 ve devam ediyor, Sincan’da ayaklanma.140 ölü.

Tabiî ki sadece tesadüf.

Ama bizim başkanların ayakları Asya’ya hiçte uğurlu gelmiyor.

Ayrıca:

Tarih: 1 Temmus2009: Peres'den Azerbaycan ve Kazakistan’a ziyaret

Tarih:6 Temmuz 2009:Obama Rusya’da.

Ne oluyor ya.

Ne bu Asya’ya ilgi alaka garip değil mi sizce?

Benden bukardar.Saygılar.

TAYYİP ERDOĞAN HİNDİSTAN’DA

Yeni Delhi- Hindistan Başbakanı Manmohan Singh, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı resmi törenle karşıladı. Başbakan Erdoğanve eşi Emine Erdoğan'a, kendilerine tahsis edilen makam aracıyla törenin yapıldığı Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na gelişlerinde, yöresel kıyafet giymiş atlı askerler eşlik etti. Erdoğan'ı ve eşi Emine Erdoğan'ı burada Hindistan Başbakanı Singh ve eşi karşıladı. İki ülkenin milli marşlarının çalınmasının ardından Başbakan Erdoğan, tören kıtasını selamladı.

Daha sonra, Erdoğan ve Hindistan Başbakanı Singh basına görüntü verdi. Bu arada Erdoğan, bir gazetecinin sorusu üzerineTürkiye'nin Hindistan ile derin tarihi bağlarının bulunduğunu belirterek, ''Hindistanla aramızda herhangi siyasi bir sorun yok. Özellikle son beş yılda siyasi, askeri, ekonomik, ticari, kültürel, bir çok alandaki gelişmeleri bu ziyaretle çok daha üst düzeye tırmandırmanın gayretiiçerisindeyiz'' dedi. Başbakan Erdoğan, ziyareti sırasında terör konusunu da görüşeceklerini ifade etti.

Başbakan Erdoğan, Hindistan Cumhurbaşkanı Pratibha Patil tarafından da kabul edildi. Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda basına kapalı gerçekleşen kabul, yaklaşık 1 saat sürdü.

Tarih:21.Kasım.2008

HİNDİSTAN’DA TERÖR SALDIRISI

Hindistan'ın finans merkezi Mumbai'ye önceki gün teknelerle gelen silahlı kişiler, lüks Tac Mahal ve Trident-Oberoi otelleri, bir restoran, hastaneler ve bir tren istasyonu dahil olmak üzere en az 10 ayrı yerde önlerine gelene otomatik silahlarla ateş edip el bombaları attı: 81'i Hintli 130 kişi öldü, 327 kişi yaralandı. Saldırıların sorumluluğunu Deccan Mücahidin Örgütü üstlendi. Kriz henüz sona ermiş değil. Güvenlik güçlerinin operasyonları sürüyor.

Tarih:27 Kasım 2008

CUMHURBAŞKANI GÜL ÇİN'DE

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Çin’e yaptığı 6 günlük resmi ziyaret çerçevesinde Çin Devlet Başkanı Hu Jintao ile Pekin’de bir araya geldi.

Türkiye’ye Çin yatırımlarını artırmayı hedefleyen ziyaret Gül’ün cumhurbaşkanı seçildikten sonra bu ülkeye yaptığı ilk ziyaret oluyor.

Hu, ziyaretin iki ülkenin ilişkilerini geliştirme fırsatı yaratmasını umduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Gül Türkiye’nin Çin ile olan ticaret açığından endişe duyduğunu belirtti. İki ülke arasındaki 17 milyar dolarlık ticaret hacminin 15 milyar dolarını Çin’den Türkiye’ye yapılan ithalat oluşturuyor. Gül bu dengesizliği gidermek için Çin’in Türkiye’ye daha fazla yatırım yapmasını önerdi.

25 Haziran 2009

ÇİN'DE UYGURLAR AYAKLANDI: 140 ÖLÜ Çin'in Şincan Uygur Özerk Bölgesi'nin başkenti Urumçi karıştı. 'Ayaklanma' olarak tanımlanan olaylarda, 1000 kadar Uygur'un, sokaklarda protesto gösterileri düzenlediği, araçları ateşe verdiği, polisle çatıştığı bildiriliyor. Çin'in Şin-Hua haber ajansı, olaylarda 140 kişinin öldüğünü duyuruyor. Bölgenin kamu güvenliği bürosu tarafından yapılan açıklamada, olaylarda 816 kişinin de yaralandığı bildirildi. Çin'in kuzeybatısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesinin merkezi Urumçi'de, dün akşam saatlerinde meydana gelen olaylarda 3 sivil ile 1 polisin hayatını kaybettiği açıklandı. Resmi Şinhua haber ajansı, yerel yetkililere dayanarak, bazı sivil ve polislerin yaralandığını, çok sayıda motorlu araç ve dükkânın ateşe verildiğini ve hasar gördüğünü, ancak durumun kontrol altına alındığını aktardı. Saldırıya uğrayan Wang Yaming adlı kişi olaylara karışanların bıçak, sopa, taş kullandıklarını, kendisini de bir grup Uygurun kurtardığını söyledi. Zhao soyadlı bir taksi şoförü, dar bir sokakta 20 kadar gencin saldırısına uğradığını, dövüldüğünü, parasının ve cep telefonunun alındığını, arabasının camlarının kırıldığını anlattı. Wang Kunding adlı bir kişi de, getirildiği hastanede akşam saatlerinde 8-9 Uygur tarafından yolunun kesildiğini, hangi etnik gruptan olduğunu sorduklarında "Han" cevabını vermesinden dolayı dövüldüğünü iddia etti. Şinhua'nın haberinde, olayları çıkaran grupların yerel saatle akşam 20.20 civarında Urumçi'nin ana caddelerinde görülmeye başlandığı, yoldan geçen Han milliyetinden kişileri dövdükleri, otobüslere taş ve sopalarla saldırdıkları, bariyerleri devirdikleri belirtildi. Haberde görgü tanıklarının ifadesine dayanılarak, olaya karışanların bölgenin dış ticaret komitesine ait bürosunun yakınlarında bir oteli ateşe verdikleri, en az 30 otobüs ve minibüste hasara yol açtıkları ileri sürüldü. Şinhua muhabirleri, bazı Uygurların, saldırıya uğrayan Han Çinlilerini güvenli yerlere kaçırdıklarını ve gördükleri kişileri olay yerine yaklaşmamaları konusunda uyardıklarını bildirdi. Yerel saatle akşam 22.45'e kadar bölgedeki Geleneksel Çin Tıbbı Hastanesine 37 Han ve Uygur getirildi. Yaralılardan birinin durumunun ciddi olduğu açıklandı. "OLAYLARIN ARKASINDAKİ GÜÇ" Urumçi'de tansiyonun yükselmesinin nedeni, Şao-Guan Eyaleti'nde, 25 Haziran'da bir fabrikada, Uygurlarla, Han kökenli Çinliler arasında çıkan kavga. Kavgada 2 Uygur kökenli işçinin öldüğü bildiriliyor. Uygurlar, olayla ilgili soruşturma isteyerek Urumçi sokaklarına çıktı. Göstericiler dağılmayı reddedince, polisle karşı karşıya geldiler. Yerel hükümet tarafından yapılan açıklamada, ilk araştırmalara göre olayların, başında Rabiya Kader'in başında bulunduğu Dünya Uygur Kongresi tarafından kışkırtıldığı öne sürüldü. Eski bir iş kadını olan Rabiya Kader, ulusal güvenliği zedelediği gerekçesiyle 1999'da tutuklanmış ve 17 Mart 2005'te kefaletle serbest bırakılarak tedavi olmak için ABD'ye girmişti. Yerel hükümet tarafından bu sabah yapılan açıklamada, "olayın yurt dışındaki unsurlar tarafından kışkırtılan ve yurt içinde organize edilen, planlı ve örgütlü bir şiddet suçu olduğuna dair bulgular bulunduğu" ifade edildi. Açıklamada, Dünya Uygur Kongresi'nin destekçilerini bir süredir internet yoluyla "daha cesur olmaya ve daha büyük işler yapmaya" kışkırttığı iddia edildi. Urumçi'de gece bazı caddeler trafiğe kapatılırken, kaç kişinin gözaltına alındığına ilişkin henüz bir açıklama yapılmadı. Bölgenin başkanı Nur Bekri, sabah yaptığı televizyon konuşmasında, terörizm, ayrılıkçılık ve aşırıcılık olmak üzere üç gücün, 26 Haziranda Guangdong eyaletindeki bir oyuncak fabrikasında Uygur ve Han işçiler arasında meydana gelen iki Uygurun öldüğü kavgayı kaos yaratmak için kullandığını söyledi. Nur Bekri, ölen Uygurların cenazelerinin Sincan'a gönderildiğini belirterek, Sincan ve Guangdong polisinin ortak araştırma yürüttüğünü kaydetti. Söz konusu kavganın, Han milliyetinden bir kadın işçinin bir Uygur işçi tarafından cinsel tacize uğramasından dolayı çıktığı iddia edilmişti. Resmi rakamlara göre, nüfusu 21 milyonu geçen Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde 10 milyon 960 bin Uygur, Moğol ve Hui milliyetlerine mensup vatandaşlar yaşıyor.

25 Haziran 2009

6 Temmuz 2009 Pazartesi


93 sene yaşamayı haketmiyordun.Ama hayat herzaman adil değil.Bazılarına torpil geçiyor.Ölünün arkasından bizim kültürümüzde konuşulmaz ama sen öyle bir adamsınki kendimi zor tutuyorum.sana sadece "Allah rahmet eylesin" demiyorum.10 yaşını görememiş,hatta doğamamış nice yavrucağıza ayıp olur.Seni zebanilerin kucağına giderken dünyaya,insanlığa yaptıklarının işareti olarak cebine şu resimleri koymak isterdim.


Robert McNamara öldü

Soğuk Savaş döneminde ABD'nin nükleer politikasının temellerini atan, Vietman Savaşı sorumlusu ABD eski Savunma Bakanı Robert McNamara öldü.

9 Haziran 1916'da doğan McNamara, ABD'nin 8. Savunma Bakanı oldu. McNamara 1961'den 1968 yılına kadar Vietnam Savaşı sorumlusu olarak görev aldı.
Amerika’nın eski savunma bakanlarından Robert McNamara 93 yaşında Washington’da öldü. McNamara, Vietnam Savaşı’nın mimarı olarak biliniyordu. 1961 yılında Kennedy yönetiminde savunma bakanlığına getirilen Robert McNamara, bu görevine Kennedy öldükten sonra, Lyndon Johnson döneminde de devam etti. McNamara’nın Vietnam’da Komünizm’in yayılmasını önleme yönündeki başarısız çabaları, savaşın da “McNamara’nın Savaşı” diye adlandırılmasına yol açmıştı. Robert McNamara, sonraki yıllarda savaştaki hatalarını da kabul etti. McNamara, Kuzey Vietnam’ın geniş çaplı bombardımanının bir işe yaramayacağını bilmesine rağmen bu operasyonları durdurmak için bir girişimde bulunmadı. Robert McNamara savunma bakanlığı dışında, Ford şirketi ve Dünya Bankası’nın başkanlıklarında bulundu.

VİETNAM SAVAŞI

Bu savaşın sebebi Amerika’nın Asya bölgesinde giderek yayılmakta olan komünist rejimden korkmasıydı. Vietnam savaşı alenen ve 1965’te başlayıp 1973 yılı başlarına kadar 8 yıl devam eden, Amerika’nın kuzey Vietnam’la mücadelesi, Amerikan tarihi bakımından olduğu kadar, savaş sonrası milletler arası münasebetlerin gelişmesi açısından da son derece önemli bir hadise teşkil eder. Vietnam savaşı bir süper ülkeni, 17 milyonluk küçücük bir ülkede bataklığa nasıl saplandığının da hikayesidir. Bu aynı zamanda ağır tabiat şartlarından da iyi yararlanan bir gerilla taktiğinin, en mükemmel konvansiyonel silahlar karşısındaki zaferinin de bir ifadesidir. 1861-1865’den beri yani son yüzyıl içerisinde ilk defa amerikan halkı, manasız ve amansız bulduğu bu savaş dolayısıyla federal hükümete karşı başkaldırmıştır. Amerika’nın Vietnam’a bulaşması birdenbire değil, yavaş yavaş gelişen bir politikanın neticesi olarak ortaya çıkmıştır. 1954 Temmuz’unda yapılan Cenevre anlaşmaları ile Laos, Kamboçya, Kuzey ve Güney Vietnam Bağımsız Devletler olmuşlardır. Yalnız Kuzey Vietnam’da Ho Chi Mink liderliğinde bir komünist rejim bulunuyordu. Bu rejimin daha kuzeyinde ise Çin gibi bir komünist dev vardır. Onun da kuzeyinde Sovyet Rusya gibi bir komünist süper devlet bulunuyordu. Meseleye bu açıdan bakınca, Kuzey Vietnam Asya’daki büyük komünist bloğun bir ileri ucu, bir ileri karakolu idi. Bu hali ile de bütün Hindiçini kıtası için muhtemel bir tehdit ve tehlike idi. Bu sebeple Amerika 1954’den sonra Vietnam’da ve genel olarak Hindiçini’de Fransa’nın yerine geçti ve Asya komünist bloğu ile antikomünist Güneydoğu Asya arasında tampon teşkil eden Güney Vietnam ile yakından ilgilenmeye başladı. Güney Vietnam’da 23 Ekim 1955’de yapılan bir referandumda imparator Bao Dai düşürüldü ve yerine Algo Diem geçti. Koyu bir komünist aleyhtarı olan yeni imparatoru Amerika hemen 26 Ekim’de tanıdı ve imparator da ilk günden Amerika’ya dayanma yoluna gitti. 8-10 Mayıs 1957 yılında imparator Amerika’yı ziyaret ederek, yayınlanan demeçte komünizmin yıkıcı faaliyetlerinin gittikçe artmakta olduğuna dikkat çekildi. Diğer taraftan 1954 Cenevre anlaşmalarına göre 1956 yılında yapılacak seçimler ile Kuzey ve Güney Vietnam birleştirilecekti. O zamanki düşünceye göre eğer 1956 yılında seçimler yapılırsa Güney Vietnam’da da Ho Chi Mink seçimleri kazanabilirdi. Bunu bildiği için Güney Vietnam İmparatoru Diem seçimlere yanaşmadı. Amerika’da Diem’i destekledi. Ho Chi Mink 1957 yılına kadar bekledi fakat Diem’in seçime yanaşmadığını görünce, Diem hükümetini devirmek için Güney Vietnam’daki Viet Kong vasıtası ile yoğun terörist faaliyetlerine ve gerilla mücadelelerine girişti. Viet Kong’un Güney Vietnam’da yarattığı huzursuzluk o derece ciddi bir hal aldı ki, Başkan Eisenhower 4 Nisan 1959’da yaptığı bir konuşmada 12 milyon nüfuslu Güney Vietnam’ın komünist kontrolü altına girmesinin 150 milyonluk bir bölgeyi tehlikeye sokacağını, Amerika için ve hürriyet için yıkıcı bir gelişmeyi başlatacağını, bundan dolayı Amerika’nın kendi menfaatleri ve güvenliği için Güney Vietnam’a ekonomik ve askeri yardım yapması gerektiğini söylüyordu. Amerika’nın Kuzey Vietnam’a bulaşması böyle başladı. Başkan Eisenhower 1960 Kasım’ında görevden alında ve Kennedy başkanlık seçimlerini kazandı. Bu sırada Amerika’nın Güney Vietnam’da 1000 askeri danışmanı bulunuyordu. Amerika’nın yeni başkanı Kennedy 20 Ocak 1961’de görevine resmen başladığı zaman Viet Kong’un faaliyetleri ile Güney Vietnam’da durum daha da kötüleşmişti. Bu sebeple Kennedy Başkan Yardımcısı Johnson’u, durumu yerinde incelemek üzere Güney Vietnam’a gönderdi. Kennedy iki baskı arasında kalmıştır. Askerlere göre Güney Vietnam’a Amerikan askeri gönderilmeliydi. Dışişleri Bakanlığı ise bu fikrin tehlikeli olabileceğini düşünüyordu. Çelişkide kalan Kennedy danışma sayısını arttırdı. 1963 Kasım’ında bir suikaste kurban gittiğinde danışman sayısı 17.000’i bulmuştu. Fakat bu meseleye çare olmadı. Öte yandan Güney Vietnam’da Diem’in diktatörlüğü her geçen gün çekilmez hale gelmişti. Diem 1963 yılında iktidardan düşürüldü ve yerine General Von Mink başkanlığında bir askeri konsey geçti. Kennedy’nin öldürülmesinden sonra ise Anayasa gereği yerine Başkan Yardımcısı Johnson geçti. Johnson ile birlikte Amerika fiilen savaşa bulaştı. 2 Ağustos 1964 günü Tonkin Körfezinde Amerikan donanması Kuzey Vietnam gemilerinin saldırısına uğradı. Amerikan donanması saldırıları püskürtmekle ve iki Vietmink gemisini batırmakla hukuken Vietmink Amerika’ya saldırıda bulunmuş oldu. Böylece başkan Johnson Kongreye gönderdiği mesajla bu saldırılara karşı koymakta, asker çıkarmak dahil bütün yetkilerin Başkan’a verilmesini istedi. 10 Ağustos’ta ise başkana bu yetki verildi. Amerika’nın bu kararlılığı Vietmink’in cesaretini kırmak yerine güneydeki faaliyetlerini daha da arttırdı. 1965 Şubat’ından itibaren Kuzey Vietnam’ı bombalamaya başladılar. Özellikle askeri hedefler bombardıman ediliyordu. Çünkü gerillaların gücünü kaynağından yok etmek istiyorlardı. Bu hareket 3 yıl sürecektir. Fakat istenen netice alınamadı. Ho Chi Mink Amerika’nın havadan yaptığı saldırılara karada kendi baskısını artırarak cevap verdi. Böylece güneye daha çok girildi. 1965 Mayıs’ında Güney Vietnam’a 80.000 asker gönderildi. Vietnam’a asker gönderilmesi Amerika’nın kendi içinde büyük çalkantıya sebep oldu. Amerikan askerleri ölmeye başlayınca kamuoyunda tepkiler artmaya başladı. Amerika Güneydoğu Asya ile Pasifik’i kendi milli menfaatlerinin ve güvenliğinin hayati bölgesi olarak kabul ediyordu. Kuzey Vietnam’a da Çin açısından bakıyor ve Çin’in bir uzantısı olarak görüyordu. Vietnam’ın yüzlerce yıl Çin hakimiyeti altında yaşamış olmasını ayrıca Çin Vietnam’a hakim olduğu takdirde bölgede yaşayan geniş Çin azınlıklarını da harekete geçirebileceğini de unutamazdı. Bununla birlikte Başkan John bir yandan savaşta tırmanmaya giderken bir yandan da barış teşebbüslerini eksik etmiyordu. 1965 Mayıs’ında Paris’te Vietnam ve Amerika arasında barış görüşmeleri başladı. Daha sonra 31 Ekim 1965 tarihinde bombardıman durduruldu. Bu arada Amerika’ya yeni bir Başkan seçildi. Nixon seçimleri kazanınca Dışişleri Bakanı ile Vietnam politikasına yeni bir şekil verdiler. Böylece Amerika askerini yavaş yavaş geri çekerken bir yandan Kuzey Vietnam’ı bombalamayı daha da arttırdı. Sebep Kuzey Vietnam’ı barışa zorlamaktı.Nixon Amerika’yı Vietnam bataklığından çıkarmayı amaçlıyordu. Böylece Pasifik bölgesine yaptığı bir gezide bundan sonra Amerika’yı Vietnam örneği bir savaşa sürüklemeyeceklerini ilan etti. Müttefiklerine Amerikan askeriyle değil ekonomik ve askeri yardımla destek olacaklarını belirtti. Bu da Eisonhower Doktirininin tam tersiydi. Çünkü Eisonhower asker yardımı yanlısıydı. Ancak 1972 yılında Çin ve Amerika münasebetlerinin olumlu yönde değişmesi Ho Chi Mink’i endişelendirdi. Yalnız kalmak düşüncesi, Amerika saldırısının sonucunda Vietnam’da oluşan tahribatla birlikte savaş sona erdi. Amerika’ya 55.000 askerin ölümüne mal olan Vietnam barışı 27 ocak 1973’te Paris’te imzalandı. Bu barış sonunda Kuzey ve Güney Vietnam halkının kaderini kendisinin belirlemesi ve istediği siyasi rejime kendisinin karar vermesine müdahale edilmeyecekti. Ayrıca Kuzey Vietnam’ın savaş sonunda uğradığı tahribatı düzeltmek için Amerika’nın yardım etmesine karar verildi. Fakat bu barış 22 ay devam etti. Bu süre sonunda Güney Vietnam komünistlerin eline geçti. Amerika Güney Vietnam’a yardımlarını azaltmıştı. Bu şartlardan yararlanan Kuzey Vietnam en son 30 Nisan 1975’te başkent Saygon’u ele geçirerek, 30 yıllık bir mücadeleden sonra Vietnam’ın bütününün komünist rejimin altına girmesine sebep oldu.

DÜNYA SİLAH TİCARETİNİN %30 YAHUDİLERİN ELİNDE/%10 SA İSRAİL'Lİ:ABRAHAM BURG

Bu yazıyı çok dikkatli okuyun.

Biz söylersek anlaşılmıyor. İsrail’i İsrail’in en yüksek mertebelerine gelmiş, içinde insanlık onuru olan ferdinden okuyun.

Belki o zaman coğrafyamızda ve ülkemizde olan biteni anlamanız kolaylaşır.

Unutmayın:

Emperyalizm=Siyonizm

Emperyalizmin coğrafyamız ayağı İSRAİL’dir.

Türkiye’de at koşturan,kargaşa çıkaran,halkı ayrıştıran,terörü destekleyen,faili meçhul cinayetler işleyen ve işleten,entrikalar ve ayak oyunlarıyla kendine yakın kişileri iktidar yapan ve ülkemizi iliklerine kadar sömüren mossad-cia dır.

Ama bu kan emicilerin yaptıklarından rahatsız olan gerçek evrensel entelektüel aydınları da var. İşte ABRAHAM BURG böyle biri.

Bizim aydın geçinen satılık zibidiler kendi ülkelerine ihanet ederken emperyalizmden nemalanıyor. Gerçek aydınlar ise emperyalist katiller kendi ülkeleri, soydaşları olmasına rağmen savaş açabiliyor. Aydın olmak budur işte.

ABRAHAM BURG: İSRAİL BİR ŞEYTANDIR!

Knesset’in eski başkanı Abraham Burg, Tel Aviv’de düzenlenen bir konferansta yaptığı konuşmasında İsrail’i ırkçı ve faşist uygulamaları nedeniyle şeytana benzetti.

Hamza Muhammed / TİMETURK Knesset’in eski başkanı Abraham Burg, Dün İsrail Sikui Kurumunun “Kaygılar Konumlar ve Çatışmaya Etkisi” ismiyle düzenlediği konferansta yaptığı konuşmasında İsrail’i ırkçı ve faşist uygulamaları nedeniyle şeytana benzetti. İsrail’in yargı organı Knesset’in eski başkanı ve Hitler’i Yenmek isimli; İsrail’de büyük eleştirilere yol açan kitabın yazarı Abraham Burg, İsrail’i ırkçılık ve faşizmle suçladı. Burg, İsrail’in kendisinden başkalarına gösterdiği tavrını da İsrail topluluğu anısına ve kendilerine verdikleri söze ihanet olarak değerlendirdi. Galilee Şehri’ndeki Misgav’daki konuşması esnasında Burg İsrail’in Yahudi meselesini çözmeye kalktığını ancak hala geçmişe takılıp kaldığını, diğerleriyle ilişkilerini İsraillilerin çevrelerinden korkuları üzerine ve sanki 19. yüzyılda Avrupa’da yaşıyormuşçasına kurduğunu açıkladı. İçişleri bakanlığı, Knesset başkanlığı gibi prestijli konumlarda görev yapmış olan Burg, İsrail’in Yahudilerin topraksız halk olduğu ve halkı olmayan toprak istediği görüşü üzerine yaşadığını ifade etti. TARİHİ KAYGILAR Burg, Benyamin Netanyahu’nun sonunda kendisinden öncekiler; Ariel Şaron, Ehut Olmert ve İshak Rabin gibi bahsedilen stratejide bir hatayı teşhis ettiğine işaret ettikten sonra şöyle devam etti; “Siyonistler Filistin’in bir seçenek olduğuna inandı ve Yahudilerin büyük kısmı Avrupa’dan Amerika’ya göç etti. Sonra da ülke Yahudiler için kaygılarını dile getirdikleri ve sığındıkları bir yer haline geldi. Gerçeğini de özünü de değiştirmedi”. Burg, İsrailli politikaların tarihi ve güncel kaygılardan kaynaklandığını, İsrail’in felaket (Nekbe) karşılığında felaket şoklar yarışmasının öncülüğünü yaptığını vurgulayarak bunun da eski hükümet başkanı Menachem Begin’e kabaca Beyrut’u bombalaması hakkında sorulduğunda “kendimi Hitler’in hendeğini bombalar gibi hissediyorum” dediğini hatırlattı. Burg, Oslo Anlaşmasının başta halkın çoğunluğunun desteklemesine karşın çatışma gayrimenkul çatışması olmadığı halde müzakerelere gayrimenkul anlaşması gibi bakılması ve bunun gibi başka nedenlerle başarısız kaldığını belirtti. Ardından da şöyle dedi; “gerek zorla gerek gönüllü olsun müzakerelerin bir sonraki turunun her iki tarafın da şoklarıyla, kaygılarıyla ve haklı acılarıyla diğer tarafı tanıyarak başlaması gerekir”. Burg, orada bazılarından Siyonizm’in sorumlu tutulduğu Filistinli gerçek acıların varlığına ve bu acıların inkar edilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Burg şöyle dedi; “Siyasi ihtiyaçlar için Yahudi şokunun kullanıldığı bir ülkede yaşamak gayem değil. Bugünkü İsrail siyasetleri Yahudi topluluğu anısına ve başkalarına kendilerine davranıldığı gibi davranmayacaklarına dair verdikleri söze ihanettir”. IRKÇI VE FAŞİST Abraham Burg, İsrail’in tüm vatandaşlarının devleti olması gerektiğine, Yahudi karakterinin demokrasi sıfatını yıkmasının akıl dışı bir durum olduğuna işaret etti. Burg şöyle devam etti; “ırkçılık, faşizm ve radikal milliyetçilik İsrail’i egemenliği altına almış durumdadır ve demokrasi sıfatını inkar etmektedir. Bu nedenle şokun tekelleştirilmesinin önüne geçilmesi gerekmektedir ve felaketin sadece Yahudilerin değil aksine ister İsrail’de ister Darfur’da olsun diğerlerinin de başına gelmemesi için çalışmalıyız”. Burg kendisini İsrail’in şeytanlığıyla suçlayanlara da; “şeytan, ülkenin içinde ırkçılık, ayrımcılık ve faşistlik yapmaya çalışmaktadır. Kirli çamaşırlarımızı ortaya sermemizde bir sorun yok. Bunu yapmazsak yıkama tamamlanmaz ve kirlilik durumu ile pis kokuya maruz kalırız”. Burg ayrıca “otur ve hiçbir şey yapma” ideolojisinin yayılması gölgesinde İsrailli yalan sanatının parladığını, her şeyin güzel ve parlak olduğu iddialarının hakikatin görünmesini engelleyemeyeceğini bu hakikatin de dünyadaki silah tüccarlarının %30’unun Yahudi, bunların %10’unun da İsrailli olduğunu söyledi. Avraham Burg, bunun sözü edilen şeytanın işi olduğuna işaret ederek; “orada iyi şeyler de kötü de şeyler var” dedi. KÜSTAHLIK İsrailli pilotların seneler önce F-16 uçaklarıyla Auschwitz Nazi Toplama kampının kalıntıları üzerinde uçuşlar yapmasının kibirlilik ve İsrail küstahlığından başka bir şey olmadığını söyledi. Bu küstahlığın kendilerini Lübnan ve Gazze’ye boyun eğdirme girişiminde kendilerine başarısızlık getirdiğine dikkat çeken Burg; “hiçbir uçak güven, saygı kazanılmasını ve başkalarının tanınmasını sağlayamaz” dedi. Avraham Burg 2007 yılında yayınlanan “Hitler’i Yenmek” isimli kitabı nedeniyle geniş çaplı İsrailli eleştirilere maruz kalmaktadır. Burg kitabında şöyle demişti; “Yahudilerden bir kısmının kurtulması felaketin gördüğü mucizede saklı değil. Aksine diğer taraftan insani çevreler onların ve insanlığın onurunun kurtulmasında ortak oldu. Acaba bizim de Nablus’ta ya da Sahnin’deki Filistinlilerle ilişkimizde böyle çevreler var mı?”.