10 Ağustos 2010 Salı

Erdoğan'la Büyükanıt Dolmabahçe'de neler konuştunuz?



Rıza Zelyut/güneş 10.08.2010



Başbakan Erdoğan, 2007 yılı mayıs başında dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ile Dolmabahçe Sarayı'nda yaptığı o çok özel görüşmeyi yorumlarken, “Ben bu görüşmede konuşulanları mezara götüreceğim. Ama Sayın Büyükanıt konuşursa ben de konuşurum.' diyor.
İşte bu ifade gösteriyor ki Dolmabahçe Sarayı'nda Başbakan Erdoğan, Yaşar Büyükanıt'ı sıkıştırmış; teslim almıştır. Konuşulan konular ise Başbakan Erdoğan'ı değil Yaşar Büyükanıt'ı zora sokacak konular olmalıdır. Çünkü Başbakan Erdoğan, “O konuşursa ben de konuşurum! diyerek Büyükanıt'ı tam iki kez tehdit etmiştir.
Bu sürecin öncesinde 4 Temmuz 2003'te Irak'ın Süleymaniye kentinde resmi görevle bulunan Türk askeri birliğini, ABD askerinin basıp birliktekilerin başına çuval geçirmesi bulunuyor. Başbakan Erdoğan; bu rezaleti kınamak için ABD'ye nota verilmesini isteyen yurtsever kesime, “Ne notası müzik notası mı?' diye karşı çıkmıştı. Peşinden, Van Cumhuriyet Başsavcısı Ferhat Sarıkaya askeri çeteci gibi gösteren bir soruşturma başlattı. Bu soruşturmada dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı olan Yaşar Büyükanıt'ın adı da şüpheliler arasında geçiyordu.
2007'ye gelindiğinde Yaşar Büyükanıt genelkurmay başkanı olmuştu. Sırada cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimler vardı. İşte bu iki seçimi de AKPnin alması için Amerikan tarafı bir plan yaptı ve Yaşar Büyükanıt bunu uygulamakla görevlendirildi. Bunun için sol gösterip sağ vurmak diye açıklayabileceğimiz bir yöntem uygulandı. Bu süreçte Yaşar Büyükanıt, AKPye çatacak; AKP de Türk ordusuna kafa tutacak; böylece ordunun itibarı kırılırken AKPnin de demokrasi kahramanı gibi gösterilmesi sağlanacaktı. İşte 27 Nisan gecesi hükümete karşı verilen elektronik muhtıra, bu amaçla, bizzat Yaşar Büyükanıt tarafından devreye sokuldu. Hükümet de genelkurmaya posta attı. Plan gereği Yaşar Büyükanıt sustu. İşin içyüzünü bilmeyen halkın gözünde AKP hükümeti büyük prestij kazandı.
NELER KONUŞULDU
Erdoğan ile Büyükanıt'ın Dolmabahçe'deki konuşmalarının devlet sırrı olmadığını; konuşmanın kayıt altına alınmayışı da gösteriyor. Sonraki gelişmelere bakarak bu görüşmede şöyle bir konuşma olduğunu tahmin edebiliriz:
Başbakan Erdoğan: “Sayın Büyükanıt; bana dışarıdan gelen bilgilere göre partimizin bu seçimde de iktidar olması için ABD tarafına söz vermişsiniz. O bildiriyi yazmanız ve bizim tepki göstermemiz karşısında susmanız da böyle olduğunu ispat ediyor. Size teşekkür ediyorum. Bu süreci el birliği ile devam ettireceğiz değil mi?'
Büyükanıt: “Sayın başbakanım; elimden geleni yapıyorum, yapacağım ama çok zor durumdayım. Ordunun alt kademelerini iknada zorlanıyorum.'
Erdoğan: “Bakın; size çok önemli bir sır vereyim: O zaman sizi sevdiğimi takdir edersiniz. Biz, yakında çok büyük bir operasyon başlatıyoruz. Adı Ergenekon operasyonu olacak. O dediklerinizin kolunu kanadını kıracağız. Sizin adınız bile o listede bulunuyor.'
Büyükanıt: “Ne, ne, ne? Sayın başbakanım, rica ederim, ben ne yapmışım?”
Erdoğan: “Ne yaptığınızı Van Savcısı Ferhat Sarıkaya iki sene önce yazdı. O size bir işaretti. O savcıyı durdurduk. Fakat çok yakında gelecek bu savcıyı kimse durduramayacak. Çünkü Avrupa da böyle istiyor, Amerika da.'
Büyükanıt: “Ama ben o işten beraat etmiş sayılırım.'
Erdoğan: (Yanındaki çantadan birkaç sayfalık belge çıkartıp ileri sürer): “Paşa, paşa! Paşa paşa kendine gel. İş o kadarcık da değil. Seninle ünlü bir müteahhitin arasındaki para ilişkilerine ne diyeceksin? İşte şunlara bir göz at... Burada saygıdeğer hanımefendinin hesap kitabına hiç girmiyorum.' 
Büyükanıt: “Ha... Hııı! Ta... Ta... Tamam Sayın aBaşbakanım, ben eskiden beri, ordunun sivil iradeye bağlı olması gerektiğine inanmışımdır. O çıkışlarım, sizin de bildiğiniz üzere; emin olun ki sizin güç kazanmanız içindi. “
Erdoğan: “Ha şöyle! Bundan sonra hükümeti eleştirmenizi istemiyorum. Hatta muhalefete çatacaksınız. Bir fırsatını bulur, konuşursunuz; CHPye MHPye vurursunuz. Tamam mı?'
Büyükanıt: “Baş üstüne komutanım; pardon başbakanım!'
Başbakan Erdoğan: “Doğru karar. Böylece, hem bizden hem ABDden destek göreceksiniz. Şimdi size düşen; emekli olacağınız zaman; bu politikaya uyacak birisini genelkurmay başkanı olarak hazırlamaktır.'
Büyükanıt: “Merak etmeyin sayın başbakanım. Başka emirleriniz olursa da beklerim, efendim.'
Yukarıdaki konuşmalar size şaka gibi gelse bile, Türkiyenin son 10 yılının bu görüşlerle şekillendiğini biraz aklı olan hemen herkes kabul edecektir.

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
YORUMSUZ


TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KURAN TÜRKİYE HALKLARINA  TÜRK MİLLETİ DENİR.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
&
ABD'de bir dergide çıkan eyaletlerimiz.

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

9 Ağustos 2010 Pazartesi

PALTALK MİLLİ BİRLİK ODASINA GİREMEYEN ARKADAŞLARA İŞİN
ÖZET (RESİMLİ) ANLATIM

PALTALK PROGRAMINI AŞAĞIDAKİ LİNKTEN İNDİRİNİZ VE KURUNUZ



MASA ÜSTÜNÜZE  1.RESİMDEKİ İKON ÇIKACAKTIR.
TIKLAYIN VE AÇIN
İKİNCİ ŞEKİL ÇIKACAK
ORADA KIRMIZI ÇERÇEVE İÇERİSİNE ALDIĞIM
MAVİ YAZI
New user? Get a Nickname 
TIKLAYINIZ.


ARTIK SIRA MİLLİ BİRLİK HAREKETİ SALONUNU BULMAYA GELDİ.
AŞAĞIDAKİ RESİMDE OKLARI SIRASIYLA TAKİP EDİN.


TEBRİKLER 
ARTIK MİLLİ BİRLİK HAREKETİNİN PALTALK TAKİ ODASINDASINIZ.

8 Ağustos 2010 Pazar

MİT Başkanı İsrail'in 'Kara Kutu' Testini Geçer mi?

İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak'ın güya konuşmalarının kaydedildiğinden habersiz olduğu bir ortamda, İşçi Partisi'nin bir toplantısı sırasında MİT Başkanı Fidan hakkında söylediklerini duydunuz.

Daha doğrusu duyuruldunuz.

Barak yeni MİT Başkanı'nın
"İran yanlısı" olduğundan şikayet ediyor ve MİT'in elindeki İsrail sırlarından bazılarının İran'la paylaşılabileceği kaygısından sözediyor.

Fidan'ın
"İran yanlısı" sıfatını hakedecek bir özelliği mevcut değil. Keza; eğer paylaşılan sırların başka ellere geçmesi konusunda kaygı duyması gereken taraf varsa, bu taraf her türlü beşeri ve teknolojik altyapısını İsrail'e açmış olan Türkiye'dir; İsrail değil. Dolayısı ile Barak'la ilgili bu sıradışı haberi olduğu hali ile değerlendirmenin bir manası yok.

Barak'ın ağzından basına sızdırılan bu sözler, İsrail'in  MİT'e karşı bir
kara kutu(black box) testinden başka bir şey değildir.

Nedir kara kutu testleri?

Şöyle açıklayalım...

Elinizde içindeki su yolları kayanın yüzeyindeki deliklere bağlanan bir kaya parçası olduğunu ve bu kayanın içini görüntüleyecek bir cihazınızın olmadığını varsayın.

Bu kayanın içindeki su yollarının kayanın yüzeyindeki deliklerle bağlantısını nasıl haritalandırırsınız?

Zor değil....

Her bir delikten ayrı renkte su akıtıp, hangi delikten bu suyun dışarı çıktığına bakarsınız. Bu şekilde kayanın içindeki su yollarına dair elinizde kaba bir harita oluşur. Başlangıç için hiç yoktan iyidir.

Sistem analizlerinde de ; kapalı kutu olan yapılara rastgele girdiler verilip, çıktıları incelenir ve ona göre kapalı kutunun içindeki mekanizma deşifre edilmeye çalışılır.

Barak'ın sözleri üzerinden kamuoyuna salınan haber ; eğer bir çifte perdeleme hamlesi değilse
(Örnek : Aslında Fidan İsrail'e yakındır fakat İsrail karşı duruş sergileyerek, kendisine yakın olan ismin rakipleri nezdinde hareket alanını genişletir) ; bu anlamda bir kara kutu denemesidir.

İsrail'in bu haber üzerine, suyun nereden nereye akacağını tespit edecek mekanizmaları mevcuttur.
Bu haber üzerine MİT'in iç bürokrasisinde yaşanacak hareketlenmeler ve karşı hamleler ; İsrail'e MİT'in yeni dönemdeki hareket tarzı ile ilgili değerli ipuçları verecektir.
Hatta bazılarının; İsrail'le bu soğukluğu gidermek için karşı hamleler yaptığı; "İran yanlısı" olmadıklarını kanıtlamaya çalıştıkları bile görülebilir.

Halbuki bu gibi hamleler karşısında kara kutunun yapması gereken tek bir şey vardır.
Hareketsiz kalmak.
İçine akıtılan suyu hiç bir yere yönlendirmemek, girdiye hiç bir çıktı vermemek.

Başarılı bir "kara kutu" ; kendisini test eden tarafı çözen kara kutudur. Bir noktada test eden, kara kutuya beslediği girdilerle kendi iç mekanizmalarını deşifre etmeye başlar.

Test eden; test edilene dönüşür.

MİT Başkanı Fidan'ın bu "kara kutu" testine nasıl karşılık vereceği; teorik alanda donanımlı bu ismin pratiğini de ortaya koyacak aynı zamanda.

Bekleyip, göreceğiz.
Açık İstihbarat


HABER:
İsrail ile Türkiye arasında yeni MİT Müsteşarı Hakan Fidan nedeniyle patlak veren kriz, Türk Dışişleri'nin İsrail'in Ankara Büyükelçisi Gaby Levy'i ikinci kez sert bir tonda uyarmasına neden oldu. 

İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak'ın bir toplantı sırasında sarf ettiği “İran destekçisi bir adam Türkiye Mossadı'nın başına atandı” yolundaki sözlerini daha sonra savunması, Ankara'yı kızdırdı. 

Deutsche Welle'nin konuyla ilgili sorularına cevap veren bir Dışişleri Bakanlığı görevlisi, İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak'ın sözlerinin ilk kez medyaya yansıması üzerine İsrail'in Ankara Büyükelçisi Gaby Levy'nin Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldığını söyledi. Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Halit Çevik, Levy'e, “Türkiye'nin Ehud Barak'ın MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile ilgili sözleri nedeniyle duyduğu rahatsızlığı” iletti. 

İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak'ın önceki gün İsrail radyosunda yayınlanan söyleşisinde Hakan Fidan ile ilgili açıklamalarını savunması Ankara'nın tepkisini daha da artırdı. 

Olağan dışı sert bir üslup 

Eleştirilerinde "haklı" olduklarını belirten Barak, “Fidan'la ilgili yaptığım eleştirilerin arkasındayım. Bizim haklılığımız, eleştirilerimizin doğru olmasından kaynaklanıyor" diyerek sözünün arkasında durduğunu vurgulamıştı. 

Türkiye'nin İsrail'e tepkisi, bu kez Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Feridun Sinirlioğlu tarafından İsrail'in Ankara Büyükelçisi Gaby Levy'e iletildi. Deutsche Welle muhabirine görüşmeyi doğrulayan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Levy'i telefonla arayan Sinirlioğlu'nun “diplomatik kurallara göre son derece sert bir üslup kullandığını” bildirdi. 

Hakan Fidan kimdir? 

Emre Taner'in ardından MİT Müsteşarlığı'na getirilen, Sönmez Köksal'dan sonra dışardan teşkilatın başına gelen ikinci isim olan 42 yaşındaki Hakan Fidan, Türk Silahlı Kuvvetleri'nde astsubay olarak görev yaptı. 15 yıllık hizmet süresini 2001'de doldurdu. Bu sırada uluslar arası görevlerde bulundu. Almanya'nın Rheindahlen kentinde bulunan NATO Acil Müdahale Gücü (ARRC) karargâhında Türkiye'yi temsil etti. 

Mayıs ayında MİT Müsteşarlığına getirilen Hakan Fidan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanlığını yaptı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nda (IAEA) Türkiye'yi temsil eden Fidan, İran'ın nükleer programı ile ilgili sorunlara diplomasi yoluyla çözüm bulunması için İran, Türkiye ve Brezilya arasında yapılan üçlü görüşmelerde de hazır bulunmuştu. 

 Liderlerin Çocuklarını Hedefleyen İsrail Liderlerin Çocuklarını Hedefleyen İsrail
Bir devletin terör devleti sıfatını haketmesi kolay değildir. Sadece adam öldürmesi veya tarihinde, her ülkenin tarihinde var olabilecek katliamlar olması yetmez.

Terör devleti sıfatını ideolojik aygıtları açıkca terörü destekleyen ve meşrulaştıran devletler hakeder.

İsrail bu yüzden sadece despot, anti-demokratik , vs. bir devlet değil, hücrelerine kadar bir terör devletidir.

İdeolojik aygıtları açıkca terörü, hem de en aşağılık formu ile meşrulaştırır.

İşte bunlardan biri.

İsrail'in en çok satan kitapları arasında yeralan ve Netanyahu hükümetinin arka planındaki teologlar olarak tanımlanan haham Yitzhak Shapira ve haham  Yosef Elitzur tarafından kaleme alınan;

"The King's Torah" (Kralın Torah'ı)

başlıklı 230 sayfalık kitap.

Yahudiliğin; Yahudi olmayanları "gentile" sıfatı ile ötekileştiren , aşağılayan ve katli vaciptir statüsüne sokan bildik teolojisini bu hahamlar yorumları ile daha da derinleştiriyor.

İsrail'in en çok satan bu dini kitabına göre aşağıdaki şartlar gerçekse Yahudi olmayanların(Gentile)  katli vacip:

1) Gentile, yaratılan durumun sorumlusu olmasa dahi, varlığı ile Yahudilerin hayatını tehlikeye atıyorsa öldürülebilir.

2) "Yahudi olmayan bebekleri, büyüdüklerinde bize zarar verecekleri açıkça öldürülmesi mubahtır"

3) Yahudi olmayan liderlerin çocuklarına, politikalarını değiştirmeleri yönünde baskı oluşturacaksa zarar vermek meşrudur.

4) Bir ülkenin vatandaşları doğrudan terör faaliyetlerinde bulunmuyorsalar bile, terör dengesi sağlamak adına karşı saldırıların hedefi olabilirler.

İnsanın aklında inafial uyandıran sapkın düşünceler vardır. a

Bazıları ise aklı saf dışı bırakıp, direk midesini bulandırır.

İsrail'in en çok satan kitabının temsil ettiği zihniyet bu yönüyle doğrudan insanın midesini hedefliyor.

Kendilerine zarar vereceği "açık" olan çocuklardan, ülke liderlerinin çocuklarına kadar herkesi  hedefleyebilen bu zihniyete karşı herkesin uyanık olması gerekiyor.

Tayyip Erdoğan'ın ; ABD adına üstlendiği taşeron İsrail karşıtlığının arkasını doldurması gerektiğinde okuması gereken kitaplardan biri ; Kralın Torah'ı.

Açık İstihbarat

4 Ağustos 2010 Çarşamba

YENİ GDO LARIMIZ HAYIRLI OLSUN


Şekerpancarı üretimini sınırlayan arkadaşlar, genetiği değiştirilmiş şekerpancarı ithaline izin verdi.


Bakanlık'tan genetiği değiştirilmiş 25 ürüne ithalat izni
Daha önce sadece GDO'lu mısır ve soyaya izin veren Bilimsel Komite, aldığı son kararla GDO'lu şeker pancarı, maya, patates, pamuk, bakteri biyokütlesi ve kolzanın da ithalatına izin verdi


Böylece bugüne kadar Türkiye’ye genetiği değiştirilmiş 9 çeşit mısır, 3 çeşit soya, 3 çeşit kanola, 6 çeşit pamuk, 1 çeşit şekerpancarı, 1 çeşit maya, 1 çeşit patates, 1 çeşit bakteri biyokütlesi olmak üzere toplam 25 çeşit genetiği değiştirilmiş ürün ithalatına izin verildi.

Genetiği değiştirilmiş (GDO) 25 çeşit tarımsal ürünün ithalatına izin verildi. GDO Bilimsel Komite kararlarına göre bugüne kadar genetiği değiştirilmiş mısır, soya şekerpancarı, maya, patates, pamuk, bakteri biyokütlesi ve kolza(kanola)’nın toplam 25 çeşidine ithalat izni verildi.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, 26 Ekim 2009’da Resmi Gazete’de yayınlanan “Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik” ile GDO’ lu ürünlerin Türkiye’ye girişinin yasaklanacağı iddia edilmişti. Bakanlık önce 27 ürünü GDO analizine tabi tutulacağını açıklamış ancak tepkiler üzerine ve yeterli laboratuar altyapısı olmadığı için analize tabi tutulan ürün sayısı 9’a indirilmişti. Bu 9 üründen domates, papaya ve çeltik hariç diğer 6 ürünün ithalatına izin verildi. Analize tabi tutulacak listede yer almayan maya ve bakteri biyokütlesinin de ithal edilmesi dikkat çekiyor.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın internet sayfasında yayınlanan Bilimsel Komite kararlarına göre bugüne kadar Türkiye’ye genetiği değiştirilmiş 9 çeşit mısır, 3 çeşit soya, 3 çeşit kolza (kanola), 6 çeşit pamuk, 1 çeşit şekerpancarı, 1 çeşit maya, 1 çeşit patates, 1 çeşit bakteri biyokütlesi olmak üzere toplam 25 çeşit ürünün girişine izin verildi.
GDO'lu pamuğa izin 

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın internet sayfasında yayınlanan Bilimsel Komite’nin 3. ve 4. toplantısında alınan kararlara göre, Türkiye’ye ithalatına izin verilen “genetiği değiştirilmiş MON1445-2 pamuk, MON15985-7 pamuk, MON1445-2 x MON15985-7 melez pamuk çeşitlerinin yem, gıda (rafine yağ) ve pamuk lifi olarak kullanıldığında, mevcut bilgiler ışığında insan ve hayvan sağlığı açısından istenmeyen bir etki oluşturmayacağı beklenmektedir” görüşüne yer verildi.

Aynı kararda MON531-6 kodlu pamuk, MON531-6XMON1445-2 kodlu pamuk, LLCotton 25 pamuk çeşidi için ise “Yem, gıda(rafine yağ) ve pamuk lifi olarak kullanıldığında herhangi bir risk oluşturmayacağı kanısına varılmıştır” denildi. Bu üç çeşit pamuk için “insan ve hayvan sağlığı açısından istenmeyen etki oluşturmayacağı “ ibaresinin yer almaması dikkat çekiyor.
Gen kaçışına önlem talebi 

Bilimsel Komite kararlarında genetiği değiştirilmiş kolza (kanola) için gen kaçışı uyarısı yapıldı. Kararda GT 73 kolza,T45 kolza ve MS8 X RF hibrid kolza çeşidi için “yem, gıda (rafine yağ) olarak kullanıldığında mevcut bilgiler ışığında insan ve hayvan sağlığı açısından istenmeyen bir etki oluşturmayacağı beklenmektedir. Ancak, ülkemizde bu türün yabanileri bulunduğundan gen kaçışının önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması önerilmektedir” görüşüne yer verildi.

Uzmanlara göre, genetiği değiştirilmiş organizmaların(GDO) çevre açısından en önemli riski gen kaçışıdır. Bugüne kadar yapılan araştırmalar özellikle kolzadan, şeker pancarından, mısırdan yabani akrabalarına gen geçişi olduğu tespit edildiği biliniyor. Genetiği değiştirilmiş bir ürün üretildiğinde bundan yabani akrabalarına gen geçişi olacağı için genetik kirliliğin olma olasılığı yükseliyor.

Bilimsel komitenin kolza için gen kaçışı uyarısı yapması Türkiye’ye ithal edilen kolza çeşitlerinin ekiminin de yapılacağı kuşkusunu doğuruyor.
GDO'lu şeker pancarı 

Bilimsel Komite kararı ile ilk kez genetiği değiştirilmiş şekerpancarı ithalatına da izin verildi. Kararda, “H7-1 şeker pancarı çeşidinin yem, gıda olarak kullanıldığında mevcut bilgiler ışığında insan ve hayvan sağlığı açısından istenmeyen bir etki oluşturmayacağı beklenmektedir” denildi.

Şekerpancarı üretimini kota ile sınırlayan ve üreticileri alternatif ürünlerin üretilmesi için destek veren Türkiye’nin GDO’lu şekerpancarı ithal etmesi dikkat çekiyor.

Fast-food patatesi de GDO'lu 

İlk kez resmi olarak ithalatına izin verilen genetiği değiştirilmiş amilopektin patates çeşidi fast-food zincirlerinde kızartmalık patates olarak kullanılıyor. Bilimsel Komite, EH92-527-1 patates çeşidinin doğrudan gıda ve yem olarak kullanılmasının uygun olmayacağına karar verirken bu patates çeşidine ait ürünlerin yalnızca endüstri amaçlı (kağıt ve kimya) kullanılabileceği görüşüne vardı.
Listeden çıkarılan maya ve bakteriye izin 

Bilimsel Komite kararları arasında en çarpısı olanı ise Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın geçen yıl Kasım ayında analize tabi tuttuğu 27 ürün arasında yer alan ancak daha sonra listeden çıkardığı genetiği değiştirilmiş maya ve bakterinin de ithalatına izin verilmesi oldu. Bilimsel Komite, “genetik olarak değiştirilmiş ve kurutularak öldürülmüş bakteri biyokütlesi PL73’ün yem katkısı olarak kullanıldığında, eldeki bilgiler ışığında insan ve hayvan sağlığı açısından istenmeyen bir etki oluşturmayacağı beklenmektedir” görüşü ile bu bakterinin ithalatına izin verdi.

“Genetik olarak değiştirilmiş, kontrollü ısı kullanılarak öldürülmüş MT 663/Pmt742 veya Pak729 maya biyokütlesi canlı GDO içermediğinden, yem katkısı olarak kullanıldığında, eldeki bilgiler ışığında insan ve hayvan sağlığı açısından istenmeyen bir etki oluşturmayacağı beklenmektedir” görüşünün yer aldığı Bilimsel komite kararı ile genetiği değiştirilmiş mayaya da ithalat izni verildi.

Daha önceki kararlarda genetiği değiştirilmiş 3 çeşit soya ve 9 çeşit mısır ithalatına izin verilmişti. Böylece Türkiye’ye bugüne kadar toplamda 25 çeşit GDO’lu ürünün girişine resmen izin verilmiş oldu.
Kararların dili tereddütlü 

GDO Bilimsel Komite kararlarında “mevcut bilgiler ışığında”, “insan ve hayvan sağlığı açısından istenmeyen bir etki oluşturmayacağı beklenmektedir” gibi kesin olmayan ifadelerin kullanılması dikkat çekiyor. Uzmanlar, Bilimsel Komite üyelerinin GDO’lu ürünlerin doğuracağı zararlar nedeniyle tüketicilerin hukuki yollara başvurmasından kaçınmak amacıyla kesin olmayan ifadeler kullandığına dikkat çekiyor.
Hani GDO yasaklanmıştı

“Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik” yayınlandığında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker ve bakanlık bürokratları yaptıkları açıklamalarda bu yönetmelikle GDO’ lu ürün ithalatının yasaklandığını iddia etmişti.
İthal edilen GDO’lu ürün çeşitleri 
Ürün Çeşit sayısı 
Mısır 9
Pamuk 6
Soya 3
Kolza(kanola) 3
Şekerpancarı 1
Patates 1
Bakteri 1
Maya 1
Toplam 25

Tarım Bakanlığı’nın GDO analizi yaptığı ürünler 
-Mısır,
-Soya
-Kanola
-Pamuk
-Papaya
-Domates
-Şeker Pancarı
-Çeltik-Pirinç
-Patates


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

3 Ağustos 2010 Salı

ABD Genelkurmay Başkanı Mullen, Tahran’ın nükleer silah üretmesinin kabul edilemeyeceğini söyledi:
İran’a saldırı planı hazır
İran’ın nükleer faaliyetlerine yönelik her türlü seçeneğin masada olduğunu dile getiren Washington’dan bu kez askeri operasyona ilişkin bir planın hazır olduğu itirafı geldi. Mullen saldırının Ortadoğu’da yaratacağı etkiler açısından iyi bir fikir olmadığını da söyledi. İran’ın buna tepkisi ise “Yanıtımız sert olur” oldu.
Dış Haberler Servisi - ABD Genelkurmay Başkanı Oramiral Michael Mullen, ABDnin İrana yönelik bir saldırı planı bulunduğunu, ancak buna karşın yine de askeri harekât seçeneğinin pek iyi bir fikir olmadığı görüşünde olduğunu söyledi.
NBC televizyonunun önceki gün yayımlanan Meet the Press” programında konuşan Mullen, İranın nükleer silah üretmesinin kabul edilemez bir durum olduğunu belirtti. Mullen, İranın nükleer silah edinmesinin engellenmesi yönünde askeri bir müdahaleye ihtiyaç durumunda saldırının bir seçenek olarak masada durduğunu ifade etti.
Bu aşamaya gelinmesi halinde ordunun elinde bir planın bulunduğunu belirten Mullen, ayrıntı vermekten kaçındı. Saldırı seçeneğinin kullanılmamasını umduğunu da söyleyen Mullen, buna karşın bunun herkes tarafından anlaşılması gereken önemli bir seçenek olduğunu vurguladı.
Mullen saldırının mı yoksa İranın nükleer silah elde etmesine izin vermenin mi daha riskli olacağını bilmediğini de dile getirdi. Mullen, Umarım uluslararası toplumun diplomatik çabaları ve yaptırım kararları İranı nükleer faaliyetlerinden vazgeçirir” ifadesini kullandı. Mullen, daha önceki açıklamalarında da İrana saldırının Ortadoğuda ciddi etkilerinin olacağını söylemişti. Mullenin Saldırı planımız var” yönündeki sözlerine İran Devrim Muhafızlarından Yanıtımız sert olur” tepkisi geldi.
‘Erkek erkeğe konuşalım’
İran Devrim Muhafızları Komutan Yardımcısı Yadullah Cevani, Amerikalıların küçük bir hatası, Basra Körfezinin güvenliğini zora sokar” dedi. Cevani,Basra Körfezi stratejik bir bölge. Bu bölgenin güvenliği tehlikeye sokulursa onlar da kaybeder, ayrıca yanıtımız da sert olur... Eğer ABD ve İsrail önemli değerlerimize karşı düşmanca uygulamalara başvurursa biz de kendimizi savunuruz” diye konuştu.
Öte yandan İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, ABD Başkanı Barack Obama ile küresel konularla” ilgili olarak yüz yüze” görüşme önerisinde bulundu. Devlet televizyonundan yayımlanan konuşmasında Ahmedinejad, Eylülde BM Genel Kurulu toplantısına katılmak üzere New Yorka gideceğim. Obama ile medya önünde dünya sorunlarını rahatça konuşmak, kimin çözümlerinin daha iyi olduğunu görmek için yüz yüze, erkek erkeğe masaya oturmaya hazırız dedi.

Boğaz’ın altında dev nehir

Karadeniz’in altında bulunan dünyanın tek aktif sualtı nehri, dünyadakilerin tersi yönünde akıyor. İstanbul Boğazı’nın altından giden ve yer yer 800 metre genişliğe ulaşan nehrin üzerinde şelaleler bile var
Karadeniz’in derinliklerinde dünyanın debisi en büyük 6’ncı nehri keşfedildi. İstanbul Boğazı’ndan Karadeniz’e doğru deniz yatağından akan yaklaşık 36 metre derinliğinde, 37 kilometre uzunluğundaki ilk denizaltı nehrinin tortu oranının, Londra’daki ünlü Thames Nehri’den 350 kat daha fazla olduğu belirtildi. İngiltere’nin Leeds Üniversitesi’nde görevli bilim insanları, İstanbul Boğazı’nın Karadeniz çıkışında robot denizaltı ve ultrason tarayıcılarla yaptıkları araştırmada önemli keşife ulaştı. Boğazdan gelen akıntıların bu bölgenin deniz yatağında Karadeniz’e uzanan dev bir nehir oluşturduğu tespit edildi. Keşfi yapan ekibin başında bulunan Dr. Dan Parson, “Bu vadide akan suyun yoğunluğu çevresindeki suya nazaran daha yüksek çünkü daha tuzlu ve çok miktarda tortu taşıyor. Sular deniz altı yüzeyinde akıp derin denizaltı yüzeyine doğru ilerliyor” dedi. Karadeniz ile Akdeniz arasındaki tuz oranı farkının nehri meydana getiren bu akıntıyı oluşturduğunu belirten uzmanlara göre, Akdeniz’den gelen çok tuzlu su İstanbul Boğazı’ndan geçip daha az tuzlu olan Karadeniz’e girerken nehri oluşturuyor. 
Ren Nehri’nden 10 kat büyükDünyanın debisi en büyük 6’ncı nehri olduğu belirtildi. 37 kilometre uzunluğuna sahip nehirin akış hızının saatte 6.5 kilometre, debisinin 22 bin metreküp olarak ölçüldüğü, bu açıdan Avrupa’nın debisi en yüksek nehri olan Ren’den 10 kat büyük olduğu kaydedildi.

1 Ağustos 2010 Pazar

KRİTİK  ASKERİ ŞURA'YA ADIM ADIM


‘Balyoz’un gölgesindeki Şura
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin ’Balyoz’ kapsamında verdiği ’yakalama’ kararı, tüm gözleri bugün toplanacak Yüksek Askeri Şura’ya (YAŞ) çevirdi. Savunma Bakanlığı Hukuk Müşavirliği, kararın etkilediği 11 generalin durumunu inceleyip ’görüş’ içeren rapor hazırladı. YAŞ, önce bu rapor hakkında prensip kararı alacak, ardından dosyaları değerlendirecek.
Sürpriz Gül-Başbuğ zirvesi...
Kulİslerden sızan bilgiler, rapordaki görüşün “yakalama emrinin terfileri engellemeyeceği” yönünde oluştuğunu gösteriyor. Terfi ve emeklilik bekleyen personelin durumlarının yanı sıra 35. madde de Şura gündemine gelecek. Nefeslerin tutulduğu bir anda, dün yapılan ve yaklaşık 1.5 saat süren Gül-Başbuğ zirvesi ise tansiyonu daha da artırdı.  ‰ 10’da
Başbuğ gidiyor, Koşaner geliyor
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ve Jandarma Genel Komutanı Atilla Işık’ın görevi 30 Ağustos’ta sona eriyor. Hava ve Deniz’de ise 1 yıl daha değişiklik yok. Başbuğ’un yerine gelecek Işık Koşaner 3 yıl görev yapacak.
Haber: Önsel ÜNAL
Merakla beklenen Yüksek Askeri Şura (YAŞ), Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) personelinin terfi ve emeklilik durumları ile gündemdeki diğer konuları değerlendirmek üzere bugün toplanacak. Şura’da terfisi görüşülecek subaylar arasında “Balyoz davası”ndan haklarında yakalama kararı çıkarılan 11 general de bulunuyor.  YAŞ’ın Ağustos Ayı Olağan Toplantısı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında Genelkurmay Başkanlığı Karargahı’ndaki Çakmak Salonu’nda yapılacak. Şura’da, komuta kademesi de yeniden şekillenecek.
11 generalin durumu tartışmalı
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 28’si general 102 muvazzaf ve emekli subay hakkında verdiği yakalama kararı bugün toplanacak YAŞ’ı daha da kritik hale getirdi. Hakkında yakalama kararı çıkarılan 11 general terfi sırasında yer alıyor. TSK Personeli Kanunu’nun 65. maddesine göre, hakkında ’tutuklama’kararı çıkan sanıklar terfi edemiyor. Hakkında yakalama kararı bulunan ’Balyoz’davası sanığı 9 general henüz tutuklanmadı. Eğer YAŞ, ’yakalama’kararının ’tutuklama’anlamına geldiği sonucuna varırsa söz konusu generaller terfi edemeyecek. Bu da gelecekte TSK’nın yapısında köklü değişikliklere neden olacak. 
Karar terfilere engel değil
Tüm bu tartışmalar beraberinde YAŞ’ta bir ilk gerçekleşecek. YAŞ ilk kez dosyaları değerlendirmeye geçmeden önce bir içtihat oluşturacak. Milli Savunma Bakanlığı Hukuk Müşavirliği, 11 generalin durumuna ilişkin konuyu inceledi ve bir rapor hazırladı ve rapor Gönül’e sunuldu. Milliyet gazetesine konuşan Gönül, raporla ilgili olarak, “Rapor resmi değil. Hukuki durumun incelenmesi sonucunda oluşan görüşü içeriyor. Raporu YAŞ’a sunacağım. YAŞ önce bu rapor hakkında bir prensip kararı verecek. Bu söz konusu dosyaları bu karar ışığında değerlendirecek” dedi. Gönül, raporun terfi bekleyen generallerin lehinde ya da aleyhinde olup olmadığına ilişkin açıklama yapmaktan kaçındı. Ancak kulislerde, Milli Savunma Bakanlığı’nın 65. madde çerçevesinde “yakalama emrinin terfilere engel olmayacağı” yönünde YAŞ’a rapor sunacağı konuşluyor. YAŞ rapor yönünde karar verir ve yakalamanın tutuklama anlamına gelmediği sonucuna varırsa, adı geçen generallerin dosyaları normal ele alınacak. 
Resepsiyonda ağzını bıçak açmadı
KKTC Silahlı Kuvvetler Günü dolayısıyla önceki gün düzenlenen resepsiyonda Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un suskun tavrı dikkat çekti. Merkez Ordu Evi’nde düzenlenen resepsiyona Orgeneral Başbuğ’un yanı sıra Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Işık Koşaner, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Aksay, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Atilla Işık, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Orgeneral Bekir Kalyoncu, Genelkurmay İkinci Başkan Yardımcısı Orgeneral Bilgin Balanlı da katıldı. Resepsiyonda, gazeteciler Genelkurmay Başkanı’na gündeme ilişkin soru sormak istediler, soruları nazikçe geri çeviren Orneral Başbuğ, “Arkadaşlar ne soru alırım ne de konuşurum. Full Stop (tamamen kapalı)” dedi. 
Başbuğ’un yerine Koşaner
Yüksek Askeri Şuranın bugünkü kritik toplantısı, 4 Ağustos günü TSK’nın yönetim kademesine 2 yeni Orgeneralin gelmesi, Kara Kuvvetleri ile, Jandarma Genel Komutanı ve bazı Ordu Komutanlarının da değişmesi ile sonuçlanacak. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Atila Işık’ın görev süreleri 30 Ağustos itibarıyla sona eriyor. Orgeneral Başbuğ’un emekliye ayrılmasıyla boşalacak Genelkurmay Başkanlığı görevine Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Işık Koşaner’in atanması bekleniyor. Orgeneral Koşaner, atanması halinde bu görevi 3 yıl yapacak. Şura’da Orgeneral Koşaner’den boşalan Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na ve Orgeneral Işık’tan boşalan Jandarma Genel Komutanlığı’na da atamalar yapılacak. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit ile Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Aksay ise görevlerini bir yıl daha sürdürecekler. 
Jandarma’ya yeni isim
Teamüller değişmezse, Jandarma’nın yeni ismi, Ege Ordu Komutanı Orgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ya da, Genelkurmay 2. Başkanı Aslan Güner olabilir. Necdet Özel’in, 1. Ordu yerine, Jandarma Genel Komutanlığına getirilmesi de mümkün. Şura’da, 134 general ve amiralin terfi ve emekliliklerinin görüşülmesi, 35 civarında general ve amiralin bir üst rütbeye terfi etmesi, 45 albayın da general ve amiral rütbesine yükselmesi bekleniyor.  YAŞ kararnamesi 4 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e sunulacak.


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

29 Temmuz 2010 Perşembe

YENİ İHRAÇ KALEMİ:T.S.K


CHP başkanı Kemal Kılıçtaroğlu “Darbelerle hesaplaşmak için darbelere dayanak gösterilen 35’inci maddeyi kaldırın” dedi
Yani Sayın Kemal Bey “Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumaktır” maddesini kaldırın dedi.
Bu madde TSK’ya iki görev veriyor:
1-      TSK; Türk yurdunu koruyacak ve kollayacak.
2-      TSK, Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni koruyacak ve kollayacak.

Peki, CHP bu maddenin neresinden rahatsız?
TSK; Türk yurdunu koruması ve kollamasından mı?
Soruyu tersten soralım: Yani TSK Türk yurdunu korumasın mı?
CHP’nin buna karşı olması tüm dünyanın ağzını burnunu bırakıp başka taraflarınla gülmesine neden olur.
“TSK silahlı hareketler yapan spor kulübü mü?” derler adama.
O zaman Sayın Kemal Bey “TSK’nin görevi, Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamaktır.” kısmından rahatsız. Ve bunu darbelerin dayanağı olarak görüyor. Akp’nin TSK ya karşı “Ergenekon düzmecesi” ABD patentli operasyonlarının sürdüğü bu dönemde CHP’nin bu hamlesinin iyi analiz edilmesi gerekir.

“Kılıçdaroğlu Dörtyol ve İnegöl’deki çatışmayı fakirliğe bağlamış. Teşhis buysa millet yandı.” Diyor “Öncü İşgal Kuvvetleri” başlıklı son yazısının notunda sayın Zahide Uçar.

Ülkedeki tüm sorunları hesap kitap yolsuzluğa bağlayan Kemal beyin bu hamlesine Akp “ALLAH BE” der ve dedi de.
Bense Akp’den kurtulalım derken nereye gittiğimizin işareti diyorum. Bu çıkışın böyle basit bir çıkış olduğuna inanmıyorum. Şaibeli bir kasetle Prensilvanya’dan gelen samimi mesajların doğruluğuna inanarak istifa eden Deniz Baykal’ın yerine başlardan “aday olmayacağım” diyerek başlayan, sonra CHP’nin en coşkulu kurultayını yaparak başına geçen sayın Kemal Bey, o ilk konuşmasında Recep Beyin en büyük özelliği BOP-GOP Eşbaşkanılığı özelliğine neden değinmedi?
“Yüce divanda yargılayacağım” dediği kişiyle ne görüşebilir bir insan?
Belden aşağı yumrukların serbest olduğu,hatta tüm vuruşların belden aşağı olduğu siyasi rakip CHP’nin turnusol kağıdı,Yahudi kontakçısı Mustafa Sarıgül’ün Kemal Bey’e destek vermesi ve gidip kırık kalpler sokağının Deniz Baykal’ı ile görüşmesi olağan mıdır?,
Türkiye’de siyaset sokaklarda başka telden kapılar ardında başka telden çalıyor. Ama en önemlisi de okyanus ötesinden gelen seslere sokaklarda halka coşku veren hiçbir lider kayıtsız kalmıyor.
“Türkiye’nin en iyi ihraç malı askeridir” demişti adı bile yalan olan Macar Yahudisi, Siyonist George Soros ve tüm siyaset asker üzerinde oynanıyor.
ABD’li kaynaklar açık açık “ABD çok yakında iki ülkeye saldıracaktır” açıklaması yapıyor. İran ve Lübnan’ın adı geçiyor. İran’ı anladık da; halkının yarısı Hıristiyanlaştırılış Lübnan hiç mantıklı gelmiyor.
Bu süreçte 102 asker tutuklanırken TSK’ ne “Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamak” şeklinde verilen görev CHP eliyle kaldırılıyor.
Turgut Özal’ın “İhracatın İçinden” programı hayali kaçakçılıklara yeni bir kalem ekleyerek devam ediyor. Artık ihraç malımız TSK.
Ve artık sadece Özal’ın memuru işini bilmiyor, her türden siyasetçisi de işini biliyor.


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
EMPERYALİST PLANIN ANALİZİNE DAİR 


Akşam Yazarı Serdar Akinan olayların yaşandığı İnegöl'e gitti, izlenimlerini yazdı.
KİRLİ TEZGAH

'Tahta sandıklarıyla ayakkabı boyamaya gelen Kürt çocuklar vardı... Bugün bir tekini bile göremedik. Tıpkı diğerleri gibi...'

İnegöl fotoğrafında bu detay şimdilik yok. Tahta sandıklarıyla ayakkabı boyayan Kürt çocuklar İnegöl sokaklarından çekildi. Peki bir gecede ne oldu da köftesi, mobilyası, çekirdeğiyle meşhur bu ilçe, bir anda Türkiye gündeminin bir numaralı meselesi oluverdi.

İNEGÖL NERE?

Kafkasya'dan aldığı göçlerle Çerkezlerin, Abhazların... Yıllar yıllar önce ise Arnavutların yerleşik 'Manavlar'a komşu olduğu bu Anadolu kasabası 1980'li yıllardan sonra Kürtler'i konuk etmeye başlıyor.

Huzur içinde yaşayan, üreten, paylaşan İnegöl, terörün artmasıyla içindeki Kürtlere bir başka gözle bakmaya başlıyor. Bu ayrışma şehit cenazelerinin gelmesiyle iyice belirginleşiyor.
Olaylar sırasında karakolun yanında olan bir İnegöllü, bu hassasiyeti paylaşırken heyecanla anlatıyor,

'En son Melih Tuncel'in naaşı geldi. Tunceli'de şehit düştü Melih... Bu olaylarda gözaltına alınanların çoğu Melih'in arkadaşlarıdır...'

Elbette şehit cenazeleri, siyasilerin yaptıkları konuşmalar, 'Habur açılımı' İnegöllülerin 'Kürt' algısını olumsuz anlamda dönüştürüyor.

Ancak bu olayların çıkmasının bir nedeni de rant kavgası...

MİLYONLUK RANT PAYLAŞIMI

İnegöl'ün toplu taşıma işini 5 ayrı şirket paylaşıyor. Toplam 6 hat üzerinde 82 otobüs, İnegöl halkını taşıyor. Bir aracın, hattıyla satış fiyatı en az 200-250 bin lira civarında... Yani çok yüksek miktarda para dönüyor. Bu hatlardaki araçların bir kısmı ise Kürtlerin kontrolünde...

Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları Huzur Mahallesi'nin eski muhtarı Bayram Soyuşen geniş bir ailenin sözcüsü ve çıkan olaylarda adından en çok bahsedilen insan.

Onu evinde bulduk. O, bu kavganın bir rant kavgası olmadığını savunuyor. Olay anında arabada bulunan yeğeni Şenol Soyuşen ise araçlarının önünün kesildiğini ve kavganın böyle çıktığını anlatıyor...

Hastanede görüştüğüm yaralılardan Selahattin O. ise , 'Kesinlikle yalan söylüyorlar...Çinili Camii yanında oturuyorduk. Önden bir otobüs geldi. 20-30 kişi ellerinde sopa ve bıçaklarla indi. Arkalarında en az bir araç daha vardı. Dayak yiyenler arkadaşım olduğundan müdahale ettim. Biri beni bıçakladı. Yakındaki polis otosu hemen müdahale etti. Ancak polis üç kişiyi yakaladı. O otobüs ise içindeki 30 kişiyle kaçmaya başladı. Polisin müdahale etmediğini gören gençler ise bu aracı takip etti. O otobüs içindekilerle karakolun yanındaki sokağa sığındılar.'

Olaylar tam da bu karakolda başlıyor. Emel Sayın konserinden çıkan kalabalık haberi şöyle duyuyor: 'Kürtler Orhaniye'de kahve bastı. İki ölü var...'

Bunun üzerine kitle karakola gidiyor ve yetkililer tarafından sakinleştiriliyor. Bu esnada gözaltındaki üç kişi sanılanın aksine karakolda değil asayiş şubesinde ve doktor kontrolüne götürülüyorlar.

Ancak Bursa'dan gelen takviye çevik kuvvet bekleyişte olan kitleye uyarısız biber gazıyla müdahale edince asıl olaylar çıkıyor.

Görgü şahidi Mehmet Nuri Tayyar, 'Failler serbest bırakıldı. Kürtler Bursa yolunu kesti ve iki ölü var haberleri insanları zaten galeyana getirmişti... Ama çevik kuvvet beklemekte olan insanlara biber gazı sıkınca dananın kuyruğu koptu. Asıl mühimi, İş Bankası, 1001 Çeşit, Elmas Elektirik ve Vakıfbank'ın güvenlik kameraları birileri tarafından tahrip edildi. Kim bu insanlar? Şaypa, Bitlisli bir arkadaşımızın aracı ve işyeri kundaklanıyor. Bir bakıyoruz alev almamış üç molotof kokteyli var. Nereden geldi bu molotof kokteylleri?'

YANIT BEKLEYEN SORULAR

- Soyuşenler'e ait minibüsün önü Çinili Cami önünde kesildi mi? Şayet kesildiyse kim bu insanlar ve Bayram Soyuşen'le bir alacak verecek meselesi var mı?
- Minibüs hattında ortaklığı olan ve şu anda kayıp olan şahıs kim?
tOlayın çıktığı meydana bakan banka ve işyerlerine ait güvenlik kameraları olaylardan önce kim tahrip etti?
- İnegöllülerin gazetede gördüğü ve teşhis edemediği onlarca insan kim? Bu insanlar İnegöl'e nereden geldi?
- Kahve basılmadı. Her iki taraf kahvenin basılmadığını açıkça söylüyor. Bu haber ve iki kişi öldürüldüğü dedikodusu nasıl çıktı?
- Takviye gelen çevik kuvvet, karakol önünde bekleyen ve sakinleşen kalabalığa neden biber gazı sıktı?
- Kürt minibüsçü tutuklandı. İddiaya göre olay anında bir otobüs dolusu daha zanlı vardı. Polisin 'plakasını aldık' dediği bu otobüs ve içindeki zanlılar kim ve nerede?
- Kürtlere ait Şaypa alışveriş merkezinin önünde bulunan molotof kokteylleri nereden geldi? Neden bu detay örtülü kaldı?
- Cep telefonu sinyalleri ve sms trafiği operatörlerde kayıt altında tutuluyor. Bu olaylara katılan her iki taraftan şüphelilerin ifadeleriyle bu bilgiler örtüşüyor mu?
- Olayın belli başlı birkaç aktörü var. O gece hangi devlet yetkilileriyle telefonda görüştüler? Bu kayıtlar nerede?

AÇIK PROVOKASYON

AKP'li Belediye Başkanı Alinur Aktaş olayların rant kavgasına bağlanmasını kesin bir dille reddediyor ve ekliyor, 'Bu açık bir provokasyondur... Bakın ben doğma büyüme İnegöllüyüm. O gece karakolun etrafında tekbir getirerek bağıran insanlardan bazılarını hayatımda görmedim.'


Yazmıştım, küresel güçler, kolay kolay pes etmeyen milletleri ‘yola getirmek’ için
bölgesel savaşların ateşini yakarlar..
Güneydoğu ateş altındayken, Hatay ve İnegöl kaynamaya başladı. Şırnak’da Devlet
adamları sokakta yürüyemiyor! Bu ateşin yayılması uzun zamandır planlanmaktaydı…
Yazmıştım, küresel güçler, kolay kolay pes etmeyen milletleri ‘yola getirmek’ için
bölgesel savaşların ateşini yakarlar.. CIA istasyon şefi Paul Henze açıkca
söylemişti:
“…. temel bir düzenlemenin (federasyonlaştırmanın) yapılabilmesi için 20. yüzyılın
sonunda Türkiye’nin içine sürüklendiği bunalımın daha (da) kötüleşmesi
gerekecektir.’(Mustafa Yıldırım, Sivil Örümceğin Ağında)

İşte bunalım giderek arşa tırmanıyor. Bakın işsizlikten, açlıktan yokluk ve
yoksulluktan, satılan fabrikalardan bahseden kaldı mı? Gündem giderek sertleşiyor.
Bu ‘iç savaş’ gündemidir. Açın Yugoslavya örneğini okuyun. Aynen böyle başlamıştır.


Perkins şablonu yazmıştı…

John Perkins’i okudunuz mu? Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları adlı kitabın yazarı.
Küresel sermayenin/çetenin Yugoslavya’da ve dünyanın birçok ülkesinde nasıl bir
senaryoyla hareket ettiğini ana başlıklarıyla anlatır. İnternetteki bir
söyleşisinde dünyayı ele geçirmeyi hedefleyen küresel sermayenin şablonunu şöyle
özetlemişti.
İşte, Türkiye’nin 1947 sonrası tarihi.

‘Biz ekonomik tetikçiler,önce doğal kaynakları zengin , stratejik konumları önemli
ülkeleri tespit ederiz. O ülkeye Dünya Bankası ya da kardeş kurumlardan bir kredi
ayarlarız. Ayarlanan kredi asla o ülkenin hazinesine gitmez. O ülkede ‘proje’ yapan
bizim şirketlerimizin kasasına girer.
Enerji santralleri, sanayi alanları, limanlar yapılır.. Bizim şirketlerimiz kazanır
.. O ülkedeki birileri de nemalandırılır. . Toplum bu düzenekten hiçbir şey
kazanmaz. Ama ülke büyük bir borcun altına sokulmuş olur. Bu o kadar büyük bir
borçtur ki ödenmesi imkansızdır. Plan böyle işler..
Sonunda ekonomik danışmanlar/tetikçiler olarak gider onlara deriz ki: ‘Bize büyük
borcunuz var. Ödeyemiyorsunuz. O zaman petrolünüzü satın, doğal gazı bize verin,
askeri üslerimize yer gösterin! Askerlerinizi birliklerimize destek olmaları için
savaştığımız bölgelere gönderin, Birleşmiş Milletler’de bizim için oy verin!.
Elektrik, su, kanalizasyon sistemlerinizi özelleştirin! Onları Amerikan
şirketlerine ya da diğer çok uluslu şirketlere satın!
Sosyal hizmetleri, teknik sistemleri, eğitim kurumlarını, sağlık kurumlarını hatta
adli sistemleri ele geçiririz Bu, ikili üçlü dörtlü bir darbeler serisidir.’

İşgal Ordularına çağrı başladı!


Bir ülkenin ekonomisi tamamen ele geçirildikten sonra, tüm temel organları yavaşça
ele geçirilir. Devleti devlet yapan kurumlar paramparça edilir. Siyasetine,
ordusuna, polisine, yargısına, eğitim sağlık sistemlerine sızılır. Ülke felç
edilir.

Eşzamanlı olarak etnik ve dini gruplar kışkırtılır. Açlığın işsizliğin kol
gezdiği ülkeler, yabancı ajanlar için münbit topraklardır.

Ülkenin siyasileri Beyaz Saraya , genel kurmayı NATO’ya, ekonomisi Dünya
bankasına, üniversiteleri Erasmus’a bağlanır. Medyası bağlı olunan kurumlar için
çalışır!

Feodal ağalardan uyuşturucu baronları yaratılır. Milli dokular bozulur, millet içine
‘halkların özgürlüğü’ tohumlanır, ‘kendi kaderini tayin hakkı’ isteyen halklar, ne
hikmetse hep petrol bölgelerinde ortalığı kasıp kavurur. Para ganidir. Destek de
öyle..

Belediyeler sanki artık o ülkenin değil, Avrupa’nın Amerika’nın belediyeleridir.
Küresel hükümete bağlı çalışırlar.
Arkalarında dağ gibi emperyalizm vardır.

İsrail ve ABD istihbaratı yardımcılarıdır. Terör örgütü ordularıdır. Televizyonlar
taraftarlarıdır…

Ortalık kan gölüne dönünce, Beyaz Saray’ kalın iplerle bağlı siyasiler, ‘NATO
gelsin!, BM Barış Gücü nerde?’ diye bağıracaklardır..

Sözüm ona muhalefet, ‘TSK, Türkiye Cumhuriyetini koruyup kollama görevinden istifa
etsin!’ diye ortaya çıkacaktır.

Saygın Atatürkçü sivil toplum örgütleri, emperyalizmin Anayasası oylanırken ‘Biz
tarafsızız! Ses çıkaramayız!’ buyuracaktır.

Bir PLATFORM farzdır!


Ülkede ayık, sesi çıkan, önde gelen kanaat önderleri, , komutanlar, gazeteciler
içeri tıkılmıştır, susturulmuşlardır. Ordu alenen tasfiye edilmektedir. Hukuk guguk
olmuştur!

Sadece kendi için değil, tüm mazlum milletler için yepyeni bir tarih yazmış olan bir
millet, ordusunun bir sırtlan sürüsünün saldırısına uğradığını acıyla görüyor. En
üst düzey NATO paşalarının Beyaz Saray siyasileri ile elele verişlerini izliyor.

Henze’nin dediği gibi, ‘bunalım koyulaştıkça’, sokak çatışmaları artacak, güvenlik
güçleri kan kaybedecek, yapayalnız, çaresiz, işsiz aşsız bırakılmış halk galeyana
gelecektir.

Tarih, içinden geçtiğimiz bugünleri Türkiye’ye yapılan emperyalist bir SİVİL DARBE
olarak kaydedecektir.

Hatay’da Şırnak’da ,İnegöl’de CIA ve Mossad, plan gereği, denemeler yapıyorlar.
Türkiye’nin Batı, Doğu ve Güneyinde yapılan bu iç savaş testi, ülke genelinde
uygulamaya sokulmak istenecek, sonraki ilk durak Karadeniz kentleri olacaktır


Kimin Türkiye tarafında, kimin başka ülkeler tarafında olduğunun ayan beyan ortaya
çıktığı, bir süreçten geçiyoruz. Milli güçler ve milli irade er ya da geç elele
verecektir!
Detaylar kaybolacak, ‘can havli’ devreye girecektir.

Başka ülkelerin işgali altında yaşamak istemeyen HERKES, başta samimi dindar,
solcu, Türkçü kanaat önderleri acilen bir araya gelmeli, konferanslar, kongreler,
düzenlemelidir. Bunlar, parti tabelaları altında değil, her kentte bağımsız
platformlarda yapılmalıdır. Ve bu faaliyet, referandum için olduğu kadar, onun çok
daha ötesinde, çok daha geniş bir gelecek düşüncesiyle planlanmalıdır.


Banu Avar
banuavar@superonline.com 

ABD’nin Irak’ı işgal etmesini kim kolaylaştırdı? Talabani ve Barzani. Peki, Türkiye’nin ABD ve küresel işverenler tarafından işgal edilmesine kim el verdi? AKP!!. 
Bazı körler, NATO eğitiminden geçmiş bazı Paşalar ve muhalefet maalesef bu gerçeği çok geç anladı. Anladığında ise atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmişti.

2007 yılında Yeniçağ TV’de Kemal Kerinçsiz’in yaptığı bir programa telefon ile bağlandığımda; “AKP bir parti değildir” demiştim. Bugün geldiğimiz noktada AKP’nin bir parti değil, öncü işgal gücü gibi faaliyetler yürüten bir yapı olduğu “bütün karartmaya rağmen” ortaya çıkmıştır.

Erdoğan Türkiye’nin Barzani’sidir. Barzani de, Erdoğan da BOP projesinde ABD tarafından görevlendirilmiştir. Talabani-Barzani ikilisi Irak’ı bölme görevini yürüterek Irak’ın kaynaklarını ABD ve İngiliz şirketlerine peşkeş çekmiştir. Peşkeş çekerken de Barzani inanılmaz boyutlarda zenginleşmiştir. Tıpkı Türkiye’nin kaynaklarını özelleştirme adı altında uluslararası sermayeye yağmalatanların zenginleştiği gibi... Irak’ı yağmalamak için savaşmak zorunda kalan küresel çete, Türkiye’yi AKP sayesinde savaşmadan yağmalamış, üstelik savaşmadan Türk Ordusu’nu tutuklayabilmiştir. Irak’ta ilk iş olarak halkın gözü-kulağı olan aydınları katleden ABD, Türk Halkını aydınlatan aydınları BOP Eş Başkanı’na liste vererek esir etmiştir. Yani, Irak’ta yüzlerce asker, binlerce top-tüfek-bomba ile yaptığını, Türkiye’de sadece BOP Eş Başkanı vasıtası ile başarmıştır. AB-D 1OO yıllık hedefine savaşmadan AKP ile ulaşmayı hedefliyor. Bu hedeflerden biri de Türk topraklarında bir Yahudi Kürdistan’ı kurmak… “İkiz Yasalar” denilen İHANET YASALARI bu hedefe ulaşmak için AKP’ye çıkarttırıldı.

Bosna örneği görüldükten sonra bazı aymazlar ve muhalefet belki uyanmıştır. Bu ikiz ihanet yasaları ne yazık ki Atatürkçü geçinen Ahmet Necdet Sezer tarafından onaylanmıştır(!).. Kutlu Doğum haftası etkinliğinde bir kız çocuğunun görev almasını eleştirerek halkın hassasiyetlerini AKP’ye destek yönünde tepkiye çeviren Audili Paşa, bu ikiz ihanet yasaları hakkında bir kelime dahi etmemiştir!!.

2007 yılında bu tehlikeye dikkat çekmek için “İç Savaş Tehlikesi” başlığı ile bir yazı yazmıştım. 
http://www.internetajans.com/default.asp?t=wa&wid=18&aid=1456

 AB-D önce yaygın basını Recep Efendi eli ile teslim aldı. İnternet sayfalarında yazılanlar sadece belli kesime ulaşıyor. Ne yazık ki basın “BAS”ma görevini yerine getirip Türk Halkı’nın zihinlerini işgal etmiştir. Yandaş basın aslında işgal kuvvetleri basınıdır.

Ahlaksızca soru çalarak başkalarının hakkını yiyip polis olan güruh ise, milli olup devletin bağımsızlığı ve bütünlüğünü savunan asker ve aydına, hatta kendi arkadaşlarına pusu kurmakta, yani AB-D adına görev yapmaktadır. Bir polis yaşadığı ülke bayrağını niye indirir? Niye Türk Bayrağını “TAHRİK UNSURU” diyerek indirtir? Türk Bayrağı olan araca niye ceza yazar? İşgal kuvvetleri adına görev yapıyorsa, bağımsızlığın temsili olan bayrak tabii ki onu rahatsız eder. Durum bu kadar açıkken, niye lafı eveleyip geveliyorsunuz?

Haaa, bir de sivil kuruluşlar adı altında çalışan “sivil ihanet kuruluşları” var? Yani işgal kuvvetlerinin sivil ajan kuruluşları… Küresel sermayenin bayisi olan sözde işadamlarının kuruluşlarını da unutmayalım. Hani bir hatun “en çok vergiyi biz veriyoruz, söz söyleme hakkımız var” diyordu ya? İşsizlik fonunda biriken garibanın hakkı olan parayı bile kendileri için istediklerini unuttuğumuzu sandılar herhalde? Hiçbirinin çocuğunun kritik bir yerde askerlik yaptığını duyamadığımız işverenler… Ticaretten çok para satmaktan para kazanan Galata Tefecileri… Türkiye’nin yıllardır iliğini-kemiğini sömüren, sömürürken de küresel sermayenin izin vermediği hiçbir işe el atmayan, attırmayan tefeciler… Onların söz söylemeye hakkı varmış(!).. Bak sen hele… Bak sen galata tefecilerine… Küresel efendilerinin tombalacılarına bak sen!!.

İstanbul’u ikinci Vatikan yapmak isteyenlere el veren AKP… Rum Pontus’u kurmak isteyenleri desteklercesine Sümela’yı ibadete açan AKP… Herhalde Şehit edilen Sadık Ahmet’in kemikleri sızlıyordur. Ufukötesi Gazetesi’nin son yemeğinde şöyle diyordu şehit Sadık Ahmet’in eşi Işık Ahmet:” Sanmayın ki biz oralarda sizi unuttuk.” Evet Sayın Ahmet, ne yazık ki biz kendimizi unuttuk. Kendini unutmayan bir halk bir işgale nasıl bu kadar kör olabilir?

Bir işgal polisi Çetin Paşa’nın koruması askerlere demir çubukla saldırmış. Bir milletin ordusuna kim düşman olur? Düşman askerleri ve işgalci kuvvetler tabii ki. Hala olanları anlamıyorsanız yazıklar olsun! Orduyu tutuklu hale getiren kim? ABD’nin MEMURU, Eş Başkanı, Ergenekon’un Savcısı Zat. Yasemin Çongar Başbakan’dan ve İstihbarattan destek alıyoruz demedi mi? Bu tezgahı, CİA yargısını Başbuğ “hukuka saygılıyız” diyerek dolaylı da olsa meşrulaştırmadı mı?

Gene 2007 yılında Büyükanıt’ın bir şehit cenazesinde ağlaması üzerine “Ülkeyi Yönetenler(!!) Neyin Sorumlusudur??” başlıklı bir yazı yazmıştım.


 AKP İstanbul’un tanıtımını bile Türksüz Bizans üzerinden tanıtmaya kalkmıştı. Devleti Dersim’de katil, Türk Halkı’nı azınlıkları gönderen faşistler olarak dünyaya şikayet etmişti. Her başları sıkıştığında ABD’nin beslemeleri gibi soluğu ABD konsolosluğunda alıp milleti ve orduyu onlara şikayet etmişlerdi.

Yerel seçimlerde Ordu’nun bazı mensuplarının BTP yerine AKP’nin kazanması için çalıştığını duyunca gülmüş ve; “AKP BTP’den farklı değildir. Üstelik daha yıkıcı olabilirler, çünkü ellerinde iktidar gücü var.” demiştim. Bu saflık, bunları siyasi bir parti sanma yanılgısı Ordu’yu tutuklu hale getirmekle sonuçlandı. 102 subayına tutuklanma emri çıkarılan Genelkurmay Başkanı da yerinde oturuyor, Erdoğan’dan medet umuyor. Kurttan medet uman kuzu gibi…

Sayın Başbuğ, Türkiye savaşa girse kaç paşa, subay, general esir alınırdı? Şimdikinden daha mı fazla?
Yazık, yazık ki ne yazık!!.

Silivri esir kampında ki davada Ergün Poyraz’ın avukatı Hüseyin Bozan(kendisi de aynı davanın tutuksuz sanığı) ikiye bir mahkemesinin hakimlerinden;
“Mahkemenizden Ergenekon Davası için Başbakanlık örtülü ödeneğinden Başbakan para ayırmış mıdır? Ayırdı ise miktarı nedir? Kayıtlara geçsin istiyoruz.” Diye talepte bulundu.

Herhalde Başbuğ bu konulara da kafa yormuyordur. 

2007 genel seçimi öncesi Barzani ne demişti. Erdoğan’ı seveni biz de severiz, sevmeyeni biz de sevmeyiz. Elinde Mehmet’imin kanı olan Barzani niye bu kadar Erdoğan’ı seviyor acaba? Aynı projede, BOP’de birlikte çalıştıkları, çalışırken de “Baron”laştıkları için mi?

Irak’ı ABD’ye peşkeş çeken Barzani, bütün zenginliklerimizi küresel sermayeye talan ettiren, ettirirken de zenginleşen Erdoğan… Ve o Erdoğan’dan medet uman Başbuğ… Hala anlamadınız mı? Anlamadı iseniz anlatayım:

AKP, işgalci basın, seçilmiş polis, seçilmiş sermayesi ile öncü işgal gücüdür! Ve Lozan’ın intikamı 7 düvel tarafından AKP ELİ ile alınmaktadır!!. Nokta!!!.. 

Not:
Kılıçdaroğlu Dörtyol ve İnegöl’deki çatışmayı fakirliğe bağlamış. Teşhis buysa millet yandı. Sayın Kılıçdaroğlu, millet 8 yıldır iteleniyor, horlanıyor. Evlatlarını şehit edenler el üstünde tutuluyor. 57. Alay’ın yok olurken yere düşmesin diye ağaca takdığı bayrağımız çiğneniyor, ayaklar altına alınıyor. Türk adı Anadolu topraklarından silinmek isteniyor. Size bu çatışmayı fizik kuralına göre anlatayım:
Bir kap sürekli dolar, çıkışı olmazsa en sonunda o kap patlar. Ya da etki ne kadar şiddetli ise, tepki de o şiddette olur. Elektrik yüklemesinde ise topraklama yoksa çarpılırsın.

Halk artık doldu, yüklenme çok şiddetli ve çıktı alamıyor. Hükümet edenler bilinçli bir şekilde bu basıncı artırıyor. Bu basınç sonucunda toplumsal patlama kaçınılmazdır. Duygusal, romantik yaklaşımları bırakın da, konulara bilimsel-teknik akılla bakın veya bakan adam gibi danışmanlar bulun. 

Hay-huyla geçirecek zamanımız yok! Bilmem anlatabiliyor muyum? 

Z_eucar@yahoo.com.tr 




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

27 Temmuz 2010 Salı

ACI KAYIP

Üç hafta evvel İzmir Konak Meydanı bir kafeteryanın dış kısmında iki masayı birleştirip oturuyoruz. Sağ yanımda yeni tanıştığım ama Atatürkçü kişiliğiyle 500 metre yürüyüp diğer arkadaşları ararken kaynaştığımız Tire müzesinde çalışan Cevdet abi var.Sigara içmeyen,boş kül tabağının kokusundan rahatsız olan hayat dolu bir insan.Masadan erken kalkmak zorunda kaldı.Tire’ye giden tirene yetişmek için.Masada uğurladık.Gitti.
Biz diğer arkadaşlarla yaklaşık bir saat daha oturduk. Konular Türkiye’nin durumu ve yapılması gerekenlerdi. Masadan kalkıp hesabı istedik ama hesap ödenmişti. Cevdet abi bize görünmeden misafir olduğu masanın hesabını ödemiş ve gitmişti.Daha sonra internetten birkaç kez daha görüştük.
Masada ki uzun sohbetten Cevdet abinin söylediği aklımda kalan aktarıyorum.

“Sene 1916 Atatürk’ün doğu sınırında çadırında sabaha kadar mum ışığı sönmez. Sabahın ilk ışıklarıyla ufukta bir atlı belirir. Atlı silahlıdır. Askerler durdurur, silahını alırlar ve Ata’ya haber veriler. Ata çadırından elinde kahvesiyle çıkar.
Ata “ kimsin ve nereden geliyorsun” diye sorar.
Atlı “Kazak Türk’üyüm. Ruslar bizi Türklere karşı savaştırıyor. Rus ordusundan kaçtım” der.
Ve Ata’nın ağzından tarihe geçen şu cümle dökülür:
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE”
İşte bu insanı bu sabah kaybettik.
Mekânın cennet olsun.
Nur içinde uyu Cevdet Abi.



MÜZEDE DEHŞET 
İşten çıkartılan müze görevlisi müdürünü yaraladı, yardımcısını öldürdü

Anıl ERTAN/ TİRE, (İzmir)(DHA)

İZMİR'İN Tire İlçesi'nde, işten çıkartılan Arkeoloji Müzesi görevlisi Y.Ç. (37) dehşet saçtı. İşten çıkartılmasından sorumlu tuttuğu müze müdürünü otomatik av tüfeğiyle yaralayıp, yardımcını da öldüren Y.Ç., gözaltına alındı.
Tire Arkeoloji Müzesi'nde işçi olarak çalışan Y.Ç. (37), bir süre önce işten çıkartıldı. İşine son verilmesini kabullenemeyen Y.Ç., bugün saat 08.30 sıralarında müzeye geldi. Y.Ç., bahçede Müze Müdürü Enis Üçbaylar (48) ve yardımcısı arkeolog
Cevdet Üstündağ (45) ile karşılaştı. Aralarında tartışma çıktı.

Tartışmanın uzaması üzerine Y.Ç., yanında getirdiği otomatik av tüfeğiyle Üstündağ ve Üçbaylar'a üç el ateş etti.
Başına isabet eden saçmalarla kanlar içinde yere yığılan Üstündağ olay yerinde öldü, Üçbaylar ise karnından yaralandı. Üçbaylar, ambulans kaldırıldığı Tire Ertuğrul Aker Devlet Hastanesi'nde tedaviye alındı.
Polis olayın ardından Y.Ç.'yi gözaltına aldı. Polis, olayla ilgili soruşturmanın sürdüğünü bildirdi.