7 Mart 2010 Pazar

YALANDAN KİM ÖLMÜŞ?



Yahudi lobilerinin taktiğini hala bilmeyen var mı dünyada?
Biri destekler, biri karşı geliyor görünür.
Hatta meşhur sözleri “x Yahudileri temsil etmiyor” dur. Ama bu x durmadan değişir. Siyonist çıkarlara tepki oluşturacak bir olay yapmış; ama aslında mutlaka da yapılması gerekendir ve bu yapılır. Sonra diğer Yahudi lobileri diğerine kızar ve “x Yahudileri temsil etmiyor” derler ve çıkarlar işin içinden.
Şu çok iyi biliniyor ki Ermeniler Yahudilerden tam destek almaktadır. Hatta Ermeni soykırım yalanlarının ortaya çıkması holocaust (Yahudi soykırımı) başarısından sonra ortaya çıkmıştır. Oysa Hitler ne kadar katilse Siyonist İsrail’de o kadar katildir. Ama İsrail katliamları görülmez. İlla da görülecekse ya da görülmüşse bunu ilk dile getiren yediği içtiği ayrı gitmeyen birinin onlara “one minute” demesidir. Böylece Siyonizm’e karşı oluşan tepkide bile İsrail çıkar hanesine kazanç olarak yazılabilir. Dikkat ediniz İsrail’e her kafa tuttuğumuzda İsrail kar etmiştir ve bizden bir şeyler kopartılmıştır. Mayınlı arazimizi İsrail’e 49 yıllığına vermek için yapılan tartışmalar tutun Heron casus uçaklarının akıbetine, Petrol boru hatlarının ucunu İsrail’e uzatma anlaşmasına kadar birçok taviz verilmiştir. Defalarca tv de “BOP eşbaşkanıyım” diyenlerden de başka bir şey beklenmezdi sanırım.
Neden mi?
ABD yönetimin kendisi BOP (Büyük Ortadoğu Projesi),GOP (Genişletilmiş Ortadoğu Projesi) aslında BİP'nin (Büyük İsrail Projesi) proje babalarıdır.Bunun içerisinde dev ve köklü ulus devletlerin parçalanması güdük, yönetimi,sömürüsü kolay devletlerin oluşumu vardır.Kurulması hedeflenen Kürdistan ve kurulu Ermenistan tam bu güdüklerdir.BİP’in sömürüsü olması hedeflenen bu yapıların ikisi de Siyonizm ve İsrail tarafından desteklenmektedir ve bunu sağır sultan bilmektedir.Burada "ABD İsrail değil ki" diyenler çıkabilir.
İsrail ABD’nin müttefiki değildir.
ABD İsrail’in ta kendisidir.
Ama ne yazık ki bunu oradan buradan göçmen gelmiş toplama ABD vatandaşlarının birçoğu dahi bilmezler. Çünkü tüm ekonomisi, para basma yetkisi ve siyaseti, yargısı Siyonistlerin elinde olan ABD kendi halkını da bilinçli olarak cahil, tüketim manyağı obezlere bilinçli olarak çevirmiştir. ABD gerçek zulmü (belli bir zümre dışında) kendi halkı görünenlere de yapmaktadır.
Böylece filmlerle, reklamlarla istediği gibi yönlendirile bilen, hatta filmleri gerçek sanan ve dünyanın birçok ülkesinde neden savaştığını bilmeyen göçmenler sürüsü oluşturmuştur. ABD dünyayı iki yalanla yönetir.
Silah ve filmler. Dünyada hakim para dolar olduğu için ve doları birkaç Siyonist aile karşılıksız basabildiği için ve toplama, cahil ABD halkı bunu devlet bankası sandığından ve tüketim manyağı yapıldığından her yere kolay sürülüp cinayet işletile bilir. 


FBI ve CİA ile direk temasta olan thing tank denilen düşünce kuruluşları aracılığıyla dünyanın her köşesinden satın alınmış, paraya tapan tiplere kendi ülkeleri veya yakın coğrafya hakkında raporlar hazırlattırılıp zayıf noktaları tespit edilir ve gereken gerektiği zaman yapılır. Bu karşılıksız üretilen yeşil dolar hizmetkârlarına da bir sürü süslü ön ekler, kısaltmalar eklenir ve kendi ülkelerinde adam yerine konulması sağlanır. Adam yerine konulan bu hizmetkârların kesinlikle kendi ülkelerinin çıkarlarına olmayan raporları bir haltmış gibi birçok denetimden geçirilir ve medya aracılığıyla hedef ülkeye yollanır. Böyle hedef ülke insanları yapılmak istenen olaya alıştırılmış olur.
Hedef ülkenin siyasi eliti ele geçirilmişse ve hele de iktidar yapılmışsa işler çok daha kolaydır.
Yüzlerce lobi, thing tankların görevi budur.
Hedef ülke dirençli ise yapılanların tam karşısında bir görüntü çizilir. İnkâr edilir, hatta hedef ülkenin yanında görünülür.Ama hepsinde demokrasi,insan hakları,kadın hakları hatta çevre meseleleri kullanılır.
Kısacası yalandan kimse ölmemiştir.
Ve bu yeşil dolar hizmetkarları her görüştendirler.Siyasi İslamcıdır ama yeşil kart almasını Yunan papaz destekler.Hitler'dir ama Yahudi bankerler destekler.
Umarım anlata bilmişimdir.
Aşağıdaki haberi okurken düşününüz.
Ve 19 Eylül 2009 da Ahmet Reyiz Yılmaz'ın şu sözlerine iyi kulak verin.


ABD’Lİ YAHUDİ KURULUŞUNDAN
‘Ermeni tasarısına’ büyük tepki
Amerika’nın önde gelen Yahudi kuruluşlarından JINSA, 4 Mart’ta ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi’nde görüşülecek Ermeni tasarısına karşı çıkılması gerektiğini belirtti.
JINSA tarafından yayımlanan bir yazıda, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni tasarısının Kongre’den geçmesinin; ABD Dışişleri Bakanlığı açısından, Türk-Ermeni ilişkilerinin onarımına yardım teklifinde bulunmayı imkânsız hale getirebileceği ifade edildi.
TÜRK MUSEVİ CEMAATİ:
“Tarihi olayları parlamenterler değil, tarihçiler değerlendirmeli”
ABD Temsilciler Meclisi’nde oylanacak olan Ermeni tasarısı ile ilgili olarak Türk Musevi Cemaati de görüşlerini belirten bir bildiri yayınladı. Cemaatten yapılan açıklamada, tarihi olayların parlamentolar tarafından değerlendirilmesinin gerçekçi olmadığı ve tarafların çıkarlarına hizmet etmediği, bunun ancak tarihçiler tarafından çözümlenebileceği dile getirildi. Açıklamada, “Söz konusu tasarının komisyonda kabul görmesi durumunda, Türkiye-ABD ilişkilerinin zedeleneceği ve bu durumun Türkiye-Ermenistan ilişkilerine de hiçbir katkı sağlamayacağı görüşünü taşımaktayız” ifadesi kullanıldı.




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
YANİ DİYOR Kİ
CİA’nın düşünce kuruluşu; onların değimiyle think tankı Stratfor ÖZETLE diyor ki:
“BEN Irak’tan çekildiğimde pkk’nın ve dansöz kardeşlerin bitarafını etnik çatışmalardan Türkiye koruyacaktır” diyor.
“BEN bataklıktaN defolup gidiyorum. Benim yerimi Türkiye alacak” diyor.
“BEN Irak’tan tüyünce İran bölgede rahat durmaz, İran’a karşı çıkarlarımı Türkiye koruyacak” diyor.
“BEN tüyüyorum bataklığı sana emanet ediyorum” diyor.
“E bu kadar destek verdim. Ne bağımsız yargı bıraktım, ne asker onuru. Fettullah’a da 12 yıldır bakıyorum. Sizi de iktidar yaptım. Yandaş medya oluşturdum. Yargılandınız ama kapanmadınız; destekledim. Hepinizi köşe yaptım. Muhaliflerinizi damlara ıslak/kuru belgelerle içeri tıktırdım, belge ürettim.Terörü siyasete soktum,ihaneti iktidar yaptım.Şimdi sıra sende” diyor.



‘IRAK’TA İŞ TÜRKİYE’YE DÜŞER’
Amerikan özel istihbarat kuruluşu Stratfor’un raporunda, Irak’tan çekilme takvimi belirleyen ABD’nin, “bir tehdit olarak görmediği Türkiye’ye güvendiği” belirtildi. Rapora göre Türkiye hem ABD’nin çekilmesini kolaylaştırarak güvenliği sağlayacak, hem de İran’ı frenleyecek.
ABD’nin Irak’tan çekilmesinin ardından oluşacak boşluğu Türkiye’nin doldurabileceği ileri sürüldü. Amerikan gizli servisi CIA’nın “gölgesi” olarak tanımlanan özel istihbarat kuruluşu Stratfor tarafından hazırlanan “ABD’nin Irak’tan çekilmesi” başlıklı raporda, Amerikan birliklerinin çekilmesinin ardından Türkiye’nin bölgede İran’ı dengeleyecek bir güç olarak ortaya çıkabileceği belirtildi.
Raporda, “ABD yalnızca Irak’ı değil, İslam dünyasından askeri olarak koparmak istediği Ortadoğu’yu da yönetmek için küresel yükselişini kendi çıkarlarına bir tehdit olarak görmediği Türkiye’ye güveniyor” ifadeleri yer aldı.
Irak’ta bugün yapılacak parlamento seçimlerinin ardından ABD’nin çekilmeye başlamasıyla ülke içinde etnik çatışmaların çıkabileceği tehlikesine dikkat çekilen raporda, Amerikan askerlerinin çekilmesini Türkiye’nin kolaylaştırabileceği yorumu yapıldı. ABD’nin Irak’tan çekilmesini bazı tarafların zora sokabileceğinin ileri sürüldüğü raporda, “Ancak jeopolitik çıkarları olan Türkiye, Washington’ın çekilmesine yardım edebilir” ifadeleri kullanıldı.
“ABD ile ortaklığı, Kuzey Irak’taki Kürt bölücülere yönelik güvenlik kaygıları, enerji ihtiyacı ve bölgesel güç rolünü oynama yeteneği düşünüldüğünde, Türkiye ABD’nin çıkışıyla oluşan boşluğu doldurabilir” denilen raporda, Ankara’nın “Irak’taki etnik-mezhepçilik mayın tarlasında dümen tutmasının zaman alabileceği” de ileri sürüldü.
İran ile iddialı yarış
ABD’nin Irak’taki askeri varlığının ve siyasi sistemdeki elinin İran’a karşı bir denge ayarı olduğu, ancak ABD’nin Irak’tan çekilmesiyle İran’ın ülkedeki konumunu genişletebileceği de rapordaki değerlendirmeler arasında yer aldı.
Rapordaki, Türkiye’nin son dönemde izlediği dış politikayla ilgili değerlendirmeler de dikkat çekti. “Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya gibi bölgelerde gücünü yansıtan Türkiye’nin saldırgan bir biçimde dünya sahnesine döndüğü” ifade edilen raporda, Tükriye’nin Irak’ta “iddialı bir İran ile yarışacağı” öne sürüldü.
15 sayfalık istihbarat kuruluşu raporunda, “Yakınlığı ve acil çıkarları göz önüne alındığında Irak, Türkiye’nin en çok çaba harcayacağı, jeopolitik tırmanışının başlama noktası olacak. Sonunda İran’dan daha fazla yayılma eğilimi olan Türkiye, Irak’ta İran’ın hareketlerini frenleyebilir” denildi.
ELÇİN POYRAZLAR/ WASHINGTON




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
ŞAK ŞAK DİPLOMASİSİ

Soros’un çocukları harıl harıl  çalışırlarken, raporlar, uyduruk resimler belgeler türetirken bizim aydın geçinenlerimiz; Ermeni’den özür dileme kampanyası yapıyordu. 


Hrant Dink öldürüldüğünde bir anda Türkiye’yi Türkleri katil ilan edip “hepimiz Ermeni’yiz hepimiz Hrant’ız” diye bar bar bağırdık. 


Hatta Cumhurbaşkanımız ayarlanmış maçta gülücükler savurdu. 


Ama Sayın Davutoğlu Monika’nın ekürisinin alkışları altında gülücükler saçarak imza atarken tüm verilen tavizlere karşı Ermeni mevkidaşı kızgınlıktan kıpkırmızı kesmişti.

Ermeni Tasarısı ABD Dış İlişkiler Komitesi'nden 22 oya karşı 23 oyla "bir gol farkla" geçmiş.
Birden bir şaşırdık bir şaşırdık ki sormayın gitsin.
Şimdi hep beraber bağırıyorlar.
Neyse ki başbakanımız harika bir açıklama veriyor ve yüreğimize su serpiyor. Bakınız bir kesiti:


“Geçen gün ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi, Ermeni tasarısını 22'ye karşı 23 oyla kabul etti.
Peki, ne oldu?
Şimdi kim kazandı?
Kimin zararına, kimin yararınadır bu tasarı? ABD mi, Ermenistan mı kazandı? Şimdi tarih yeniden yazılıyor. ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinde öyle bir senaryo oynandı ki bu bir komedidir. Bir kişi 'evet' değil de 'hayır' oyu kullanmış olsaydı veya 5 dakika bekletilmesi gerekirken bekletilmeden hemen 'İstediğimi yakaladım' deyip toplantıyı kapatan bir başkanın anlayışının olduğu yerde evet her şey değişebilirdi. Tarihin, yani geçmişin seyrini mi değiştirdiklerini zannediyorlar. Allah aşkına tarihe böyle bakılabilir mi? Tarihe böyle bakmak siyasetçilerin mi işidir?
O mecliste 'evet' oyu verenlerin acaba kaç tanesi Ermenistan'ın yerini haritada gösterebilir?”


Tüm yukarıda sayılanları bilmiyor olsam “tarihi konuşma” derdim.
Evet, bence de orada oy kullananların birçoğu Ermenistan’ın nerede olduğunu bilmiyorlardı.
" oy verdik artık bir bakalım Ermenistan neredeymiş" demiş, bakmışlardır.


Ama nerede olduğunu bilmesi gerekenleri iyi biliyor.


Kapıları açacak olanları iyi biliyor.


Anlaşmalar imzalayacak olanların ruhunu biliyor.


“BOP/GOP eşbaşkanıyım” diyenleri çok iyi tanıyor.



Futbol maçına gidecekleri iyi biliyor.


Kimi öldürmeleri gerektiğini iyi biliyor.


Kimlere "Ermeni'den özür dileriz" kampanyası başlatacakları,
kimleri aydın maskesinde süsleyeceklerini,
besleyeceklerini çok iyi biliyorlar.
“hepimiz Ermeni’yiz hepimiz Hrant’ız” diye bar bar bağıracak,yetiştirilmiş okumuş cahil genç züppeleri çok iyi biliyorlar.
Kısacası başımıza getirdiklerini, getirdiklerinin her dediklerini yapacağını ve Türk halkını da vaazlarıyla kandıracaklarını çok iyi biliyor.

Zaten bu coğrafyayı emperyalist çıkarları doğrultusunda şekillendirmeleri için 23 üyenin 23 ününde Ermenistan gibi bakla kadar bir ülkenin nerede olduğunu bilmesine gerek yok.
Saygılar Türk halkı.
Apolitikliğe devam.

Bakın size Macar Yahudi’si adı bile yalan olan Soros’un en kalifiye elemanlarının 2009 da Almanya sponsorlu hazırladıkları rapordan ilk golü yediğimiz futbol diplomasisi başlıklı kısmı:

Raporun özetinin kısa bir bölümü.

Futbol Diplomasisi
6 Eylül 2008, öğleden sonra saat 4:15'te, Airbus 319 tipi bir uçak Erivan Zvartnots Havalimanı'na iniş yaptı. Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül uçağı terk edip asfalt alana adım atınca Ermenistan Dışişleri Bakanı Edward Nalbantyan tarafından karşılandı. İki helikopter havada nöbet halindeyken kırmızı-mavi-turuncu Ermeni bayrağı, Türk ay ve yıldızının yanında dalgalanıyordu. Türkiye'den Ermenistan'a, Gürcistan üzerinden gelen zırhlı bir araç, Cumhurbaşkanı'nı bekliyordu. Gül, Dünya Kupası elemelerinde Türkiye ile Ermenistan arasındaki maçı izlemek üzere Ermenistan'daydı. Bu, bir Türk Cumhurbaşkanının Ermenistan'a gerçekleştirdiği ilk ziyaretti.
Ermeni Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan'ın, Abdullah Gül'ü Temmuz 2008'de ülkesine davet etmesi Ankara herkes tarafından pek de memnuniyetle karşılanmamıştı. Muhalefet partisi CHP'nin başkanı Deniz Baykal, eleştirilerinde yıpratıcıydı: "Ermenistan Türkiye'nin sınırlarını mı tanıdı, soykırım söyleminden mi vazgeçti, işgal ettiği Karabağ topraklarından mı çekiliyor? Bunlar olmamışsa niye gidiyor?" Muhalefetin ikinci büyük partisi, milliyetçi kanadı temsil eden MHP'de ise Devlet Bahçeli, Gül'ü dış baskıya boyun eğmekle suçladı ve ziyaretin "Türkiye'nin onurunu zedeleyeceğini" ve "tarihi bir gaflet" olduğunu dile getirdi.
Gül'ü taşıyan araç konvoyu Erivan'ın merkezine ulaştığında, protestocular tepkilerini ortaya koymakta gecikmedi: "Ben Vanlıyım", "Gerçeklerle yüzleş", "Adalet istiyoruz" ve "Türkiye, suçunu kabul et" gibi İngilizce ve Ermenice yazılmış dövizler havaya kaldırılıyordu. 1915 olaylarını soykırım olarak kabul eden ülkelerin bayrakları (Fransa, Kanada, Arjantin gibi) yol boyunca asılmıştı. Protesto gösterileri, Ermeni Devrimci Federasyonu [Armenian Revolutionary Federation – ARF] Taşnak Partisi tarafından organize edilmişti. 1890'ın Çarlık Rusya'sında kurulan partinin ilk bildirgesi şu uyarıyı içeriyor: "Yüzyıllardır köleleştirilmiş Türk Ermenistan'ı şimdi özgürlük talep ediyor… Ermeniler artık yalvarmıyor – elinde silahıyla talebini dile getiriyor." 1918'de ARF, Ermeni Cumhuriyeti'nin ilk hükümetini oluşturdu. Ermenistan'ın 1920'de Sovyetlerce işgalinin ardından Taşnak liderler ülke dışına kaçarken, bir yandan da, Beyrut'tan Los Angeles'e kadar uzanacak Ermeni diasporası içinde kuvvetli bir ağ oluşturdu. ARF, ayrıca şu anki koalisyon hükümetinin küçük ortağıdır.
Türkiye Cumhurbaşkanı'nın arabası kent merkezine, 2. Dünya Savaşı sırasında Sovyet ordusunda görev yapmış bir General olan Mareşal Baghramyan bulvarını geçerek ulaştı. Öncesinde, 450,000 kadar Ermeni'nin, Kızıl Ordu bünyesinde Nazi Almanya'sına karşı verdiği savaşın sonlanmasını kutlamak amacıyla 1945'te inşa edilen Zafer Köprüsü'nü aştı. Her ne kadar Erivan, geçtiğimiz günlerde, kuruluşunun 2750. yılını kutlasa da, binaların çok azı Komünist dönemi öncesinden kalma. Konvoy, ayrıca 5. yüzyılda yaşamış ve Ermeni alfabesini bulan rahip Meshrop Mashtots'tan adını alan bulvar boyunca ilerledi ve sonunda Türk milli futbol takımı'nın konakladığı Golden Palace Oteli'ne vardı.
Otelin en üst katından batıya, Ağrı ovasına doğru bakıldığında, Türk-Ermeni sınırının ardında kalan Ağrı Dağı tüm berraklığıyla gözüküyor. İncil'e göre Nuh'un Gemisi'nin üzerine yerleştiği Ağrı Dağı, Ermeniler için kutsal bir yer. Ağrı Dağı, Erivan'da hemen her adım başı karşınıza çıkıyor: maden suyu şişelerinde, firma logolarında, otel ve mağazalarda ve Ermeni ordu armasında. Türk milli futbol takımının gelmesinden birkaç gün önce Ağrı çizimi, Ermeni milli futbol takımının formasında da yer alıyordu – ta ki Ermenistan Futbol Federasyonu logoyu değiştirene ve Ağrı Dağı'nın yerine bir futbol topu resmi yerleştirene kadar. Şiddetle eleştirilen bu değişikliğe yönelik tepkisini Federasyon başkanı şu şekilde dile getirdi: "Bir hata yaptığımızın farkındayım. Fakat bu benim tüm hatalar için sorumlu tutulacağım anlamına gelmemeli. Kars Antlaşması'nı ben imzalamadım, Gümrü Antlaşmasını da."
Milli takımı cesaretlendirici kısa bir konuşmanın ardından Abdullah Gül otelden ayrıldı ve Sovyet Dönemi mimarisinin izlerini taşıyan, iki mermer heykel tarafından korunan bembeyaz Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na doğru yola koyuldu. Bu heykellerden ilki, imparatorluğun sınırlarının Hazar Denizi'nden Akdeniz'e kadar ulaştığı dönem (başkenti, bugün Türkiye sınırları içerisinde yer alan Tigranocerta, ya da Tigranakert, Silvan'ın bulunduğu bölgenin yakınında yer alan bir kentti) hükümdarlık yapmış Büyük Tigran'a ait. (M.Ö 95-55) Diğer heykel ise Nuh Peygamber'e ait. Rivayete göre büyük büyük torunu Hayk, Ermeni ulusunun kurucusu. Babil'in zalim hükümdarına karşı başlattığı ayaklanma sonrası Haik'in, halkını Nuh'un gemisinin bulunduğu ovaya getirdiği ve anavatanı iyi ile kötünün savaşında savunduğu söyleniyor. Bugün Ermeniler, onun anısına kendilerini Hayk olarak nitelendirmeye devam ediyor. 
Sarayda iki Cumhurbaşkanı basına kapalı bir görüşmenin ardından yemek yedi. Sonrasında ortaklaşa bir basın toplantısı düzenlendi. "Bu ziyaret ikili ilişkilerin normalleşmesi açısından olumlu bir gelişme olacaktır" dedi Gül. Sarkisyan ise gazetecilerle görüşlerini şu şekilde paylaştı: "Bölgede istikrar ve barışa yönelik bir istek gördüm ve bundan çok memnunum."
Stadyumda, dostluğu betimleyen "Ermenistan-Türkiye" yazılı bayraklar rüzgârda dalgalanıyordu. Her iki ülkenin de ulusal marşı çalındı: Türkiye'nin "Kahraman ırkıma bir gül/ ne bu şiddet bu celal / Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal / Hakkıdır, Hak'ka tapan milletimin İstiklal!" ve Ermenistan'ın "Ulusunun özgürlüğü için canını veren kutsaldır" cümleleriyle süslü marşları. Bu esnada stadyuma bakan tepenin yamacında protestolarını sürdüren göstericiler, ellerinde yanan mumlar ve meşalelerle Ermeni Soykırım Anıtı önündeydi. Başlama vuruşu akşam saat 9'da yapıldı. Maç orta karardı, doğrusu pek heyecanlı da değildi. Türk milli takımı ikinci yarıda bulduğu gollerle maçtan 2–0 galip ayrıldı. Gece yarısına doğru, Ermeni topraklarında geçirilen 8 saatten az bir sürenin ardından Abdullah Gül Türkiye'ye döndü. Ziyaret, olaysız noktalanmıştı.
Erivan'da bazılarının ziyarete yönelik beklentileri yüksekti: Erivan'daki Soykırım Enstitüsü başkanı Hayk Demoyan'a göre "başlıca bilirkişiler ve medya Türkiye-Ermenistan arasında süregelen sorunlara jet bir çözüm bulunacağını öngörüyordu." Fakat herhangi bir çözüme varılmadı ya da olay yaratacak herhangi bir açıklama yapılmadı. Sınır hala kapalıydı ve diplomatik ilişkiler hala askıya alınmış durumdaydı. Ziyaretten 3 gün sonra, Taşnakların ziyarete yönelik düşüncesi şu şekildeydi: "Ziyaret, Türkiye için bir propaganda aracı olmuştur."
Fakat bir değişim gerçekleşmişti. Ankara'ya dönerken Gül, gazetecilere Türkiye ve Ermenistan'ın "ziyaretin yarattığı olumlu havayı iyi değerlendirilmesi gerektiğini", aksi takdirde " bir sonraki fırsat için 15–20 yıl daha bekleyeceği"ni söyledi. Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Erivan'ı Gül ile birlikte terk etmedi. Babacan, Cumhuriyet Meydanı'ndaki Dışişleri Bakanlığına döndü ve Ermenistan Dışişleri Bakanı Edward Nalbantyan ile görüşmelerini, sabahın erken saatlerine kadar sürdürdü. Eylül 2008'den Nisan 2009'a kadar geçecek süreçte iki bakan, yedi kez daha bir araya gelecekti.
O an için kimse, bu futbol müsabakasının tarihsel uzlaşma adına büyük bir adım olup olmadığını bilemiyordu.

Berlin – İstanbul – Erivan, 21 April 2009
ISE raporu



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

6 Mart 2010 Cumartesi

SALDIRAY BERK NEDEN HEDEF ALINDI?




Onu diğer komutanlardan ayıran bir şey var.






Ergenekon Operasyonu’nda evleri basılanların, gözaltına alınanların ve tutuklananların hemen hepsinin ortak bir özelliği vardı. Türkiye’nin Atlantik ekseninden kopmasını, NATO’dan çıkmasını, AB üyelik hedefinden vazgeçmesini ve IMF ile olan ilişkisini bitirmesini istiyorlardı. Bu isimlere göre Türkiye, Avrasya ekseninde, Çin, Rusya, İran ve Orta Asya’daki Türkî cumhuriyetlerle yeni bir ittifak kurmalıydı.






Örneğin eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç, bu isteğini yüksek sesle ifade etmişti. Örneğin Şener Eruygur ADD’nin başına geçtikten sonra bu eksen kaymasını savunmaya başlamıştı. Örneğin Erol Manisalı bütün bir entelektüel mesaisini bu hedefe yönelik olarak harcayan bir akademisyendi. Örneğin Doğu Perinçek çok uzunca bir süredir “Avrasya Seçeneği”ni savunuyordu.





Operasyonun bulaştığı Yalçın Küçük ya da Merdan Yanardağ gibi isimler ise, zaten dünya görüşleri olan sosyalizm nedeniyle, NATO, ABD ve emperyalizm karşıtıydılar, dolayısıyla onlar da içerde ve dışarıda bir eksen kaymasından yanaydılar.



Üstelik Cumhuriyet Mitingleri Türkiye’nin Atlantik ekseninden çıkmasını isteyen güçlerin, hızla kitleselleşebileceğini de gösteriyordu. Mitinglerdeki yüz binler, hep bir ağızdan “ne ABD ne AB, Tam Bağımsız Türkiye” sloganını atıyorlardı.





İşte bu noktada dışarıdaki ve içerideki Atlantikçi güçler, hem Türkiye’nin emperyalist planlar doğrultusunda dönüştürülmesine karşı durabileceklerini hem de bir eksen kaymasına neden olabileceklerini düşündükleri hedeflere yönelik bir tasfiye operasyonuna giriştiler. Birinci cumhuriyetin yıkılıp ikincisinin kurulması için bu güçlerin engel olmaktan çıkarılması gerekiyordu.





Bu söylediklerimiz ışığında “neden 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk hedef tahtasında” sorusunu sorabiliriz.


Öncelikle komutanlığı Erzincan'da bulunan 3.Ordu’nun geçmişte Sovyetler Birliği’ne karşı kurulduğunu, şimdi ise Gürcistan ve Ermenistan sınırlarını koruduğunu bilmemiz gerekiyor; ABD’nin her daim yakından ilgilendiğini ve önemsediğini tahmin edebiliriz.





3.Ordu’nun şimdiki komutanı Saldıray Berk ise biyografisinden anlaşıldığı kadarıyla, 2.Ordu Komutanı Orgeneral Necdet Özel’le birlikte, NATO’da görev yapmamış iki komutandan biridir.





Berk, NATO’da görev yapmadığı gibi, yine biyografisine bakıldığında görülebileceği üzere, Moskova Kara Ataşeliği ve Bakü Silahlı Kuvvetler Ataşeliği görevlerinde de bulunmuştur. Ayrıca Berk, TSK bünyesindeki Rusça bilen az sayıda isimlerden biridir.






Saldıray Berk, cemaate yönelik Erzincan’daki soruşturma bağlamında hedef tahtasına yerleştirilmiş olabilir ama tek neden bu olmamalıdır; Berk NATO’cu değildir ve biyografisinden ve hakkında yazılanlardan Avrasyacı fikriyata yakın Kemalist bir paşa olduğu sonucuna varılmaktadır.






Türkiye’nin Rusya’ya en yakın sınırlarını NATO’cu olmayan bir paşa tarafından komuta edilen bir ordunun savunmasına ABD’nin sessiz kalması söz konusu olamaz.






Bunlar göz önüne alındığında, Atlantikçi güçlerin ve onların içerideki işbirlikçilerinin Berk’i hedef seçmiş olmalarında şaşırtıcı bir yan bulunmamaktadır.






Alıntı: Hakan UTKAN


Odatv.com
 
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

28 Şubat 2010 Pazar

NEŞET ERTAŞ AĞABET "GÖNÜL DAĞI" TAŞ PLAK KAYDI
..

İŞTE ERGENEKON BUDUR


SAĞ/SOL
KÜRK/TÜRK
ALEVİ/SUNNİ DİYE BÖLÜNÜP
TÜRKLÜĞÜNDEN
UTANACAK KADAR
DEVŞİRİLMİŞLER
DİNLEMESİN


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."


17ARALIK 2004 BRÜKSEL AB’DELİ 24 BAKAN RECEP TAYİP ERDOĞAN’A MÜZAKERE TARİHİ VERDİ.

NASIL MI GERÇEKLERŞTİ?

12 MADDECİĞİ KABUL EDEREK:

1-Kıbrıs Rumlara bırakılacak.

2-Sözde Ermeni soykırımı tanınacak.

3-Güneydoğuda Kürt devleti kurulacak.

4-İstanbul’daki Fener Ortodoks Rum papazına ekümenik verilecek.

5-Fırat ve Dicle üzerindeki barajlar başta olmak üzere AB’ye devredilecek.

6-Ilımlı İslam uygulanmasına geçilecek.

7-İran ve Rusya potansiyel düşman kabul edilecek.

8-Türk Silahlı Kuvvetlerinin yetkileri kısıtlanacak.

9-Müzakerelerin ucu açık bırakılacak.

10-Devlet bankalarının tamamı özelleştirilecek.

11-Avrupalı yatırımcının önündeki tüm engeller kaldırılacak.

12-Avrupalı işsizler Türkiye’ye gelip çalışabilecek.

Tony Blair ile Recep Tayip Erdoğan’ın özel görüşmesi neticesinde:

-KABUL EDİLDİ-

Bu maddeler Türk halkına nasıl mı yutturuldu?

BRÜKSEL’DE SADECE TİCARİ BİR ANLAŞMA YAPTIK DENİLDİ.

AKP’NİN İCRAATLARINI BU MADDELERDEN SONRA DAHA İYİ ANLAYABİLİRSİNİZ.
Osman Özbek'in konuşmasından alınmıştır.

TRABZON'DA DÖNEN DOLAPLAR


GELEN BİR ELEKTRONİK POSTA,TÜRK MİLLETİNİN DİKKATİNE SUNMAK İSTİYORUM

Sayın Temizeller yöneticisi:
Sitenizi fırsat buldukça izliyorum,ve değindiniz analiz ettiğiniz konularda en doğru ve gerçeğe yakın olanlarını yapıyorsunuz.
Ben Trabzonluyum, bir kaç yıldır Trabzon adı cinayetlerle anılmaya başladı. Burada size bildiğim bir konudan ufak bir kesit aktaracağım bu cinayetlerin arkasında Pontus dernekleri var.
Hem Santoro'nun Glock marka silahla vurarak öldürmesinin ardından da, hemde Hrant Dink cinayetinin ardında!
2003 yılında Trabzon'a sık sık gelen ve kendisini batı Trakyalı türk olarak adınında Zeynel olduğunu söyleyen kişi bu işleri organize etmiştir.
Bu kişi bir çok Trabzonlu genci Yunanistan götürmüştür ve şu anda çok genç orada eğitim almakta.
Aldıkları eğitim arka planında soy köklerinin Rum olduğu yatmaktadır.
İlerde daha büyük bir felaketlerle karşılaşılacağından kimsenin şüphesi olmasın!!
Atinaya gittiğimizde, Bu Zeynel denen kişinin sonradan yunan gizli servis ajanı gerçek adınında Aleks olduğu anlaşılmıştır..
Ve ben geri döndüm ama orada şu anda ilerde Türkiye’de her tür eylemi yatırabilecekleri çok kişi bulunmaktadır
                                                                                                      M.DALMAZ
24 Şubat 2007
yeniçağ
MHP’li Oktay Vural: Gökçek, fotoğraftaki MOSSAD ajanıyla ne görüştüğünü açıklamalı.

Bol partili topaç! BasIn toplantısına “ANAP, Refah, Fazilet, DP ve AKP” yazılı bir topaçla gelen Oktay Vural, Gökçek’e soruların yanı sıra sert eleştiriler de yöneltti: Biz ülkücüler mücadele ederken, sen karyola altında saklanıyordun.

Hedefi milli devlet GIybetİ siyaset zannediyorsun. Fitne fesat yaklaşımı sergiliyorsun. Senin tek davan koltuk. Görevi, milli devletleri ortadan kaldırmak olan MOSSAD ajanı David Kimche ile Ankara’da ne paneli düzenliyorsun?

‘Ceyar’lığın sökmez! Sen kendini ne zannediyorsun? Yaptığın bu ‘Ceyar’lığın hesabını vermeyeceğini mi zannediyorsun? 2 Mart 2009’da Umre’ye gittin, hangi uçakla ve kiminle? Açıklama yapmazsa uçak numarasını vereceğim!

Gökçek’e MOSSAD’la ilişkisini sordu! Oktay Vural, 2006 yılında Melih Gökçek’in önderliğinde düzenlenen “Glocal Forum” adlı toplantıyla ilgili iddiaları gündeme getirdi

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, TBMM’de bir basın toplantısı düzenleyerek Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’le ilgili yeni iddialarda bulundu. Ankara’nın rantının nereye gittiği hakkındaki iddialara, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nın cevap veremediğini ifade eden Vural “ Gökçek siyasi polemik yapıyor. Ülkücüler, milliyetçiler üzerinden oyun oynuyor. Ülkücüler kimsenin adamı değildir” diye konuştu.Basın toplantısına dosyalar ve üzerinde, “ANAP, Refah, Fazilet, DP ve AKP” yazan bir topaç da getiren Vural, şöyle devam etti: Gökçek tehdit ve şantajla herkesi yıldıracağını zannediyor. Sen kendini ne zannediyorsun? Ali kıran baş kesen misin? Yaptığın bu Ceyar’lığın hesabını vermeyeceğini mi zannediyorsun? Osman Gökçek’i hatırlattı Melih Gökçek’in 2006 yılı Haziran ayı sonunda “Glocal Forum” adlı forum düzenlediğini belirten Vural, bu forumun başında İsrail Dış İlişkiler Konseyi Başkanı Büyükelçi David Kimche’nin bulunduğunu ileri sürdü. Bu kişinin, MOSSAD’ın ikinci adamı olduğunu iddia eden Vural, şöyle devam etti: “Bir MOSSAD ajanının, organizasyondaki sivil toplum örgütünün, Gökçek’le ne işi olabilir? Bu organizasyonun amacı, şehir yönetimlerinin global yönetimle ilişkilerini oluşturmak, milli devletleri ortadan kaldırmak. Gökçek’in, bu kişilerle alakası ne? Bunlar, Gökçek’e bir barış ödülü vermişler. Bu forumun aynı zamanda gençlik parlamentosu vardır. Bu parlamentonun iki Türk üyesinden biri Osman Gökçek’tir.” Soruşturma açılsın Melih Gökçek’in İsrailli bir generalle çekilmiş fotoğrafını da gösteren Vural, Gökçek’in bu generalle ne görüştüğünü sordu. Vural ayrıca, Gökçek’in, 2-3 milyar dolar serveti olan belediye başkanının kim olduğunu biliyorsa bunu Ankaralılarla paylaşmasını istediğini söyledi. Oktay Vural, İçişleri Bakanlığından Gökçek hakkındaki iddialarla ilgili soruşturmanın önünü açmasını beklediklerini belirterek, “Ankaralılar da Gökçek’e, ’last minute’diyecek” diye konuştu. Melih Gökçek’in, 2 Mart 2009’da Umre’ye gittiğini ifade ettiğini belirten Vural, “Daha önce sormuştum. Hangi uçakla ve kiminle gitti diye. Yarın uçağın kuyruk numarası ve destinasyonunu vereceğim ve kendisine soracağım, ’acaba bu uçakta mıydınız?’Kendisi bugünden açıklama yaparsa, kamuoyunu daha sağlıklı bilgilendirir” diye konuştu.

MHP’li Oktay Vural TBMM’deki toplantıya Melih Gökçek hakkındaki dasyalarıyla katıldı.
&

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in Ankara'ya davet ettiği Glokal Forum Başkanı David Kimche'yi yakından tanımak ister misiniz? Şimdi İsrail vatandaşı olan Irak Yahudisi Naeim Giladi anlatıyor: "12 yaşındaydım. Bugünkü Ebu Garip Hapishanesi'ne 7 mil uzaklıkta bir evde yaşıyordum. Irak, İngiliz güdümündeydi. Askerleri Gurkha'lardan oluşan İngiliz ordusu, önce Basra'ya girdi. Ardından Arap-Yahudi çatışmaları başladı. Basra'da 30 bin Yahudi yaşıyordu. 1 Haziran 1941 günü Bağdat'ta Şabat bayramı kutlamalarından dönen Yahudilerin otobüsü durdurularak içindekiler tek tek kurşuna dizildi. Akşama kadar olaylar şehre yayıldı. Karşı koymalara rağmen 500 Yahudi öldürüldü. Ölenler arasında benim arkadaşlarım da vardı. Çok kızgın ve üzgündüm. Irak ordusu, şehre, saldırılar bittikten sonra girdi! Bize, katliamı Iraklıların yaptığı söyleniyordu. Michael Timosyan adlı bir Irak Ermenisi, Bağdat hastanesinde erkek hemşire olarak çalışıyordu. Onun dikkatini çeken şey, yaralılar arasında iki kişinin yerel kıyafetli olmamasıydı. Biri omuzundan diğeri dizinden yaralıydı. Doktor ise kana bulanmış sivil elbiselerini değiştirmeleri için onlara baskı yapıyordu. Direndiler. Bunun üzerine doktor onları iğneyle uyuttu. Elbiselerini Timosian değiştirdi. Bu sırada üzerlerindeki kimlik bilgilerinden İngiliz ordusunda görevli iki Gurkha olduklarını anladı. Daha önce İngiliz Ordusu adına İran'da çalışan Timosyan, tanıdığı iki İngiliz görevliye durumu anlattı. Derhal hastaneye gelerek bu iki Gurkha'yı götürdüler. Sonraki yıllarda da Kerkük'te, Erbil'de, Basra'da ve diğer şehirlerde Yahudilere saldırılar devam etti. Irak'taki Yahudilerin Filistin'e göç etmesi için, Yahudiler Yahudileri öldürüyordu. Yahudileri öldüren, Siyonist yer altı teşkilatının bombalarıydı. Saldırıları düzenleyen İngiliz istihbarat servisi, jeopolitik sonuçlar elde etmek istiyordu. Kurulacak İsrail devletine Yahudi nüfus gerekiyordu. Bu korkunç gerçekleri açıklamak benim için vicdani bir mecburiyettir. 1940 yılının sonundan, 1952'ye kadar, İngiliz Gizli Servisi'nin organizasyonu ile Irak'taki Yahudilere yönelik saldırılar sonucunda 125 bin Yahudi Irak'tan İsrail'e göç etti. Bu olaylar sırasında David Kimche, İngiliz Gizli Servisi adına Irak'ta çalışıyordu. Yahudilerin öldürülmesi eylemlerini biliyordu ve bu olaylardan sorumludur." *** KİMCHE, savaştan sonra uzun yıllar MOSSAD'ın Afrika sorumlusu olarak çalıştı. Zulu kabilesinin Güney Afrika'da kontra güç olarak kullanılması ve bunların giriştiği katliamlar Kimche'nin eseridir. Zaire'de Mobutu'nun, iktidara gelişinde Kimche'nin payı vardır; Kenya'yı MOSSAD üssü haline getirmiştir. Kimche, ABD Başkanlarından Ronald Reagan'ın Ortadoğu ve İran danışmanlığını da yaptı. Bu sırada, İran Şahı Pehlevi'nin Batı'daki imajını düzeltmekle de görevliydi. 1980'li yıllarda İsrail'in İran'a ABD silahlarını satması ve elde edilen para ile Orta Amerika'daki Amerikan işbirlikçilerinin desteklenmesi operasyonunu da Yarbay Oliver North ile birlikte Kimche yönetti. Elçibey döneminde Azerbaycan ile İsrail arasındaki askeri ilişkiler, MOSSAD yetkilisi David Kimche tarafından organize ediliyordu. Kimche'nin başkanı olduğu GLOKAL FORUM ise bir istihbarat ağıdır. Yani Mustafa Yıldırım'ın bahsettiği sivil örümcek ağlarından biri! *** David Kimche, ülkesi adına ajanlık görevini yaptı, hala devam ediyor. ABD, İngiltere ve İsrail, onunla gurur duyabilir! Ya onu Türkiye'ye davet edenler, ağırlayanlar, "GLOKALLEŞME" ADI ALTINDA TÜRKİYE'Yİ ŞEHİR DEVLETLERİNE DÖNÜŞTÜRME PROGRAMINA dahil olanlar; onlarla kim gurur duyacak? Kaynak: Yeniçağ Gazetesi
TAARİH VAKFI DESTEKÇİLERİ
Proje Bazında Maddi Destekçiler


Birleşmiş Milletler Habitat İstanbul Zirvesi


Ana Destekci: Toplu Konut İdaresi Başkanlığı

Diğer Destekci: Arçelik

Diğer Destekci: İş Bankası

Diğer Destekci: Ekinciler Holding

Diğer Destekci: Emlak Bankası

Diğer Destekci: TEB

Diğer Destekci: Aygaz

Diğer Destekci: Four Seasons Hotel

Diğer Destekci: Mesa

Diğer Destekci: Yapı Kredi Yayınları

Diğer Destekci: Ytong

Diğer Destekci: Koray İnşaat

Diğer Destekci: S.S. Büyükşehir Konu Yapı Koop.

Diğer Destekci: Ondüline Avrasya

Diğer Destekci: Levent Rotary Klüp

Diğer Destekci: Gök İnşaat

Diğer Destekci: BATA

Diğer Destekci: Aymod Ayakkabı

Diğer Destekci: Net Yapı

Diğer Destekci: İstanbul Rotary Klüp

Diğer Destekci: Uluslararası Müteahhitler Birliği

Cumhuriyet'in 75. Yıl Projeleri


Ana Destekci: Başbakanlık Tanıtma Fonu

Diğer Destekci: İMKB

Diğer Destekci: Milli Piyango İdaresi

Diğer Destekci: İş Bankası

Diğer Destekci: Kalkınma Bankası

Diğer Destekci: Eximbank

Diğer Destekci: Körber Vakfı

Diğer Destekci: Finansbank

Diğer Destekci: İpragaz A.Ş.

Diğer Destekci: Leitz Manu Kırtasiye

Diğer Destekci: Novartis

Diğer Destekci: Amerikan Basın ve Kültür Merkezi

İstanbul Ansiklopedisi Projesi


Ana Destekci: Kültür Bakanlığı

Türkiye’de İnsan Hakları ve Sivil Toplum Gelişiminin Görsel Anlatımı Projesi


Ana Destekci: Avrupa Komisyonu

Ders Kitaplarında İnsan Hakları Projesi


Ana Destekci: Avrupa Komisyonu

Diğer Destekci: Açık Toplum Enstitüsü

Osmanlı Bankası Arşivinden Tarihten İzler Sergisi


Ana Destekci: Osmanlı Bankası

İstanbul Müzesi Projesi


Ana Destekci: Rockfeller Vakfı

Sivil Toplum Kuruluşları Rehberi 1995-1996


Ana Destekci: UNDP

Avrupa Yayınları Projesi


Ana Destekci: Avrupa Komisyonu

Diğer Destekci: Filandiya Konsolosluğu

Akdeniz'de Tarih Öncesi Alanlar Projesi


Ana Destekci: Avrupa Komisyonu

Osmanlı’dan Günümüze Kağıt Para: Nakden Tarih Sergisi


Ana Destekci: Osmanlı Bankası

Bankalar Caddesi: Osmanlı’dan Günümüze Voyvoda Caddesi Sergisi


Ana Destekci: Osmanlı Bankası

Yerel Tarih Grupları Projesi


Ana Destekci: Rockfeller Vakfı

Diğer Destekci: Hollanda Matra-Kap Fonu

Diğer Destekci: Ünye Ticaret Odası

Diğer Destekci: Heinrich Böll Stiftung Derneği

Eyüp Projesi


Ana Destekci: Kültür Bakanlığı

Diğer Destekci: İstanbul Büyükşehir Belediyesi

Akdeniz Sesleri Projesi


Ana Destekci: Avrupa Komisyonu

Sivil Toplum Kuruluşları Rehberi 2004-2005


Ana Destekci: Açık Toplum Enstitüsü

Ana Destekci: Dünya Bankası

Okullara Kitap Gönderim Projesi


Ana Destekci: Türk Kültür Vakfı (Turkish Cultural Foundation)

1960 Sonrasında İç Göç, İşçiler ve Sendikalar Projesi


Ana Destekci: Fredrich Ebert Vakfı

Türkiye'de Sivil Toplum Kuruluşları Sempozyumları


Ana Destekci: Heinrich Böll Stiftung Derneği

Diğer Destekci: Amerikan Basın ve Kültür Merkezi

Josephine Powell Kolleksiyonundan Kilim Örnekleri Sergisi


Ana Destekci: JP Morgan

Diğer Destekci: Bireysel Bağışçılar (ABD)

"Elveda Doğduğum Toprak " Fotoğraflarla Anadolu'nun 150 Yıllık Göç Tarihi Sergisi


Ana Destekci: Rockfeller Vakfı

I. Tarih ve Deniz Şenliği Projesi


Ana Destekci: Kültür Bakanlığı

Fotoğraflarla İnsan Hakları Sergisi


Ana Destekci: Avrupa Komisyonu

Diğer Destekci: Heinrich Böll Stiftung Derneği

Diğer Destekci: Kanada Büyükelçiliği

Sendikal Eğitim Atölyeleri


Ana Destekci: Fredrich Ebert Vakfı

Osman Hamdi Bey Sempozyumu


Ana Destekci: Kültür Bakanlığı

Sendikalar ve Üniversiteler Atölyesi


Ana Destekci: Fredrich Ebert Vakfı

Pertev Naili Boratav Arşivi Projesi


Ana Destekci: Kültür Bakanlığı

I. Uluslararası Tarih Kongresi


Ana Destekci: Esbank
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."



"AMA ÖNCE:SAHİP ÇIKANLARA SAHİP ÇIKALIM"
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."



"AMA ÖNCE:SAHİP ÇIKANLARA SAHİP ÇIKALIM"

27 Şubat 2010 Cumartesi

BAL TUTAN PARMAĞINI YALAR DA; BALYOZ TUTAN NE YAPAR?

Bir zamanlar Ergenekon Terör Örgütü vardı.


İçeriye bir sürü paşa aldılar, gazeteci aldılar, bir birini tanımayan bir sürü insanı topladılar.


Kimini kötürüm yaptılar.


Örgütün kasası dedikleri kişi içeride öldü, ne ile suçlandığını öğrenemedi.


Dışarı cesedi çıktı. Ama Ergenekon Kasasının kefen parası yokmuş, belediye gömdü.

 
Sonra bir baktık; DTP’nin Genel Başkanı Ahmet Türk'ün 15 Ekim'de İçişleri Bakanı Atalay ile görüşmüş ve bu görüşmede Bakan Beşir Atalay



''Müsteşarımı Diyarbakır’a gönderdim. Hakim ve savcılar ayarlandı, gelen pkk'lılar geldikleri gibi geçecekler''


demiş.


Nerede oluyor bu konuşma?


Tarım Bakanı Mehdi Eker'in Atatürk Orman Çiftliği'ndeki makam odasında.


Koca İçişleri Bakanı Mecliste yer bulamamış; ormanların içinde gizli odalarda buluşuyor.



Peki, geldikleri gibi geçtiler mi?



Hala içeride Atatürkçü aydınlar, akademisyenler kuzu kuzu yatarken “biz apo’nun talimatıyla geldik. Pişman değiliz” diyenler Habur’da AKP kabile zihniyetinin çadır mahkemelerinde kişi başı 7dk da aklandı.


34 pkk’lı rezil; terörist elbiseleriyle sirk maymunu gibi DTP arabalarının üzerinde “barış güvercini” diye sunularak gezdirildi.



Medya ellerinde; çakma prof. televizyon taklacıları kanal kanal gezerek halkın nabzını tuttu. Sakinleştirmek için bin bir yalan uydurdu.


Bir dansöz elbisesi giyip kıvırtmadıkları kaldı.


Tüm Türkiye çakma prof.lerimizin ne kadar meziyetli olduğunu gördü.


Dansözlüğü meslek olarak yapanlar, ondan ekmek yiyenler çok faydalanmıştır umarım.


Tek faydası budur beklide.



Ama bu arada Ergenekon tam bir cacık oldu.


Artık millet Atatürk rozeti takanlara “seni Ergenekon’dan alırlar içeri” diye dalga geçiyor.


AKP kahvehanelerde yok.


AKP pazarlarda yok.


AKP tarlalarda yok.


AKP yok oğlu yok.


Ama televizyonlar da var.


Gazetelerde var.


Bu bir gösterge değil midir?



AKP’ye 2011 seçimleri için bir şeyler gerekli.


Ama AKP’de bunları kotaracak; yeni entrikalar türetecek ne enerji, ne sinir sistemi nede zekâ kaldı.


O zaman ne yapılmalı?


Akıl hocalarının ABD’den verdiği talimatları uygulamak gerekiyor.


Günü kurtarmak adına da olsa bunu yapmak şart.



Ama biz yinede şanslıyız.


Hangi ülke insanları bizim gibi başbakanını her daim canlı izleye biliyor.


Bizim başbakanımız sabahın köründen beri konuşuyor. Tüm kanallarda canlı canlı izliyoruz.


Hangi ülkenin başbakanı halkına şiir okuyor.


Dini vecizeler seslendiriyor.


Karnımız aç olsun.


İşçimiz işsiz, Ankara sokaklarında donuyor olsun.


Çiftçimiz üretimi bıraktı, tarlaları Yunan Papaz bankalarına ipotekli olsun.


Üniversite mezunlarımız işsiz, kazık kadar oldu cesaret edip evlenemiyor olsun.


Ama şiirler, masallar dinlemek yetiyor bize.




2011’e odaklanmış başbakan belediye başkanı edalarıyla açılışlar yapıyor.


Ne büyük ayrıcalıktır, ne büyük gönüldür ki bir ülkenin başbakanı özel hastane açılışı yapar. “Yaratılanı severiz yaratandan ötürü” diyen başbakanımız özel bazı kuruluşları çok seviyor ve bedava reklamını yapıveriyor. Rakipleri taş yesin, bunlar ağaç kovuğundan çıktı, yaratılmadı.


Alıştık her şeye.


Açlığa, işsizliğe, üretmeden yemeğe, beyaz eşyamızı, kömürümüzü, bulgurumuzu göcemizi seçim dönemi AKP’den almaya.


Ye beleş bulguru, yak kömürünü sıcacık, ver oyunu AKP’ye 3 çocuk yap.


Yata yata karpuz büyür biliyoruz da biz ne olduk bilmiyorum.



Bu gün başbakanı Antisemitizme dokundurdu.


“Antisemitizm ne ise İslamifobi de odur” dedi.


Sevgili başbakanım bulgurla, göce ile yaşayan dünyanın en pahalı etini yiyemeyen, eğitim-öğretimi rezalet olmuş bu halkta kaç kişi senin gibi aydın. Ne anlar semitizmden islamafobiden.


Semitizm’i bilmez çünkü hiç olmadı.


Bu halk aç aç!


Bu halk işsiz!


Bu halk üretemiyor.


Bu halk beslenemiyor!


Bu halk otobüse binemiyor!


Semitizm karın doyurmuyor.



Başbakan basın özgürlüğünden bahsediyor. ABD’de “Türkiye’de basın özgürlüğü hiç bu kadar olmamıştır” diyor. Aynı gün Kıbrıs Kurucu Başkanı, Kıbrıs’ın Atası Rauf Denktaş’ı Mehmet Ali Talat ile yok etmeyi planlayan ses kaydını ve İşadamı Remzi Gür’le yapılan görüşmesini yayınlayan Aydınlık dergisi kapattırıyor.


Şimdi de gazete patronlarına sesleniyor. Köşe yazarlarınız parasını siz veriyorsunuz.


Susturun diyor.


Şaşarım böyle basın özgürlüğüne.



Pkk sitelerinde “Balyozun başları tutuklandı.” Diye başlık atıyorlar.


Çakma prof.tv taklacıları dansözleri de son tutuklamaları Ergenekon’dan özellikle ayrı göstermeye çalışıyor.


Ergenekon cacık oldu.


Şimdi yeni operasyonun adı BALYOZ.


Balyoz bir defa başbakanı kurtardı.


Bakalım bir daha kurtaracak mı?


Bal tutan parmağını yalarda balyozu tutan ne yapar?


Birlikte göreceğiz.


Saygılar.


Levent kalem



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
KÖRLER SAĞIRLAR BİRBİRİNİ AĞIRLAR

Bu yazıyı bloguma taşımamdaki sebep bir zatın ABD'den ödül alması yada almaması değil.Resimleri gördüğümde ABD bayrağına sıkı sıkıya sarılan kişilerin kim olduğunu görmek ve bizi bu insanların temsil ediyor olmasından duyduğum utançtır.
Üstelik ödül falanda tamamen medyatik bir şovdan ibaretmiş.

Mehmet Şahin Gerçekten Ödül Aldı mı?



Niyazi DoğanIn yazısından alındı

Bir basın açıklaması :

“AKP Malatya Milletvekili Mehmet Şahin Amerika’daki Niagara Foundation tarafından Amerika Birleşik Devletleri’nde Türk kültürünü tanıtma ve parlamenterler arasındaki dostluk ilişkilerinin gelişmesine yaptığı katkılardan dolayı ödüle layık görüldü. Şahin, ABD’deki Niagara Foundation adlı kuruluş tarafından verilen ödülünü Türkiye’yi ve Türk Kültürünü tanıtmak amacıyla İllinois eyaletinde bulunan İlk Eyalet Meclisi binasında organize edilen programda aldı’’


AKP Malatya Milletvekili Mehmet Şahin’i ödüllendirdiği ifade edilen Niagara Foundation yani Niagara Vakfı, bir Amerikan kuruluşu değil.


Niagara Foundation, Nur Cemaati’nin Fethullah Gülen ekolüne gönül vermiş bir grup Türk iş adamı tarafından Chicago’da 1997 yılında kurulmuş.
Fethullah Gülen hareketinin, bu bağlamda dinler arası diyalog akımının Amerika’daki lobiciliğini yapan Niagara Foundation, alt kadrolarında yabancıların da bulunduğu bir Türk Vakfı.


Niagara Foundation’un Onursal Başkanlığı’nı da zaten Fethullah Gülen yapıyor.


Zaman Gazetesi’ne göre vakfın resmi başkanı ise Şerif Soydan.


AK Parti Malatya Milletvekili Mehmet Şahin de kamuoyunun bildiği üzere Fethullah Gülen hareketinin entelektüel ekibinden. Gülen okulları olarak tanınan yurtdışındaki okulların başarısı için çalıştı / çalışıyor.


TBMM kayıtlarına göre Parlamentolar arası Birlik Türk Grubu Üyesi olan Şahin, Mayıs ayı içinde gittiği Amerika’da Onursal Başkanlığı’nı Fethullah Gülen’in yaptığı Niagara Foundation tarafından düzenlenen Kültürlerarası Dostluk ve Diyalog Resepsiyonu’na katıldı ve burada resepsiyona davet edilen çok sayıda senatör, bürokrat, medya temsilcisi ve işadamı ile tanıştı / görüştü.


Yukarıda bu yazının konusu olarak ele aldığımız basın bülteni, Mehmet Şahin’in Niagara Foundation tarafından “Türk kültürünü tanıtma ve parlamenterler arasındaki dostluk ilişkilerinin gelişmesine yaptığı katkılardan dolayı’’ ödüle layık görüldüğünü ve ödülünü İllinois Eyaleti’nde (başkent Springfield) düzenlenen programda aldığını kamuoyuna duyurdu. Ancak duyuruda, Niagara Foundation’ın bir Amerikan kuruluşu olduğu imajı verildi ve Fethullah Gülen bağlantısı belirtilmedi.
Çok ilginç olan şu:
Mehmet Şahin’in, basın bülteninde ifade edilen programda (resepsiyon) aldığı herhangi bir ödül filan yok. Zaten o gün, resepsiyonda ödül gibi bir gündem maddesi de yok.


Mehmet Şahin’in basın danışmanı tarafından ödülün belgesi olarak açıklama ile birlikte gönderdiği fotoğraf ise, ödülün belgesi değil, Şahin’in vali yardımcısı Pat Quinn'e hediye ettiği ve bir hattat olarak kendisinin hazırladığı, hat süslemeli çini tabağın ambalajının fotoğrafı.



Şimdi sağ alt köşedeki iki fotoğrafı dikkatli bir şekilde incelerseniz, 1. karede Şahin’in Vali Yardımcısı Quinn’e hediye ettiği çini tabağın ambalajından henüz çıkarılmadığını, 2.sinde ise tuğra formundaki hat ile süslenmiş çini tabağın 1. fotoğraftaki aynı ambalajdan çıkarıldığını ve kürsüden salondaki konuklara gösterildiğini göreceksiniz. Resepsiyondaki diğer fotoğraflar da ardıl biçimde incelendiğinde zaten çini tabak ambalajının kürsüye gelmeden önce Mehmet Şahin’in elinde olduğu, daha sonra da kürsüde vali yardımcısına hediye olarak takdim ettiği açıkça görülmektedir. Bu durum, Zaman Gazetesi’nin 19 Mayıs tarihli Amerika baskısında Erdal Ayçiçek tarafından açık biçimde yazılmış : “Aynı zamanda usta bir hattat olan Mehmet Şahin TBMM adına vali yardımcısı Pat Quinn'e kendisinin hazırladığı, hat süslemeli çini bir tabak hediye etti.’’



Ödülün belgesi olarak gönderilen fotoğrafın devamı olan Zaman Gazetesi’nin Amerika baskısında yayınlanan 2. karenin gösterdiği gibi resepsiyonda verilen ya da alınan bir şey varsa, o da Mehmet Şahin tarafından Amerikalı vali yardımcısına hediye edilen çini tabaktır. Bunun dışında resepsiyondaki yaklaşık 30 fotoğrafın hiç birinde Mehmet Şahin’e verildiği duyurulan ödüle dair herhangi bir görüntü içermiyor.


Şimdi şu soruların cevaplarına ihtiyacımız var:
1- Olmayan ödülün duyurusunu yapma ihtiyacı neden kaynaklanmaktadır?
2- Bu basın açıklaması Mehmet Şahin’in bilgisi dahilinde ve talimatı ile mi yapılmıştır?
3- Ödül verildiği iddiası gerçek olsa bile, Onursal Başkanlığı’nı Fethullah Gülen’in yaptığı bir vakfın Fethullah Gülen hareketine gönül ve hizmet vermiş bir kişiye ödül vermesi hangi açıdan haber değeri taşımaktadır? Birbirini ağırlama durumunun kamuoyuna duyurulması neden ihtiyaç olsun?
4- Illinois’deki yapılan ve Mehmet Şahin’in ödül aldığı belirtilen programa (resepsiyon) dair Zaman Gazetesi’nin Amerika baskısında 19 Mayıs 2008 tarihli ve Erdal Ayçiçek imzalı biri haber, biri yorum olmak üzere iki ayrı yazı yayımlanmış, bu yazılarda resepsiyondaki tüm detaylar


(örneğin; Bir köşede Türk kahvesi pişiren hanımefendiler, diğer köşede ebru örnekleri hazırlayan bir başka hanımefendi, bir başka köşede geceye katılan misafirlerin isimlerini hat olarak gösterişli kağıtlara yazan TBMM üyesi ve hattat Sayın Mehmet Şahin)


Belirtilmesine karşın, Mehmet Şahin’in aldığı duyurulan ödülden tek satır neden söz edilmemiştir?


Ve bir not:
Niagara Foundation, her yıl diyalog ve barış ödülleri veriyor. Gülen Cemaati bu ödülleri genellikle yabancılara tahsis ediyor. 2008 Niagara Barış ve Diyalog Ödülleri töreni 4 Haziran’da Chicago’da yapılacak. 2008 Barış ve Diyalog ödüllerine layık görülen isimler bütünüyle yabancılardan oluşuyor.