12 Mayıs 2009 Salı


Ermenileri kullanarak; Türkiye’yi Holokost benzeri “soykırım yalanı” ile köşeye sıkıştırmaya çalışan Siyonistler ABD’deki lobilerini sanki İsrail’den bağımsızmış gibi göstererek kumpasa almaya çalışıyor. ABD Yahudi lobileri ermeni soykırımı yalanına “vardır” derken Siyonistlerin merkezi “yoktur” diyerek dengeyi sağlıyor.
On yıllardır Türkiye kamuoyunu bu tip oyunlarla kandıranlar yine aynı yalanlarına devam ediyorlar.
Böylece Ermeniler yine kullanılıyor, Türkiye’deki Yahudi ve İngiliz madalyalıları, İsrail yandaşlarının eli güçleniyor, temiz kalpli Türk halkına da “Siyonist İsrail sizin dostunuzdur” yalan imajı veriliyor.
Unutulmamalıdır ki bu coğrafyanın en kanlı emperyalisti ve batı emperyalistlerin coğrafyamızdaki karargâhı İsrail’dir.
Ne güzel kumpas değil mi?
Yersen kardeşim.
Yeme…

KNESSET’TEN ERMENİ TASARISINA RET
İsrail Meclisi Knesset muhalefetteki sol görüşlü Meretz Partisi’nin parlamentoya sunduğu “Ermeni Soykırımı’nı tanımaya” ilişkin yasa tasarısını görüşmeyi red etti.
Meretz'in grup başkanı Haim Oron tarafından hazırlanan ve sunulan tasarı 1915 olaylarının Soykırım olarak tanınması amacıyla mecliste görüşülmesini amaçlıyordu. Tasarıyı İsrail Hükümeti adına yanıtlamakla görevlendirilen Çevre Bakanı Gilad Erdan hükümetin karşı görüşünü iletirken şu noktalara değindi: “1915 olayları duygu yoğunluğu yüksek hassas bir konu. Bu savaşta hayatını kaybedenleri anmak gereklidir. Ancak hükümetimizin görüşü bu tasarının siyasi tartışmalarla değil tarihçiler tarafından görüşülmesidir” dedi. İsrail’de bulunan Ermeni toplumu temsilcilerinin de izlediği oturum sırasında Erdan, “İsrail’in bu meselede taraf haline getirilmemesi” konusunda uyarıda bulundu. Tasarı hükümeti oluşturan Likud, Evimiz İsrail, İşçi Partisi ve muhalefetten Kadima partisinin oylarıyla red edildi.
İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, daha önce İsrail’in, Türkiye ve Ermenistan’ın ölümlerin niteliğine ilişkin uyuşmazlıkları diyalog yoluyla çözmesi gerektiği yolundaki tavrını bir kez daha yinelemişti. Kudüs’ün, 1915 olaylarını “soykırım” olarak adlandırmanın Ermenistan ve Türkiye arasındaki sorunların çözümüne katkı sağlamayacağı görüşü vurgulanmıştı. İsrail’li liderlerin zaman zaman Soykırım Tasarısının ABD Senato’sundan geçmemesi için Türkiye adına Yahudi Lobilerine telkinde bulunduğu medyaya yansımıştı.
ABD’deki Yahudi lobisinin, Ermeni ve Yunan lobilerinin Kongre’de Türkiye çıkarlarına karşı yaptıkları baskılarla mücadelede yıllarca Türkiye’nin en büyük destekçisi olduğu biliniyor.

10 Mayıs 2009 Pazar


Efendi Teröristlerin Kan kokan Sözleri (FOTO)
Aşağılık Siyonist siyasetçilerinin Filistin halkı ile ilgili söyledikleri kan ve terör kokan sözlerden birkaçı...
•'Yahudi devletinin sınırları, sonsuza dek kesinleşmeyecektir.' David Ben Gurion, İsrail Başbakanı •'Terörün bir savaş yöntemi olarak kullanılması engellenemez…Bizim için terör, bugünkü koşullarda siyasi bir savaşın bir parçasıdır.' İzhak Şamir, İsrail Başbakanı •'Filistinli Müslüman Araplar, iki ayaklı iğrenç hayvanlardır.' Menahem Begin, İsrail Başbakanı •'Zaman içinde Filistin'in tamamına yayılacağız.' Prof. Dr. Haim Weizmann, İsrail Devlet Başkanı •'Eğer ben sıradan bir İsrail vatandaşı olsaydım ve bir Filistinliyle karşılaşsaydım, yemin ederek söylüyorum ki, ben o Filistinliyi yakarak öldürür ve öldürmeden önce ona eziyet ederdim.' Ariel Şaron, İsrail Başbakanı •'Siyonizm, bir tür ırkçılık ve ırkçı ayrımcılıktır. Dünya barışına tehdit oluşturan Siyonizmi şiddetle kınıyor ve tüm ülkeleri bu ırkçı ve emperyalist ideolojiye karşı çıkmaya çağırıyoruz.' Birleşmiş Milletler Genel Kurul Kararı No: 3379, 10 Kasım 1975 •'Hiçbir ülkenin hiçbir biçimde kesin toprak mülkiyetini kabul etmiyoruz.' David Ben Gurion, İsrail Başbakanı •'Ben askerlerimi, Arap kızlarının ırzlarına geçmeleri yolunda cesaretlendirdim. Çünkü, Filistinli kadınlar Yahudilerin köleleridir ve biz bu kölelere istediğimizi yaparız ve kimse de bizden hesap soramaz. Asıl biz herkesten hesap sorarız.' Ariel Şaron, İsrail Başbakanı • 'Siyonist teröristler, Filistinli Müslüman çocukları, kafalarına sopalarla vura vura öldürdüler.' Prof. Dr. Walid Khalidi, Yazar •'Parayla toprak almayacağız. Toprakları işgal edeceğiz.' David Ben Gurion, İsrail Başbakanı •'Günümüzün Arap dünyası, barbarların dünyasıdır.' Prof. Benny Morris, İsrailli Tarihçi, 24 Eylül 2001 •'Yahudi dininin temel ilkesi, 'Haşmadat goyim' yani Yahudi olmayanların imhasıdır.' Haham Rav Leor, 18 Mayıs 2002 •'Filistinliler, tıpkı çekirgeler gibi öldürülmelidir…kafaları kayalara ve duvarlara çarpılarak parçalanmalıdır.' İzhak Şamir, İsrail Başbakanı, 1 Nisan 1988 •'Bizim vereceğimiz her bir kurban karşılığı, 1000 Filistinli öldürülmelidir.' Michael Kleiner, İsrail Herut Partisi Genel Başkanı, 23.10.2002 • 'ABD'li her politikacı, ister New York eyaletinin kuzeyinde küçük bir bölgede kampanya yürüten birisi olsun, isterse bir başkan adayı olsun, kendisini İsrail'in koşulsuz destekçisi ilan etmek durumundadır…' Prof. Edward Said, ABD Colombia Üniversitesi, Kasım 2000









kaynak:
Yılmaz Dikbaş, Efendi Teröristler Kitabı

6 Mayıs 2009 Çarşamba

Gürcistan’da muhalefet sokakta

Gürcistan’da muhalefet devlet başkanı Saakaşvili'nin istifası talebiyle bir dizi gösteri düzenliyor. Savaş çıkarmakla suçlanan Saakaşvili, “görev süremin dolacağı 2013 yılına kadar iş başındayım” diyor.

Gürcistan'da muhalefet bugün sokağa dökülüyor. Geçtiğimiz yıl Ağustos ayında Rusya ile yaşanan savaş sırasında muhalefet, “ülkeyi daha zayıf konuma düşürmemek” adına “geçici bir iç barış” dönemini kabullenmişti. Ancak bugün itibariyle sesini yeniden duyurmaya hazırlanan muhalif partiler Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili'nin istifasını istiyor. Saakaşvili’nin istifa etmediği ve erken seçime gitme kararı almadığı müddetçe ona huzur vermeyeceklerini söylüyorlar. Gürcistan'da geniş muhalefet yelpazesini temsil eden partiler, halka çağrıda bulunarak, bugün başkent Tiflis'te yapılacak gösterilere katılmalarını istedi.
Radikal dokuz partinin oluşturduğu ittifak, 2007 yılı baharında da protesto gösterileri düzenlemiş ve hükümet, göstericileri şiddet kullanarak dağıtmış ve muhalefetin tek televizyon kanalı "İmedi TV"yi kapatmıştı. Hemen ardından Gürcistan'da devlet başkanlığı seçimleri yapılmış ve Mihail Saakaşvili kıl payıyla devlet başkanlığını kazanmıştı. Düzenlenen genel seçimler de hükümetteki Ulusal Birleşik Hareketi’nin yüzde seksen oranında sandalye kazanmasıyla sonuçlanmıştı. Muhalefet ise 17 sandalye kazandı ancak seçimlere hile karıştığı gerekçesiyle parlamentoya girmeyi reddetti. Muhalefet partilerinin oluşturduğu ittifakın liderlerinden Kacha Kukava, bu sandalye sayısıyla parlamentoda hiçbir etkileri olmayacağını söyleyerek “Bizim yerimiz sokaklar” diyor: "Bizde Gürcistan'da partiler arasında rekabet yok. Bize de yalnızca otoriter rejime direnmek kalıyor." Muhalefet giderek güçleniyor Geçtiğimiz aylarda Gürcistan'da muhalefet kanadı güç kazandı ve muhalefete önemli katılımlar oldu. Örneğin; Gürcistan'ın Birleşmiş Milletler nezdindeki eski Büyükelçisi Irakli Alasania bunlardan biri. Muhalefete katılan bir diğer önemli politikacı da parlamentonun eski başkanı ve Saakaşvili’nin yol arkadaşı Nino Burcanadze.
Burcanadze, geçtiğimiz yıl devlet başkanı ile yollarını ayırmış kendi partisini kurmuştu ve şu anda Saakaşvili'nin yerine geçebilecek en güçlü isim olarak görülüyor. Muhalafete karalama Nino Burcanadze'nin partisinin on iki üyesi, Mart ayı sonunda darbe girişimi için silah temin etmekle suçlanarak tutuklandı. Televizyonlarda delil teşkil ettiği iddia edilen görüntüler yayınlandı. Kayıtları inceleyen uluslararası uzmanlar ise görüntülerin delil teşkil edecek yeterlilikte olmadığını belirtiyor. Nino Burcanadze, kendini kurban olarak görüyor: "Bu, hükümetin, partimi ve benim şahsımı karalama çabasıydı. Çünkü Nino Burcanadze'nin yurt içi ve yurt dışında nüfuzu olmasından korkuyorlar. Neyse ki kimse bu iddialara inanmadı. Tüm muhalefet, partimin arkasında durdu.” Saakaşvili savaş başlattı Muhalefet ayrıca Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili'yi Güney Osetya'yı bombalayarak, Rusya'yla savaşın başlamasına yol açmakla suçluyor.
Savaşın sonunda Rusya’nın, Güney Osetya ve Abhazya'nın ilan ettiği tek taraflı bağımsızlığı tanıdığını anımsatan muhalefet lideri Nino Burcanadze, kaybedilen topraklardan Devlet Başkanı Saakaşvili'yi sorumlu tutuyor: "Saakaşvili Gürcistan devletine ait toprakların yüzde 20'sini Rusya'ya verdi. Geçtiğimiz yıl Ağustos ayında yaptığı bu hata nedeniyle Gürcistan yakın zamanda NATO üyesi olabilme fırsatını kaçırdı. Saakaşvili, Abhazya ve Güney Osetya ile pazarlık kapısını kapadı ve Gürcistan'ın dünyanın gözünde güvenilir bir ülke imajını yıktı. Saakaşvili istifa etmeli. Bu kesin. O ülkesine çok büyük talihsizlikler yaşattı." Saakaşvili ise tüm tepkilere karşın, görev süresinin dolacağı 2013 yılına kadar devlet başkanı olmayı sürdüreceğini açıkladı. Avrupa Birliği ve Avrupa Parlamentosu da pek çok kez iki tarafa diyalog çağrısında bulundu. Muhalefet liderlerinden Kacha Kukava, tek bir beklentileri olduğunun altını çiziyor: "Saakaşvili, polis müdürleri, savcılar ve yasadışı askeri gruplarla iktidarda olduğu müddetçe seçimlerin özgürce yapılması mümkün değil."
Gesine Dornblüth/Tiflis
Çeviren: Deniz Eğilmez
Editör: Hülya Köylü

NATO ile Rusya arasında gerilim

Moskova, iki NATO diplomatını sınır dışı etti. NATO ise, Rusya’nın tepkilerine rağmen Gürcistan’daki tatbikatına başladı.

Batılı ülkeleri kendi etki alanına müdahale etmekle suçlayan Rusya, bölgedeki gerginliği tırmandıracağı gerekçesiyle NATO’nun Gürcistan’daki tatbikatına karşı çıkıyordu. Ancak Moskova’nın tepkisine karşın NATO, Tiflis yakınlarındaki tatbikatına başladı.
Rusya’nın tatbikatın hemen öncesinde iki NATO diplomatını sınır dışı etmesi ise, tansiyonu daha da artırdı. Geçen hafta da NATO ittifakı, casusluğa karıştıkları gerekçesiyle, Brüksel’deki NATO karargâhında irtibat görevlisi olarak çalışan iki Rus diplomatı sınır dışı etmişti.
Bugün başlayan tatbikat, gözleri yeniden Gürcistan’a çevirdi. Yaklaşık 5 yıl önce iktidara gelen Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili liderliğindeki Gürcistan yönetiminin en önemli siyasi hedefi, Gürcistan’ın NATO’ya bir an önce üye olabilmesi. Saakaşvili, 2008 yılında İttifak’tan üyelik yol haritası alacakları konusunda oldukça iyimserdi. Bu hedef tutturulamadı, ancak Gürcistan hedefinden vazgeçmiş değil. Zira NATO'ya üye olmayan Gürcistan’ın, Rusya’nın saldırgan tutumu karşısında hiçbir şansı olmadığı ifade ediliyor.
Gürcistan için NATO güvence
Gürcistan, geçen Ağustos ayında Güney Osetya’da yaşanan savaş konusunda Rusya’nın hesap vermesi gerektiği görüşünde. Tiflis'e göre, ülkenin NATO’ya üyelik süreci Moskova’nın cesaretini kırabilir. Hükümet çevrelerinde ‘eğer yol haritası alınmış olsaydı, Rusya geçen yıl Gürcistan ile savaşa girmeye cesaret edemezdi’ görüşü hâkim. Gürcistan Dışişleri Bakanı Vekili Nino Kalandadze, Rusya’ya “dur” denilmesi gerektiğini belirtiyor. Kalandadze, “Rusya, NATO ittifakı içinde görüş ayrılığı olabileceğini, Avrupa Birliği ile İttifak’ın zayıflık gösterebileceğini gördü. Öte yandan Rusya yapmaması gerekenlerin ne olduğunu ya da yaptıklarının ne tür sonuçlar doğurabileceğini de farkında. Rusya böyle devam edemez. Bir ‘dur’ levhası olduğunu kendisi de görüyor" diyor.
Rusya ile derin ihtilaf
Siyasi gözlemcilere göre, Rusya son dönemde siyasi ataklarında aşırıya kaçıyor. Ağustos ayında yaşanan savaşın ardından Rusya, Gürcistan’dan tek taraflı olarak ayrılan Güney Osetya ile Abhazya’nın bağımsızlıklarını tanımıştı. Savaşın sona ermesinden bu yana Rusya her iki bölge sınırında da asker konuşlandırıyor. Gürcistan buna karşı çıksa da şimdilik herhangi bir diplomatik başarı sağlamış değil. İktidardaki Ulusal Hareket Partisi'nden Petre Siskarişvili, “şayet önemsediğimiz ülkelerin oluşturduğu büyük birliğin bir parçası olursak kendimizi daha güvende hissedeceğiz. Çünkü kuzeydeki komşumuzun sürekli olarak tehdidi altındayız" sözleriyle, Gürcistan’ın her tür uluslararası kuruluşa dâhil olmasının ülkenin çıkarına olduğunu belirtiyor.
Saakaşvili'ye eleştiriler
Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili son haftalardaki açıklamalarında, ülkesinin güçlü bir orduya ihtiyaç duyduğunu vurguluyor. Saakaşvili, Gürcistan’ın topçularının Rusya’ya iyi bir karşılık verdiğini de sürekli olarak dile getiriyor. Gürcistan’dan ayrılan Güney Osetya ve Abhazya ise Saakaşvili’nin bu açıklamalarını tehdit olarak algılıyor.
Gürcistan’ın muhalefet kanadındaki siyasiler hükümetin bu tehdit dilinden vazgeçmesi gerektiği kanısında. Muhalefetteki "Gürcistan için İttifak" hareketinden Davit Usupaşvili, Saakaşvili'nin izlediği siyaseti şu sözlerle eleştiriyor:
“Gürcistan, Rusya’ya karşı bağımsız bir politika yürütebilmek için çok küçük ve çok zayıf. Saakaşvili’nin son yıllardaki açıklamaları Rusya'yı korkutmayı, kendisini büyük bir demokrat, Putin’i ise 19’uncu yüzyılın diktatörlerinden biri gibi göstermeyi amaçlıyor. Saakaşvili ayrıca Gürcistan ordusunun eski Rus ordusuna göre daha donanımlı olduğu iddialarını gündeme getiriyor. Bütün bunların bir son bulması gerekiyor."
Gürcü halkından sitem
Yaklaşık bir aydır Gürcü halkı sokaklarda; halk Devlet Başkanı'nın istifasını talep ediyor. Mihail Saakaşvili, ülkeyi otoriter bir şekilde yönetmekle, yargıyı kontrol altında tutmakla, basın özgürlüğünü kısıtlamakla eleştiriliyor. Saakaşvili’nin NATO üyeliğini ise yalnızca kendi çıkarları için gündemde tuttuğu iddiaları dile getiriliyor.
Muhalefet, demokratik reformlar yapılmadan NATO üyeliğinin mümkün olmayacağını savunurken, halk ise NATO üyeliğini sadece askeri değil ekonomik olarak da bir güven unsuru olarak görüyor.
Gesine Dornblueth / Çeviri: Başak Özay
Editör: Murat Çelikkafa

Gürcistan ile Rusya arasında darbe krizi

Moskova-Tiflis hattında yaşanan gerginlik, son gelişmelerle yeniden tırmandı. Gürcistan, ülkedeki NATO ortak tatbikatı öncesi bir grup isyancının Rusya’nın desteğiyle darbe girişiminde bulunduğunu iddia etti.

Gürcistan İçişleri Bakanlığı, Rusya tarafından desteklenen isyancıların hükümeti devirme niyetinde olduklarını öne sürdü. Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili planlanan ayaklanmanın Gürcistan'ın egemenliğine ve aynı zamanda AB ve NATO ile yakınlaşmasına karşı bir adım olduğunu savundu. Rusya ise bu açıklamalara sert bir şekilde tepki gösterdi. Saakaşvili'nin açıklamalarını ciddiye almayan Kremlin sözcüsü, Rus haber ajansı Interfax'a yaptığı açıklamada, Saakaşvili'ye bir doktora görünme tavsiyesinde bulunduklarını dile getirdi. Rusya’ya suçlama Gürcistan’daki tartışmalı NATO tatbikatından sadece bir gün önce, Rusya ile Gürcistan arasındaki gerginlik yeniden kopma raddesine geldi. Gürcistan İçişleri Bakanlığı, Rusya’yı askeri darbe planlamak ve bunu finanse etmekle suçladı. Gürcistan İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Şota Utiaşvili, bu girişimin doğru zamanlamayla engellendiğini belirtti: “Askeri isyancılar, planı Gürcistan’ın farklı yerleri için öngördüler. Bu sayede NATO tatbikatı son anda engellenebilecekti. Son olaraksa büyük bir askeri darbe olacaktı. Şu anda elimizdeki bilgi, Rus istihbarat birimleri ile isyancılar arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu gösteriyor.“ Olayların ardından çok sayıda yüksek rütbeli asker tutuklandı. İçişleri Bakanlığı’na göre, Gürcistan’dan tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Abhazya ve Güney Osetya’da konuşlanmış 5 bin asker isyancılara destek verdi. Gürcistan İçişleri Bakanlığı ayrıca Tiflis’teki tankçı birliğinde çıkan isyanın da sona erdirildiğini ve komutanın tutuklandığını açıkladı. Gürcistan Cumhurbaşkanı Saakaşvili, televizyonda yaptığı konuşmada Rusya’yı darbe girişiminin arkasında olmakla suçladı. Saakaşvili'nin açıklamaları Rusya'yı kızdırdı Rus askerlerinin mevcudiyeti Tiflis yönetimini son derece rahatsız ediyor. Bölgeye barış getirmesi beklenen 6 maddeli planda öngörülenden daha fazla sayıda asker olduğu tahmin ediliyor. Güney Osetya ve Abhazya geçen hafta sınırlarının korunması için Rusya’ya yetki verdikten sonra, bölgedeki Rus asker ve istihbaratçı sayısı 10 bine çıkarıldı. Gürcistan yönetimi, bunun kabul edilemez olduğunu açıkladı ve Batılı dostlarından yardım ve destek talep etti. Rusya’nın NATO büyükelçisi Dimitri Rogosin ise Tiflis'te yaşanan heyecana şu sözlerle tepki gösterdi: “Eğer Saakaşvili bugün başarısız olsaydı, bunun da Moskova’nın işi olduğunu açıklardı. Biz, Gürcistan’ın bu Nazi liderinin her tahrik edici aptallığına, her çılgınlığına yanıt vermekten yorulduk. Durum çok saçma bir hal aldı.“ Resmi Rus haberlerinde eski Gürcistan Savunma Bakanı Gia Karkaraşvili’nin sözlerine yer veriliyor. Karkaraşvili’nin “Gürcistan, senaryosunu yazdığı filmi oynayan ve toplumu film gösterip korkuya salan hasta insanların ellerinde bulunuyor“ şeklindeki sözleri aktarılıyor. Ermenistan'dan tepki Öte yandan, Rusya Gürcistan'da yapılacak NATO tatbikatına karşı sert tepkisini de sürdürüyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrow, tatbikatı protesto amacıyla 18-19 Mayıs tarihlerinde Brüksel'de yapılacak NATO Konseyi toplantısına katılmayacağını duyurdu. Bu toplantıda Gürcü ve Rus yetkililer, ağustos ayında Kafkaslar'da çıkan savaşın ardından ilk kez bakanlar düzeyinde bir araya gelecekti. Ermenistan, Gürcistan ile Rusya arasındaki gerginlik nedeniyle, Gürcistan'daki askeri tatbikattan çekildiğini duyurdu. Ermenistan Savunma Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "son durum nedeniyle Ermenistan Silahlı Kuvvetleri temsilcilerinin Gürcistan topraklarındaki NATO askeri tatbikatında yer almayacağı" belirtildi.
Christna Nagel / Çeviri: Başak Sezen Editör: Ahmet Günaltay

NATO tarafından "Barış İçin Ortaklık" programı çerçevesinde Gürcistan'da düzenlenen askeri tatbikat bugün (6 Mayıs) başladı. NATO, ortak askeri tatbikatın terörle mücadele amaçlı olduğunu açıklamıştı. Ancak gözlemciler, NATO'nun bu tatbikatla Gürcistan'dan vazgeçmeyeceği sinyalini vermeyi hedeflediği görüşünü dile getiriyor. Ne var ki, Gürcistan'ın da içinde bulunduğu Kafkas ötesi bölgesi, Rusya'nın güney kesiminin güvenliği açısından son derece büyük önem taşıdığı için NATO tatbikatı, Rusya'nın şiddetli tepki göstermesine neden oldu.
NATO tarafından Nisan ayının ortasında yapılan açıklamada, 6 Mayıs ile 1 Haziran günleri arasında Gürcistan'ın başkenti Tiflis yakınlarındaki Vaziani askeri üssünde ortak bir askeri tatbikat düzenleneceği ve tatbikata ABD, İngiltere, Kanada, Yunanistan, İspanya, Arnavutluk, Azarbaycan, Ermenistan, Macaristan gibi NATO'ya üye veya Barış İçin Ortaklık programına dahil olan 10'dan fazla ülkeden 1000'i aşkın askerin katılacağı açıklanmıştı. NATO, terörle mücadele ve insani yardım harekatlarında eşgüdüm sağlanmasını amaçlayan tatbikatın Rusya'nın güvenliği açısından herhangi bir tehdit oluşturmayacağını ileri sürerek NATO'nun Barış İçin Ortaklık programına dahil bir ülke olarak Rusya'nın da tatbikata katılabileceğini söylemişti.
NATO'nun Gürcistan'da düzenlediği askeri tatbikata sert tepki gösteren Rusya, taraflar arasında ciddi anlaşmazlıkların yaşandığı Gürcistan'da böyle bir tatbikatın yapılmasını "yanlış ve tehlikeli bir karar" olarak değerlendirerek, iptal edilmesi talebinde bulunmuştu. Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev, NATO ne kadar "iyi niyet" göstermeye çalışırsa çalışsın, Gürcistan'da tatbikat düzenlemesinin Rusya'ya karşı "açık bir provokasyon" olduğunu söyledi. Medvedev, bu tatbikatın yol açacağı olası olumsuz sonuçlardan NATO'nun sorumlu olacağını da vurguladı.
Rusya Devlet Başkanı Medvedev, belki de NATO'nun Gürcistan'daki askeri tatbikatına bir misilleme olarak, Abhazya liderli Sergey Bagapş ve Güney Osetya lideri Eduard Kokoytı ile 30 Nisan'da Kremlin Sarayı'nda birer "Ortaklaşa Sınır Koruma Anlaşması" imzaladı. Anlaşma uyarınca, Abhazya ve Güney Osetya'nın sınır muhafız birliklerinin eğitimi ve sınır devriyesi kuruluşları oluşturmaları için Rusya destek sağlayacak. Bunun yanı sıra, Abhazya ve Güney Osetya'nın Gürcistan'la olan sınırlarındaki bölgeleri korumak için Rusya tarafından asker günderildi. Rus askeri birliğine bağlı askerlerin ilk grubu 30 Nisan'da Güney Osetya'nın sınır bölgesine ulaştı.
Rusya ile NATO'nun Gürcistan'daki askeri tatbikat nedeniyle giriştiği mücadelenin, kökleri daha derinde olan nedenleri bulunuyor. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra, NATO doğuya doğru genişleyerek, Rusya'nın stratejik alanını daralttı. Rusya ise, ülkenin güvenliği ve temel çıkarlarını korumak için devamlı olarak buna karşı koymak zorunda kalıyor. Geçen Ağustos ayında Rusya ile Gürcistan arasında çatışma meydana gelmesinden sonra NATO tek taraflı olarak Rusya'yla olan bütün resmi temasların durdurulduğunu açıklamış ve ikili ilişkilerin soğumasına neden olmuştu. Barack Obama'nın göreve gelmesiyle birlikte ABD, Rusya politikasını düzelterek, NATO ile Rusya arasındaki buzların erimesine elverişli koşullar hazırladı. Mart ayında yapılan NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda NATO ile Rusya arasındaki ilişkilerin yeniden normalleşmesi kararı alındı ve Nisan ayının başında toplanan NATO Zirvesi'nde bu karar onaylandı. NATO'nun son tatbikatı ise yumuşamaya yeni yeni başlayan Rusya-NATO ilişkilerine gölge düşürdü.
Gözlemciler, Rusya ile NATO arasında, ittifakın doğuya doğru genişlemesi, Avrupa Konvansyonel Kuvvetler Antlaşması, ABD'nin doğu Avrupa'da füze savunma sistemi konuşlandırması gibi sorunlarda ciddi anlaşmazlıklar bulunduğunu, buna bir de jeopolitik unsurlar eklenince, ikili ilişkilerin iyice kırılganlaşıp ve istikrarsızlaştığını ve NATO'nun Gürcistan'da düzenlediği son askeri tatbikatla ikili ilişkilerin daha da kötüleşeceğini savundu. Nitekim Rusya'nın NATO'daki temsilcisi Dmitri Rogozin, dün Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un, 18-19 Mayıs günlerinde Brüksel'de yapılacak olan Rusya-NATO Konsey Toplantısı'na katılmayacağını açıkladı. Bundan da Rusya ve NATO arasındaki ikişlilerin normalleşmesi için daha uzun bir yol kat edilmesi gerektiğini görüyoruz.
http://turkish.cri.cn/781/2009/05/06/1s114484.htm

3 Mayıs 2009 Pazar

not:Resimlere tıklayıp büyütünüz.Özellikle 1. resme.
KİM Mİ BU? SİVİL GENÇLER. ŞÖYLE ANLATAYIM:
YORUMA GEREK VAR MI?
TABİKİ SAROS'UN İŞÇİLERİ:-)

1 Mayıs 2009 Cuma

HAİNLERE BU SÖZLER FENA KOYDU

SOYKIRIMI ATATÜRK YAPMIŞ

Soykırımı Atatürk Yapmıştır….Hande Ozdinler,
ozdinler@turkishjournal.com

Hande Ozdinler

YAZILMAK İSTENEN YENİ TARİH BUDUR!!

Amerikan meclisine sunulan sözde Ermeni soykırımı yasa tasarısının ilk maddesindeki “1915-1919 yılları arasında ” kısmı çıkarılmış onun yerine ” 1915-1923 yılları arasında ” ibaresi gelmiştir!! Bu değişiklik yenidir!! Yani sözde soykırım yıllarının zamanı Kurtuluş savaşını da içine alan yıllar arasına çekilmiştir.. Lütfen tarihi yeni düzenlenmiş dosyaya bakınız kendiniz inceleyiniz: http://frwebgate.access.gpo.gov/cgi-bin/getdoc.cgi?dbname=110_cong_bills&docid=f:hr106ih.txt.pdf

1919 yılını 1923 olarak değiştirmek kağıt üzerinde çok küçük ama tarihsel olarak cok büyük bir değişikliktir çünkü bahsi geçen olaylar Kurtuluş savaşı zamanında oldu demektir.. Kurtuluş savaşının baş kumandanı kimdir.. Atatürk’tür.. öyleyse kim sorumludur efendim? ATATÜRK.. evet ATATÜRK.. Sarkisyan 24 Nisan’da ne demistir? : “Türk halkını sorumlu tutmuyoruz. O dönem baştakiler sorumludur”. Tarih 1919′dan alınıp 1923′e taşınınca baştakinin kim oldugunu söylemeye gerek var mı?

Bu iki rakam değişikliğinden Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın haberi yok mudur? Onların ister olsun, ister olmasın bizim hepimizin haberi olmak zorundadır.. Lütfen yeni dökümanı okuyunuz, inceleyiniz ve arkadaşlarınızla paylaşınız!!

Görüldüğü gibi dokümanda iki rakam değiştirirsek Yarabbil Alemin sen nelere kadirsin.. Bir taşla üç kuş.. Hem Amerika ile sürtüşme bitecek, hem “Kemalizmin toplum üstündeki etkisini azaltmalısınız” diyen Avrupa mutlu olacak, hem Ermeniler’e ve bütün dünyaya “gördünüz mü gardaşlar sizi bizim atalarımız öldürmedi.. Aha sizi bu adam öldürdü.. Ona inananlar bize kendi ülkemizde 85 seneden beri zulüm yapıyorlar. Bize bunu yapan size onu yapmaz mi.. Ah gardaşlar ahh… düşmanımız ortakmış da bilmiyormuşuz..” deme fırsatı bulacaklar, birbirlerini kucaklayacaklar ve Türkler de nihayet Obama’nın da dediği ve istediği gibi tarihleriyle yüzleşecektir.. Zaten Türkiye Cumhurbaşkanı Obama’ya “Tarihimizle yüzleşmeye hazırız” demiştir.. Yaptı mı yapmadı mı diye şüpheye düşenlere de “Yapmıştır hem de vallah billah yapmıştır.. Bak onun müritlerinden oluşan Türk ordusu şimdi de Kürtleri öldürüyor.. Zamanında size yapılanı şimdi de Kürtlere yapıyorlar.” denildiğini duyar gibiyim..

Hatta durum öyledir ki Amerika’daki Türk toplumu biri “yapmıştır” dese bini de “hee yapmıştır tabii” diyecek kıvamdadır.. Zaten Türkler bunun doğru olduğunu kabul ettikten sonra Ermenistan’in bu yasa tasarısını kapı kapı bütün ülkelere götürmesinin bir gereği kalmayacaktir.. İstediği parayı istediği toprağı hak etme hakkı doğacaktır.. Bunun karşılığında da ATATÜRK 20. Yüzyılın ilk soykırımını yapan azılı katil ilan edilecek ve Kurtuluş Savaşımızın meşruluğu tartışmaya açilacaktır. İşte bu kimileri için “Dream come true” gibi birşeydir.. İyi de Atatürk’e mesiyeler düzen Obama buna nasıl izin verir.. Obama “Benim bu konudaki fikrim sabittir” deyip soykırıma inandığını ama faturanın kime kesileceği konusunda şüpheleri olduğunu belirtmiştir.. 24 Nisan konuşmasından da anlaşılacağı gibi Atatürk’ü ve Cumhuriyet tarihini savunma işinin Obama’ya bırakılacak hali yoktur…

İyi de nasıl olmuştur da geçen sefer tasarı Amerikan meclisine geldiğinde sert yeller estirip Amerika’nın Türk başkonsolosu’nu hışımla çeken Türk hükümetinin tutumu ve duruşu birden değişmiştir? Bir iki sene gibi kısa bir zamanda neler olmuştur? Çok önemli bir şey olmuştur.. Türkiye Cumhurbaşkanı Ermenistan’a gitmiştir.. Orada görüşmeler sürerken Ermenistan başkanı çok akıllıca bir cümle kullanmıştır.. Söyle demiştir Sarkisyan : “Türkiye Ermeni soykırımını kabul ederse Türkiye’de laik sistem yıkılır”. Açın bakın işte aynen böyle demiştir.. Bu cümle, çok üstün bir zekanın ve son derece güzel bir analizin damıtılmış öz sözüdür.. Sarkisyan Türkiye’de olan olayları son derece güzel analiz etmiş, bundan faydalanmıs ve iki ülke tarihinde görülmemiş bir yakınlaşmanın temeli suçu ATATÜRK’un üstüne yıkmak kaydıyla oluşmus ve ilk defa iki ülke Amerika’nin güdümünde ortak bir paydada buluşmus ve yol haritasını çizmiştir..

Bu arada Aliyev “Türkiye Azarbaycan arasındaki ilişki Atatürk’un bir mirasıdır” gibilerinden demeçler vermektedir.. Tamam işte.. tam da bu yüzden Türkiye Azerbeycan ilişkileri kötüleşmektedir sayın Aliyev.. Bir de hatırlatmaya gerek var mı Azerbeycan ünlü türk okullarını ülkesinden çıkaran tek Türki cumhuriyettir.. Eee tabi yaptığının cezasını çekmelidir Aliyev.. okulları ülkeden atarken aklı nerdeydi? Türkiye ve Ermenistan’in Amerikan güdümünde ve Avrupa onayında kurdukları plan güzeldir de acaba gerçekten bu yalan tutacak midir? Tarihçiler durumun böyle olmadığını biliyorlar.. Hoş bir kısım tarihçilerin bunun illah vallah böyle olduğu üzerinde görüş bildirmeleri an meselesidir. Eldeki belgeler durumu doğrulamıyor. Eldeki belgeleri kim takar?.. Takılsaydı bugüne gelinir miydir? Ters tepebilir.. Ama eğer Türk halkı da soykırım tasarısını onaylarsa ve Atatürk’un katil olabileceğine inanırsa ters tepmez.. Türk halkı buna hazır mıdır? Hemen bir kamu oyu yoklaması yapmak için “Ermenilerden özür diliyorum” kampanyası olacak ve halkın bu masalı kabul edip etmeyeceğinin sosyal deneyi yapılacaktir.. Deney sonucunu veriyouz: toplumun tepkisi sert değil, toplumsal baş kaldırı, aşırı reaksiyon gösterilmedi, olumlu bakanlar çoğunlukta.. geçiş döneminde olunduğunu düşünüyoruz.. Güzeeel… Durum iyidir de, daha da iyileştirmek için bir kaç Atatürk evladı terörist, katil, hırsız, din düşmanı gibi ağır suçlamalarla halk gözünde hakir ve suçlu gösterilmelidir. Haklarında karalamalar suçlamalar ve saldırılar kimi gazetelerde tam manşetten verilmelidir.. Atatürk adı terörist faaliyetlerle beraber anılmalı, halkın çoğu Atatürk’ün katil olabilme fikrine iyice alışana kadar ve Atatürk’ü içten içe terörist görene kadar bu hareket dalga dalga ve dozajı arttırılarak devam etmelidir.. Mümkünse Türk halkı istenilen kıvama geldiğinde bu yasa tasarısı kabul edilmelidir.. Obama’nin da dediği gibi “yangına körükle gitmenin bir yararı yoktur” Gün gelip de yasa tasarısı Amerikan meclisinden geçip Atatürk katil ilan edildiğinde Türk halkı da bu fikre iyice alışmış olmalıdır ki tepki göstermesin.. Bu arada tepki gösterme ihtimali olanlar da bir şekilde terör örgütü üyesi falan gibi yakıştırmalarla toplatılmalı, ve halkın güven duyduğu ne kurum varsa teker teker karalanmalı, etkisiz hale getirilmelidir. Bu arada, tüm bunlara paralel Türkiye’de Ergenekon davası sürmektedir.. Bu davada “Bir Numaralı Adam” fellik fellik aranmaktadır.. Zamanlama da müthiştir (Ergenekon davası, tasarıdaki tarih değişikliğinden kısa bir süre sonra ortaya çıkmıştır) Allah’in izniyle Amerika yeni değiştirilen tarihle soykırımı kabul edip faili belirlediğinde, Türk halkı da Atatürk’ü katil, Kurtuluş savaşını yersiz görme kıvamına geldiğinde ve biz de Avrupa’nın ve Amerika’nın istediği doğrultuda nihayet tarihimizle yüzleşme fırsatı bulduğumuzda, Ergenekon olayı bakın görün kendiliğinden nasıl da güzel çözülecek, bir numaralı adamın kim olduğunu cümle alem öğrenecektir..

Bu ahval ve şerait içinde sormamız gereken önemli bir soru vardır: 1919 yılını 1923 yılına kim, kimden destek alarak ve hangi amaçla değiştirmiştir?

Sanıyorum ki bu sorunun cevabını bulabilirsek bir çok şey kendiliğinde aydınlığa kavuşacaktir.. ———————————

* Önemli not: Bu yazı “Critical thinking”# yöntemi kullanılarak yazılmıştır.. Amaç bilgi vermek değil, okuyanı düşündürmektir.. Bu yazı bir beyin jimnastiği ürünü olduğundan yazar yazdıklarından sorumlu tutulmamalıdır… Bu notu anlamayan ve kabul etmeyenlerin yazıyı okumamaları önemle rica olunur.

#”Critical thinking is the intellectually disciplined process of actively and skillfully conceptualizing, applying, analyzing, synthesizing, and/or evaluating information gathered from, or generated by, observation, experience, reflection, reasoning, or communication, as a guide to belief and action.”

25/04/09 03:51

00000000000000000000000000000000000000

http://www.hurriyetusa.com/haber/yazdir.asp?id=18454

Çaresiz hastalığa Türk profesör ilaç arayacak

Tarih: 11/11/2008 7:39:00 PM


ABD’de, Les Turner Derneği, ALS hastalığına ilaç bulmak için Chicago North Western Üniversitesi’nde laboratuvar kurmaya aday 400 bilim adamı arasından 37 yaşındaki Prof. Dr. Hande Özdinler’i tercih etti.
Canan KORKMAZ / CHICAGO

Prof. Dr. Hande Özdinler, ALS hastalığına çare bulmak amacıyla Chicago North Western Üniversitesi’nde laboratuvar kurdu. Laboratuvarın açılışını 10 Kasım’da yapan Özdinler, “Bugün burada olmamı sağlayan Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’e sonsuz saygılarımı sunuyorum” dedi.

Üniversitede ikinci ALS araştırma laboratuvarını kuran Prof. Dr. Hande Özdinler, yapacağı çalışmalarla ilgili olarak şu bilgiyi verdi: “Les Turner Derneği, ALS hastalığına bilimsel çözüm geliştirmek için benden laboratuvar kurmamı istedi. Amacımız, ALS hastalığında yok olan motor fonksiyonlarının nedenlerini araştırmak. Önce hücre düzeyinde, sonra laboratuvar hayvanları üzerinde ve daha sonra da ALS hastaları üzerind bilimsel araştırma yapacağım. Laboratuvarımız ve klinik olarak çalışacağımız mükemmel bir kadromuz var. Bu hastalığın ilaçlarını bulmak için çalışacağım.”

Hastalığın tedavisi yok

ALS (Amyotrophic Lateral Sclerosis) Türkiye’de ‘lou gehrig’ veya ‘motor nüron’ hastalığı olarak biliniyor. Sinir sistemini ilgilendiren ve şu anda bilinen bir tedavisi olmayan bu hastalığa yakalanan kişilerin bilinçle ilgili beyin fonksiyonları etkilenmiyor ancak zaman içinde kaslarını kontrol edemeyecek hale geliyor.

Hande Özdinler, Micro Biyoloji ve Genetik üzerine İstanbul’daki Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra ABD’de Louisiana State Üniversitesi’nde Hücre Biyoloji üzerine doktorasını yaptı. 2003 yılından beri Harvard Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Özdinler, ALS Araştırma Merkezi’ni kurmak için bu görevinden ayrılıp North Western Üniversitesi’nde geçti.

Laboratuvarın açılışına Türkiye’nin Chicago Baskonsolosumuz Kenan İpek de katıldı. Boşkonsolos İpek, Prof. Dr. Hande Özdinler’e başarılar diledi. Özdinler’in oğlu Tunç Özyurt da annesine destek verdi. Özdinler’in ekibinde Dr. Teepu Siddique gibi uzmanlar da yer alıyor.

Prof Dr. Hande Özdinler ve Les Turner Derneği Kurucu Başkanı Harvey Gaffen

Prof. Dr. Hande Özdinler, laboratuarın açılışını özellikle 10 Kasım’da gerçekleştirdi. Özdinler, “Bugün burada olmamı sağlayan Cumhuriyetimizin Kurucusu Büyük Önder Atatürk’e sonsuz saygılarımı sunuyor ve saygıyla anıyorum” dedi.

BU TARİHİ BİR YERE NOT EDİN

İsrail’de ulusal, ülke çıkarlarını savunan medya var.

"Türk ordusu, Suriye ile tatbikatı konusunda mutlu değil" diyerek ulusal çıkarlarına uygun davranıyor.

Mutsuz olsa neden tatbikat yapsın?

Sonra; asker sadece mutlu olacağı hareketleri mi yapar?

Terörle mücadele etmek hoşuna gitmez, ama varsa edecektir.

Bunun gibi bir şey bu.

Ama kurnaz İsrail basını bunu Türk Halkına yazıyor.

Bizim haberimiz dahi olmadan Türkiye-Suriye tatbikatını çıkarlarına ters gördü ve değerlendirmeye başladı. Bizim medyamız %90 ı ise kesinlikle ve kesinlikle Türkiye’nin değil. Ulusal hiç değil. Küresel sermayenin güdümüne girmiş garip bir medya ile Türk halkı kandırılıyor. Haberler çarpıtılmakla kalmıyor ayrıca tüm önemli kuruluşlarına halk desteğini kesmek için kullanılıyor.

Emperyalist-Siyonist güçler dünyayı kana boğmuşken, düşman gördüğü ulus devletlerini bölmek ve istediği gibi yönetmek amaçları artık açık seçik ortadayken buna direnen TSK - Yargı ve ulusalcı, devşirilmemiş halk kitleleri medya tarafından yıpratılıyor. Bu küresel güçlere ülkelerin tek başına direnmesi, ayakta durması zorlaşmış görünüyor. ABD ve AB el ele vermiş çeşitli ayak oyunları ve hakları içeriden çökeltecek sinsi oyunlarla insanları bölmektedir. Bölge ülkelerinin tamamı tehlikededir ve ortak mücadele etmek durumundadır.

Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ’un konuşmalarında en önemli bulduğum bir gazetecinin sorduğu “Suriye-Türkiye tatbikatına İsrail’in tepkisine ne diyorsunuz?” sorusuna verdiği olan üstü tepki doğru dürüst haber yapılmadı. Oysa İsrail bu tatbikatla sarsıldı. Bence de olağan üstü öneme sahip olan bu tatbikata İsrail’in dolayısıyla ABD ve AB’nin tepki göstermesi kadar doğal bir şey yok. Bölge devletlerinin içten parçalanma sürecine girdiği bu zamanda, ülkelerin yakınlaşması emperyalist katilleri rahatsız edecektir. Tabi ki emperyalist uşağı satılmış medyayı da rahatsız edecektir.

Jerusalem Post gazetesi, "Türk ordusu, Suriye ile tatbikatı konusunda mutlu değil" başlığı ile yayımladığı haberinde Bar-İlan Üniversitesi öğretim üyesi ve Begin-Sedat Stratejik Etüdleri Merkezi Direktörü Prof. EFRAİM İNBAR'a dayanarak

"Türkiye'nin Suriye ile ortak askeri tatbikatı, sadece Kudüs'ü rahatsız etmedi. Türk ordusunu da kızdırdı"

"Türk ordusu, bu konuda mutlu değil. Suriye'yi sevmiyor ve onu problematik bir devlet olarak görüyor"

"Türk subayları ile temas içindeyim" "Ordu, bir müdahale konusunda çok dikkatli olmalı. Bir darbe komplosuna ilişkin soruşturma, gerginlik yarattı. Ordu sadece, devletin laik niteliğine yönelik bir tehdit olduğunu düşünürse harekete geçer"

"Tatbikat Müslüman ülkelerine yakınlaşmada yeni bir kilometre taşı" "Türkiye'nin NATO, Batı ve İsrail ile ilişkileri" konusunda "birçok soru"ya yol açtığını öne süren İnbar, tatbikatın

"Türkiye'nin bölgedeki Müslüman ülkelerine yakınlaşma yolculuğunda yeni bir kilometre taşı oluşturdu"

"İsrail ve ABD izah bekliyor" "Suriye, İran'ın müttefiki. Ordusu, Ruslar tarafından silahlandırılıyor. Tatbikat, Brüksel ve Washington'da soru işaretlerini yaratmış olmalı. İsrail ve ABD'nin izahı istediğinden eminim. Tatbikatın niteliğinin ne olduğunu görmek için beklemek zorundayız"

"Türkiye Hatay'ı işgal etti"

Jerusalem Post'a değerlendirmelerde bulunan aynı merkezden Arap siyaseti uzmanı ve 25 yıl İsrail Askeri İstihbarat Teşkilatı'nda görev yapmış Dr. MORDECHAİ KEDAR ise,

“tatbikatın İsrail'in aleyhinde olmayabilir”

“tatbikatın Türkiye ve Suriye'nin çıkarlarının buluşmasının sonucunda gerçekleşti”

"Türkiye'nin Hatay'ı işgal etti"

"Türkiye, Suriye'nin bir bölümünü işgal ediyor ama Suriye Türkiye ile ortak askeri tatbikatları yapmaya istekli. Yani, biz hâlâ Golan Tepelerinde iken Suriye'nin bizimle işbirliğini yapmaması için bir neden yok"

“Tatbikat'ın İsrail'in aleyhinde olmayabilir, tatbikatın, İsrail'e Suriye'nin önüne koyabileceği bir koz sağladı”

"Suriye, Türkiye'nin dostu olduğunu kanıtlamak istiyor"

"Türkiye bir bölgesel güç gibi görülüyor ve Suriye Türkiye'nin dostu olduğunu kanıtlamak istediği için Türkiye'yi bir güç olarak gördüğünü göstermek üzere bu oyun oynamaya hazır"

“ esasen tatbikatın turunun önemli”

"Eğer suda insan kurtarma praktiğini yapılıyorsa bir şey, eğer düşmana karşın savaşma tatbikatını yapılıyorsa çok farklı bir şey"

29 Nisan 2009 Çarşamba

DAHA NE DESİNLER?

BAROLARDAN ‘HUKUK’A DAVET

İSTANBUL Milliyet

İstanbul Barosu Başkanı Muammer Aydın

İstanbul Barosu’nun öncülüğünde 53 baro ile 15 ceza hukukçusu akademisyen gazetede yayımlanan 50 maddelik bir duyuruyla, Ergenekon ve benzeri soruşturma süreçlerindeki uygulamaları sert bir dille eleştirdi

İstanbul Barosu’nun öncülüğünde 53 baro ile ceza hukuku uzmanı 15 akademisyen ve Türkiye Barolar Birliği, hazırladıkları ortak duyuruyla Ergenekon soruşturması ve benzeri soruşturma süreçlerindeki uygulamaları sert bir dille eleştirdi. Gazeteye verilen “Hukuk Devleti İçin Kamuoyuna Duyuru” başlıklı 50 maddelik metnin mimarı olan İstanbul Barosu Başkanı Muammer Aydın, Türkiye’deki bütün soruşturmalarda sorun yaşandığını belirterek, “Ergenekon soruşturması, uygulamadan dolayı bunun bir laboratuarı haline gelmiştir. Oradaki hukuka aykırılıkları tek tek tespit ettik” dedi. Bazı barolar, çağrıya rağmen duyuruya imza koymadı. 15 akademisyenden imza Duyuruyu, İstanbul Barosu ve 15 akademisyen ortak olarak hazırladı. Muammer Aydın, duyurunun sadece Ergenekon’a yönelik olarak hazırlanmadığını belirtirken, uyarıların Ergenekon soruşturmasına yönelik itirazlarla paralellik oluşturduğu görüldü. Türkiye’nin AB’ye giriş sürecinde yapmak istediği hukuk reformunun başarılı olması için gözden geçirilmesi istenen uygulamalardan bazıları şunlar: - Avukatların dosyayı inceleme yetkileri gizlilik kararlarıyla kısıtlanırken, delillerin basın ve yayın organlarında günlerce yayımlanması vahim bir hukuk ihlalidir. —Çağdaş ceza yargılamasında sanıktan delile gidilemez. ‘Gizli tanık yan delildir’ - Gizli tanık beyanı, adil yargılanmayı etkileyecek şekilde kullanılamaz. Gizli tanığın beyanına yalnızca yan delil olarak başvurulabilir. —Kişilere, haklarındaki suçlamalar, ayrıntılı olarak, işlendiği iddia olunan fiil, yani yaptıkları iddia edilen davranışlar, yer ve zaman da içerecek şekilde bildirilmelidir. —Suç örgütü kurucusu, üyesi, yöneticisi veya yardımcısı olduğu iddia edilen kişilerin hangi davranışları nedeniyle örgütle ilişkilendirildiği somut deliller gösterilerek ortaya konulmalıdır. —Demokratik bir hukuk devletinde herkesin düşündüğünü açıklama özgürlüğü vardır. Kişilerin ifade özgürlüğü çerçevesinde yaptıkları açıklamalar, yazdıkları yazılar, yönelttikleri siyasi veya bilimsel eleştiriler, bir suç örgütünün kurucusu, üyesi ya da yöneticisi olduklarının delili olarak ileri sürülemez. —Kişilerin yakalanarak gözaltına alınması sıkı kurallara bağlanmıştır. Bu kurallar, keyfi bir şekilde göz ardı edilerek, kişilerin özgürlükleri kısıtlanamaz. —Bir soruşturmada kişinin ifade vermesi gerektiğinde, onun davet edilerek ifadesinin alınması esastır. —Gözaltına alınan kişiler, insan onurunu zedeleyen koşullara ve davranışlara tabi tutulamaz, aç, susuz ve uykusuz bırakılamaz. —Kısa sürede bitirilebilecek işlemler üç veya dört güne yayılarak, kişinin son gün, son saatte, uykusuz, yorgun ve aç bir şekilde ifadesini almak kötü muameledir. —Aramada temel kural, “yakalanacak kimsenin ve/veya elde edilecek delilin” arama yapılacak yerde bulunduğu konusunda somut verilere dayanan makul şüphenin var olmasıdır. ‘Yedekleme şart’ - Ne arandığı bilinmeksizin ve arama kararında açık ve somut olarak belirtilmeksizin bir şey bulunabileceği varsayım ve umuduyla arama yapılamaz. Bu yolla elde edilmiş deliller de yargılamada kullanılamaz. —Elde edilen dijital verilerin kovuşturma aşamasında delil olabilmesi için, elde edildikleri anda kanunun ön gördüğü usul ve şartlarda yedeklemesinin yapılarak, bir örneğinin de mutlaka ilgililere verilmesine azami özen gösterilmelidir. —Arama yapılan mekân talan edilmiş görüntüsü verecek şekilde bırakılamaz. ‘Tutuklama son çare’ -Tutuklama, son çaredir. —Telefon dinleme tedbiri kişilerin özel hayatına bir müdahale olduğu için, kanundaki şartların tamamı oluşmadan uygulanmamalıdır. Telefon dinleme tutanakları maddi delillerle desteklenmediği sürece delil olarak kabul edilemez. —Toplumda herkesin telefonlarının dinlendiği yönünde oluşan kanaat, bu kanaati destekleyen uygulamalar, “hukuk güvenliğini” ortadan kaldırmaktadır. —Ceza soruşturmasını Cumhuriyet Savcısı yönetir. Kolluk görevlileri soruşturmayı yönlendiremez. —Bir soruşturma, toplumu sürekli tedirgin edecek, bireyleri endişeye sürükleyecek yaygınlık, genişlik ve süreklilikte yapılamaz. —Ceza davaları en kısa sürede bitirilmelidir. Aylarca tutuklu kalınarak duruşma beklemek, adil yargılanma hakkı ile bağdaşmaz.

11 baro imza koymadı Türkiye genelinde 78 baro başkanı bulunduğunu, duyuru için tamamına ulaşamaya çalıştıklarını belirten Aydın, 14 baroya ulaşmadıklarını ya da bazılarının duyuruya imzalarını yetiştiremediklerini söyledi. Aydın; Bingöl, Iğdır, Karabük, Van, Kütahya, Kahramanmaraş, Niğde, Tokat, Trabzon, Burdur ve Ankara baro başkanlarının imzalarının ise çağrıya yanıt vermemeleri nedeniyle bildiride yer almadığını belirtti. Aydın, “Metin objektif bir metindir. Bu metnin arkasında durmayanın hukukçuluğundan şüphe duyarım” diye konuştu.

‘Tek muhatap Ergenekon değil’ Bildiriye imza koyan akademisyenlerden Prof. Dr. Uğur Alacakaptan, “Bütün soruşturmalar bu şekilde yapılıyor. Ergenekon kamuoyunu daha çok ilgilendiriyor ama biz kamuoyunun bilmediği hadiseleri de biliyoruz” dedi. Prof. Dr. Erdener Yurtcan ise, Türkiye’nin AB’ye giriş sürecinde hukuk reformu gerçekleştirmek istediğini ancak yeni getirilen normların istenen sonuçları sağlamadığını belirterek, şöyle konuştu: “Duyuru, bu konuda neler yapılması gerektiğini gözler önüne serme çabası ile kaleme alınmıştır ve toplumla paylaşılmıştır. Duyurunun konusu tek başına Ergenekon soruşturması ya da yargılaması değildir. Duyuruda yer verilen her konu, her kavram, kendi içinde önem taşımaktadır. Bütün bu hususlar gerçekleştirildiğinde, aksaklıklar ortadan kaldırıldığında, ülkemizde hukuk güvencesi sağlanabilir.”

BU KİTABI KAÇIRMAYIN

'Böl ve Yut!'
TRT den gerekçesiz bir şekilde kovulan Banu AVAR, emperyalistlerin poyasını en iyi ortaya çıkaran aydınlarımızdan. ABD’nin kovulmada parmağının olduğunu tamamen netleşti. ART televizyonunda tüm masraflarını kendi cebinden ödediği programlar yapmaya devam ediyor. Dün gece başladığım BÖL VE YUT kitabını sabaha kadar bırakamadım. Emperyalizmin coğrafyamızdaki oyunlarını bu kadar açık ortaya koyan kitap görmedim.
Teşekkürler Banu AVAR.
OKURA İLKSÖZ 4 yıl 80 küsur program, ve işte 4. kitap. Kendini Batıya adamış bazı medya mensuplarının deyişile skandal program, onbinleri aşan destek postalarına bakılırsa gerçeklerin aynası SINIRLAR ARASINDA mayıs 2008'de tam 4. yıldönümünde yayından kaldırıldı. Küçük bir grup insanın büyük özveriyle ortaya çıkardığı bir programdı. Önüne çıkarılan engeller hep çok büyük oldu ve bu 4 yılın büyük bir bölümünde engellerle başaçıkmak programı yapmaktan daha zordu.. Sınırlar Arasında, Demokrasi, özgürlükler safsatalarıyla göz boyamaya çalışanları , Amerika'nın Büyük Ortadoğu Projesi'nin ana hatlarını deşifre ediyordu ve o oranda saldırıları ve şimşekleri üzerine çekiyordu. Taraflı bir programdı. Türkiye'nin tarafındaydı. Bir TRT yetkilisi, programın yayından kaldırılmasında bazı büyükelçilerin şikayetlerinin etkili olduğundan sözetmişti. Türkiye'de Türkçe bakışlı bir program onları rahatsız ediyordu. Gereği yapılacaktı. Yapıldı. Biten bir programın ardından öncelikle aileme, dostlarıma sonra ekibime ve bize fedakarca yardım eden TRT çalışanlarına teşekkürü borç bilirim. Ve 4 yıl boyunca bizi hiç yalnız bırakmayan, postaları faksları ve telefonlarıyla bize dikenli yollarda güç veren izleyici ve okurlara saygı, sevgi ve teşekkürlerimi sunarım. Sanırım en şanslı program yapımcılarından biriyim. Böylesi bir destek az gazeteciye nasip olur. 2007-2008 döneminde gittiğim 14 ülkenin hali pür melalini bu kitapta derledim. Sevgili Bertan Onaran'ın önerisiyle İngilizlerin BÖL ve HÜKMET (divide and rule) olarak özetlediği sömürge kuralını 'BÖL ve YUT!' olarak kitaba ad seçtim. Sınırlar Arasında programının son yolculuklarının notlarını kapsayan bu kitapta, Ortadoğu'da İngiliz eliyle yaratılan İsrail devletini, Balkanlarda Kafkaslarda, Afrika ve Uzak Asyada kopyalama çalışmalarından örnekler sunulmaktadır. Batı emperyalizminin dünyanın çeşitli coğrafyalarında yeralan birçok ülkede 'BÖL ve YUT!' şablonunu nasıl uyguladığı anlatılmaktadır. Bu şablon ilk kez Ortadoğu'da İsrail devleti yaratılarak uygulanmıştır. Bu kitapta bu yıl içinde gittiğimiz 14 ülkede nasıl benzer metodlar uygulanarak halkların birbirine kırdırıldığını, komşu devletlerin arasına nasıl kamalar sokulduğunu ve amaca ulaşmak için değişmez bir yöntemin işbirlikçiler vasıtasıyla nasıl sahnelendiğini okuyacaksınız. Emperyalizmin baskısına baş kaldıranları, boyun eğenlerle kıyaslayacaksınız. Gözyaşı ve kana bulanmış ülkelerde iç ve dış bedhahların marifetlerinden örnekler bulacaksınız. Ve her ülkede sahneye konulan oyunların şifresinin yüzyıllardır ne kadar benzer olduğuna bir kez daha şaşacaksınız. Batının 'BÖL ve YUT!' oyunu aslında zayıf temeller üzerinde duruyor. Halkın örgütlü birliği batının oyununu bozuyor. O yüzden bunca cefa, işkence, yalan ve kan ! Ama her şeye rağmen, tarih, sahnelenen oyunun uzun vadede işe yaramadığını birçok örnekle anlatıyor. Durum direnen halkların yeni destansı örneklerine şahit olacağımızı müjdeliyor!

TEK DOSYA VAR VE TÜRKÇE GÖNDERİLDİ

TEK KELİME İLE YAZIKLAR OLSUN. BÖYLE BİR REZİLLİK GÖRÜLMEDİ. İNSANLARIMIZIN GÖZÜNÜN İÇİNE BAKA BAKA YALAN SÖYLENİYOR. ERKENEKON DAVASINDA SORGUSUZ SUALSİZ İNSANLAR TUTUKLANIRKEN,DENİZ FENERİ GİBİ NETLEŞMİŞ BİR DAVADA HALKIN GÖZÜNE BAKA BAKA "ÇEVİRİSİNİ YAPIYORUZ-YENİ DOSYA GELDİ" GİBİ YALANLAR ATILIYOR.BU NASIL BİR YÖMETİM. BU NASIL BİR AHLAK ANLAYIŞI
Tek dosya var Türkçe yollandı Hasan AYCI / FRANKFURT- 28 Nisan 2009 Frankfurt Savcılığı Basın Sözcüsü Dorris Müller Scheu, Deniz Feneri davasıyla ilgili Türkiye’ye bir dosya gönderdiklerini belirtti. Müller Scheu, "Bunun dışında başka dosya göndermedik. Yeni bir dosya yok. Ayrıca Türkiye ile ikili anlaşmamız gereği dosyalar Türkçe çevrili yollandı" dedi. ADALET Bakanı Mehmet Ali Şahin’in Deniz Feneri ile ilgili geçen hafta Almanya’dan yeni bir dosya geldiği ve Türkçe’ye çevrilmeden önce içerik hakkında bilgi veremeyeceği" yolundaki açıklamaları üzerine Frankfurt Savcılığı Basın Sözcüsü Doris Müller Scheu, "Yeni bir dosya göndermedik. Gönderdiğimiz dosyaları da Türkçe çevirileri ile gönderiyoruz" dedi. Müller Scheu, süreci şöyle anlattı: "Biz Almanya’da görülen, ’Deniz Feneri’ davası çerçevesinde Türkiye’den bir defa hukuk yardımı talebinde bulunduk. Bundan sonra Türkiye’nin bizden hukuk yardımı talebi üzerine Türkiye’ye dosya gönderdik. Bu dosya dışında Türkiye’ye başka bir dosya göndermedik. Türkiye’de yetkililer bu dosyanın istendiğini uzun süre reddettiler. ’Böyle bir dosya yok’ denildi. Şimdi de gazetelerde, ’Yeni dosya geldi’ diye haberler yayınlanıyor. Adeta dosya yeni gönderilmiş gibi davranılıyor. Sayın bakan gelen dosyaların incelendiğini ve tercüme edildiği için içerik hakkında açıklama yapamayacağını bildirmiş. Ama şu var ki, Türkiye ile ikili anlaşmamız gereği bu gibi konularda dosyalar çevrildikten sonra gönderiliyor. Türkiye’den Almanca çevrili geliyor, bizde dosyaları Türkçe çevrili gönderiyoruz" Türkiye’de Deniz Feneri olayının büyük yankı yarattığını, bunun seçimlerden sonra geçeceğini tahmin ettiklerini belirten basın sözcüsü, "Seçimler bitti. Ancak anlaşılan bu iş hálá gündemde" dedi.

28 Nisan 2009 Salı

MURAT BARDAKÇI'DAN TARİHİ ÇARPITMA

Yazar Cezmi YURTSEVER
Pazar, 15 Mart 2009
bardak-1.jpg -TARİH Araştırmacısı murat bardakçı, Haber Türk’te yer alan yazı serisinde Osmanlı Padişahı Abdülhamit’in Yahudilere Irak’ta yerleşme izni verdiği ve dolayısıyla o bölgede drevlet kurabilecekleri görüşlerine yer verdi.-Bardakçı’nın Osmanlı Arşiv belgelerini de dayanak gösterdiği araştırması tarihi olayların çarpıtılması ve Yahudileri masum gösterme çalışmasının da ürünüdür.-Bardakçı, tarihi olaylarla ilgili gelişmeleri göz ardı ederek kamuoyunu yanıltma görevini yerine getiriyor.-Yahudi RAAB BELGE KOLLEKSİYONUNDA yer alan belge ve analiz raporu ışığında Bardakçı’nın görüşlerinin tarihi gerçekleri yansıtmadığı açıklamasını yayınlıyoruz. Tarih araştırmacısı ve gazeteci sayın murat Bardakçı’nın HABERTÜRK Gazetesinde yer alan “Tarihin Arka Odası “ başlığı altında yayınladığı “İsrail Az Kalsın kuzey Irak’ta Kurulacaktı” görüşleri ve tarihi olaylara da yer verdiği “Ortadoğu’nun ve özellikle de İsrail’in tarihinin yeniden yazılmasını gerektiriyor. Belgeler Abdülhamit’in adı etrafındaki efsaneye de son veriyor. Ve hükümdarın Filistin’de Yahudi Devleti kurulmasını isteyenleri söyleyenlerin aksine huzurundan kovmadığını , aksine Yahudiler Mezopotomya’da yerleşsinler” dediğini gösteriyor! Açıklamaları ile tarih biliminin ahlaki kurallarını bir yana bırakarak toplumu kendi görüşleri doğrultusunda yönlendirmeyi amaçlamaktadır. Ve sayın Bardakçı’nın Osmanlı Arşivinde Vahdettin Ergin’in bulduğu belgelere dayandırarak ileri sürdüğü görüşler Osmanlı Padişahı Vahdettin’in Yahudilerin Filistin topraklarına yerleşmeleri projesi veya bizzat Padişahın Yahudi göçünü Mezopotomyaya olabileceği yönünde görüş bildirdiği açıklamaları bahsi geçen Osmanlı Arşiv belgesini okuyamama ve anlayamama talihsizliğini de beraberinde getirmektedir. BARDAKÇI KALEMİNİ KIRMAYA VE ÖZÜR DİLEMEYE HAZIR MISIN!Murat Bardakçı’nın Haber Türk gazetesinde 15 Mart 2005 tarihli Abdülhamit ve Filistin’e Yahudi göçü ile ilgili yazısını dikkatle okudum. Sayın Bardakçı bahsi geçen yazı serisindeki bu sözler size mi ait: “ Yahudiler, 19.yüzyıl Avrupasında sefalet içinde içindeydiler. Sanayileşmiş ülkelerde gerçi zengin Yahudi aileler vardı ama özellikle Doğu Avrupa memleketlerinin ve Rusya’daki Yahudilerin hali perişandı”… Bu nasıl tarihsel bilgi! Yahudileri fakir, sefir, perişan, vatansız mazlum bir ulus gösterme çabaları tarihin gerçeği mi yoksa sizin ruhunuzun derinliklerinde var olan “Yahudi hayranlığınızın bir yansıması olmasın!”… Gelelim Bardakçı’nın kendi görüşlerine dayanak olarak sunduğu belgelere ve tarihin gerçeklerine: Osmanlı ülkesinde ve özellikle de Filistin’e Yahudi göçüne Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit’in izin vermemesi ile ilgili olarak birinci elden belgeler Osmanlı Arşivi Hariciye Siyasi katalogları ve İsrail’in Devlet Arşivindeki Siyonist hareket belgeleri içinde yer alır. Abdülhamit’in Hatıra defteri de bu konuda özet bilgiler verir. Bir konu hakkında toplumu bilgilendirirken belgelerdeki bilgileri objektif olarak analiz yapmadan sunar ve belgede yer alan anlamları kırparsanız toplumu yanıltırsınız ki Haber Türk gazetesinde yer alan yazınız da konuya bu açıdan eğildiğiniz belli. Öncelikle Murat Bardakçı’nın şu sorulara cevap vermesini bekliyorum. -Osmanlı Devleti’nin yabancılara toprak satın alma yasası 1867 yılında çıkmış olsa da önceki yıllarda İngiliz uyruklulara Ege bölgesinde toprak satışı olduğu gerçek değil mi!-Siyonist hareketin lideri olan Teodor Herzl’in 1896 yılında başlattığı Dünya Siyonist hareketinin nihai amacının Filistin topraklarında Yahudilere serbest göç ve yerleşme ve Osmanlı borçlarının Yahudi Banker Rotschild ailesi fonlarından ödenmesi karşılığında özerklik haklarına kavuşma olduğu gerçek değil mi?-1902 yılı Şubat ayı içinde İstanbul’a kadar gelerek Osmanlı Sultanı Abdülhamit ile görüşme ve isteklerini kabul ettirmek isteyen Teodor Herzl’in manevraları ve sonuçları hakkındaki belge ve bilgi analizleri sizin görüşlerinizi doğrulamamaktadır. Abdülhamit, Yahudilerin Filistin’e göç ve yerleşimine kesin izin vermediği gibi isteyen Yahudi göçmenlerin uluslar arası teamüllere uygun olarak Filistin’in dışında Mezepotomya, Anadolu veya Osmanlı ülkesinin bir başka yerine yerleşebileceği ve bu uygulamanın da Hükümet ve Ordunun görüşleri alınarak yerine getirileceği bilgilerine yer veriliyor. Nitekim Yahudilerin Raab Belge Kolleksiyon arşivinde yer alan ve 4.500 dolara satılan 22 Şubat tarihli Teodor Herzl’in imzaladığı belgede Osmanlı Padişahının Yahudilerin Filistin veya bir başka Osmanlı ülkesinde Yahudi siyasi amaçlarına uygun çalışma yapamıyacakları bilgisi ve bu konudaki hayal kırıklıklarına yer veriliyor. 1902 yılı yaz aylarında Herzl’in projesi suya düşmüş ve Osmanlı ülkesinde özellikle Filistin’de Yahudi dini ve siyasi amaçlarının engellendiği görüşleri ve hayal kırıklığına yer verilmiştir. Sayın Bardakçı, İsrail’in emrindeki Siyonist Raab Arşivinde de yer alan belge ve tarihsel gelişim analiz raporunun örneğini burada sunuyorum. Lütfen tarihi kendi dar görüşleriniz açısından çarpıtmayın. Eğer bu konuda samimi iseniz tarih biliminin ahlaki kurallarına bağlı kalarak lütfen kaleminizi kırınız! Ve toplumdan özür dileyiniz.

Cezmi YURTSEVER, Tarihci

bardak-2.jpg

Siyonist lider Teodor Herzl ve mektubu

bardak-3.jpg

Tarihci Yurtsever, araştırmasını sürdürüyor

bardak-4.jpg

Teodor Herzl'in kaleminden çıkan mektup

Gerçekler belgeler ortaya çıktıkça daha iyi anlaşılır. Görüntüleme sayısı: 220