27 Haziran 2011 Pazartesi

CPD

GELİN ŞİMDİ İSLAMI TERÖRİST GÖREN TURUMANCU DANGERLERİN KOMİTE ÜYELERİNE YAKINDAN BAKALIM.
BURADA ÖZELLİKLE  İKİ İSİM VAR.AMİLTAY(LAR) IRAK’TA KÜRT POLİTİKASININ ETKİN İSMİ.YİNE ZEYNO BARAN.TANIMAYAN YOKTUR HERALDE.




Present Danger Komitesi Üyeleri
Hon. George Shultz , Devlet (eş-Başkanı) eski Bakanı 
R. James Woolsey , (co-Yönetim Kurulu Başkanı) Merkezi İstihbarat eski Müdürü
Morrie Amitay , Başkan Yardımcısı, Ulusal Güvenlik İşleri için Yahudi Enstitüsü 
Michael Auslin , Resident Scholar, American Enterprise Institute 
Zeyno Baran , Kıdemli Araştırmacı, Hudson Enstitüsü 
Mark Benson , Başkan, APCO Insight 
Ilan Berman , Başkan Yardımcısı, Amerikan Dış Politika Konseyi 
Hon. Bill Brock , ABD Senatosu eski üyesi 
Henry Cooper , eski Baş Müzakereci ABD, Cenevre Savunma ve Uzay Görüşmelerde 
Jack David , Kitle İmha ve Müzakereler Politikası Mücadele Silahlar Savunma eski Bakan Yardımcısı 
Candace de Russy , yazar ve New York Devlet Üniversitesi eski mütevelli 
Mark Dubowitz , Executive Müdür, Demokrasiler Savunma Vakfı 
Rachel Ehrenfeld , Müdür, Demokrasi Amerikan Merkezi 
Richard Fairbanks , Büyük de eski Büyükelçisi 
Alvin S. Felzenberg , İletişim, 9-11 Komisyonu eski Başkanı 
John Fonte, Müdür , Amerikan Ortak Kültür Merkezi, Kıdemli Araştırmacı , Hudson Enstitüsü 
Hon. Frank Gaffney , Güvenlik Politikası Başkanlığı, Merkez 
Jeffrey Gayner , Başkan, Egemenlik için Amerikalılar 
Farid Ghadry , Suriye Reform Partisi Yönetim Kurulu Üyesi 
Newt Gingrich, ABD Temsilciler House Eski Başkanı 
Lawrence J. Haas ABD Dış Politikası, Kıdemli Araştırmacı, Amerikan Dış Politika Konseyi
Peter Hannaford , üye, yönetim kurulu SMG, yazar, kamu işleri yürütme 
Hon. Jerome M. Hauer , Eski Bakan Yardımcısı Halk Sağlığı Acil Durum Hazırlık, HHS 
Amoretta M. (Amie) Hoeber , Müsteşar eski Yardımcısı, ABD Ordusu 
Michael Horowitz , Kıdemli Araştırmacı, Hudson Enstitüsü, Eski Hukuk Müşaviri, OMB 
Peter Huessy , Başkan, jeostratejik Analizi 
Kenneth M. Jensen , Dış İlişkiler Genel Direktörü, Amerikan Komiteleri 
Avi Jorisch , Eski Politika Danışmanı, Terörizm ve Mali İstihbarat Hazine Bölümü Office, Kıdemli Araştırmacı, Demokrasiler Savunma Vakfı 
John T. Joyce Serbest Sendikacılık için, Başkan Yardımcısı, Kurul
Hon. Max Kampelman , eski ABD Büyükelçisi ve başkanlık danışmanı 
Phyllis Kaminsky , Eski Direktörü, Birleşmiş Milletler Enformasyon Merkezi 
Anne Korin , Co-yönetmen, Küresel Güvenlik (IAGS) Analizi Enstitüsü 
Charles Kupperman , Başkan Yardımcısı, Stratejik Uyum ve Operasyonları, Füze Savunma Sistemleri 
Gal Luft, Yönetici , Küresel Güvenlik Analiz Enstitüsü
Dana M. Marshall , Başkan Yardımcısı Uluslararası Ekonomi Politikası eski Kıdemli Danışmanı 
Clifford Mayıs Demokrasiler Savunma Başkanı, Vakıf 
Andrew McCarthy , Eş-Başkanı, Hukuk ve Terörle Mücadele Merkezi , Demokrasiler Savunma Vakfı
Hon. Robert McFarlane , eski Ulusal Güvenlik Danışmanı 
Edwin Meese III , ABD eski Başsavcısı 
Hedieh Mirahmadi , Başkan, WORDE 
Joshua Muravchik , Üyesi, Dış Politika Enstitüsü, John Hopkins SAIS 
Chet Nagle , Eski Savunma Resmi (ISA) Bölümü 
Hon. Michael Novak , George Frederick Jewett Başkanı Emekli, American Enterprise Institute 
Hon. Mark Palmer , Avrupa İşlerinden Sorumlu Dışişleri eski Bakan Yardımcısı 
Daniel Pipes , Direktör, Orta Doğu Forumu, Yazar ve Yorumcu
Danielle Pletka , Başkan Yardımcısı, Dışişleri ve Savunma Politikası Çalışmaları, American Enterprise Institute 
Norman Podhoretz , Yazar, Cumhurbaşkanlığı Madalyası Alıcı Özgürlük 
Bruce M. Ramer , Üyesi, Dış İlişkiler Konseyi 
Hon. Peter R. Rosenblatt , eski ABD Büyükelçisi 
Nicholos Rostow , Eski Çalışanlarımız Müdürü, İstihbarat Komitesi Senato seçin 
Hon.Edward L. Rowny , eski Büyükelçi / Korgeneral, ABD (E.) 
Kenneth Schwartz , yönetim kurulu, Demokrasiler Savunma Vakfı
Jonathan Schanzer , Demokrasiler Savunma Araştırma, Vakfı Başkan Yardımcısı 
Randy Scheunemann Hon. Richard Schifter , İnsan Hakları ve İnsani İşler Sorumlu Devlet eski Bakan Yardımcısı 
Peter Schweizer , Hoover Enstitüsü 
Nina Shea, Müdür , Din Özgürlüğü için Hudson Enstitüsü Merkezi 
Hon. John H. Shenefield , Amerika Birleşik Devletleri eski Associate Başsavcı 
Max Singer , kurucusu ve Hudson Enstitüsü'nün kıdemli 
Hon. James Strock , Çevre Koruma eski Kaliforniya Sekreteri 
Kenneth R. Timmerman , Başkan, İran'da Demokrasi Vakfı 
Victoria Toensing , eski Yardımcısı Vekili Başsavcı, Ceza Dairesi, Adalet ABD Bölümü 
Arnold S. Trebach , JD, Ph.D. Emekli profesör, Amerikan Üniversitesi 
Robert F. Turner , eski Müşaviri, Cumhurbaşkanı İstihbarat Gözetim Kurulu, Beyaz Saray 
Hon. Michael Wildes , Esq, Yönetici Ortak, Wildes ve Weinberg, PC;. Eski Federal Savcı 
Francisco Wong-Diaz , Ph.D., Esquire, Hukuk Profesörü ve Politika 
James Zumwalt , eski Kıdemli Danışmanı Yrd. İnsan Hakları ve İnsani İşler Sorumlu Devlet Bakanı 

 ŞİMDİ SORUYORUM SİZE :BU İNSANLAR  NE İŞ YAPAR?
BEN SÖYLEYEYİM.ABD ÇIKARLARI DOĞRUSUNDA ESKİDEN KOMÜNİST ÜLKELERİ PARÇALAMAYA ÇALIŞIRDI.
ŞİMDİ İSE ULUS DEVLETLERİ;ÖZELLİKLE DE B.O.P ÇERÇEVESİ ADI ALTINDA İSLAM ÜLKELERİNİ PARÇALIYORLAR.
BUNU DA ETNİK AYRIMCILIKLA YAPIYORLAR.
İŞTE ONUN İÇİN VARLAR.
HEPSİNİN ARKASINDA SİYONİST ÖRGÜTLER VAR.
İSTER BUNA SİVİL TOPLUM KURULUŞU DEYİN,İSTER TİNG TANG DEYİN AMA ŞUNU UNUTMAYIN; BUNLAR HİÇTE BÖYLE SİVİL FALAN DEĞİLLER..HEPSİNİN ARKASINDA AMERİKA DEVLETİ,İSTİHBARAT KURUMLARI ,İSRAİL VE AVRUPA EMPERYALİZMİ VAR.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."



TANER, NE DEDİYSE ÇIKTI!
Tesadüf mü, tahmin mi
yoksa kehanet (!) mi!..
MİT’in eski müsteşarı Emre Taner’in
kurumun 80. kuruluş yıl dönümünde
yaptığı açıklamalar “Arap Baharı”nın
patlamasıyla büyük bir anlam kazandı
Müthiş bir vizyon!..
MİT eski Müsteşarı Emre Taner’in 4 yıl önce, 80. yıl dönümü dolayısıyla kurumun internet sitesinden yayımladığı mesaj, çok kısa zamana sığan gelişmelerle bire bir örtüştü.
Çehresi değişen MİT
Arap ülkelerindeki isyanların şifrelerinin yanı sıra Türkiye’nin takınacağı tutumun da ipuçlarını veren Taner, MİT’in AKP-PKK müzakerelerinde etkin rol almasını sağladı.
Taner ne demişti?
- Uluslararası sistem yeniden şekillenecek, tanımı değişecek.
- Birçok ulus devlet maratonu kaybedecek, egemenlik gidecek.
- Türkiye’nin ’bekle gör-tavır al’gibi bir tutum izleme lüksü yok.
- MİT organizasyon şeması ve yeni yapılanmayla revize edilecek.
Sonuçlar ne oldu?
- 22 ülkenin sınırını değiştirecek BOP ve GOP devreye girdi.
- Pek çok ülkede karışıklık çıktı, bazılarına ‘demokrasi’ geldi.
- Afganistan’dan Libya’ya aktif görev aldık, BOP Eş Başkanı olduk.
- Yapısı ve yönetimi değişen MİT, PKK müzakerelerinde rol aldı.
Amerika ile iyi ilişkilerin fotoğrafı!
AKP’nin dış politika dümenini teslim ettiği Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile rotası hayli değişen Türkiye, ABD-AB eksenindeki çizgisiyle birçok komşusunun nefretini kazandı, hatta elçiliklerine saldırıldı ama ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’dan büyük övgüler almayı başardı.
Taner, “Arap Baharı”nın
şifresini 4 yıl önce verdi
2007’de MİT’in 80. kuruluş yıldönümü nedeniyle mesaj yayımlayan Müsteşar,  Arap dünyasında bugün yaşananları ve Türkiye’nin tavrını anlattı.
Tunus’la başlayıp, Mısır, Libya, Yemen ve Suriye ile devam eden ve “Arap Baharı” diye adlandırılan Arap ülkelerindeki ayaklanmaların ipuçları, eski MİT Müsteşarı Emre Taner tarafından 4 yıl önce verildi. Taner, 2007 yılında Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) 80. kuruluş yıldönümü nedeniyle yayımladığı mesajda, ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) kapsamında ilerleyen Arap Baharı ile ilgili gelişmelerin yanı sıra Türkiye’nin takınacağı tavrın şifrelerini de verdi. Taner, Ocak 2007’deki mesajında, uluslararası sistemin yeniden şekillendiği bir sürecin yaşandığını belirterek günümüzde net bir şekilde ortaya çıkan gelişmeleri haber verdi. 21. yüzyılın ilk çeyreğinin, 100 yıl boyunca önemli değişmelere yol açacak parametrelerin gelişmekte olduğu bir evreyi işaret ettiğini belirten Taner, Türkiye’nin gelişmeler karşısında bekle-gör-tavır al gibi bir tavır takınma lüksü olmadığını da ifade etti. Taner, mesajında, şu ifadeleri kullandı:

Global düzeyde değişim
“Dünyadaki tüm değerler, ilişkiler, sistemler ve düzenler, ister sosyal-ekonomik-siyasi, ister ahlaki-dini olsun yeniden şekillendiği ve hatta yeniden tanımlandığı bir süreç yaşanıyor. Yaşadığımız bu süreç aynı zamanda parçası olduğumuz uluslararası sistemin de kuralları, başrol oyuncuları ve figüranlıryla mevcut olandan çok farklı bir boyutta yeniden belirlenmeye ve hatta doğmaya çalıştığı bir döneme kaynaklık etmektedir. Geçmişte de uluslararası sistemin bir veya birden çok noktasında mutlaka bir değişim yaşanmıştır. Bunun etkileri geçmişte daha çok bölgesel nitelikte olsa da günümüz şartlarında özellikle her alanda yaşanan küreselleşmenin sonucu olarak global düzeye taşınmıştır.”  “Bulunduğumuz dönem gelecekte birçok ulus devlet ve milletin hızlı bir şekilde tarih maratonunu kaybetmeye başladığı süreci anlatacaktır. Bu devletler sadece gelişmemekle ve dünya yönetiminde söz sahibi olanlar arasına dahil olmamakla kalmayacak, aynı zamanda birçoğu günümüz teknolojik devriminin ve küresel ekonominin rekabetine dayanamayıp ulusal egemenliklerini de büyük ölçüde yitireceklerdir. Ulusal ve uluslararası düzeyde gerçekten sağlam politikalar üretmek ve uygulamak için ulusal güvenlik ve ulus-devlet yapısına yönelen tehdit ve kaynakları iyi algılayabilmek, ulusun karşı karşıya olduğu fırsatları ve tehditleri öngörmek, doğru analiz etmek ve uygun vasıtalarla karşı koyma zorunluluğu ve ihtiyacı her zamankinden daha fazla hissedilir hale gelmiştir. 21. yüzyılın güvenlik ortamı, istihbarat fonksiyonlarının önemi ve etkinliğini hiç olmadığı kadar artırmıştır. Önümüzdeki dönemde de uluslararası sistemin kuralları belirlenmiş, stabil bir yapıya kavuşacağını ummak ve bu yönde tanımlamalar geliştirmek faydasız bir uğraş olacaktır.” 

BOP devreye girdi
Taner’in bu açıklamalarının ardından, ABD’nin Orta Doğu’da tehdit olarak gördüğü unsurlara karşı planladığı Büyük Orta Doğu Projesi ve Kuzey Afrika ülkelerinin de dahil edildiği Genişletilmiş Orta Doğu Projesi, adım adım uygulanmaya başladı. 22 ülkenin sınırlarını değiştirmeyi amaçlayan proje, Tunus, Mısır, Yemen, Libya ve Suriye’de sahnelendi.

Türkiye’nin pozisyonunu anlattı
MİT’in 80 yılı nedeniyle yayımladığı mesajda Türkiye’nin, potansiyel çatışma tehditlerinin bulunduğu Balkanlar, çeşitli istikrarsızlık potansiyeli taşıyan Kafkaslar ile 40 yıldır fiili çatışmalar ve terörist faaliyetlerle yoğrulmuş Orta Doğu’nun arasında bir iç hat pozisyonuna sahip olduğunu ifade eden Müsteşar Emre Taner, Türkiye’nin gelişmelerle ilgili pozisyonu konusunda da ipuçları vermişti. Taner’in 4 yıl önce ifade ettiği, “Bu süreç içinde Türkiye gerek stratejik gerekse jeopolitik önemi nedeniyle kendisini hiçbir zaman olayların akışına bırakma ya da bekle-gör-tavır al- taktiğiyle sınırlama lüksüne sahip değildir. Yalnız savunma pozisyonunda olmak Türkiye’ye haiz şartlar nedeniyle kabul edilemez bir davranış olacaktır. Bu nedenle de Türkiye, tüm kartlarını/avantajlarını maksimum düzeyde bir verimlilikle değerlendirmek durumundadır” şeklindeki öngörüsü, günümüzdeki olaylarda ortaya çıktı.

Eş başkanlık yaptı
Sık sık “BOP’un eş başkanıyım” diyen Başbakan Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Mısır, Libya ve Suriye’deki ayaklanmalarda ABD’yle birlikte hareket etti.

Obama talimat verdi
Erdoğan yerine getirdi
BOP’un eş başkanlığına soyunan Başbakan Erdoğan, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki gelişmelerde ABD’yle birlikte hareket etti. Aralık 2009’da Beyaz Saray’da gerçekleşen buluşmada, ABD Başkanı Obama, Erdoğan’a taleplerini şöyle sıraladı: Afganistan’daki katkınızı artırın. İran’ı ikna edin. Ermenistan’la imzalanan protokolleri Meclis’te onaylayın. “ ’Arap Baharı’nın devreye girmesinin ardından da ABD’den Libya ve Suriye konusunda Türkiye’den istekler çoğaldı. Libya’ya müdahaleye önceleri karşı çıkan Erdoğan, daha sonra bu ülkeye yapılan operasyonlarda büyük rol oynadı. Türkiye, NATO’nun Libya’ya müdahale eden güçlerine İzmir’den komuta edilmesini kabul etti. Eski dostu Beşşar Esad’a reform çağrıları yapan Erdoğan, Suriye’deki gelişmelerde ABD’nin yanında yer aldı. Kaddafi ve Esad gibi dostlarını kaybeden Erdoğan, Obama ve diğer ABD’li yetkililerden ise övgüler aldı. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Ricciardone, ” Türkiye ile yakın işbirliği içindeyiz. Suriye’de ne yapılması gerektiği konusunda hem fikiriz “ diyerek, Esad yönetiminin altını, AKP hükümetiyle birlikte kazdıklarının mesajını verdi. Geçen haftaki Obama-Erdoğan telefon görüşmesinin ardından Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada da işbirliği bir kez daha teyit edildi.

ABD açılımı denetledi
Türkiye’de 9 yıldır iktidarda bulunan AKP, ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesi’nin en büyük destekçisi. ABD’nin  proje kapsamında Orta Doğu ülkelerindeki faaliyetlerinde büyük rol oynayan Türkiye, ülke içinde de Amerikalıların talepleriyle hazırlanan Kürt açılımı projesini uyguluyor. 2009‘da dönemin ABD Ankara Büyükelçisi James Jeffry, Türkiyle’deki açılımı denetleyici isim olarak da görev yapmıştı. Açılımda istenilen hıza ulaşılamadığı zamanlarda eleştirelirini yoğunlaştıran Jeffry, istenilen adımların atıldığında ise AKP hükümetine övgüler yağdırıp yeni adımlar için cesaretlendirmişti. Sözde Kürt sorununun çözümü için sık sık akıl veren Jeffrey AKP’nin ’açılım’ performansını övdükten sonra, terörün sona erdirilmesi için gerekli ekonomik adımlarıın da atılması gerektiğini söylemişti.

MİT’teki değişimi de açıkladı
Emre Taner, MİT’in 80. yıldönümü mesajında kurumda yapılacak değişimin ipuçlarını da verdi. MİT’in yeni vizyonunu 4 yıl önce “2006 yılında başlattığımız çalışmaları 80. yılımızı da kutlayacağımız 2007 yılı içinde sonuçlandırmak amacındayız. Birlik ve beraberlik içinde ülkemizin içinden geçirmekte olan muğlak ve tehlikeli dönemden başarıyla daha da güçlenmiş olarak çıkarmak ve çocuklarımıza gurur duyacakları bir gelecek bırakmaktır” şeklinde açıklayan Taner’in çalışmalarının ardından 2009 yılında MİT’in yapılanmasında çok önemli değişiklikler oldu. İstihbarat ve operasyonlar tek müsteşar yardımcılığı bünyesinde birleştirildi, iç ve dış istihbarat birimleri olarak yeniden örgütlendi, karşı-casusluk birimi önem açısından iç ve dış istihbaratla eşit düzeye yükseltildi. Dinleme ve izleme görevlerini üstlenen elektronik ve teknik istihbarat biriminin düzeyi de müsteşar yardımcılığına yükseltildi. MİT’in kamuoyuna dönük yüzü olarak bilinen Psikolojik İstihbarat Başkanlığı ise
kaldırılıyor.

Vazgeçilmez üç ayak
Eski MİT Müsteşarı Emre Taner, 4 yıl önceki mesajında,  bölgedeki gelişmeler karşısında Türkiye’nin sahip olması gereken donanımlar için şu ifadeleri kullanmıştı: “Türkiye için güçlü bir ekonomi, kusursuz bir dış politika ve caydırıcı bir askeri yapılandırma şeklinde adlandırabileceğimiz çok sağlam üç ayağa sahip olmak bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu üç ayağın ifade edilen özellikleri ise güçlü, dinamik, etkin, esnek; hareket kabiliyeti yüksek ve yaratıcı bir istihbarat yapılandırılmasına ihtiyaç vardır. Ülke olarak içinden geçmekte olduğumuz bu zörlu dönemde özellikle merkezinde bulunduğumuz ve bir parçası olduğumuz uluslararası sistemin gelişim süreci, Milli İstihbarat Teşkilatı olarak duyduğumuz sorumluluğu en üst seviyeye çıkarmış durumdadır.”

Apo ile görüşmeleri üstlendi
TESEV’in Kürt raporunda yer alan Öcalan ile devlet görüşmelerinin tarihçesinde, 2005 yılına kadar askerler tarafından yapılan görüşmelerin 2005 yılından itibaren dönemin MİT Müsteşar Yardımcısı Emre Taner tarafından üstlendiği ifade edildi. Taner, İmralı Cezaevi’nde Öcalan’la görüştü. Taner, İmralı görüşmelerini emekliliği nedeniyle görevi bıraktığı 2010 yılına kadar sürdürdü ve ardından bu görüşmeleri Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Müdürlüğü’nden bürokratlara bıraktı.

Kalın’dan itiraf
Arap ülkelerindeki ayaklanmalar konusunda Türkiye’nin oynadığı rol, Başbakan Erdoğan’ın danışmanı İbrahim Kalın’ın önceki gün Washington’da yaptığı açıklamayla kanıtlandı. Kalın, Arap dünyasındaki haydut rejimleri angaje etme politikasının Türkiye’ye, Arap Baharı’nın sonucunu şekillendirmede eşsiz etkileme gücü sağladığını belirtti. Washington Times, Kalın’ın konuşmasını “Türk Politika Danışmanı: Türkiye Arap Baharı’nı Şekillendiriliyor” başlıklı haberinde yansıttı.

Osmanlı önerisi
ABD’nin BOP projesine AKP dışında eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt da destek verdi. 2008 Haziranında Orta Doğu’yla ilgili açıklamalarda bulunan Büyükanıt, “Osmanlı İmparatorluğu döneminde Orta Doğu’da çeşitli etnik ve dinsel grupların yüzyıllara varan süreçte bir arada yaşamıştır. Bölgedeki çatışmalar neden ve ne zaman başladı, bu sorunların kaynağı ne? Kişisel görüşüm, bu sorunların birinci dünya harbi sonrasında başladığıdır”
diyerek çözümün Osmanlı modelinde olduğunu ifade etmişti.
Yeniçağ-27 haziran 2011


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

23 Haziran 2011 Perşembe

BATMIŞ YUNANİSTAN BİLE  TUTUKLAMALARDAN DOLAYI BİZE GÜLÜYOR.
"TÜRKİYE GERİ DÖNÜLMEZ BİR NOKTAYA GELDİ."
"AKP KEMALİST LAİK ORDUDAN İNTİKAM ALIYOR"
"TÜRKİYE İÇİN BİR SENARYO.OKUYUN VE ÇEKMECENİZDE SAKLAYIN" BAŞLIKLARI ATIYOR.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
SEÇİM SONRASI MHP’YE BAKIŞ
Seçimlerden sonra insanları öfke ve birilerini suçlama telaşı sardı. Oysa ben bu sonuçları poliyanacılığa kaçmadan olabilecek en iyi sonuçlar olarak görüyorum. Bunu MHP ve CHP için ayrı bölümler olarak yorumlayacağım.
Bu bölümde MHP için seçim sonuçlarının getirdikleri nelerdir? Bunu ele alacağım.
Genelde iki hata yapılıyor.
1.AKP’ye muhalif CHP ve MHP’nin aldığı sonuçlar başarı gibi gösterilmeye çalışılıyor.
2.Partilerin içerisinde çıkması muhtemel muhalif hareketler engellenmeye çalışılıyor.

Hata alınan sonuçlar her iki parti içinde HEZİMETTİR. Hezimettir kelimesine seks kasetleriyle altüst edilmiş ve baraj altına düşmekten sağ/sol bilinçli seçmenin desteğiyle kurtulmuş MHP’den bir tepki gelmiyor. Fakat hala kasetlerin kimler tarafından ortaya çıkarıldığı tartışılıyor. Bunu tartışmak yerine iki kaset izleyip partisini terk eden seçmenini yargılamalı ve tarikatlarla olan yakın temasını biran önce keserek Atatürk milliyetçiliğine dönmelidir. Seçimlere günler kala “…………. tarikatı MHP’yi destekleyecek” şeklinde çıkan haberler, MHP ye yakın gazetelerde ve tv de gururla sunulacağına “biz tarikatlara şeyhlere şahlara karşıyız. Onlardan oy falan istemiyoruz” diyebilme cesaretini göstere bilse onlardan alacaklarını sandıkları oylardan fazlasını alırlardı. Oldu ki ben AKP varken hiçbir tarikatın MHP ye oy verdiğine inanmıyorum. Tamamen geleceğe yatırım. Yarın meydana gelecek gelişmelerde MHP içerisinden AKP’ye tepkileri kırabilmek için sızma hareketinden başka bir şey değil. Oy veren falanda yok, zaten neticede ortada. Kemikleşmiş oyu var dediğimiz MHP daha önce baraj altında kaldığı gibi tarikatlarla koltuk temasını kesmezse her zaman iki kasette altüst edilecek kaygan bir zeminde hareket eden parti durumundan kurtulamayacaktır.Bbaraj endişesi ve tarikatları ürkütme korkusundan siyaset üretemeyecektir vede üretememektedir.
            Her şeyden önemlisi de MHP artık kaseti falan bırakıp genel başkan üzerinde tartışmaya başlaması gerekmektedir.Bahçeli’nin başarısız olduğundan değil,tarikatlara net tavır koyacak yeni bir lider bulmalıdır.Değişim bu tavrı da getirir ve MHP’yi görünüşte değil özde Atatürkçü bir çizgiye sokar.MHP’de  bu değerlerde çok sayıda siyasetçiler mevcuttur.
Kamuoyunda yer etmiş kişilerin önü  “yarın koltuğumu sallar” diye kesilmemelidir. Aksi taktirde tarikatların boyunduruğundan MHP kurtulamaz, o zamanda Atatürk milliyetçisi değil ama tam bir Arap milliyetçisi olur. Arap milliyetçilerini içerisinde barındırdığı sürece de hiçbir şekilde AKP ile mücadele edemez.
            Özetle;12 Haziran 2011 seçimlerinden %10 barajının altına düşmeden ama tam bir hezimete uğrayarak çıkmış MHP bunu bir fırsat olarak bilmeli ve genel başkanından başlayarak Atatürk milliyetçiliğinde yapılanmasını hızla başlatmalı, tüm tarikatlarla bağını koparmalıdır. İşte o zaman %20 ler mertebesinde kemikleşmiş oya sahip olacaktır. Atatürkçü çizgide yapılandığı taktirde (hele ki ülkeniz ayrıştığı bu dönemde) tam bir merkez parti olacak ve yeni projelerle çok daha yüksek oy oranlarına ulaşa bilecektir. Bu seçim sonuçları baraj altına düşmeden olması ; görebilme adına MHP için tam bir yapılanma fırsatı doğurmuştur. %18 oy almış MHP’de bunu görmek mümkün olmazdı. Tabi ki değerlendirilirse.
Saygılar.

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
GÜNCELLEME:

MHP'İ BAŞARISIZ KILAN ZİHNİYET BU İŞTE.

Edremit Belediye Başkanı Tuncay Kılıç, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin halifelik makamını tekrar oluşturması gerektiğini söyledi.
“Birinci Cihan Harbinde Halife Abdülmecid, Arap ülkelerini Çanakkale’ye davet ediyor. Kafirler bize saldırdı Cihat ilan ediyorum gelin diyor. Arap ülkelerinin şeyhleri şunu söylüyor ‘Bu bir cihat değil.’ Neden. Çünkü sende yetkili bir adam değilsin diyorlar Halife Abdülmecit’e Neden. Seni biz seçmedik ki. Yavuz Sultan Selim Halifeliği kılıç zoruyla getirdiği için İslam’a karşı bir hata yapmıştır. Halifelik kılıç zoruyla elde edilebilecek bir güç değil ki. Neden efendimizin sünnetinde bu yok. Benden sonra şu gelecek demiyor. Ne oldu halifelik saltanat haline geldi. Dünyada lideri olmayan tek din İslam dini. Bakın bu çok öneli bir şey. Bir milyarın üzerinde Müslümansız. Liderimiz yok. Katoliklerin var. Protestanları var. Musevilerin var. Otodoksların var. Müslümanların yok. Bunun için bütün savaşlar Müslümanların ülkelerinde oluyor dikkat ederseniz. Afganistan, Pakistan, Hindistan, Kuzey Afrika. Bunları bu son toplantıda söylemek zorundayım. Mustafa Kemal Türkiye Büyük Millet Meclisinde saltanatı kaldırmıştır. Halifeliği Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevi şahsiyetine bırakmıştır. Bu gün Ankara’da bulunan 550 parlementerimizin 550’si de halife makamındadır. Ama onlar taşıdıkları değerin haberinde bile değiller. Bu ülkede bu konuşulmalı artık. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Halifelik makamını tekrar oluşturmalı. Halifeyi seçmeliyiz. Bu bizim seçme hakkımız. Bu doğuştan kazanılan haklardan. Bizler netice itibariyle Edremit’te demokrasiyi kuramaz isek böyle büyük ideallerin insanı olamayız. Dünyada bizim dini kimliğimizi temsil eden bir lider yok değerli Edremitliler. Müslümanların lideri yok. Ortodoksların, Katoliklerin var, Musevilerin var. Her dinin ve mensuplarının liderleri var. Ama biz Müslümanların yok. Biz başsız ve kimsesiziz. Neden bu tartışılmıyor bu ülkede. Bazı güçler bunu istemiyor. Ne olur bu olursa İslam aleminde birlik ve beraberlik sağlanır. Hilaf konusu olan mevzularda ne olacak görüş alınacak. İcmail Ümmet sağlanacak. Ne olacak halifelik makamında olan Müslümanların dini lideri Müslüman topluluklar, Müslüman devletler arasındaki itilafları açıklayacağı görüş ve fetva ile ortadan kaldıracak. Savaşlar Müslümanların topraklarında olmayacak. Müslümanlar ölmeyecek. Türkiye’nin yaşadığı terör belasıyla ilgili, İslam devletlerinin seçtiği halife dese ki ‘Kardeşin kardeşi öldürmesi katilliktir. Öldüremezsiniz. Cennette yer bulamazsınız. Kıyamete kadar cehennemde kalacaksınız.’ Etkileyici olur mu olmaz mı arkadaşlar. Olur. Bal gibi de olur. Ölenler, Askerlerimiz şehit Müslüman. Peki Terörist ne? Teröristler Musevi mi? Hıristiyan mı? Mecusi mi? Bunları sorgulamak lazım artık” diyor.

22 Haziran 2011 Çarşamba

SEÇİM BİTTİ MAVİ MARMARA ARIZALANDI

Haaretz’in iddiası: Türkiye ve İsrail gizli görüşüyor
İsrail’in önde gelen gazetelerinden Haaretz, Türkiye ile İsrail’in dışişleri yetkililerinin iki ülke arasındaki gerginliği sona erdirmek için gizlice görüştüklerini iddia etti.
 Gazete görüşmelerin Netanyahu’yu temsil eden bir İsrailli yetkili ile Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu arasında gerçekleştiğini, ABD’nin de görüşmelere destek verdiğini iddia etti.

İSRAİL DONANMA KOMUTANI ELİEZER MAROM “NEFRET FİLOSU DURDURULMALI”
İsrail Savunma Kuvvetleri yetkilisi Eliezer Marom, Gazze filosunun tek amacının İsrail’e karşı gelmek, medya provokasyonu yaratmak ve İsrail’in varlığının meşru olmadığı hissini yaratmak olduğunu söyledi.

İsrail Donanma Kuvvetleri Amirali Eliezer Marom, bu ayın sonunda Gazze’ye gelmeyi hedefleyenleri sert bir dille uyardı. Marom, Donanma Dalgıçları toplantısı kapanış konuşmasında, donanmanın İsrail’e yönelik saldırılara karşı duracağının altını önemle çizdi. ‘Provokasyon gemisi’ olarak adlandırdığı geminin durması için de elinden geleni yapacağını söyleyen Marom, bu geminin amacının yardım dışında Hamas’a İsrail’e karşı terör eylemleri yapabilmek için, sınırsız silah yardımı taşımak olduğunu belirtti.
Gazze’de insani bir kriz bulunmadığını dünyanın önde gelen yardım kuruluşları da belirtiyor. Yapılan yardımlar belirlenen kontrol noktalarından geçerek Gazze’ye ulaşabiliyor.

İsrail’den diplomatik girişim
Cuma günü, İHH Gazze konvoyuna katılmayacağını belirtmişti. Organizasyonun başındaki kişiler ise Mavi Marmara olmadan da yola çıkacaklarını duyurmuşlardı.
İsrail gemi konvoyunu durdurmak için bir dizi diplomatik girişimde bulunmaya devam ediyor. Diplomatik temaslar gemilerin durması veya devletlerin gemi organizasyonlarının arkasında durmaması şeklinde sonuç veriyor.
İsveç Başbakanı Fredrick Reinfeldt parlamentoda yaptığı açıklamada böyle bir organizasyona katılmayı seçen vatandaşlara yaşam garantisi veremeyeceklerini konuşmasında belirtti. Konvoya katılması beklenen Fransız gemisi ise iptal edildi. Fransa’dan Gazze’ye yola çıkmak üzere planlanan gemi Yahudi Cemaati’nin girişimleri ile durduruldu. Fransız katılımcıların Yunanistan’dan kalkan gemilere binmesi bekleniyor. Öte yandan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu Yunanistan’dan Gazze gemisini durdurmasını istedi.

Türkiye’den gönderilen tıbbi malzeme yardımı gazze’ye ulaştı
Bölgedeki koordinasyondan sorumlu birimin başında bulunan General Eitan Dangot, perşembe günü Türkiye’den gelen ve Kızılay tarafından bağışlanan tıbbi malzemenin girişini onayladı. Malzeme, Ürdün üzerinden Erez Kontrol Noktası’na getirilmiş ve akabinde Hamas kontrolündeki bölgeye girişi yapılmıştı. İsrail Savunma Bakanlığı tarafından verilen bilgide sağlık, eğitim, tarım ve altyapıya ilişkin yardımların prosedürler çerçevesinde ve koordinasyon içinde her gün bölgeye iletildiği açıklandı.
22 Haziran 2011



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
DİNLER ARASI DİYALOG-MEDENİYETLER İTTİFAKI
Söze gerek var mı? Sanatçı ruhundan geçen düşüncelerini zaten en iyi şekilde yansıtmış.Patron kim belirtmiş.Adam belirtmiş de İspanya ile Medeniyetler ittifakı,dinler arası diyalog projesini yürütenler içlerindeki neyi yansıtıyor acaba?



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

21 Haziran 2011 Salı

(AOZ-EEZ) YUNANİSTAN'IN KURTULUŞU
Yunan sitelerinde 2. ve3. resimde özellikle işaretlenmiş noktada bakın hangi işgal edilmiş ada var.
                                                 Resme tıkla büyüt  
                                           



Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi
Madde 55: Münhasır ekonomik bölgenin özel hukuki rejimi
Münhasır Ekonomik Bölge karasularının ötesinde ve bu sulara bitişik bir bölge olup işbu Kısımda belirlenen özel hukuki rejime tabidir ve rejim gereği sahildar devletin hakları ve yetkileri ile diğer devletlerin hakları ve serbestlikleri işbu Sözleşmenin ilgili maddeleriyle düzenlenmiştir.
Madde 56: Münhasır ekonomik bölgede sahildar devletlerin hakları, yetkisi veya yükümlükleri
1- Münhasır ekonomik bölgede sahildar devletin aşağıdaki hak, yetki ve yükümlülükleri vardır:
a) Deniz yatağı üzerindeki sularda, deniz yataklarında ve bunların toprak altında canlı ve cansız doğal kaynaklarını araştırılması, işletilmesi muhafazası ve yönetimi konuları ile; aynı şekilde sudan, akıntılardan ve rüzgarlardan enerji üretimi gibi, bölgenin ekonomik amaçlarla araştırılmasına ve işletilmesine yönelik diğer faaliyetlere ilişkin egemen haklar:
b) İşbu Sözleşmenin ilgili hükümlerine uygun olarak;
Suni adalar, tesisler ve yapılar kurma ve bunları kullanma;
Denize ilişkin bilimsel araştırma yapma; .
Deniz çevresinin korunması ve muhafazası; konularına ilişkin yetki;
c) İşbu sözleşmede öngörülen diğer hak ve yükümlülükler.
2- Münhasır ekonomik bölgede sahildar devlet, işbu Sözleşme uyarınca haklarını kullanırken ve yükümlülüklerini yerine getirirken, diğer devletlerin haklarını ve yükümlülüklerini gerektiği şekilde göz önünde bulunduracak ve işbu Sözleşme hükümleriyle bağdaşacak biçimde hareket edecektir.
3- İşbu maddede deniz yatağına ve bunların toprak altına ilişkin olarak belirtilen haklar, VI Kısma uygun olarak kullanılacaktır.
Madde 57: Münhasır ekonomik bölgenin genişliği
Münhasır ekonomik bölge, karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz milinin ötesine uzanmayacaktır.
Madde 58 : Münhasır ekonomik bölgede diğer Devletlerin hakları ve yükümlülükleri
1- Münhasır ekonomik bölgede, sahili bulunsun veya bulunmasın, bütün devletler, işbu sözleşmenin ilgili hükümlerinde öngörülen şartlar içerisinde, 87. Maddede sözkonusu olan seyrüsefer serbestliği ile uçuş serbestliğinden ve denizaltı kabloları ve petrol boruları döşeme serbestliğinden; keza, bu serbestliklerin kullanımına ilişkin olarak, özellikle gemilerin, uçakların ve denizaltı kabloları ve petrol borularının işletilmesinde, denizin uluslararası diğer yasal amaçlarla kullanılması serbestliğinden işbu Sözleşmenin diğer hükümleri ile bağdaşır bir şekilde yararlanırlar.
2- 88, ila 115. Maddeler ve ilgili diğer uluslararası hukuk kuralları işbu Kısma aykırı olmadığı ölçüde münhasır ekonomik bölgeye de uygulanır.
3- Münhasır ekonomik bölgede devletler, işbu Sözleşme uyarınca haklarını kullanırken, ve yükümlülüklerini yerine getirirken, sahildar devletin haklarını ve yükümlülüklerini gerektiği şekilde gözönünde bulunduracaklar; ve sahildar devletin işbu Kısım ve diğer uluslararası hukuk kuralları uyarınca kabul ettiği kanun ve kurallar, işbu sözleşme ile bağdaşır olduğu ölçüde, riayet edeceklerdir.
Madde 59 : Münhasır ekonomik bölge içerisinde Sözleşmenin ne hak ve ne de yetki tanıdığı durumda uyuşmazlıkların çözümünün esası
İşbu sözleşmenin münhasır ekonomik bölge içerisinde ne sahildar devlete ve ne de diğer devletlere haklar ve yetki tanımadığı ve sahildar devletin menfaatleri ile diğer devlet veya devletlerin menfaatleri arasında uyuşmazlık çıkan durumlarda bu uyuşmazlık, hakkaniyete dayanarak ve diğer bütün ilgili şartlar ışığında sözkonusu menfaatlerin taraflar için ve uluslararası toplumun bütünü için olan önemi gözönünde bulundurularak çözümlenmelidir .
Madde 60 : Münhasır ekonomik bölge içerisinde sun'i adalar tesisler ve yapılar
1- Münhasır ekonomik bölgede, sahildar devleti:
a) Sun'i adalar;
b) 56. Maddede öngörülen amaçlar veya diğer ekonomik amaçlarla tesis ve yapılar;
c) Bölgede sahildar devletin haklarını kullanmasını engelleyebilecek tesis ve yapılar inşa etmek ve bunların inşaasına, işletilmesine ve kullanılmasına izin vermek ve inşaasını, işletilmesini ve kullanılmasını düzenlemek konularında münhasır hakka sahip olacaktır.
2- Sahildar devlet, bu sun'i adalar, tesisler ve yapılar üzerinde gümrük, maliye, sağlık, güvenlik ve muhaceret konularındaki kanun ve kurallardan doğanlar dahil olmak üzere, münhasır yetkiye sahip olacaktır.
3- Bu sun'i adaların tesislerin ve yapılan inşaatı gereken şekilde duyurulmalı ve mevcudiyetlerini sürekli olarak belirtecek işaretler idame ettirilmelidir. Terkedilen veya kullanılmayan tesisler ve yapılar, seyir güvenliğini sağlamak amacıyla, bu konuda yetkili uluslararası kuruluş tarafından konulmuş ve genel kabul görmüş uluslararası kurallar gözönüne alınarak, kaldırılacaktır. Bunların kaldırılmasında balıkçılık deniz çevresinin korunması ve diğer devletlerin hakları ve yükümlülükleri de gereken şekilde göz önüne alınacaktır. Tamamiyle kaldrılamayan bir tesis veya yapıdan geride kalan parçaların yeri, boyutları ve derinliği uygun şekilde ilan edilecektir.
4- Sahildar devlet gerektiği takdirde, bu suni adalar, tesisler veya yapıların etrafında, hem seyir güvenliğini ve hem de suni adaların, tesislerin ve yapıların güvenliğini sağlamak üzere içerisinde uygun tedbirler alabileceği, makul boyutlarda güvenlik bölgeleri kurabilir.
5- Sahildar devlet uygulanabilir uluslararası kuralları gözönünde bulundurarak, güvenlik bölgelerinin genişliğini tespit edecektir. Bu güvenlik bölgeleri, sun'i adaların, tesislerin veya yapıların niteliği ve işlevleri ile makul bir bağlantı içerisinde tespit edilecek ve bunların genişliği, genel kabul görmüş uluslararası kuralların izin verdiği veya yetkili uluslararası kuruluşun tavsiye ettiği sapmalar dışında, suni ada, tesis veya yapının dış kenarlarından itibaren ölçülmek üzere 500 metreden fazla olamayacaktır. Güvenlik bölgelerinin genişliği, gereken şekilde duyurulacaktır.
6- Bütün gemiler, bu güvenlik bölgelerine saygı gösterecekler; ve sun'i adaların, tesislerin, yapıların ve güvenlik bölgelerinin yakınlarında seyrüsefer konusunda genel kabul görmüş uluslararası kurallara uyacaklardır.
7- Sun'i adalar, tesisler veya yapılar ve bunlar etrafındaki güvenlik bölgeleri, uluslararası seyrüseferde kullanılan belli başlı deniz yollarına engel olabilecek yerlerde kurulamaz.
8- Sun'i adalar, tesisler ve yapılar ada statüsüne sahip değildir. Kendilerine özgü karasuları yoktur ve varlıkları, karasularının, münhasır ekonomik bölgenin veya kıta sahanlığının sınırlandırılmasını etkilemez.
Madde 61 : Canlı kaynakların muhafazası
1- Sahildar devlet, kendi münhasır ekonomik bölgesinde avlanacak canlı kaynakların kabul edilebilir av hacmini tespit edecektir.
2- Sahildar devlet, kendi ekonomik bölgesindeki canlı kaynakların idamesinin, aşırı işletme sonucu tehlikeye düşmesini önlemek amacıyla; sahip olduğu en güvenilir bilimsel verileri gözönünde bulundurarak uygun muhafaza ve yönetim tedbirlerini alacaktır. Sahildar devlet ve yetkili alt-bölgesel veya evrensel uluslararası kuruluşlar bu amaçla, uygun şekilde, işbirliğinde bulunacaklardır.
3- Bu tedbirler aynı zamanda, sahillerde balıkçılıkla yaşayan toplulukların ekonomik ihtiyaçları ve kalkınmakta olan devletlerin özel ihtiyaçları da dahil olmak üzere, ilgili ekolojik ve ekonomik faktörler muvacehesinde ve balıkçılık konusundaki usuller, sürülerin birbirlerine olan bağımlılığı ve alt-bölgesel, bölgesel, bölgesel veya evrensel düzeyde genellikle tavsiye edilen uluslararası asgari bütün ilkeler gözönüne alınarak işletilen sürülerin stoklarının azami sabit randıman verecek seviyede tutulmasını veya yeniden bu seviyeye getirilmesini amaçlayacaklardır.
4- Bu tedbirleri alırken sahildar devlet, bu ortak veya bağlı türlerin stoklarını, üretimlerinin tehlikeye düşmeyeceği bir seviyede tutmak veya yeniden bu seviyeye getirmek amacıyla, bu tedbirlerin avlanan türlerle veya onlara bağlı türler üzerindeki etkilerin gözönünde bulunduracaktlr.
5- Elde bulunan bilimsel bilgiler, avlara ve balıkçılığa ilişkin istatistikler ve balık stoklarının muhafazası ile ilgili diğer veriler, gerektiği takdirde, ilgili bütün devletlerin ve özellikle uyruklarına münhasır ekonomik bölgede balık avlama izni verilmiş olanların iştiraki ve yetkili alt-bölgesel veya evrensel kuruluşlar aracılığı ile, muntazaman yayınlanacak ve değiş tokuş edilecektir.
Madde 62 : Canlı kaynakların işletilmesi
1- Sahildar devlet, 6l. maddeyi ihlal etmeksizin, münhasır ekonomik bölgenin canlı kaynaklarının azami derecede işletilmesini sağlamayı gaye edinecektir.
2- Sahildar devlet, münhasır ekonomik bölgede kendisinin canlı kaynakları avlama gücünü tespit edecektir. Bu av gücü, kabul edilebilir toplam hacminden az ise, sahildar devlet anlaşmalar veya diğer düzenlemeler yoluyla ve 4. paragrafta öngörülen usullere, şartlara, kanun ve kurallara uygun olarak, kabul edilebilir av hacminin bakiyesini işletmeleri için diğer devletlere verecektir; bu şekilde davranırken sahildar devlet, özellikle 69. ve 70. madde hükümlerini, özellikle bu maddelerde öngörülen kalkınmakta olan devletler yönünden, gözönünde bulunduracaktır.
3- İşbu madde uyarınca, kendi münhasır ekonomik bölgesini diğer devletlerin girişine açarken, sahildar devlet ilgili bütün faktörleri ve bu meyanda, diğerleri yanında, şunları dikkate alacaktır: bölgenin canlı kaynaklarının kendi ekonomisi ve diğer ulusal çıkarları açısından önemi; 69. ve 70. Madde hükümleri; bakiyenin bir kısmının avlanması yönünden bölgede veya alt-bölgede yer alan kalkınmakta olan devletlerin ihtiyaçları; ve uyrukları bölgede genellikle balık avlayan veya balık sürülerinin araştırılmasına ve miktarlarının tespitine büyük ölçüde katkıda bulunan devletlerdeki ekonomik düzensizlikleri asgariye indirme zorunluluğu.
4- Diğer devletlerin münhasır ekonomik bölgede avlanan uyrukları sahildar devletin kanun ve kuralları ile tespit edilen muhafaza tedbirlerine ve diğer usül ve şartlara riayet edeceklerdir. Bu kanun ve kurallar işbu Sözleşmeye uygun olacaktır; bunlar, inter alia, aşağıdaki konulara ilişkin olabilir.
a) Rüsumların ödenmesi veya kalkınmakta olan sahildar devletler söz konusu olduğunda balıkçılık endüstrisinin mali yönden, araç-gereç yönünden ve teknik yönden geliştirilmesi için uygun katkıdan oluşacak diğer her türlü ödemeler de dahil olmak üzere, balıkçılara veya balıkçı teknelerine ve araç-gereçlerine lisans verilmesi;
b) İster belirli sürü veya sürü grupları için veya gemi ile belirli bir zaman boyunca avlanma için olsun; ister bir devletin uyruklarına belirli bir süre boyunca avlanma için olsun, izin verilen türlerin belirtilmesi ve kotalarının tespiti;
c) Av kampanyasının ve bölgelerinin araç-gereç tipinin, büyüklüğünün ve sayısının ve de kullanılabilecek balıkçı gemilerinin tiplerinin büyüklüklerinin ve sayılarının düzenlenmesi;
d) Avlanabilecek balıkların ve diğer türlerin yaşının ve büyüklüklerinin tespiti;
e) Av ve balık çekme gücüne ilişkin istatistikler ve teknelerin yerlerinin bildirilmesi de dahil olmak üzere, balıkçı teknelerinden talep olunan bilgiler;
f) Avlanan ürünün örneklenmesi, örneklerin tasnifi, biriktirilmesi, gideceği yer ve bunlara ilişkin bilimsel verilerin iletilmesi de dahil olmak üzere, sahildar devletin izni ile ve onun kontrolü altında balıkçılık konusunda araştırma programları yapılması ve bunların yürütülmesinin düzenlenmesi yükümlülüğü;
g) Sahildar devlet tarafından, bu gemilere gözlemciler veya stajyerler konulması;
h) Avlanan ürünün bütününün veya bir kısmının bu gemilerden, sahildar devletin limanlarına boşaltılması;
i) çok uluslu ortak yatırımlara veya diğer işbirliği şekillerine ilişkin usul ve şartlar;
j) Sahildar devletin balıkçılık konusundaki araştırma yeteneklerinin güçlendirilmesi de dahil olmak üzere, balıkçılık alanında kişilerin yetiştirilmesi ve balıkçılık teknoloiisi için gerekli şartlar;
k) Uygulamaya ilişkin tedbirler.
5- Sahildar devlet, muhafaza ve işletme ile ilgili olarak kabul ettiği kanun ve kuralları gereken şekilde duyuracaktır.
Madde 63 : Birçok devletin münhasır ekonomik bölgeleri içerisinde veya münhasır ekonomik bölge ile buna bitişik bir alanda aynı zamanda mevcut bulunan balık stokları
1- Aynı türden veya ortak türden balık sürüleri iki veya daha çok devletin münhasır ekonomik bölgeleri içinde bulunursa, bu devletler, işbu Kısmın diğer hükümlerine halel gelmeksizin, doğrudan doğruya veya ilgili alt-bölgesel veya bölgesel kuruluşlar aracılığı ile, bu sürülerin muhafazasını ve geliştirilmesini düzenlemek ve sağlamak için gerekli tedbirler üzerinde anlaşmak için gayret göstereceklerdir.
2- Aynı türden veya ortak türden balık sürüleri, aynı zamanda hem münhasır ekonomik bölgede ve hem de bu bölgeye bitişik alanda bulunursa sahildar devlet ve bu sürüleri bitişik alanda işleten devletler, doğrudan doğruya veya ilgili alt-bölgesel kuruluşlar aracılığı ile bitişik alanda bu sürülerin muhafazası için gerekli tedbirler üzerinde anlaşmak hususunda gayret göstereceklerdir.
Madde 64 : Büyük sürü oluşturan göçmenler
1- Sahildar devlet ile, uyrukları o bölgede Ek I'de zikredilen büyük sürü oluşturan göçmen türlerini avlayan diğer devletler, doğrudan doğruya veya ilgili uluslararası kuruluşlar aracılığı ile, münhasır ekonomik bölgede olduğu kadar bunun ötesindeki bütün bölgede, sözkonusu türlerin muhafazasını ve bu türlerin azami derecede işletilmesini sağlamak için işbirliğinde bulunacaklardır. İlgili uluslararası kuruluşun bulunmadığı bölgelerde, sahildar devlet ile, uyrukları o bölgede bu türleri avlayan devletler, böyle bir kuruluş kurmak ve onun çalışmalarına katılmak için işbirliğinde bulunacaklardır.
2- 1. Paragraf hükümleri, işbu Kısmın diğer hükümlerine ilaveten uygulanır.
Madde 65 : Deniz Memelileri
1) İşbu Kısmın hiçbir hükmü, deniz memelilerinin işletilmesinin yasaklanmasına, sınırlandırılmasına veya düzenlenmesine ilişkin olarak işbu Kısımda öngörülen hükümlerden daha katı hükümler koyma konusunda sahildar devletin haklarını veya uluslararası bir kuruluşun yetkisini sınırlandırmaz. Devletler, deniz memelilerinin korunmasını sağlamak üzere işbirliğinde bulunacaklar ve özellikle ilgili uluslararası kuruluşlar aracılığı ile, balinagilleri korumak, yönetmek ve incelemek için gayret göstereceklerdir.
Madde 66 : Anadrom balık stokları
1- Akarsularında anadrom balık türleri üreyen devletler, bunlar üzerinde çıkarları en başta gelen ve bunlardan ilk sorumlu olan devletler olacaktır.
2- Anadrom balık sürüsünün menşe devleti, bunların muhafazasını, kendi münhasır ekonomik bölgesinin dış sınırının berisinde kalan bütün sulardaki avlanmanın ve 3. Paragrafın b) fıkrasında öngörülen avlanmanın düzenlenmesine ilişkin uygun tedbirleri kabul ederek, sağlayacaktır. Menşe devleti 3. ve 4. paragrafta zikredilen ve bu sürüleri işleten diğer devletlere danıştıktan sonra, akarsularında üreyen balıkların kabul edilebilir toplam av hacmini tespit edebilir.
3- a) Avlanması menşe devletinden başka bir devletin ekonomisinde düzensizliklere sebebiyet vermedikçe anadrom balık türleri sadece münhasır ekonomik bölgelerin dış sınırlarının berisinde kalan sularda avlanacaktır. Münhasır ekonomik bölgelerin dış sınırlarının ötesindeki avlanmalara ilişkin olarak, ilgili devletler, bunların muhafazasını ve söz konusu stoklar yönünden menşe devletinin ihtiyaçlarını gerektiği şekilde dikkate alarak, bu avlanmanın usul ve şartları üzerinde uyuşmak üzere danışmalarda bulunacaklardır.
b) Menşe devleti, bu stokları avlayan diğer devletlerin normal olarak avladıkları miktar ile avlanma şekillerini ve bu stokların avlandığı bütün alanları dikkate alarak, bu devletlerin ekonomik düzensizliklerinin asgariye indirilmesine katkıda bulunacaktır.
c) (b) fıkrasında zikredilen ve menşe devleti ile anlaşma yoluyla, anadrom balık türlerinin ıslahını amaçlayan tedbirlere, özellikle bunlarla ilgili harcamalara katkıda bulunarak katılan devletler, menşe devleti tarafından akarsularında üreyen türlerin avlanması açısından, özellikle gözönüne alınacaklardır .
d) Münhasır ekonomik bölgenin ötesindeki anadrom balık sürülerine ilişkin düzenlemelerin uygulanması, menşe devleti ile diğer ilgili devletler arasında anlaşma ile sağlanacaktır.
4- Anadrom balık sürüleri menşe devletinden başka bir devletin münhasır ekonomik bölgesinin dış sınırının berisindeki sulara doğru göç eder veya bu sulardan geçerse, bu devlet menşe devletiyle bu sürülerin muhafazası ve yönetilmesi için işbirliğinde bulunacaktır.
5- Anadrom balık sürülerinin menşe devleti ile bu balıkları avlayan devletler, işbu madde hükümlerinin uygulanması amacıyla gerektiğinde bölgesel kuruluşlar aracılığı ile düzenlemelere gideceklerdir.
Madde 67 : Katadrom türler
1- Sularında katadrom balık türlerinin hayatlarının büyük çoğunluğunu geçirdiği bir sahildar devlet, bu türlerin yönetiminden sorumlu olacak ve göçmen balıkların buralara girip çıkabilmelerine dikkat edecektir.
2- Katadrom balık türleri, ancak münhasır ekonomik bölgelerin dış sınırlarının berisinde kalan sularda avlanacaktır. Münhasır ekonomik bölgelerde avlanma, işbu madde hükümlerine ve işbu Sözleşmenin bu bölgelerde balık avcılığı ile ilgili diğer hükümlerine tabi olacaktır.
3-Yavru olsun veya büyük olsun, katadrom balıkların başka devletin münhasır ekonomik bölgesi boyunca göç etmeleri halinde, avlanması da dahil olmak üzere, bu balıkların yönetimi, I. paragrafta zikredilen devletle diğer ilgili devlet arasında anlaşma yoluyla düzenlenecektir. Bu anlaşma söz konusu türlerin makul şekilde yönetimini sağlayacak ve I. paragrafta zikredilen devletin bu türlerin muhafazasına ilişkin sorumluluğunu gözönünde bulunduracaktır.
Madde 68 : Sedanter türler
İşbu Kısım 77. maddenin 4. paragrafında tanımlanan sedanter türlere uygulanmaz.
Madde 69 : Sahili bulunmayan devletlerin hakkı
1- İlgili bütün devletlerin özel ekonomik ve coğrafi durumları dikkate alınarak , işbu maddeye ve 61. ve 62. maddelere uygun olarak, sahili bulunmayan bir devletin, hakkaniyet esasları içerisinde, aynı alt-bölge veya aynı bölgede bulunan devletlerin, münhasır ekonomik bölgelerinde canlı kaynaklar bakiyesinin uygun bir bölümünün avlanmasına katılmaya hakkı olacaktır.
2- Bu katılmanın şartları ve usulleri, ilgili devletler arasında iki taraflı-alt bölgesel veya bölgesel anlaşmalarla ve inter alia, aşağıdaki hususlar gözönünde bulundurularak tespit edilecektir
a) Sahildar devletlerin balıkçılar topluluğuna veya balıkçılık endüstrilerine zarar verici her türlü etkilerden kaçınılması zorunluluğu;
b) Sahili bulunmayan devletin, işbu maddeye uygun olarak, mevcut alt-bölgesel veya bölgesel anlaşmalar uyarınca, diğer sahildar devletlerin münhasır ekonomik bölgelerinde canlı kaynakların avlanmasına katılmasının veya katılma hakkının boyutları;
c) Sahili bulunmayan diğer devletlerin veya coğrafi bakımdan elverişsiz devletlerin, sahildar devletin münhasır ekonomik bölgesinde canlı kaynakların avlanmasına şimdiki katılımlarının boyutu ve böyle bir sahildar devlete veya bunun bu çeşit bir bölgesine, özellikle ağır bir yük yüklemekten kaçınma zorunluluğu;
d) İlgili devletlerin nüfusları için gerekli besin ihtiyaçları.
3- Sahildar devletin gücü, kendi münhasır ekonomik bölgesindeki canlı kaynakların avlanması hususunda, kabul edilebilir av hacminin hemen hemen bütününe erişmesine imkan veriyorsa; bu devlet ve diğer ilgili devletler, aynı alt-bölge veya aynı bölgedeki sahili bulunmayan kalkınma yolundaki devletlere, bütün tarafları tatmin edici uygun şart ve hükümlerle, sahildar devletlerin münhasır ekonomik bölgelerinde canlı kaynakların avlanmasına katılma imkanı veren, hakkaniyete uygun iki taraflı alt-bölgesel veya bölgesel düzeyde anlaşmalar akdetmek için işbirliğinde bulunacaklardır. İşbu hükmün uygulanmasında, 2. paragrafta zikredilen unsurlar da, aynı şekilde dikkate alınacaktır.
4- Sahili bulunmayan gelişmiş devletler, işbu madde uyarınca, canlı kaynakların avlanmasına katılma hakkına, ancak aynı alt-bölgesel veya aynı bölgedeki gelişmiş sahildar devletlerin münhasır ekonomik bölgelerinde sahip olacaklar; ve bu husus diğer devletlere kendi münhasır ekonomik bölgesindeki canlı kaynaklardan yararlanma imkanı tanırken sahildar devletin balıkçılar topluluğuna zararlı etkileri ve uyrukları bölgede genellikle balık avlayan devletlerin ekonomik düzensizliklerini asgari düzeye indirme zorunluluğunu gözönünde bulundurması ölçüsünde gerçekleştirilecektir.
5- Yukarıdaki hükümler, sahildar devletlerin münhasır ekonomik bölgelerindeki canlı kaynaklardan yararlanma konusunda aynı alt-bölge veya aynı bölgedeki sahili bulunmayan devletlere eşit veya tercihli haklar tanıyabilecekleri ve alt-bölge veya bölgede gerektiğinde akdedilmiş olan düzenlemelere halel getirmeyecektir.
Madde 70 : Coğrafi bakımdan elverişsiz devletlerin hakkı
1- İlgili bütün devletlerin özel ekonomik ve coğrafi durumları dikkate alınarak ve işbu maddeye ve 61. ve 62. maddelere uygun olarak, coğrafi bakımdan elverişsiz devletlerin, hakkaniyet esasları içerisinde, aynı alt-bölge veya aynı bölgede bulunan devletlerin münhasır ekonomik bölgelerinde canlı kaynaklar bakiyesinin uygun bölümünün avlanmasına katılmaya hakkı olacaktır.
2- İşbu Kısmın amaçları uyarınca, "coğrafi bakımdan elverişsiz devletler"den, kapalı veya yarı kapalı bir denize kıyısı bulunan devletler de dahil olmak üzere, coğrafi durumları nüfuslarının bütününün veya bir kısmının besin olarak balık ihtiyacını yeterli şekilde sağlamalarını alt-bölgesel veya bölgesel devletlerin münhasır ekonomik bölgelerindeki canlı kaynakları kullanmalarına bağlı kılan sahildar devletler ile; kendilerine has bir münhasır ekonomik bölge iddiasında bulunamayan sahildar devletler anlaşılır.
3- Bu katılmanın şartları ve usulleri, ilgili devletler arasında iki taraflı alt bölgesel veya bölgesel anlaşmalarla ve inter alia, aşağıdaki hususlar gözönünde bulundurularak tespit edilecektir:
a) Sahildar devletlerin balıkçılar topluluğuna veya balıkçılık endüstrilerine zarar verici her etkilerden kaçınılması zorunluluğu;
b) Coğrafi bakımdan elverişsiz devletin, işbu maddeye uygun olarak, mevcut alt-bölgesel veya bölgesel anlaşmalar uyarınca, diğer sahildar devletlerin münhasır ekonomik bölgelerinde canlı kaynakların avlanmasına katılmasının veya katılma hakkının boyutları;
c) Coğrafi bakımdan elverişsiz diğer devletlerin ve sahili bulunmayan devletlerin, sahildar devletin münhasır ekonomik bölgesinde canlı kaynakların avlanmasına şimdiki katılmalarının boyutu ve böyle bir sahildar devlete veya bunun bu çeşit bir bölgesine, özellikle ağır bir yük yüklemekten kaçınma zorunluluğu;
d) İlgili devletlerin nüfusları için gerekli besin ihtiyaçları.
4- Sahildar devletin gücü, kendi münhasır ekonomik bölgesindeki canlı kaynakların avlanması hususunda, kabul edilebilir av hacminin hemen hemen bütününe erişmesine imkan veriyorsa; bu devlet ve diğer ilgili devletler, aynı alt-bölge veya bölgedeki coğrafi bakımdan elverişsiz kalkınma yolundaki devletlere, bütün tarafları tatmin edici uygun şart ve hükümlerle, sahildar devletlerin münhasır ekonomik bölgelerinde canlı kaynakların avlanmasına katılma imkanı veren, hakkaniyete uygun iki taraflı alt-bölgesel veya bölgesel düzeyde anlaşmalar akdetmek için işbirliğinde bulacaklardır. İşbu hükmün uygulanmasında 3. paragrafta zikredilen unsurlar da, aynı şekilde dikkate alınacaktır.
5- Coğrafi bakımdan elverişsiz gelişmiş devletler, işbu madde uyarınca canlı kaynakların avlanmasına katılma hakkına, ancak aynı alt-bölge veya aynı bölgedeki gelişmiş sahildar devletlerin münhasır ekonomik bölgelerinde sahip olacaklar; ve bu husus diğer devletlere kendi münhasır ekonomik bölgesindeki canlı kaynaklardan yararlanma imkanı tanırken sahildar devletin, balıkçılar topluluğuna zararlı etkileri ve uyrukları bölgede genellikle balık avlayan devletlerin ekonomik düzensizliklerini asgari düzeye indirme zorunluluğunu gözönünde bulundurması ölçüsünde gerçekleştirilecektir.
6- Yukarıdaki hükümler, sahildar devletlerin aynı alt-bölge veya aynı bölgedeki coğrafi bakımdan elverişsiz devletlere, münhasır ekonomik bölgelerindeki canlı kaynaklardan yararlanma konusunda eşit veya tercihli haklar tanıyabilecekleri ve alt-bölge veya bölgede gerektiğinde yapılmış düzenlemelere halel getirmeyecektir.
Madde 71 : 69. ve 70. maddelerin uygulanabilir olmaması
69. ve 70. maddeler, ekonomileri çok büyük ölçüde, kendi münhasır ekonomik bölgelerindeki canlı kaynakların işletilmesine bağlı olan sahildar devletlere uygulanmaz.
Madde 72 : Hakların devrinde kısıtlamalar
1- İlgili devletler aksini kararlaştırmadıkça, 69. ve 70. maddelerde öngörülen canlı kaynakların işletilmesine ilişkin haklar ne kira veya lisans yoluyla, ne çok uluslu ortak yatırımlar kurulması, yoluyla ve ne de böyle bir devirle sonuçlanacak diğer herhangi bir düzleme uyarınca doğrudan doğruya veya dolaylı olarak üçüncü devletlere veya bunların uyruklarına devredilecektir. 2- 1. paragrafta öngörülen sonuçları doğurmaması şartıyla, yukarıdaki hükümler, ilgili devletlerin, 69. ve 70. maddelere uygun olarak haklarını kullanmalarını kolaylaştırmak amacıyla, üçüncü devletlerden ve uluslararası kuruluşlardan teknik veya mali yardım almalarını engellemez.
Madde 73 : Sahildar devletin kanun ve kurallarının yürürlüğe konulması
1- Münhasır ekonomik bölgedeki canlı kaynakların araştırılması, işletilmesi, muhafazası ve yönetimi konularındaki egemen haklarının kullanılmasında, sahildar, devlet işbu Sözleşmeye uygun olarak kabul ettiği kanunlara ve kurallara riayeti sağlamak için gemiye çıkılması, geminin denetimi, gemiye elkonulması ve hakkında dava açılması da dahil olmak üzere, gerekli bütün tedbirleri alabilir.
2- Bir teminat veya diğer yeterli bir garanti gösterilirse, el konulan gemi ve tutuklanan mürettebatı gecikmeksizin serbest bırakılacaktır.
3- Münhasır ekonomik bölgede balıkçılık konusundaki kanunlara ve kurallara riayetsizlikler hakkında sahildar devletin öngördüğü müeyyideler, ilgili devletler başka türlü kararlaştırmadıkça, hapis cezasını veya diğer bir bedeni cezayı içeremez.
4- Yabancı bir gemiye el konulması veya geminin seferden alıkonulması halinde, sahildar devlet, gecikmeksizin bayrak devletini, uygun vasıtalarla, alınan tedbirlerden ve daha sonra verilen cezalardan haberdar edecektir.
Madde 74 : Sahilleri bitişik veya karşı karşıya bulunan devletler arasında münhasır ekonomik bölgenin sınırlandırılması
1- Sahilleri bitişik veya karşı karşıya bulunan devletler arasında münhasır ekonomik bölgenin sınırlandırılması, hakkaniyete uygun bir çözüme ulaşmak amacıyla, Uluslararası Adalet Divanı Statüsünün 38. maddesinde belirtildiği şekilde uluslararası hukuka uygun olarak anlaşma ile yapılacaktır.
2- Uygun bir süre içerisinde bir anlaşmaya varamadıkları takdirde ilgili devletler XV. Kısımda öngörülen usullere başvuracaklardır.
3-1. paragrafta öngörülen anlaşma akdedilinceye kadar ilgili devletler, anlayış ve işbirliği ruhu içerisinde, pratik çözüm getiren geçici düzenlemelere girişmek ve bu geçiş süresi içerisinde nihai anlaşmanın akdini tehlikeye düşürmemek veya engellememek için ellerinden gelen gayreti göstereceklerdir. Geçici düzenlemeler, nihai sınırlandırmaya halel getirmeyecektir .
4- İlgili devletler arasında yürürlükte olan bir anlaşma varsa, münhasır ekonomik bölgenin sınırlandırılmasına ilişkin sorunlar bu anlaşmaya uygun olarak çözümlenecektir.
Madde 75 : Deniz haritaları ve coğrafi koordinatlara ilişkin listeler
1- İşbu Kısım hükümleri saklı kalmak üzere, münhasır ekonomik bölgenin dış sınır çizgileri ve 74. maddeye göre çizilen sınırlandırma çizgileri, yerlerinin tespiti amacıyla uygun ölçekli deniz haritalarında gösterilecektir. Gerektiği takdirde bu dış sınırların çizgileri veya sınır çizgileri yerine, kullanılan jeodezik sistemi belirten noktaların coğrafi koordinatlarına ilişkin bir liste ikame edilebilir.
2- Sahildar devlet bu haritalar veya coğrafi koordinatlara ilişkin listeleri gereken şekilde yayınlayacak ve bunların bir nüshasını Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri nezdine tevdi edecektir.


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."






17 Haziran 2011 Cuma

İRAN'I BEĞENMEYEN ÇAĞDAŞ İSRAİL


İSRAİL'DE MAHKEMEDEN KÖPEĞE RECM CEZASI
İsrail'de bir dini mahkeme, 20 yıl kadar önce dini hakimlere hakaret ettiği iddia edilen bir avukatın reankarnesi olmakla suçlanan bir sokak köpeğine recm cezası verdi.

İnternet haber sitesi Ynet, büyük sokak köpeğinin birkaç hafta önce Kudüs'teki aşırı dinci mahalle Mea Şearim'de ekonomik uyuşmazlıkları ele alan dini mahkemenin salonuna girdiğini, hakimleri ve şikayetçileri korkuttuğunu, kovalanmasına rağmen binadan çıkmadığını yazdı.
Habere göre, hakimlerden biri, birden 20 yıl önce mahkemenin laik bir avukatın hakaretine uğradığını ve mahkemenin de şimdi hayatta olmayan bu avukata, köpek olarak yeniden dünyaya gelme bedduasında bulunduğunu hatırladı ve köpeği recm cezasına çarptırdı.
Köpeğin, cezayı infaz etmek için çağrılan çocukların elinden kaçtığı belirtilirken, bir hayvan hakları derneği de köpeğe ceza konusunda şikâyette bulundu.
Yahudilikte bazı inanışlara göre, ruhlar başka bedenlerde yeniden hayat buluyor.

16 Haziran 2011 Perşembe

C.H.P'NİN ALDIĞI OYLARIN TAMAMEN ALEVİLERDEN GELDİĞİNİ İLERİ SUNAN ARKADAŞLARA KÜÇÜK BİR VERİ

Excel'de aşağıdaki basit hesap tablosunu oluşturun.Üst bant verileri sabit 12 Haziran 2011 seçim sonuçları.Alt bandı Alevi nüfusu değiştirebilecek şekilde doğru oran denklemleriyle sürdürün.Çıkan sonuçlardan bir kaçını ben aşağıdaki tabloya koydum.
(Programı yapamayan arkadaşlar e-postama mesaj atsın göndereyim. kalem.35@hotmail.com)



CHP’nin aldığı oyları tamamen alevi oylarına bağlayan arkadaşlar CHP'ye korkunç (hatta AKP'den bile fazla) zarar veriyor ve CHP'yi marjinal bir parti durumuna dönüştürüyor. Galiba birileri bunun böyle olacağını biliyordu ve amaçlarına ulaşmak üzereler. Yeni-CHP'de savunulan tek şey Kılıçtaroğlu'nun Alevi oluşu olmamalıdır. Bu siyaset değildir ve CHP gibi köklü bir partiyi marjinalleştirip baraj altına düşecek kadar tehlikelidir.

Kılıçtaroğlu'nun alevi kimliği siyasi İslamcılar tarafında İstanbul Belediye Başkanlığında ve bu (12 Haziran 2011) seçimlerde kullanılmışken CHP tabanının gönüllü olarak bu tuzağa düşmesine anlam veremiyorum. Kılıçtaroğlu’nun Alevi, Sünni ya da başka bir mezhepten olması hiç önemli değildir, önemli yapılırsa bundan tek kazançlı çıkacak olan siyasallaşmış İslam olacaktır.

Yolun başındayken bu hatadan dönülmelidir. Öz eleştiri kültüründen korkmayınız;fakat din/mezhep/ırk ayrımcılığını CHP'nin içine sokmaktan korkunuz.
Yoksa AKP'nin istediği iki partili rejimi Türkiye CHP'siz yaşar.
Bu yorumumdan dolayı bana Baykalcı yakıştırması yapılmadan önce  şunu da belirteyim:
Ben Baykal'ı Ricky Martin'in müziği ile dumanlar arasından çıktığı kurultayından sonra sildim. Halkın ve emeğin partisine böyle burjuvazi tavrını yakıştıramadım.
Ama bu gidişle Baykal'ı mumla arayacağız.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

"SEÇİMLER, HİLE, BİLGİSAYAR VE BİLGİÇALAR…

22 Temmuz seçimlerinin ardından çok konuşulan bir konu da seçimlerde hile mi yapıldı sorusu idi. Bu sorunun siyasi açıdan cevabı elbette evettir. Sadece kömür dağıtımı bile açık bir siyasi hiledir. Ama buradaki asıl konumuz teknik hileler.

Türkiye’de ilk kez 22 Temmuz seçimleri \%100 bilgisayar destekli yapılmıştır. Yazılımı da içeren projenin adı Bilgisayar Destekli Merkezi Seçmen Kütüğü Sistemi (SEÇSİS)’tir. Ayrıntılı bilgi http://www.ysk.gov.tr/ adresinde mevcuttur. 22 Temmuz 2007 seçimi sonrası, hile tartışmaları nedeniyle, sitedeki SEÇSİS bilgilerinde değişiklik yapılmış, hile iddialarına cevap verilircesine ayrıntılı açıklamalar konulmuştur.

Bilgisayar konusuna tam vakıf olmayanlar açısından sistemin alt yapısını basitçe açıklamaya başlamadan önce YSK’nın Oferlerin elinde olan Telekom alt yapısını kullandığını hatırlatmakta fayda var.

YSK merkezinde mevcut kurulu ana bilgisayar Sun Fire E6800 dır, bu sistem SUN Microsystems-Türkiye tarafından, Sun Fire V490 entegrasyonu ile değerlendirilmiş ve burada ORACLE 10g AS ve RAC Agent (Bkz.http://tr.sun.com/sunnews/success/basarioykuleriysk.jsp) veri tabanı ile Havelsan tarafından geliştirilmiş olan Java (J2EE) uygulamalı SEÇSİS yazılımı yüklüdür. Tüm il ve ilçe seçim kurullarındaki uç bilgisayarlarda (terminal) Windows XP işletim sistemi yüklü ve bu terminallerin veri tabanına ulaşmaları VPN (Virtual Private Network / Sanal Özel Ağ) üzerinden sağlanmaktadır (Bkz. http://www.havelsan.com.tr/SisCoz/Projeler.aspx ). Bu yapıya ağ yapı (network) denir.

Ayrıca Adalet Bakanlığının UYAP (Ulusal Yargı Ağı Projesi) sistemi ile YSK nın SEÇSİS sistemi arasında 10 Mbs. hızında “Metro Ethernet” hattı bulunmaktadır.

SEÇSİS yapısında bulunan aktif ağ cihazlarının ve güvenlik sisteminin merkezden izlenmesi için ABD orjinli CA firmasının Unicenter NSM ve NPO (Network Performance Option) yazılımları kullanılmıştır. (Bkz.http://www.ca.com/us/system-management.aspx). SEÇSİS omurga ve portal anahtarı, portal güvenlik duvarı ve portal yük dengeleyicisi olarak Cisco ürünleri kullanılmıştır.

Her terminalde yapılan işlem ve kayıt, SEÇSİS Java tabanlı yazılım tarafından işlenerek sonuçlar ana bilgisayarda toplanır ve istenen bilgiler toplu olarak elde edilir. Sandık Kurullarında oyların sayılıp sonuçların elle yazıldığı tutanaklar, İlçe Seçim Kurulundaki bilgisayarda yüklü olan SEÇSİS yazılımı üzerindeki tutanağa geçirilir (Bkz.http://www.ysk.gov.tr/ysk/docs/genelge/ ... 07-765.pdf ). Bundan sonraki aşamalarda İlçe Seçim Kurulu tutanak toplamlarını İl Seçim Kuruluna ve İl Seçim Kurulu da YSK’na SEÇSİS üzerinden bildirir. Telekomun alt yapısı kullanılarak oluşturulmuş olan bu dışa kapalı ağ ortamı (intranet) (Bkz.http://tr.wikipedia.org/wiki//%C4/%B0ntranet ) dış müdahalelere karşı sadece firewall (güvenlik duvarı) ve VPN in sağladığı MD5 güvenlik seviyesi ile korunmaya çalışılmaktadır, yani merkezi sistem ile terminaller arasında her hangi bir özel şifreleme mevcut değildir.

SEÇSİS projesinde kullanılan veritabanı (bilgilerin toplandığı yer) yazılımı Java teknolojisi destekli Oracle’dir. Yazılım güvenliği açısından bakıldığında, Oracle ciddi ve bu konudaki en büyük şirket ise de, açıkları mevcuttur ve sürekli olarak güncellemeler/güvenlik yamaları yayınlamaktadır (Bkz. http://www.oracle.com/technology/deploy ... r2009.html ) ve Oracle Microsoft’tan sonra ikinci büyük ABD yazılım firmasıdır (Bkz.http://tr.wikipedia.org/wiki/Oracle ). Oracle’ın güvenlik açığı seviyesi, kurulduğu işletim sistemine göre değişiklik göstermektedir (Bkz. http://security.metu.edu.tr/Documents/oracle.html). SEÇSİS projesinde işletim sistemi olarak, merkezde SUN/Solaris ve ilçelerde ise Windows XP işletim sistemi yüklü bilgisayarlar kullanılmıştır.

Diğer yazılım ve donanımlarla birlikte kullanıldığında, açık kaynak kod olan Linux-Unix işletim sistemleri güvenlik açısından bugün en güvenli sistemlerdendir. TÜBİTAK ın geliştirdiği ve milli yazılım olan PARDUS-Linux işletim sistemini kullanmak yerine (Bkz. http://www.pardus.org.tr/ ), il ve ilçe seçim kurullarında bulunan Windows işletim sistemleri CIA destekli, Microsoft mamulü en büyük “bilgi çalar” sistemdir ve 5-6 yıldan beri Avrupa ülkelerinde ve bir çok büyük ülkede devlet kurumlarında kullanımı yasaklanmış ve Linux işletim sistemlerine geçilmiş ve bunun üzerine Microsoft kısmi kaynak kodunu vererek satış yapmak zorunda kalmıştır (Almanya’da, ABD tarafından askeri sırların bu sistemle transfer edildiği yıllar önce tespit edilmiştir).

Windows işletim sistemleri ve bu sistem üzerine kurulu ağ ortamları yıllardır çoluk çocuk denecek “hackerler” tarafından bile delik deşik edilmektedir (Ayrıntılar ve hack raporları için Bkz.: http://www.zone-h.org). SEÇSİS projesinde omurga ve portal anahtarı, portal güvenlik duvarı, portal saldırı tespit ve korunma sistemi, portal yük dengeleyici olarak “Cisco” güvenlik ürünleri kullanıldığı YSK sitesinde bilgi olarak yer almaktadır. CISCO sistem bir ABD firmasıdır (Bkz. http://www.cisco.com/ ). CISCO sistemin güvenlik durumu hakkında Google’de “cisco hack” olarak arama yaparsanız CISCO güvenlik sistemlerinin nasıl hack edileceğine ve güvenlik açıklarına dair çok sayıda makale ve yazı bulabilirsiniz (Uzaktan yönetimleri dahil).

SEÇSİS yazılım sistemi kesinlikle üçüncü bir güvenlik/kontrol yazılımıyla içsel olarak korunmamakta ve/veya çalışmasının doğruluğu kontrol edilmemektedir. Yani mevcut yazılıma dışarıdan bir Script (Bkz.http://tr.wikipedia.org/wiki/Script) ile müdahale edilebilir ve ana yazılımın ve işletim sisteminin bu yabancı yazılımı algılayarak ikaz verme gibi bir yeteneği mevcut değil. Yazılımın güvenliği tamamiyle Solaris işletim sisteminin ve Oracle ın kendi güvenlik seviyeleriyle sınırlıdır.

Yani SEÇSİS sistem veritabanı, işletim sistemi, yazılım ve güvenlik olarak tamamen ABD teknolojisinin elindedir ve zaten hem bu nedenle, hem de bilgisayar teknolojisinin niteliği gereği sisteme her an dışarıdan müdahale edilebilmesi mümkündür. Müdahale yapılırsa hile yapılması da teknik olarak mümkündür. Ancak bunu ispat etmeden hile yapılmıştır demek hukuken mümkün değildir.

Oy verme yönteminde fark olmakla birlikte ve göreceli olarak daha güvenli olan benzer bilgisayar destekli seçim sistemi, ABD nin bazı yerel seçimlerinde de kullanılmış ve bazı bölgelerde seçimlerde hile tespit edilmiştir. ABD de yapılmış olan bu seçim hilesiyle ilgili University of California-Santa Barbara (UCSB) (Evaluating the Security of Electronic Voting Systems) hilenin nasıl yapılabileceğine dair bir çalışması mevcuttur (Bkz.http://www.cs.ucsb.edu/~seclab/projects/voting/).

Not-1. UCSB nin linkinde bulunan video youtube da yayınlanmaktadır, şayet youtube’a veya sayfaya erişemiyorsanız ilgili sayfanın video dahil edilmiş pdf kopyasını buradan ve bahis konusu diğer referans dokümanlarını da buradan indirebilirsiniz.

14 Eylül 2007 Yunanistan seçimlerinde de benzer bir yazılım kullanılmak istenmişse de ABD seçimleri örnek gösterilerek yapılan yoğun baskı sonucu kullanılmaktan vazgeçilmiştir. Ancak bizde maşallah “…… sosyal demokratlarımız” ve “ ….. milliyetçilerimiz” ne bu sistemle ilgili tek laf etmişler ne de sandık tutanaklarının fiili tespitini yaptırmışlardır. Çünkü bilgisayar üzerinde yapılacak hilenin tek tespit yolu, tüm seçim tutanaklarını elde bulundurmak ve tutanaklardaki sonuçları YSK’nın açıkladığı SEÇSİS sistemden alınan sandık sonuçlarıyla karşılaştırmaktır.

Peki, SEÇSİS sistemde hile yapmak mümkün müdür? Bu sorunun cevabı, “ evin anahtarını emanet ettiğimiz bekçi evi soyar mı?” sorusunun cevabı ile aynıdır.

SEÇSİS sisteminin tüm anahtarları, yukarıda açıklandığı gibi ABD’nin elindedir. Cevabı mutlaka bulmuşsunuzdur. Bu soruyu ABD bizim müttefikimizdir diyenlere sorarsanız; haşaa ABD hile yapar mı derlerse şaşmamak gerek. Bana sorarsanız; bu sistemde hile yapmayan ya akılsızdır, ya saftır, ya da dört dörtlük müttefik ve namusludur. Ya da hileye gerek kalmamıştır da yapılmamıştır.

Bir hile senaryosunu hemen kurarsak; sandık tutanakları Windows XP işletim sistemi yüklü bilgisayarların bulunduğu İlçe Seçim Kurulunda bilgisayara işlendikten sonra, ya da işlenirken bir minik programcık sisteme dalış yapıp, (A) sütunundaki (X) partisinin oy toplamını \% 20 arttırıp, (B) ve (C) sütunlarındaki (Y) ve (Z) partilerinin oy toplamını \% 10’ar düşürürse, tuşa basıp genel toplam alındığında bu müdahalenin tespiti mümkün olabilir mi? Olur, ama sadece o ilçedeki tüm sandık sonuçlarını elle tek tek sayıp toplarsanız. Aksi halde, itiraz süresi sonunda, bilgisayar tuşuna basılarak alınan rakamlar resmi seçim sonucu haline gelir.

YSK merkezinde bulunan ana veri tabanına direk/yerinde ulaşma yetkisi bulunan (yönetici/admin) bir kişinin ORACLE veri tabanı yapısı ile SQL (Bkz. http://tr.wikipedia.org/wiki/SQL) veri tabanı yönetimi sistemine hakim olduğunu varsayarak, yazının devamında bulunan ve 2007 yılı içerisinde internet ortamında paylaşılmış olan “22 Temmuz 2007 Seçimlerinde Hile” başlıklı senaryoyu SEÇSİS sistemine uygun bir Script ile dahil etmesi ve çalıştırması gayet mümkündür.

Her hangi bir sistem oluşturulurken ne kadar donanımlı güvenlik sistemleri kullanılırsa kullanılsın, en büyük güvenlik açığının insanoğlunun kendisi olduğu düşünüldüğünde, bu durum sistemin güvenilirliğini de tartışmaya açık bir hale getirmektedir.

Seçme ve seçilme hakkı Anayasal bir hak olduğuna göre, bu hakkın kullanılmasına aracılık edecek sistemin güvenliğinin de tartışmalara konu olması kadar doğal bir şey düşünülemez.

Rumuz: pardus”


Yazar Neval Kavcar; araştırmalarını önceki günlerde de okurlarıyla paylaşmıştı. Biz de sizinle paylaşmayı faydalı gördük.

“Başbakanlığa bağlı TÜİK’in duyurduğu 31 Aralık 2009 sayım sonucu 72 561 312 kişi.

Bu sayının Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü verileri ile çakışması gerekir değil mi? Bakalım öyle mi?

http://www.nvi.gov.tr/Hizmetler/Istatis ... _Spot.html adresinden;

http://www.nvi.gov.tr/Hizmetler/Istatis ... kleri.html

bölümüne, oradan da son istatistik tarihi 2008 yılı verisi olan “Nüfus Kütüklerine Kayıtlı Nüfusun Yaş Ve Cinsiyete Göre Dağılımı (2008 Yılı) (46KB)” bölümü tıklıyorsunuz.

Orada NVGİM’nin yaş ve cinsiyete göre 2008 yılı Türkiye geneli rakamları mevcut. Adı istatistik, fakat yıllarca istatistiğe bakmış birisi olarak yine de bir yanlışlık yapmamak üzere, ilgili müdürlüğe bilgi edinmek için başvurdum.

Sitelerinde yer alan 2008 yılına ait verilerin, ölmüş nüfusu kapsayıp kapsamadığını sordum. Yani 2008 verileri Türkiye’nin o yıla ait nüfusu mudur anlamında.

Gelen cevap şöyle:
“Bilgi Edinme”

Kime:
nevalkavcar@yahoo.com

27/03/2010 tarihli Bilgi Edinme Başvuru Formunuz incelenmiş olup;

İstemiş olduğunuz bilgi, 2008 yılında nüfus kütüklerindeki açık kayıtları göstermektedir. Bilgilerinize.
Resmi sitedeki veriler 2008 yılı Türkiye nüfusu diyor o cevapta.

Bunu niye sordum peki? NVGİM 2008 yılı genel toplamını aldığımda, Türkiye Nüfusu 76.175.083 olduğu için. (2009 yılı dahil değil)
TÜİK kaç açıkladı 2009 dahil nüfusu: 72 561 312

Bir yıl eksik nüfus verisi ile TÜİK ve NVGİM verileri arasında; dörtbuçuk milyona yakın fark var.

Peki; 2008 NVGİM verisine göre 18 yaş ve üstü, yani seçmen sayısı kaç? 53.950.192
2009 yerel seçimine göre 2009 verili seçmen sayısı kaç?

YSK verisine göre;

http://www.ysk.gov.tr/ysk/docs/2009Maha ... lGenel.pdf

Kayıtlı seçmen sayısı: 48.049.446

YSK’da Yargının Bypası

Devletin kurumlarının nüfus verileri ve seçmen sayısı arasındaki fark, resmi kayıtlara göre birbirinden farklı.

Niçin?

Şimdiye kadar YSK vasıtası ile hazırlanan “seçmen kütüğü” oluşturulması ilkesi, 2008 yılında çıkarılan yasa ile değişmişti hatırlarsanız. Yapılan değişiklikle seçmen belirleme YSK’yı devre dışı bırakmış oldu. Seçmen kütüklerini belirleyen YSK yerine, NVGİM’nin adres kayıt sistemi ile oluşturulmasına dönüştü.

Seçimler Anayasa’ya göre “yargı kontrolünde yapılır” ilkesine ters bir gelişme idi, kimseden ses çıkmadı.

Yargının her cephede bypas edilmesi, tam gaz gidiyor

Yüzyılımızda teknoloji ve kontrol at başı gidiyor. Cep telefonları, Internet ilerde kim bilir hangi şekle bürünecek? Nüfus kağıtlarımız üzerine yerleştirilecek çipler mi nerede olduğumuzun göstergesi olacak, taşıdığımız telefonlar mı? Seyrettiğimiz televizyonun içinden bir çift göz, bizi izliyor olacak mı?”

Araştırmalarına devam ediyor Yazar Neval Kavcar.

“SEÇSIS üzerine duyulan şüphenin siyasilerimize de sirayet ettiğine eminiz. TBMM sitesinde verilen önergeleri incelerken MHP Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un “SEÇSIS” şüphelerini içeren yazılı önerge verdiğini geçtiğimiz bölümde duyurmuştum. Kendisinden önerge metnini ve verilen cevabı rica ettim.

Aşağıda o önerge ve cevabını bulacaksınız”

MHP'li Yılmaz Tankut: Türkçe'nin dünya dili olması herkesi sevindirmeli (Özel)

ÖNERGE

“Tarih: 18/01/2010

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından uygulanan “Bilgisayar Destekli Merkezi Seçmen Kütüğü Sistemi” SEÇSİS Projesinin yasal dayanağı 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki Kanun’dur.

Bu kanunun sonucunda hazırlanan Türkiye’nin en büyük e-devlet projelerinden biri olan SEÇSİS Projesinin temel amacı; yasalara uygun olarak seçmen vatandaşın eksiksiz belirlenmesi, mükerrer yazımın önlenmesi, listelerin hazırlanması, seçmenin kolay, hızlı oy vermesi, seçimin çabuk sonuçlanması, itirazların en aza indirilmesi, vatandaşlarımızın görev ve sorumluluk bilinci ile siyasal haklarını yüksek oranda kullanmasını sağlayacak düzenlemeler için gerekli bilginin; toplanması, bilgisayar ortamında doğru, güncel ve tutarlı bir bütün olarak saklanması, seçimlerde bu bilgilerin ve teknolojik olanakların kullanılarak seçim sonuçlarının ilçelerden güvenli ve hızlı bir şekilde merkeze aktaracak, Internet üzerinden kolayca izlenebilecek yapının gerçekleştirilmesi olarak belirlenmiştir. Bu uygulamanın aynı zamanda elektronik seçime geçişin temelini oluşturacağı ifade edilmektedir.

Bu konu hakkında son günlerde basında çıkan haberlerde bazı bilgisayar mühendislerinin iddialarında “YSK’nın güvenliği çok tartışmalı olan bir işletim sistemi kullandığını, bu sistemin Avrupa’da devlet kurumlarında yasaklandığı” bildirilmekte ve SEÇSİS adı verilen yazılımın bağımsız bir teknik grup tarafından incelenmesi, raporu da kamuoyu ile paylaşılması istenilmektedir.

Basında çıkan bu iddialar ve vatandaşlarda oluşan seçimlerde hile şüphesine neden olan bu endişeleri ortadan kaldıracak çalışmaların ve şeffaf bir yapının oluşmasını sağlayacak çalışmaların acilen yapılması gerekmektedir.

Bu bilgiler çerçevesinde;

1- Yüksek Seçim Kurulunda seçim amaçlı kullanılan SEÇSİS Projesinde kullanılan işletim sisteminin ismi nedir? Bu işletim sisteminin güvensizliği ve AB ülkelerinde yasaklandığı iddialarına katılıyor musunuz?

2- Bu işletim sistemi hangi AB ülkelerinde yasaklanmıştır?

3- SEÇSİS Projesi hangi yazılım dili veya dilleri ile geliştirilmiştir?

4- SEÇSİS Projesinde hangi veri tabanını kullanmaktadır?

5- Seçimlerde aday olamayacakların tespiti amacıyla; Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü ile çevrim-içi (on-line) iletişim kurulabilmiş midir?

6- Seçmen olamayacakların tespiti için Milli Savunma Bakanlığı, Askere Alma Dairesi Başkanlığı (ASAL) ile çevrim-içi (on-line) iletişim kurulabilmiş midir?

7- Siyasi partilerin seçime katılıp katılamayacağını ve ülke genelinde teşkilatlanma düzeylerini tespit amacıyla YARGITAY ile çevrim-içi (on-line) iletişim kurulabilmiş midir?

8- SEÇSİS projesi ile ilgili olarak söz konusu şaibe ve iddiaları ortadan kaldırabilmek için, uzmanlardan kurulu siyasi parti temsilcilerinin de katılacağı bağımsız bir bilişim heyetine projenin inceletilerek güvenlik testlerinin yapılması ne zaman gerçekleştirilecektir?

Yukarıdaki sorulara verilecek mantıklı cevap bellidir. Güvensizliği ortadan kaldıracak ve SEÇSIS’ın ne kadar güvenli olduğunu açıklayacak satırlar olmalıydı.

Bakın Adalet Bakanı Sadullah Ergin ne cevap vermiş?

Önergeye Cevap:

“Sayın Başbakan’a yöneltilip Bakanlığımız koordinatörlüğünde cevaplandırılması tensip olunan 7/ 12055 Esas nolu önergesinin cevabı aşağıda sunulmuştur.

Soru önergesine konu edilen hususlarla ilgili olarak, ilgisi nedeniyle Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı ile yapılan yazışma sonrasında, YSK Başkanlığının 4/3/2010 tarihli ve C.05.0.İMİ.0.88-050-S 2010/149-0991 sayılı yazısıyla,

Yüksek seçim kurulu tarafından alınan 27/02/2010 tarihli ve 2010/149 sayılı kararda, YSK’nun Anayasanın 79. maddesi gereğince seçimlerin yönetim ve denetimini yürüttüğü; görev ve yetkilerinin 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri hakkında Kanunun 14. maddesinin birinci fıkrasında ondört bent halinde sayıldığı; kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamayacağı; Anayasanın 98. maddesinde, TBMM’nin bilgi edinme ve denetim yolları düzenlenip, sözlü ve yazılı soruların Başbakanlıktan veya Bakanlardan bilgi isteme biçiminde olacağının belirtildiği, bu kapsamda, bilgi isteme ve denetimin amacının, yürütme organının iş ve işlemleri hakkında bilgilenmek ve bilgi sahibi olmak olduğu; bu çerçevede, kurulun görev alanına giren konular hakkında Başbakan ve bakanlardan yazılı soru yoluyla bilgi istenilmesinin, Anayasanın ve Yasama bölümünde yer alan Yüksek Seçim Kurulunun yargısal niteliği ve konumu ile bağdaşır görünmediği ve soru önergesi ile sorulan hususlara cevap verilmesine ilişkin istemin uygun bulunmadığı değerlendirilerek istemin oybirliği reddine karar verildiği, bildirilmiştir…Bilgilerinize arz ederim.

Sadullah Ergin

Bakan

Adalet Bakanı öz olarak “SEÇSIS’i, kurcalamayın” diyor.

YSK’nun kararları sorgulanamaz-mış. Milletin meclisinde ise asla

Bizler YSK’nun her hangi bir seçimle ilgili ilan ettiği kararı sorgulamıyoruz.

Türk Milletinin geleceğini ilgilendiren, şüphe duyulan SEÇSIS adı verilen seçim sistemini, bizlerle birlikte YSK da sorgulamak zorunda.

Bunu yapmalarına engel nedir?"

THE NOTU: Yazar Neval Kavcar’ı bu kadar önemli bir konuda yaptığı titiz araştırmalar nedeniyle kutluyor, çalışmalarının devamını diliyoruz. Tabi, tüm dostlarımızın da gündeme getirdiğimiz bu konuda katkılarını bekliyoruz.

Bron:Türk Hukuk Enstitüsü on Pazartesi, Nisan 5, 2010, 1:18
http://www.the.org.tr/2010/04/05/seciml ... laniliyor/

Bericht op za 28 mei 2011 19:31


IN WERKELIJKHEID WAS HET AANTAL STEMGERECHTIGDEN TUSSEN 2002-2007 MET 1 MILJOEN GESTEGEN.

NU IS OPEENS HET AANTAL STEMGERECHTIGDEN GESTEGEN MET MAAR LIEFST 10 MILJOEN TUSSEN 2007-2011.

Zijn dat misschien 10 miljoen mensen die uit de dood zijn herrezen (volgens Fetullah Gulen)?

Seçmen artışı kuşkulu

Bülent Tanla, 2007 seçiminde 42 milyon 799 bin olan seçmen sayısının şimdi 52 milyon 700 bine çıktığına işaret ederek “Bu ne TÜİK ne de MERNİS verilerini tutuyor. Anormal artışın nedenini YSK açıklamalı” dedi.

Tanla, bu artışın yüzde 10 barajını 1 milyon kişi arttırdığını, baraj tehlikesi yaşayan partileri doğrudan etkilediğini kaydetti.

2007 seçimlerinde 42 milyon 799 bin olan seçmen sayısının bu seçimde 52 milyon 700 bin olarak açıklandığına dikkat çeken Bülent Tanla, ‘’Yaşanan anormal artışı YSK yetkilileri açıklamalı. Bundan önceki rakamlar yanlış ise parlamento meşruiyet sorunuyla karşı karşıyadır’’ dedi. Tanla, yüzde 10 barajının yaklaşık 1 milyon kişi artmasının, baraj tehlikesi yaşayan partileri doğrudan etkilediğine dikkat çekti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) eski İstanbul Milletvekili Bülent Tanla, 2002 yılındaki genel seçimlerde seçmen sayısının 41 milyon 407 bin, 2007 yılında bu sayının 42 milyon 799 bin olduğunu belirterek, “12 Haziran’daki seçimlerde Yüksek Seçim Kurulu (YSK), seçmen sayısını 52 milyon 700 bin olarak açıkladı. Bir seçim döneminde 10 milyon kişi arttı. Bu ne Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerini tutuyor ne de İçişleri Bakanlığı’na ait Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi (MERNİS) verilerini tutuyor. Bu artışın nedenini YSK açıklamalı” dedi.

12 Haziran genel seçimlerine sayılı günler kala YSK’nin açıkladığı seçmen sayısındaki 10 milyon kişi artışını Cumhuriyet Gazetesinden Cihan Oruçoğlu'na değerlendiren Bülent Tanla, yüzde 10 barajının yaklaşık 1 milyon kişi artmasının, baraj tehlikesi yaşayan partileri doğrudan etkilediğini kaydetti.

YSK’nin 298 sayılı yasa ile Türkiye’de seçimlerin doğru dürüst, süratli ve seçmenin rahatça oy kullanabileceği ve seçimleri sonuçlandırması için gereken görevlerle donatılan bir kurum olduğunu anlatan Tanla, şöyle devam etti: ‘Barajı da etkiliyor’ “YSK’nin yüksek hâkimlerden oluşan bir yönetim yapısı var. YSK’nin kararları mahkemeye götürülmez ve kesindir. YSK’nin son 12 yılda açıkladığı gerçekler ortada. 2002 yılda seçmen sayısı 41 milyon 407 bin. 2007 yılında bu rakam 42 milyon 799 bine çıktı. Yani 800 bin kişi arttı. 12 Haziran’daki seçimlerde ise bu sayı 52 milyon 700 bin. Yani 10 milyon kişi arttı. Bunu ben kamuoyuna sunuyorum. Yaşanan anormal artışı YSK yetkilileri açıklamalı. Bundan önceki rakamlar yanlış ise parlamento meşruiyet sorunuyla karşı karşıyadır. Eğer bir yanlışlık yok ise artışın nedeninin açıklanması lazım. Bu artışı partilerin denetimine sunuyorum. Bir anda yüzde 10 barajının sayısı arttı. Seçime katılım 50 milyon ise baraj 5 milyon kişiye denk geliyor. 40 milyon ise 4 milyonda kalıyor. Baraj limitinde olan bir partinin oyları durup dururken yükseliyor ya da azalıyor. Buna dikkat edilmesi gerekiyor. Türk siyaseti bazı kaset iddiaları yüzünden yanlış yerlere götürülüyor. Kaset haberlerinden çok ses çıkarken, barajın arttırılması kimsenin dikkatini çekmiyor.”

Türkiye kutuplaştı Bülent Tanla, 12 Haziran seçimleri için değerlendirmelerde bulunarak “Türkiye seçime giderken 12 Eylül referandumu sonuçlarının etkisinde kalıyor. Türkiye kamplaşmış, kutuplaşmış, durduğu yerde olayları değerlendiriyor. Bunun yanında Türk halkı geç benimseyen ve geç bırakan bir yapıya sahip. Bu siyasi yapıyı şekillendiriyor. MHP’deki kaset skandalları da seçmeni olumsuz etkileyecektir” diye konuştu.

http://haber.gazetevatan.com/secmen-art ... 9/1/Manset



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."