17 Haziran 2011 Cuma

İRAN'I BEĞENMEYEN ÇAĞDAŞ İSRAİL


İSRAİL'DE MAHKEMEDEN KÖPEĞE RECM CEZASI
İsrail'de bir dini mahkeme, 20 yıl kadar önce dini hakimlere hakaret ettiği iddia edilen bir avukatın reankarnesi olmakla suçlanan bir sokak köpeğine recm cezası verdi.

İnternet haber sitesi Ynet, büyük sokak köpeğinin birkaç hafta önce Kudüs'teki aşırı dinci mahalle Mea Şearim'de ekonomik uyuşmazlıkları ele alan dini mahkemenin salonuna girdiğini, hakimleri ve şikayetçileri korkuttuğunu, kovalanmasına rağmen binadan çıkmadığını yazdı.
Habere göre, hakimlerden biri, birden 20 yıl önce mahkemenin laik bir avukatın hakaretine uğradığını ve mahkemenin de şimdi hayatta olmayan bu avukata, köpek olarak yeniden dünyaya gelme bedduasında bulunduğunu hatırladı ve köpeği recm cezasına çarptırdı.
Köpeğin, cezayı infaz etmek için çağrılan çocukların elinden kaçtığı belirtilirken, bir hayvan hakları derneği de köpeğe ceza konusunda şikâyette bulundu.
Yahudilikte bazı inanışlara göre, ruhlar başka bedenlerde yeniden hayat buluyor.

16 Haziran 2011 Perşembe

C.H.P'NİN ALDIĞI OYLARIN TAMAMEN ALEVİLERDEN GELDİĞİNİ İLERİ SUNAN ARKADAŞLARA KÜÇÜK BİR VERİ

Excel'de aşağıdaki basit hesap tablosunu oluşturun.Üst bant verileri sabit 12 Haziran 2011 seçim sonuçları.Alt bandı Alevi nüfusu değiştirebilecek şekilde doğru oran denklemleriyle sürdürün.Çıkan sonuçlardan bir kaçını ben aşağıdaki tabloya koydum.
(Programı yapamayan arkadaşlar e-postama mesaj atsın göndereyim. kalem.35@hotmail.com)



CHP’nin aldığı oyları tamamen alevi oylarına bağlayan arkadaşlar CHP'ye korkunç (hatta AKP'den bile fazla) zarar veriyor ve CHP'yi marjinal bir parti durumuna dönüştürüyor. Galiba birileri bunun böyle olacağını biliyordu ve amaçlarına ulaşmak üzereler. Yeni-CHP'de savunulan tek şey Kılıçtaroğlu'nun Alevi oluşu olmamalıdır. Bu siyaset değildir ve CHP gibi köklü bir partiyi marjinalleştirip baraj altına düşecek kadar tehlikelidir.

Kılıçtaroğlu'nun alevi kimliği siyasi İslamcılar tarafında İstanbul Belediye Başkanlığında ve bu (12 Haziran 2011) seçimlerde kullanılmışken CHP tabanının gönüllü olarak bu tuzağa düşmesine anlam veremiyorum. Kılıçtaroğlu’nun Alevi, Sünni ya da başka bir mezhepten olması hiç önemli değildir, önemli yapılırsa bundan tek kazançlı çıkacak olan siyasallaşmış İslam olacaktır.

Yolun başındayken bu hatadan dönülmelidir. Öz eleştiri kültüründen korkmayınız;fakat din/mezhep/ırk ayrımcılığını CHP'nin içine sokmaktan korkunuz.
Yoksa AKP'nin istediği iki partili rejimi Türkiye CHP'siz yaşar.
Bu yorumumdan dolayı bana Baykalcı yakıştırması yapılmadan önce  şunu da belirteyim:
Ben Baykal'ı Ricky Martin'in müziği ile dumanlar arasından çıktığı kurultayından sonra sildim. Halkın ve emeğin partisine böyle burjuvazi tavrını yakıştıramadım.
Ama bu gidişle Baykal'ı mumla arayacağız.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

"SEÇİMLER, HİLE, BİLGİSAYAR VE BİLGİÇALAR…

22 Temmuz seçimlerinin ardından çok konuşulan bir konu da seçimlerde hile mi yapıldı sorusu idi. Bu sorunun siyasi açıdan cevabı elbette evettir. Sadece kömür dağıtımı bile açık bir siyasi hiledir. Ama buradaki asıl konumuz teknik hileler.

Türkiye’de ilk kez 22 Temmuz seçimleri \%100 bilgisayar destekli yapılmıştır. Yazılımı da içeren projenin adı Bilgisayar Destekli Merkezi Seçmen Kütüğü Sistemi (SEÇSİS)’tir. Ayrıntılı bilgi http://www.ysk.gov.tr/ adresinde mevcuttur. 22 Temmuz 2007 seçimi sonrası, hile tartışmaları nedeniyle, sitedeki SEÇSİS bilgilerinde değişiklik yapılmış, hile iddialarına cevap verilircesine ayrıntılı açıklamalar konulmuştur.

Bilgisayar konusuna tam vakıf olmayanlar açısından sistemin alt yapısını basitçe açıklamaya başlamadan önce YSK’nın Oferlerin elinde olan Telekom alt yapısını kullandığını hatırlatmakta fayda var.

YSK merkezinde mevcut kurulu ana bilgisayar Sun Fire E6800 dır, bu sistem SUN Microsystems-Türkiye tarafından, Sun Fire V490 entegrasyonu ile değerlendirilmiş ve burada ORACLE 10g AS ve RAC Agent (Bkz.http://tr.sun.com/sunnews/success/basarioykuleriysk.jsp) veri tabanı ile Havelsan tarafından geliştirilmiş olan Java (J2EE) uygulamalı SEÇSİS yazılımı yüklüdür. Tüm il ve ilçe seçim kurullarındaki uç bilgisayarlarda (terminal) Windows XP işletim sistemi yüklü ve bu terminallerin veri tabanına ulaşmaları VPN (Virtual Private Network / Sanal Özel Ağ) üzerinden sağlanmaktadır (Bkz. http://www.havelsan.com.tr/SisCoz/Projeler.aspx ). Bu yapıya ağ yapı (network) denir.

Ayrıca Adalet Bakanlığının UYAP (Ulusal Yargı Ağı Projesi) sistemi ile YSK nın SEÇSİS sistemi arasında 10 Mbs. hızında “Metro Ethernet” hattı bulunmaktadır.

SEÇSİS yapısında bulunan aktif ağ cihazlarının ve güvenlik sisteminin merkezden izlenmesi için ABD orjinli CA firmasının Unicenter NSM ve NPO (Network Performance Option) yazılımları kullanılmıştır. (Bkz.http://www.ca.com/us/system-management.aspx). SEÇSİS omurga ve portal anahtarı, portal güvenlik duvarı ve portal yük dengeleyicisi olarak Cisco ürünleri kullanılmıştır.

Her terminalde yapılan işlem ve kayıt, SEÇSİS Java tabanlı yazılım tarafından işlenerek sonuçlar ana bilgisayarda toplanır ve istenen bilgiler toplu olarak elde edilir. Sandık Kurullarında oyların sayılıp sonuçların elle yazıldığı tutanaklar, İlçe Seçim Kurulundaki bilgisayarda yüklü olan SEÇSİS yazılımı üzerindeki tutanağa geçirilir (Bkz.http://www.ysk.gov.tr/ysk/docs/genelge/ ... 07-765.pdf ). Bundan sonraki aşamalarda İlçe Seçim Kurulu tutanak toplamlarını İl Seçim Kuruluna ve İl Seçim Kurulu da YSK’na SEÇSİS üzerinden bildirir. Telekomun alt yapısı kullanılarak oluşturulmuş olan bu dışa kapalı ağ ortamı (intranet) (Bkz.http://tr.wikipedia.org/wiki//%C4/%B0ntranet ) dış müdahalelere karşı sadece firewall (güvenlik duvarı) ve VPN in sağladığı MD5 güvenlik seviyesi ile korunmaya çalışılmaktadır, yani merkezi sistem ile terminaller arasında her hangi bir özel şifreleme mevcut değildir.

SEÇSİS projesinde kullanılan veritabanı (bilgilerin toplandığı yer) yazılımı Java teknolojisi destekli Oracle’dir. Yazılım güvenliği açısından bakıldığında, Oracle ciddi ve bu konudaki en büyük şirket ise de, açıkları mevcuttur ve sürekli olarak güncellemeler/güvenlik yamaları yayınlamaktadır (Bkz. http://www.oracle.com/technology/deploy ... r2009.html ) ve Oracle Microsoft’tan sonra ikinci büyük ABD yazılım firmasıdır (Bkz.http://tr.wikipedia.org/wiki/Oracle ). Oracle’ın güvenlik açığı seviyesi, kurulduğu işletim sistemine göre değişiklik göstermektedir (Bkz. http://security.metu.edu.tr/Documents/oracle.html). SEÇSİS projesinde işletim sistemi olarak, merkezde SUN/Solaris ve ilçelerde ise Windows XP işletim sistemi yüklü bilgisayarlar kullanılmıştır.

Diğer yazılım ve donanımlarla birlikte kullanıldığında, açık kaynak kod olan Linux-Unix işletim sistemleri güvenlik açısından bugün en güvenli sistemlerdendir. TÜBİTAK ın geliştirdiği ve milli yazılım olan PARDUS-Linux işletim sistemini kullanmak yerine (Bkz. http://www.pardus.org.tr/ ), il ve ilçe seçim kurullarında bulunan Windows işletim sistemleri CIA destekli, Microsoft mamulü en büyük “bilgi çalar” sistemdir ve 5-6 yıldan beri Avrupa ülkelerinde ve bir çok büyük ülkede devlet kurumlarında kullanımı yasaklanmış ve Linux işletim sistemlerine geçilmiş ve bunun üzerine Microsoft kısmi kaynak kodunu vererek satış yapmak zorunda kalmıştır (Almanya’da, ABD tarafından askeri sırların bu sistemle transfer edildiği yıllar önce tespit edilmiştir).

Windows işletim sistemleri ve bu sistem üzerine kurulu ağ ortamları yıllardır çoluk çocuk denecek “hackerler” tarafından bile delik deşik edilmektedir (Ayrıntılar ve hack raporları için Bkz.: http://www.zone-h.org). SEÇSİS projesinde omurga ve portal anahtarı, portal güvenlik duvarı, portal saldırı tespit ve korunma sistemi, portal yük dengeleyici olarak “Cisco” güvenlik ürünleri kullanıldığı YSK sitesinde bilgi olarak yer almaktadır. CISCO sistem bir ABD firmasıdır (Bkz. http://www.cisco.com/ ). CISCO sistemin güvenlik durumu hakkında Google’de “cisco hack” olarak arama yaparsanız CISCO güvenlik sistemlerinin nasıl hack edileceğine ve güvenlik açıklarına dair çok sayıda makale ve yazı bulabilirsiniz (Uzaktan yönetimleri dahil).

SEÇSİS yazılım sistemi kesinlikle üçüncü bir güvenlik/kontrol yazılımıyla içsel olarak korunmamakta ve/veya çalışmasının doğruluğu kontrol edilmemektedir. Yani mevcut yazılıma dışarıdan bir Script (Bkz.http://tr.wikipedia.org/wiki/Script) ile müdahale edilebilir ve ana yazılımın ve işletim sisteminin bu yabancı yazılımı algılayarak ikaz verme gibi bir yeteneği mevcut değil. Yazılımın güvenliği tamamiyle Solaris işletim sisteminin ve Oracle ın kendi güvenlik seviyeleriyle sınırlıdır.

Yani SEÇSİS sistem veritabanı, işletim sistemi, yazılım ve güvenlik olarak tamamen ABD teknolojisinin elindedir ve zaten hem bu nedenle, hem de bilgisayar teknolojisinin niteliği gereği sisteme her an dışarıdan müdahale edilebilmesi mümkündür. Müdahale yapılırsa hile yapılması da teknik olarak mümkündür. Ancak bunu ispat etmeden hile yapılmıştır demek hukuken mümkün değildir.

Oy verme yönteminde fark olmakla birlikte ve göreceli olarak daha güvenli olan benzer bilgisayar destekli seçim sistemi, ABD nin bazı yerel seçimlerinde de kullanılmış ve bazı bölgelerde seçimlerde hile tespit edilmiştir. ABD de yapılmış olan bu seçim hilesiyle ilgili University of California-Santa Barbara (UCSB) (Evaluating the Security of Electronic Voting Systems) hilenin nasıl yapılabileceğine dair bir çalışması mevcuttur (Bkz.http://www.cs.ucsb.edu/~seclab/projects/voting/).

Not-1. UCSB nin linkinde bulunan video youtube da yayınlanmaktadır, şayet youtube’a veya sayfaya erişemiyorsanız ilgili sayfanın video dahil edilmiş pdf kopyasını buradan ve bahis konusu diğer referans dokümanlarını da buradan indirebilirsiniz.

14 Eylül 2007 Yunanistan seçimlerinde de benzer bir yazılım kullanılmak istenmişse de ABD seçimleri örnek gösterilerek yapılan yoğun baskı sonucu kullanılmaktan vazgeçilmiştir. Ancak bizde maşallah “…… sosyal demokratlarımız” ve “ ….. milliyetçilerimiz” ne bu sistemle ilgili tek laf etmişler ne de sandık tutanaklarının fiili tespitini yaptırmışlardır. Çünkü bilgisayar üzerinde yapılacak hilenin tek tespit yolu, tüm seçim tutanaklarını elde bulundurmak ve tutanaklardaki sonuçları YSK’nın açıkladığı SEÇSİS sistemden alınan sandık sonuçlarıyla karşılaştırmaktır.

Peki, SEÇSİS sistemde hile yapmak mümkün müdür? Bu sorunun cevabı, “ evin anahtarını emanet ettiğimiz bekçi evi soyar mı?” sorusunun cevabı ile aynıdır.

SEÇSİS sisteminin tüm anahtarları, yukarıda açıklandığı gibi ABD’nin elindedir. Cevabı mutlaka bulmuşsunuzdur. Bu soruyu ABD bizim müttefikimizdir diyenlere sorarsanız; haşaa ABD hile yapar mı derlerse şaşmamak gerek. Bana sorarsanız; bu sistemde hile yapmayan ya akılsızdır, ya saftır, ya da dört dörtlük müttefik ve namusludur. Ya da hileye gerek kalmamıştır da yapılmamıştır.

Bir hile senaryosunu hemen kurarsak; sandık tutanakları Windows XP işletim sistemi yüklü bilgisayarların bulunduğu İlçe Seçim Kurulunda bilgisayara işlendikten sonra, ya da işlenirken bir minik programcık sisteme dalış yapıp, (A) sütunundaki (X) partisinin oy toplamını \% 20 arttırıp, (B) ve (C) sütunlarındaki (Y) ve (Z) partilerinin oy toplamını \% 10’ar düşürürse, tuşa basıp genel toplam alındığında bu müdahalenin tespiti mümkün olabilir mi? Olur, ama sadece o ilçedeki tüm sandık sonuçlarını elle tek tek sayıp toplarsanız. Aksi halde, itiraz süresi sonunda, bilgisayar tuşuna basılarak alınan rakamlar resmi seçim sonucu haline gelir.

YSK merkezinde bulunan ana veri tabanına direk/yerinde ulaşma yetkisi bulunan (yönetici/admin) bir kişinin ORACLE veri tabanı yapısı ile SQL (Bkz. http://tr.wikipedia.org/wiki/SQL) veri tabanı yönetimi sistemine hakim olduğunu varsayarak, yazının devamında bulunan ve 2007 yılı içerisinde internet ortamında paylaşılmış olan “22 Temmuz 2007 Seçimlerinde Hile” başlıklı senaryoyu SEÇSİS sistemine uygun bir Script ile dahil etmesi ve çalıştırması gayet mümkündür.

Her hangi bir sistem oluşturulurken ne kadar donanımlı güvenlik sistemleri kullanılırsa kullanılsın, en büyük güvenlik açığının insanoğlunun kendisi olduğu düşünüldüğünde, bu durum sistemin güvenilirliğini de tartışmaya açık bir hale getirmektedir.

Seçme ve seçilme hakkı Anayasal bir hak olduğuna göre, bu hakkın kullanılmasına aracılık edecek sistemin güvenliğinin de tartışmalara konu olması kadar doğal bir şey düşünülemez.

Rumuz: pardus”


Yazar Neval Kavcar; araştırmalarını önceki günlerde de okurlarıyla paylaşmıştı. Biz de sizinle paylaşmayı faydalı gördük.

“Başbakanlığa bağlı TÜİK’in duyurduğu 31 Aralık 2009 sayım sonucu 72 561 312 kişi.

Bu sayının Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü verileri ile çakışması gerekir değil mi? Bakalım öyle mi?

http://www.nvi.gov.tr/Hizmetler/Istatis ... _Spot.html adresinden;

http://www.nvi.gov.tr/Hizmetler/Istatis ... kleri.html

bölümüne, oradan da son istatistik tarihi 2008 yılı verisi olan “Nüfus Kütüklerine Kayıtlı Nüfusun Yaş Ve Cinsiyete Göre Dağılımı (2008 Yılı) (46KB)” bölümü tıklıyorsunuz.

Orada NVGİM’nin yaş ve cinsiyete göre 2008 yılı Türkiye geneli rakamları mevcut. Adı istatistik, fakat yıllarca istatistiğe bakmış birisi olarak yine de bir yanlışlık yapmamak üzere, ilgili müdürlüğe bilgi edinmek için başvurdum.

Sitelerinde yer alan 2008 yılına ait verilerin, ölmüş nüfusu kapsayıp kapsamadığını sordum. Yani 2008 verileri Türkiye’nin o yıla ait nüfusu mudur anlamında.

Gelen cevap şöyle:
“Bilgi Edinme”

Kime:
nevalkavcar@yahoo.com

27/03/2010 tarihli Bilgi Edinme Başvuru Formunuz incelenmiş olup;

İstemiş olduğunuz bilgi, 2008 yılında nüfus kütüklerindeki açık kayıtları göstermektedir. Bilgilerinize.
Resmi sitedeki veriler 2008 yılı Türkiye nüfusu diyor o cevapta.

Bunu niye sordum peki? NVGİM 2008 yılı genel toplamını aldığımda, Türkiye Nüfusu 76.175.083 olduğu için. (2009 yılı dahil değil)
TÜİK kaç açıkladı 2009 dahil nüfusu: 72 561 312

Bir yıl eksik nüfus verisi ile TÜİK ve NVGİM verileri arasında; dörtbuçuk milyona yakın fark var.

Peki; 2008 NVGİM verisine göre 18 yaş ve üstü, yani seçmen sayısı kaç? 53.950.192
2009 yerel seçimine göre 2009 verili seçmen sayısı kaç?

YSK verisine göre;

http://www.ysk.gov.tr/ysk/docs/2009Maha ... lGenel.pdf

Kayıtlı seçmen sayısı: 48.049.446

YSK’da Yargının Bypası

Devletin kurumlarının nüfus verileri ve seçmen sayısı arasındaki fark, resmi kayıtlara göre birbirinden farklı.

Niçin?

Şimdiye kadar YSK vasıtası ile hazırlanan “seçmen kütüğü” oluşturulması ilkesi, 2008 yılında çıkarılan yasa ile değişmişti hatırlarsanız. Yapılan değişiklikle seçmen belirleme YSK’yı devre dışı bırakmış oldu. Seçmen kütüklerini belirleyen YSK yerine, NVGİM’nin adres kayıt sistemi ile oluşturulmasına dönüştü.

Seçimler Anayasa’ya göre “yargı kontrolünde yapılır” ilkesine ters bir gelişme idi, kimseden ses çıkmadı.

Yargının her cephede bypas edilmesi, tam gaz gidiyor

Yüzyılımızda teknoloji ve kontrol at başı gidiyor. Cep telefonları, Internet ilerde kim bilir hangi şekle bürünecek? Nüfus kağıtlarımız üzerine yerleştirilecek çipler mi nerede olduğumuzun göstergesi olacak, taşıdığımız telefonlar mı? Seyrettiğimiz televizyonun içinden bir çift göz, bizi izliyor olacak mı?”

Araştırmalarına devam ediyor Yazar Neval Kavcar.

“SEÇSIS üzerine duyulan şüphenin siyasilerimize de sirayet ettiğine eminiz. TBMM sitesinde verilen önergeleri incelerken MHP Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un “SEÇSIS” şüphelerini içeren yazılı önerge verdiğini geçtiğimiz bölümde duyurmuştum. Kendisinden önerge metnini ve verilen cevabı rica ettim.

Aşağıda o önerge ve cevabını bulacaksınız”

MHP'li Yılmaz Tankut: Türkçe'nin dünya dili olması herkesi sevindirmeli (Özel)

ÖNERGE

“Tarih: 18/01/2010

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından uygulanan “Bilgisayar Destekli Merkezi Seçmen Kütüğü Sistemi” SEÇSİS Projesinin yasal dayanağı 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki Kanun’dur.

Bu kanunun sonucunda hazırlanan Türkiye’nin en büyük e-devlet projelerinden biri olan SEÇSİS Projesinin temel amacı; yasalara uygun olarak seçmen vatandaşın eksiksiz belirlenmesi, mükerrer yazımın önlenmesi, listelerin hazırlanması, seçmenin kolay, hızlı oy vermesi, seçimin çabuk sonuçlanması, itirazların en aza indirilmesi, vatandaşlarımızın görev ve sorumluluk bilinci ile siyasal haklarını yüksek oranda kullanmasını sağlayacak düzenlemeler için gerekli bilginin; toplanması, bilgisayar ortamında doğru, güncel ve tutarlı bir bütün olarak saklanması, seçimlerde bu bilgilerin ve teknolojik olanakların kullanılarak seçim sonuçlarının ilçelerden güvenli ve hızlı bir şekilde merkeze aktaracak, Internet üzerinden kolayca izlenebilecek yapının gerçekleştirilmesi olarak belirlenmiştir. Bu uygulamanın aynı zamanda elektronik seçime geçişin temelini oluşturacağı ifade edilmektedir.

Bu konu hakkında son günlerde basında çıkan haberlerde bazı bilgisayar mühendislerinin iddialarında “YSK’nın güvenliği çok tartışmalı olan bir işletim sistemi kullandığını, bu sistemin Avrupa’da devlet kurumlarında yasaklandığı” bildirilmekte ve SEÇSİS adı verilen yazılımın bağımsız bir teknik grup tarafından incelenmesi, raporu da kamuoyu ile paylaşılması istenilmektedir.

Basında çıkan bu iddialar ve vatandaşlarda oluşan seçimlerde hile şüphesine neden olan bu endişeleri ortadan kaldıracak çalışmaların ve şeffaf bir yapının oluşmasını sağlayacak çalışmaların acilen yapılması gerekmektedir.

Bu bilgiler çerçevesinde;

1- Yüksek Seçim Kurulunda seçim amaçlı kullanılan SEÇSİS Projesinde kullanılan işletim sisteminin ismi nedir? Bu işletim sisteminin güvensizliği ve AB ülkelerinde yasaklandığı iddialarına katılıyor musunuz?

2- Bu işletim sistemi hangi AB ülkelerinde yasaklanmıştır?

3- SEÇSİS Projesi hangi yazılım dili veya dilleri ile geliştirilmiştir?

4- SEÇSİS Projesinde hangi veri tabanını kullanmaktadır?

5- Seçimlerde aday olamayacakların tespiti amacıyla; Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü ile çevrim-içi (on-line) iletişim kurulabilmiş midir?

6- Seçmen olamayacakların tespiti için Milli Savunma Bakanlığı, Askere Alma Dairesi Başkanlığı (ASAL) ile çevrim-içi (on-line) iletişim kurulabilmiş midir?

7- Siyasi partilerin seçime katılıp katılamayacağını ve ülke genelinde teşkilatlanma düzeylerini tespit amacıyla YARGITAY ile çevrim-içi (on-line) iletişim kurulabilmiş midir?

8- SEÇSİS projesi ile ilgili olarak söz konusu şaibe ve iddiaları ortadan kaldırabilmek için, uzmanlardan kurulu siyasi parti temsilcilerinin de katılacağı bağımsız bir bilişim heyetine projenin inceletilerek güvenlik testlerinin yapılması ne zaman gerçekleştirilecektir?

Yukarıdaki sorulara verilecek mantıklı cevap bellidir. Güvensizliği ortadan kaldıracak ve SEÇSIS’ın ne kadar güvenli olduğunu açıklayacak satırlar olmalıydı.

Bakın Adalet Bakanı Sadullah Ergin ne cevap vermiş?

Önergeye Cevap:

“Sayın Başbakan’a yöneltilip Bakanlığımız koordinatörlüğünde cevaplandırılması tensip olunan 7/ 12055 Esas nolu önergesinin cevabı aşağıda sunulmuştur.

Soru önergesine konu edilen hususlarla ilgili olarak, ilgisi nedeniyle Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı ile yapılan yazışma sonrasında, YSK Başkanlığının 4/3/2010 tarihli ve C.05.0.İMİ.0.88-050-S 2010/149-0991 sayılı yazısıyla,

Yüksek seçim kurulu tarafından alınan 27/02/2010 tarihli ve 2010/149 sayılı kararda, YSK’nun Anayasanın 79. maddesi gereğince seçimlerin yönetim ve denetimini yürüttüğü; görev ve yetkilerinin 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri hakkında Kanunun 14. maddesinin birinci fıkrasında ondört bent halinde sayıldığı; kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamayacağı; Anayasanın 98. maddesinde, TBMM’nin bilgi edinme ve denetim yolları düzenlenip, sözlü ve yazılı soruların Başbakanlıktan veya Bakanlardan bilgi isteme biçiminde olacağının belirtildiği, bu kapsamda, bilgi isteme ve denetimin amacının, yürütme organının iş ve işlemleri hakkında bilgilenmek ve bilgi sahibi olmak olduğu; bu çerçevede, kurulun görev alanına giren konular hakkında Başbakan ve bakanlardan yazılı soru yoluyla bilgi istenilmesinin, Anayasanın ve Yasama bölümünde yer alan Yüksek Seçim Kurulunun yargısal niteliği ve konumu ile bağdaşır görünmediği ve soru önergesi ile sorulan hususlara cevap verilmesine ilişkin istemin uygun bulunmadığı değerlendirilerek istemin oybirliği reddine karar verildiği, bildirilmiştir…Bilgilerinize arz ederim.

Sadullah Ergin

Bakan

Adalet Bakanı öz olarak “SEÇSIS’i, kurcalamayın” diyor.

YSK’nun kararları sorgulanamaz-mış. Milletin meclisinde ise asla

Bizler YSK’nun her hangi bir seçimle ilgili ilan ettiği kararı sorgulamıyoruz.

Türk Milletinin geleceğini ilgilendiren, şüphe duyulan SEÇSIS adı verilen seçim sistemini, bizlerle birlikte YSK da sorgulamak zorunda.

Bunu yapmalarına engel nedir?"

THE NOTU: Yazar Neval Kavcar’ı bu kadar önemli bir konuda yaptığı titiz araştırmalar nedeniyle kutluyor, çalışmalarının devamını diliyoruz. Tabi, tüm dostlarımızın da gündeme getirdiğimiz bu konuda katkılarını bekliyoruz.

Bron:Türk Hukuk Enstitüsü on Pazartesi, Nisan 5, 2010, 1:18
http://www.the.org.tr/2010/04/05/seciml ... laniliyor/

Bericht op za 28 mei 2011 19:31


IN WERKELIJKHEID WAS HET AANTAL STEMGERECHTIGDEN TUSSEN 2002-2007 MET 1 MILJOEN GESTEGEN.

NU IS OPEENS HET AANTAL STEMGERECHTIGDEN GESTEGEN MET MAAR LIEFST 10 MILJOEN TUSSEN 2007-2011.

Zijn dat misschien 10 miljoen mensen die uit de dood zijn herrezen (volgens Fetullah Gulen)?

Seçmen artışı kuşkulu

Bülent Tanla, 2007 seçiminde 42 milyon 799 bin olan seçmen sayısının şimdi 52 milyon 700 bine çıktığına işaret ederek “Bu ne TÜİK ne de MERNİS verilerini tutuyor. Anormal artışın nedenini YSK açıklamalı” dedi.

Tanla, bu artışın yüzde 10 barajını 1 milyon kişi arttırdığını, baraj tehlikesi yaşayan partileri doğrudan etkilediğini kaydetti.

2007 seçimlerinde 42 milyon 799 bin olan seçmen sayısının bu seçimde 52 milyon 700 bin olarak açıklandığına dikkat çeken Bülent Tanla, ‘’Yaşanan anormal artışı YSK yetkilileri açıklamalı. Bundan önceki rakamlar yanlış ise parlamento meşruiyet sorunuyla karşı karşıyadır’’ dedi. Tanla, yüzde 10 barajının yaklaşık 1 milyon kişi artmasının, baraj tehlikesi yaşayan partileri doğrudan etkilediğine dikkat çekti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) eski İstanbul Milletvekili Bülent Tanla, 2002 yılındaki genel seçimlerde seçmen sayısının 41 milyon 407 bin, 2007 yılında bu sayının 42 milyon 799 bin olduğunu belirterek, “12 Haziran’daki seçimlerde Yüksek Seçim Kurulu (YSK), seçmen sayısını 52 milyon 700 bin olarak açıkladı. Bir seçim döneminde 10 milyon kişi arttı. Bu ne Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerini tutuyor ne de İçişleri Bakanlığı’na ait Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi (MERNİS) verilerini tutuyor. Bu artışın nedenini YSK açıklamalı” dedi.

12 Haziran genel seçimlerine sayılı günler kala YSK’nin açıkladığı seçmen sayısındaki 10 milyon kişi artışını Cumhuriyet Gazetesinden Cihan Oruçoğlu'na değerlendiren Bülent Tanla, yüzde 10 barajının yaklaşık 1 milyon kişi artmasının, baraj tehlikesi yaşayan partileri doğrudan etkilediğini kaydetti.

YSK’nin 298 sayılı yasa ile Türkiye’de seçimlerin doğru dürüst, süratli ve seçmenin rahatça oy kullanabileceği ve seçimleri sonuçlandırması için gereken görevlerle donatılan bir kurum olduğunu anlatan Tanla, şöyle devam etti: ‘Barajı da etkiliyor’ “YSK’nin yüksek hâkimlerden oluşan bir yönetim yapısı var. YSK’nin kararları mahkemeye götürülmez ve kesindir. YSK’nin son 12 yılda açıkladığı gerçekler ortada. 2002 yılda seçmen sayısı 41 milyon 407 bin. 2007 yılında bu rakam 42 milyon 799 bine çıktı. Yani 800 bin kişi arttı. 12 Haziran’daki seçimlerde ise bu sayı 52 milyon 700 bin. Yani 10 milyon kişi arttı. Bunu ben kamuoyuna sunuyorum. Yaşanan anormal artışı YSK yetkilileri açıklamalı. Bundan önceki rakamlar yanlış ise parlamento meşruiyet sorunuyla karşı karşıyadır. Eğer bir yanlışlık yok ise artışın nedeninin açıklanması lazım. Bu artışı partilerin denetimine sunuyorum. Bir anda yüzde 10 barajının sayısı arttı. Seçime katılım 50 milyon ise baraj 5 milyon kişiye denk geliyor. 40 milyon ise 4 milyonda kalıyor. Baraj limitinde olan bir partinin oyları durup dururken yükseliyor ya da azalıyor. Buna dikkat edilmesi gerekiyor. Türk siyaseti bazı kaset iddiaları yüzünden yanlış yerlere götürülüyor. Kaset haberlerinden çok ses çıkarken, barajın arttırılması kimsenin dikkatini çekmiyor.”

Türkiye kutuplaştı Bülent Tanla, 12 Haziran seçimleri için değerlendirmelerde bulunarak “Türkiye seçime giderken 12 Eylül referandumu sonuçlarının etkisinde kalıyor. Türkiye kamplaşmış, kutuplaşmış, durduğu yerde olayları değerlendiriyor. Bunun yanında Türk halkı geç benimseyen ve geç bırakan bir yapıya sahip. Bu siyasi yapıyı şekillendiriyor. MHP’deki kaset skandalları da seçmeni olumsuz etkileyecektir” diye konuştu.

http://haber.gazetevatan.com/secmen-art ... 9/1/Manset



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

14 Haziran 2011 Salı


BUNUN ADI DEMOKRASİ OLAMAZ
Seçim sonuçlarının değerlendirmesini birçok kanalda birçok kişi yaptı. Fakat artık böyle rahat rahat değerlendirme yapma devri kapandı. Hele hele Tv kanallarında. Zaten yorumlarda "ne şiş yansın ne kebap yansın" tadındaydı.
Benim sonuçlarımsa şunlar:
Hiç evirmeye çevirmeye gerek yok.

1.Sonuçlar CHP için tam bir hezimettir.
2.Onun veya bunun entrikalarıyla başa gelmek ve ABD’ye öpücük yollayarak iktidar olmak mümkün değildir. ABD ve AB’nin tescilli desteklediği parti varken iki görüşmede emperyalisti arkana alacağım sanmak rüya görmekten başka bir şey değildir ve her rüyanın bir sonu vardır.
3. Emperyalist zorlama  yada oy avcılığı mantığınla bile olsa; ayrılıkçı akımlara taviz kar yaklaşımlar sadece radikal faşist parti yada akımların işine yararken, kemikleşmiş CHP tabanında ciddi tahribat yaratır ve yaratmıştır.
4.AKP lileşen CHP’yi gerçek CHPliler kabul etmez, etmemiştir.
5.Biraz Fettullahtan, biraz apoculardan, biraz liboşlardan, biraz masonlardan katılarak yapılan karışımın adı çorba olabilir ama ATA’nın kurduğu CHP olmaz. Bu çorbayı da kimse içmez.
6.ABD’nin uşağı olacaksan; çıraklıktan kalfalığa, kalfalıktan ustalığa terfi etmişler tercih edilir. Süreci hiç kimse sil baştan bir daha yaşamak istemez.
7.Sonuçlar MHP için tam bir hezimettir.
8.Bağıra bağıra gelen skandalları önleyemediği için.
9.Koltuğu kapar korkusundan sol seçmenin dahi sevdiği Ümit Özdağ’ı 4. sıradan aday gösterdiği için.
10.Sincan Hakimi Osman Kaçmaz gibi değerli ve doğru kişilerin arkasında ilkeli bir şekilde duramadığı için. MHP’ye ALAMADIĞI (almadığı değil) için.
11.ABD’ye ve BOP projesini ağız ucuyla değindiği,net tavır koyamadığı için.
12.ABD’nin ve AKP’nin dümen suyuna girip Libya teskeresine “HAYIR” diyemediği için.
13.Liderine bağlılık adı altında etik olmayan Türkeş kardeşlerin birinin MHP’den birinin AKP’den aday olmasına sessiz kalıp üstünü kapatmaya çalıştığı için.
Hezimete uğraması doğaldır.
Şimdi baraj altına düşmediğine sevine bilir.
Cumhuriyet Güç Birliğinden giren tüm bağımsız adayları, düzmece suçlarla içeride olan tüm kahramanların eş, dost ve arkadaşlarını bu süreçte gösterdikleri çabalardan dolayı kutluyorum. Kazanamamış olsalar dahi halkı aydınlatmadaki etkilerinden dolayı. “CHP’nin oylarımızı böldünüz” diye yaptıkları saldırılara rağmen ilkesinden hiç dönmediği için. AKP’nin RTÜK üzerinden yaptığı tüm baskılara ve karartmalara rağmen dimdik ayakta durdukları için.
Ayarıca CGB’den özür diliyorum;
Ne CHP, ne MHP benim oyumu hak etmiyordu.Fakat emperyalistin baraj altına düşürüp yok etmek istediği MHP’ye sırf emperyalizme karşı olmak adına, oynadığı bu hain oyunu engellemek adına oyumu vermeyi tercih ettim.
Her zamanki gibi gönlümden geçen kişi yada partiye oyumu veremediğim bu düzenin adı demokrasi olamaz.
Değil ve ben bu lider geçinenler varken görmeyeceğim.
Saygılarımla.
  



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
GENEL BAKIŞ



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

8 Haziran 2011 Çarşamba

AB'DEN NEMALANANLAR

Yılmaz DİKBAŞ.İĞFAL (Sayfalar:165...178)













"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
ANADİLDE EĞİTİM İSTEYEN AYRILIKÇI ZİHNİYETE BİLİMSEL TOKAT

KÜRTÇE BİR DİL Mİ?

KÜRTÇE DİYE BİR DİL YOKTUR!... Evliya Çelebi 15 AYRI LEHÇE saymıştır. V.MİNORKSKY de FARSÇA'dan FARKLI özellikler gösteren BİR ÇOK LEHÇE'den söz eder. (23)

Rusya'nın Erzurum konsolosu olarak görev yapmış olan Auguste Jaba, ...1860 yılında Kürtçe üzerine derlemelerini yayınlamıştır. Daha sonra da Sen Petersburg Bilimler Akademisi'nin F. Justi isteği üzerine Kürtçe-Rusça-Almanca Lugat'taki 8378 kelimelik bir "Kürtçe" sözlük hazırlanmıştır. Daha sonra da V. Minorsky gibi kürdologlar tarafından bu sözlük tasnif edilmiştir. Buna göre:

3080 kelime ............. TÜRKÇE

1030 kelime ...................Farsça

1200 kelime .......... Zend lehçesi

370 kelime ............... Pehlevi lehçesi

2000 kelime .............. Arapça

220 kelime ........... Ermenice

108 kelime ......... Keldanî

60 kelime ......... Çerkesçe

20 kelime ................ Gürcüce

300 kelime ........ menşei belli olmayan

olduğu anlaşılmıştır. (Prof. Dr. A. Haluk Çay, Her Yönüyle Kürt Dosyası, sf. 119) Ahmet Buran'ın "Doğu Anadolu Ağızlarının Kelime Haznesi" başlıklı araştırması, "Kürtçe'de var olan 2000-3000 Arapça ve Farsça kelimenin (aslında sözlüğe bakarsanız 5500) %80'inin OSMANLI TÜRKÇESİ, %40-50'sinin de BUGÜNKÜ TÜRKÇE olduğu"nu ortaya koymuştur. Yeni yayınlanan ve 20.000 kelimelik olduğu söylenen "kürtçe" sözlük de, ilkinden farklı değildir.

Öte yandan, Alman Prof. De Groot en az "1300 öncesine ait GÖKTÜRK ve UYGUR TÜRKÇESİ'nden 532 kelimenin bugün "Kürtçe" diye bilinen ağızlarda hâlâ kullanılmakta olduğu"nu tesbit etmiştir. Bu kelimelerden bazıları şunlardır:

GÖKTÜRK .............Kürtçe ...............Anlamı apa .......................... apo ....................... amca

mın ................................ min .............. ben, benim, bana

ka ....................... ka/ko ............... aile büyüğü, yaşlı kişi

kent .......................... gend/gund ........................ şehir, köy

buge ................... bug(e) ......................... gelin

kon ........................ kon ...................... çadır, konak yeri

kutay .................. kutni .................... parlak kumaş

eke ..................kako/kek/keko ................ ağabey

eke .................... axe ..................... ağa

kalın ................... khalın ................. başlık parası

lor ...................... lor ................. süt, lor peyniri

iğit ..................... eğit................... yiğit

ilan .................... ilan ........................ yılan

Kürt ayırımcılar buna karşılık TDK Sözlüğünü ele alarak Türkçe sayılan pek çok kelimenin de Arap-Fars-Latin kaynaklı olduğunu gösterirler. Ama önemli olan kelimeler değil, dil yapısıdır. TÜRKÇE yabancı kelimeleri dahi kendi dil yapısı içinde kullanır. Yani "nev'i şahsına münhasır" bir dil yapısı vardır!..

Kürtçe öyle mi?.. Hayır. Pek çok lehçenin birbirini tutan bir grameri yoktur. Kaldı ki, Kürtlerin çoğu, o Kürtçe olduğu iddia edilen 20.000 kelimenin büyük kısmını hayatlarında bir kere bile duymamışlardır, hiç kullanmazlar!.. Öte yandan bu kişilerin konuşma tarzı, vurguları, kelimeleri telaffuz edişleri hep ORTA ASYA TÜRKLERİ'ne, özellikle ÖZBEKLER'e ve TACİKLER'e benzer. Kürt ayırımcılar hele bir o diyarlara uzansalar, kendilerini hiç te yabancı bulmıyacaklardır!..

Öte yandan ilk TÜRKÇE sözlüğün neredeyse 1000 yıl önce Divan-ı Lugat-ıt TÜRK olarak Kaşgarlı Mahmud tarafından hazırlandığı unutulmamalıdır... ve bu sözlük tümüyle TÜRKÇE kelimelerden oluşur. Ayrıca Ali Şir Nevai'nin "TÜRKÇE'nin Farsça'dan dahi üstün olduğu"nu oraya koyan 500 yıl önceki eserleri mevcuttur.

Nikitine'e göre, "Kürtçe'nin Hint-Avrupaî (Aryan) bir dilolduğu" tartışmalı olup, mutlak bir kabul değildir!.. Gürdal Aksoy ise, "Aryan" tabirinin Avrupa burjuvazisi tarafından uydurulmuş bir kavram olduğunu "su götürmez bir gerçek"sayar!.. (Kürt Dili ve Söylenceleri, sf. 148)

Bu "aryan" tezini Maurice Duvarger, "saçmalık" olarak niteler ve:

- "Adı var kendi yok bir dille tanımlanan; bu adı var kendi yok halk topluluğunu bir çok sözde bilgin bir yere yerleştirmeye çalıştı. Vardıkları sonuçların birbirini tutmazlığı, bunların saçmalığını da açıkça ortaya koymaktadır,"

der ve, Aryan (Hint-Avrupaî) toplulukların bu tutarsız bilginler tarafından Hindistan'dan Kuzey Afrika'ya, Macaristan'dan Baltık bölgesine kadar 8 ayrı "çıkış noktası" gösterdiklerini belirterek saçmalıklara örnek diye verir!

F. Rödiger ve A.F. Pott "Kürtçe'nin KALDECE (SAMÎ) ile ilgisinin olmadığını, bu dilin İran menşeli olduğu"nu ileri sürerler. Prof. Vladimir Minorsky Kürtçe'yi Kuzey-Batı İran dillerinden biri kabul eder. Ancak bugnkü Farsça'dan ayırır. Kürtçe'nin BAŞKA bir kökenden gelmesi gerektiğini ileri sürer!. Farkları şöyle sıralar:

- Telâffuz farkları,

- Şekil Farkları,

- Nahiv (cümle yapısı) farkları,

- Kelime farkları,

- Ses değişimleri farkları.

Bu büyük farklardan sonra, Kürtçe eğer SAMÎ değilse, eğer FARS (HİNT-AVRUPAÎ) değilse, başka ne olabilir?.. Tabii ki, URAL-ALTAY kökenli!..

Kürtçe ağızlar şöyle sıralanabilir:

Kırmanç : Büyük Zap Suyu'nun Dicle'ye bağlandığı noktadan yukarıya, Zap Suyu boyunca, Urumiye Gölü'ne kadar çizilen hattın yukarısında kalan bölgede konuşuluyor.

Soranî: Bu hattın altında Irak ve İran'da konuşuluyor. Soranî ile Kırmanç dilbilgisi arasındaki fark, İngilizce ile Almanca arasındaki fark kadar büyüktür. Ancak kelimeler Felemenkçe ile Almanca kadar yakındır. Her iki ağız da köyden köye fark gösterir. Samandağ'la Kirmanşah arasındaki Kürtler, bugünkü Farsça'ya yakın bir dil konuşur.

Zazaca : Sivas-Erzincan-Malatya-Diyarbakır-Bingöl dairesinde konuşuluyor. 
Gurânî : Halepçe'nin karşısında İran'da, ve Haningi'nin karşısında İran'da küçük birer dairede konuşuluyor. Zazaca ile Gurânî birbirleriyle bağlantılıdır. Bu da Zaza ve Gurânîler'in aynı ortak kökten geldiğini, muhtemelen Hazar Denizi'nin g...üneybatı yakasındaki Deylem ve Gilan taraflarından olduklarını gösterir. Bu yüzyıla kadar Süleymaniye bölgesindeki bazı köylülerin "Gurânî" olduğu, ve bölgedeki Kürtler'den farklı olduğu kabul edilirdi. Gurânî halkını, Gurânî konuşanları ve bu köylüleri aynı kökten kabul etmek şüphelidir. Yazar David Mc Dowall, Zaza ve Gurânîler'in Kırmanç ve Soranîler'den önce Zagros bölgesine geldiğini öne sürüyor.

Güney-Doğu Lehçeleri: Bu başlık altındakilerin küçük bir kısmı Haningin-İran sınırı arasında Irak'ta, ve Halepçe-Haningin-Kirmanşah-Sananda dairesinde konuşuluyor.

Zazaki'nin Kırmanç veya diye Kürt ağızlarından tamamen farklı olduğu ise V. Minorsky, Prof. Haddank, Prof. David Mac Kenzie, Ingmar Sauberg, Terry L. Todd, W.B. Lockwood, T.M. Jhonstone ve Prof. Dr. Gouchıe Kojima kesin bir dille ifade edilmiştir. Yani armutlar ile elmalar toplanıp "kürtçe" sayılamaz!.. Ne var ki, echel-ü cühelâ (cahiller cahili) politikacılarımız, aydınlarımız ve TRT yöneticileri hâlâ Zazaki'yi "Kürtçe lehçe" diye sunmakta, Avrupa Birliği'nin aynı yöndeki raporlarına sessiz kalmaktadırlar!

Kaldı ki, KIRMANÇ kelimesi dahi TÜRKÇE kökenlidir!.. KIRMANÇ, KURMANÇ, GURMANÇ diye geçer, KUMAN TÜRKLERİ ile bağlantısı bir yana; KURMAN kelimesi Divan-ı Lugat-ıt TÜRK'te "gedelgeç, yay konan kap, yaylık" (OĞUZ ve KIPÇAK lehçeleri) anlamına geldiği belirtilir. Ayrıca KURMAN büyük bir TÜRK boyunun adıdır. (Macar bilim adamı L. Rasonyi, Dünya Tarihinde TÜRKLÜK, sf. 139,148) KAZAK ve KIRGIZLAR'ın CAPPAS ve MASKAR kollarından birer boyun adı da KURMAN'dır... Yani iki KURMAN oymağı ORTAASYA'da, bir KURMAN-Ç boyu da ANADOLU'dadır!..

KÜRTÇE aslında "DİLLER KARIŞIMI BİLE OLMAYIP, KELİMELER KARIŞIMI BİR AĞIZ"dır!... Özellikle Kırmançça kelimeler büyük ölçüde TÜRK yapısı üzerine kurulmuştur. KÜRTÇE ASLINDA, ESKİ TÜRK LEHÇELERİNDE KAYBOLMUŞ KELİMELERİ ÇIKARMAK İÇİN BULUNMAZ BİR HAZİNEDİR!.

Mesela, Pülümür'de kış mevsimine doğru açan bir çiçeğe, yöre halkı KARBELİK der. Bu sözü Kürtçe sayar. Halbuki KAR'ın yağacağını BELLİ eden bu çiçeğe, bundan uygun TÜRKÇE bir ad olabilir mi?.. (24)

Bazı Kürt oymaklarının öz-be-öz TÜRKÇE adları da müslümanlığı kabul etmelerinden sonra değişmiştir. HALDİ-HALİDİ, CAFARLI-CAFERİ, (ABAZA) ABHAS-ABBAS, KURİS-KUREYŞİ, HASARENLİ-HASENANLI gibi...

V. MİNORSKY, "KÜRTLERİN İRANÎ SAYILMASI, IRKÎ OLMAKTAN ZİYADE; DİL VE TARİH MÜTALÂALARINA DAYANMAKTADIR. Kürtlerin merkezi sahaya yerleşmeden evvel, oralarda isimleri kendilerininkine benziyen, fakat başka menşeli KARDU adlı bir kavim yaşamış olduğu ve bunların SONRADAN İran menşelilerle KARIŞMIŞ olduğunu ileri sürmek mümkündür," der.

Bu ifade dahi Kürt bölücülerin sahiplenmeye çalıştığı KARDULAR 'ın KÜRT olmadığını, KÜRTLER'İN DE İranlı, yani ARYAN OLMADIĞINI göstermektedir.

Ayırımcılar "kürtçe"yi ayrı bir dil gibi yutturmak isterler. Halbuki TEK bir "kürtçe" olmadığı gibi, hiç bir "kürtçe" ağız da yazıya geçmiş değildir!.. (Bakınız: GOİCHİ KUJİMA)

Kürtçe denilen ağızların pek çoğunda gramer TÜRKÇE'yi andırır...

Mesela cümlede öğelerin sıralanması çoğu zaman TÜRKÇE gibi

ÖZNE + TÜMLEÇ + YÜKLEM

şeklindedir. Hint-Avrupai dillerdeki gibi. 
ÖZNE + YÜKLEM + TÜMLEÇ

şeklinde değildir.... Bu da bizim uydurmamız değil, bilakis Kürtçülerin yayınlarında yer alan hususlardır.

Örnekler:
...
Ez it we re dibejim .... Min jı wi re da ... Kürtçe

Ben ona söylüyorum ... Ben ona verdim ... TÜRKÇE

I am telling him ... I gave it to him ... İngilizce

Min sev heye ... Ez dewlemend bum ... Kürtçe

Benim elmam var ... Ben zengin idim .... TÜRKÇE

I have an apple ... I was rich ... İngilizce

Wi lı ser reki ne aw heye ne çamor .... Kürtçe

O yolun üstüne ne su var ne çamur .... Türkçe

There is neither water nor mud on that road ....İngilizce

Ez Kırmanç ım ... Ez civan ım .... Kürtçe

Ben Kırmanç'ım ... Ben civanım (gencim) ... TÜRKÇE

I am Kırmanç ... I am young .... İngilizce

Zu vare, kalemiha hılda, hikatamın binvise... Kürtçe

Çabuk gel, kalemini al, hikayemi yaz .... TÜRKÇE

Come quickly, take your pencil, write my story... İngilizce

Ez dıbıjim, Kırmançi TURANİ'ye, ew dibiye na... Kürtçe

Ben diyorum ki, Kırmanç TÜRK'tür, o diyor ki, hayır... TÜRKÇE

I say that Kırmanç is Turk, he says no... İngilizce

Vare, çay veho... Kürtçe

Gel, çay iç... TÜRKÇE

Come, have tea.... İngilizce

Bu örnekler Hint-Avrupaî olduğu iddia edilen "kürtçe" cümlelerin nasıl TURANÎ bir gramer yapısına sahip olduğunu göstermektedir.

Kürtçe denilen şahıs zamirlerinden ilki EZ, Farsça gibi görünür ama aslı ÖZ'dür. ORTAASYA'da TÜRKLER "ÖZÜM KIRGIZ" der... Bu ifadenin EZ KIRMANÇ IM ile yakınlığına dikkatinizi çekeriz.

İkincisi MİN'dir ki, ANADOLU TÜRKÇESİ'nde BEN, Azeri lehçesinde MEN şeklindedir. ORTAASYA'da kullanılır. Birinci şahıs takısı yukarda görüldüğü gibi değişmemiştir bile!...

Azeri'nin MEN TÜRKEM demesi ile, ayırımcının MIN KIRD IM demesi arasında ancak ağız farkı vardır!.. Denizli ağzında MUSTEFALİ (Mustafa Ali) bile daha fazla farklılık gösterir!..

Öte yandan ORTAASYA'da Kürt kelimesi KURT veya KIRT olarak kullanılır. Bir TÜRK boyu olan BAŞKIRTLAR gibi!...

İkinci şahıs TU veya TE'dir ki, SEN'den bozma olduğu ortadadır... Üçüncü şahıs EW'dir. "W" harfinin V'den farkı; birincinin ağzı "O" der gibi yuvarlattıktan sonra telaffuz edilmesidir ki, TÜRKÇE'de TAVUK derken çıkar... Böylece EW'in aslında EO olduğu ve "O" kelimesinden bozma olduğu görülür!...

Şu halde sıralarsak MİN-TE-EW, BEN-SEN-O'dan başka bir şey değildir!... (Bak: Kürtçe Gramer, yazarı Dr. Kamuran Ali Bedirhan, Deng Yayınları, 1991... Bu sözde Kürtçü ayırımcı yazarın adı bile Türk'tür. Han ünvanını Türkler'den başkası kullanmaz!)

"Kürtçe" ağızların İran'la olan bağlantısına gelince Pers, Sasanî dillerinde, diğer Aryan dillerde de Kürt kelimesi yoktur. Med dilinde de yoktur... Arapça'ya ise sonradan girmiş olup, Etrak (TÜRKLER) gibi çoğul haliyle Ekrad olarak alınmıştır. En eski devirlerden beri göçebe-konargöçer anlamında kullanılmıştır.

Yani Kürtler İranlılardan etkilenmişlerdir, bazı Fars kökenli Kürt aşiretleri vardır ama; köken olarak tümüyle onlara bağlı değillerdir.

451 yılında Kafkasya üzerinden Mugan'ın güneyinde yerleşmiş olan Akhun TÜRK topluluklarından, 12. yüzyılda Harzemşahlar döneminde MUGAN TÜRKMENLERİ olarak bahsedilmektedir.. Bu TÜRKMENLER Arap kaynaklarında Ekrad-ı bi-iskan, yani yerleşik olmayan Kürtler olarak geçer.

Açıkça görülmektedir ki, Arap kaynakları henüz yerleşik hayata geçmemiş ve belki de müslüman olmamış TÜRK boylarını ayırt etmek için Ekrad ifadesini kullanmaktadırlar... Çünkü göçebe de olsa müslüman Türkler'e TÜRKMEN adı verilmesi de bu dönemdedir.

Böylece GURTİ-KARDU gibi yakıştırmaları bir kenara bırakırsak; ilk defa bir BOY olarak Kürt adına ORHUN kitâabelerinde rastlıyoruz... Bu uruğun GÖKTÜRK diye bilinen devletin içinde ve diğer TÜRK boyları arasında yaşadığı ve liderinin adının ALP URUNGU olduğu tartışma götürmez.(Bakınız: ELEGEŞ ANITI, ORHUN KİTABELERİ

Herat'tan üç fersah yukarıda Ulenknişin yaylasının batısında Kürtnişin adında bir köy vardır... Anadolu Kürtleri o diyara bir sefer yapmadıklarına göre, bu adın yöre Türkleri tarafından verildiği ortadadır.

Aslında bunda şaşacak bir şey yoktur!.. Çünkü Kürt kelimesi TÜRKÇE'dir ve zengin mânâlar taşır:

KÜRT : Kar yığını, çığ, bir çeşit kayın ağacı, ayva ağacı

KÜRÜD: Merih gezeğeni (Ayrıca Beyşehir kenarında eskiden göçebe olan Türkmenlerin

oturduğu Kürtler köyünde ise "süpürge otu" anlamına gelir.)

KÜRT : kalın kar yığını (Kazak lehçesi)
...
KÜRTİK: yeni yağmış kar (Kazak ve Tarançi lehçesi) çığ (Sor Lehçesi)

KÖRT : Kar yığını (Kazan Tatar lehçesi) Karların dağlarda teşkil ettiği saçak,

kar yığıntısı (Çuvaş lehçesi)

KÖRTÜK: kar denizi veya kar çölü (Uygur lehçesi)

kar yığını (Teleüt, Soyon ve Karakırgız lehçesi)

KÜRTKÜ: kar yığını (Karakırgız lehçesi)

KÜRTÇÜK: kar yığını (Yakut ve Çeremis lehçesi)

(Kürt Meselesi, M. Şükrü Sekban, 1979, sf.18-19)

Daha da enteresanı, geçenlerde (2001, Mart) STV televizyonunda konuşan ve ülkesini tanıtan Afganistan Büyükelçisi gösterilen filimdeki bir halıyı "KÜRDÎ" diye adlandırdı... Kendisine, "Niye bu halının adı KÜRDÎ?" diye sorulunca, ne cevap verdi, biliyor musunuz?..

- "Çünkü bu tür halılar Afganistan'daki DAĞLI BİR KABİLE tarafından dokunur,"

dedi!.. Bu da bizim "Kürt" ifadesinin DAĞLI GÖÇEBELER için kullanıldığı tesbitimizi desteklemektedir.

Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu asla bir "Kürt Bölgesi" değildir!.. Bölgede 11. asırdan itibaren devlet kuran Artukoğulları, Dulkadiroğulları, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Saltukoğuları, Mengücükoğulları hep OĞUZ boyundandır. Aralarında hiç Kürt devleti yoktur!... Çünkü devlet kuran yerleşik hayata geçer, yerleşik olanın da Kürtlüğü sona erer!.. Çünkü KÜRTLÜK, DAĞ GÖÇEBELİĞİ DEMEKTİR!

Dil farklılığın sebebi, yörenin sarp dağlık olması ve Arap-Acem etkisinin hissedilmesidir...

Van Milletvekili İbrahim Aras dönemin GERDİ aşireti reisi OĞUZ Bey'e sorar:

- "Bu ad TÜRK adıdır, (Sen Kürt'sen) sana nasıl gelmiş?"

- "Bendeniz 21. OĞUZ'um... Bizde baba evlâdına kendi babasının adını verir, bu böylece devam eder, gider," cevabını alır.

Ama maalesef öz-be-öz TÜRK olan bu aşiret reisi, TÜRKÇE bilmiyor, yörenin karmaşık ağzını kullanıyordu!...

Amcası KILIÇ Bey de!.. Adı TÜRK, KOÇBEYİ aşireti reisi Mehmet Emin Bey de!...

(Doğu Anadolu Gerçeği sf. 31)

Kürtçe denilen ağızlarda cümleler Farsça-Arapça kelimelerden oluşsa da cümle yapısı, yani grameri genelde TÜRKÇE'dir!..

Ve bilindiği gibi bir dilin aslını tesbite yarıyan kıstas ta gramerdir!..

Öte yandan, biliyorsunuz, artniyetli Avrupa Birliği'nin baskısı ile bir "kürtçe" yayın furyası başladı. Bu son derece komik ve amaçsız bir faaliyet...çünkü Kurmançça ve Zazaca yapılan bu yayınları dinleyenler Kurmanç ve Zaza grubundan dahi olsalar anlayamıyorlar. Mesela Mahsun Kırmızıgül annesinin Zaza olmasına rağmen, yayını anlayamadığını açıkladı!... Çünkü BİR JAPON DİL UZMANININ DEDİĞİ GİBİ 30'a yakın ağız var. İki komşu köyün "kürtleri" bile zaman geliyor, birbirini anlamıyor!...

Sırada "kürtçe" eğitim var!... Avrupa Birliği'nin istediği ve onların bu ülkedeki uşaklarının "başüstüne" deyip hemen yerine getirmeye çalıştığı her "emir" gibi bu hususu da yakında gerçekleştirmek için kolları sıvayacaklardır.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
"ERDOĞAN'IN SİLAHLANDIRDIĞI ÇETELER"

(BU GÜN AYDINLIK GAZETESİNİ ALIN VE SAKLAYIN)











"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

7 Haziran 2011 Salı

GOLAN TEPELERİ'NDE YİNE KAN DÖKÜLDÜ

İSRAİLLİ askerler, Facebook gibi sosyal ağlar üzerinden örgütlenerek sınırda işgali protesto eden Filistinli gençlere ateş açtı: 22 kişi öldü, 300'ü aşkın sivil yaralandı.Kuneytra kentindeki bir doktor, göstericilerin başlarına ve omuzlarına isabet eden mermilerle öldüklerini söyledi. İsrail, 1967 yılından beri Golan Tepeleri'nin bir kısmını BM'nin kararlarına rağmen işgali altında tutuyor.


İsrail'in 1967'de Gazze Şeridi, Golan Tepeleri ve Kudüs'ü işgalinin yıldönümü olarak bilinen Naksa Günü'nde, İsrail askerlerinin, işgal altındaki topraklarına dönmek isteyen sivillere ateş açması nedeniyle 22 kişi hayatını kaybetti.
Eylemciler, erken saatlerden itibaren Suriye ve İsrail'in işgali altındaki Golan Tepeleri'ni ayıran BM denetimindeki tampon bölgelere akın etti.
Eylemlerde, tampon bölgeyi aşarak İsrail'in işgali altındaki kısımı ayıran tel örgülere kadar ulaşan eylemcilerden 5'i, İsrail keskin nişancıları tarafından vuruldu. 5 eylemcinin ölüm haberinin duyulmasının ardından, Kuneytra ve başkent Şam'dan çok sayıda insan, eylemlerin devam ettiği tampon bölgeye hareket etti. Golan'a gitmek isteyen eylemcilere güvenlik güçleri engel olmaya çalıştı. Bu sırada güvenlik güçleri ile eylemciler arasında zaman zaman arbede yaşandı. 
KESKİN NİŞANCILAR HEDEF ALDI
Kuneytra'da eylemler devam ederken Ayn El Tini Köyü'nde de eylemciler köyün karşısında yer alan ve İsrail'in işgali altında bulunan Mecd El Şems Köyü'ne geçmeye çalıştı. İsrail keskin nişancılarının eylemcileri hedef alarak ateş açması dikkat çekti.
Filistin ve Suriye bayrakları taşıyan eylemcilerin bir kısmı, vuruldukları yerde hayatını kaybederken, yaralılar bulundukları yerden Suriye tarafına güçlükle taşındı. Suriye kaynakları olaylarda 22 sivilin hayatını kaybettiğini, 300'den fazla kişinin yaralandığını kaydetti. Kuneytra kentindeki bir doktor, göstericilerin başlarına ve omuzlarına isabet eden mermilerle öldüklerini söyledi. İsrail, 1967 yılından beri Golan Tepeleri'nin bir kısmını BM'nin kararlarına rağmen işgali altında tutuyor.

GAZZE DE ANDI
İsrail'in 1967'de Filistin topraklarını işgalinin yıldönümü, Gazze Şeridi'nde de anıldı. Gazzeli bir grup gösterici, İsrail sınırındaki dikenli tel alanına doğru yürüyüşe geçerek, İsrail işgalini bir kez daha kınadı. Düzenlenen etkinliklerde konuşmalar yapıldı.
Konuşmalarda İsrail'in Filistin halkına karşı saldırılarının sürdüğü belirtildi. Filistinli bir yaşlı, "Ben 83 yaşındayım, hala toprağıma döneceğim umudunu taşıyorum. Çocuklarım da aynı umudu taşıyor, bir gün döneceklerdir" dedi. İsrail, 1967'deki Altı Gün Savaşı'nda Batı Şeria, Doğu Kudüs, Golan Tepeleri ve Gazze Şeridi'ni işgal etmişti. İsrail, Gazze Şeridi'nden 2005'te çekildi.

ORTADOĞU GAZETESİ
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
NATO’NUN İŞGAL ÜSSÜ İZMİR OLACAK

NATO, İzmir’deki üssü ’kara üssü’ olarak kullanma kararı aldı. Karar, sert tepkileri de beraberinde getirdi.
İzmir, NATO’nun işgal merkezi oluyor
AKP iktidarının olur vermesiyle, Libya’ya yönelik hava operasyonlarının komuta merkezi olan İzmir’deki NATO üssünün, şimdi de Kara Unsur Komutanlığı’na çevrilmesi kararı alındı.
İzmir’deki NATO üssünün Libya’da Muammer Kaddafi güçlerine yönelik hava operasyonlarının komuta merkezi olmasının ardından, bu kez de kara üssüne çevirilmesine karar verildi. AKP iktidarının onayladığı kararların ardından İzmir böylece NATO’nun bölgedeki en önemli merkezi haline geldi. İzmir’deki NATO üssünün akıbeti şimdiye dek yoğun biçimde tartışılıyordu. Karar, tartışmalara da son noktayı koydu. Nihai hali 8-9 Haziran’da Brüksel’de yapılacak NATO toplantısında İzmir’e yeni bir görev verilecek. Hava Unsur Komutanlığı görevi yapan İzmir, bundan böyle Kara Unsur Komutanlığı olarak devam edecek. NATO komutanlığının korunacak olması, Türkiye’nin siyasi ve operasyonel alandaki ağırlığını göstermesi açısından önem taşıdığı ve İzmir’le ilgili yeni görevlendirmenin İttifak’ın yeni vizyonuyla uyumlu bir adım olma özelliğine de sahip olduğu iddia ediliyor. NATO’nun nihai kararı vermesinin ardından yapılanmanın 12-18 ay alabileceği belirtiliyor.

Hedef iran ve Suriye mi?
Halen İspanya’da olan Kara Unsur Komutanlığı’nın batıdan doğuya kaydırılması NATO’nun görev aldığı yeni bölgeler dikkate alındığında daha anlamlı hale geliyor. Libya’da isyancı işbirlikçilerin yanında yer alarak haftalardır hava operasyonları düzenleyen NATO’nun yeni hedefinin, dış güçlerin kışkırtması sonucu karışan ve kanlı çatışmaların yaşandığı Suriye ile yine karıştırılmaya çalışılan İran olup olmadığı sorusu gündeme getiriliyor.
Helikopterler vuruyor
NATO’nun üstlendiği Libya’ya yönelik hava operasyonlarında saldırı helikopterleri de kullanılmaya başlandı. İttifak, böylece sivil kayıpların azalacağını iddia ederken, kara unsur komutanlığını da İzmir’e kaydırdı.
Karar BOP ile bağlantılı
Emekli Tümgeneral Alaaddin Parmaksız, NATO’nun İzmir’e kara üssü kurmasını Orta Doğu bağlamında değerlendirmek gerektiğini söyledi. Parmaksız, “Orta Doğu karışıyor. Karışmayan tek yer Türkiye kaldı. Karar, Büyük Orta Doğu Planı (BOP) ile bağlantılı. ABD Afganistan’a müdahale ettikten sonra komutayı NATO’ya verdi. Bölgeyi biraz daha karıştırıp merkeze de Türkiye’yi koymak istiyor olabilir. NATO ister, Türkiye uygular diye bir şey yok. İktidar hayır derse kimse bir şey kullanamaz. Ama hayır der mi orası tartışılır.”  MHP İzmir milletvekili Erdal Sipahi de “Önemli olan, buranın Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda kullanılıp, kullanılmaması. Türkiye’nin milli çıkarları ön plana alınarak bu karargâhtan faydalanılması önemli. Burada kararlı bir duruş sergilemek gerek ama o AKP iktidarının harcı değil” diye konuştu.
YENİÇAĞ

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

5 Haziran 2011 Pazar

AKP GİTMEZSE, 6 AY İÇİNDE BUNLAR OLACAK!

1)Seçim sonrası Hakkâri-Cizre hattında intifada ilan edilecek!
2) Bütün Güneydoğu’da sivil itaatsızlık eylemleri yaygınlaştırılacak ve  peş peşe bazı valilikler işgal edilip PKK çaputları çekilecek!
3) BDP’li belediyelerden Türk bayrakları indirilecek.
4) K.Irak’a  göç kampanyaları yapılacak!
5) Valiliklere, karakollara ve askeri birliklere kitlesel saldırılar yapılacak.
6) Meydanlarda on binler ölüm oruçlarına başlayıp Batı Medyasının ilgisini çekmeye çalışacak.
7) Güneydoğuya paralel olarak metropollerde destek eylemleri olacak.
8) Turizm merkezleri ile büyük şehirlerde kitlesel katliamlar yapılacak.
9) İktidardaki AKP bu dehşet gelişmelerin hemen sonrasında Abdullah Öcalan’la yapılan  müzakerenin anlaşma ile sonuçlandığını  ilan edecek.
10) Hemen bir genel af çıkarılacak ve Öcalan dışarı çıkarılıp siyaset yapma hakkına kavuşturulacak.
11) Yeni Anayasa Öcalan ve Tayyip Erdoğan’ın ortak eseri olacak!
12) Yeni Anayasada Türkiye Cumhuriyetinin adı değişip Anadolu Federal Cumhuriyeti yapılacak.
13) Türk bayrağı değişecek ve yeni bayrak benimsenecek.
14) Kürtçe devletin ikinci  resmi dili olarak ilan  edilecek.
15) Kürtçe eğitim serbest kalacak.
16) Eyalet sistemine geçilip büyük Kürdistan’ın ilk resmi adımı atılacak.
17) Güneydoğu’daki bu gelişmeler Orta Anadolu, Ege, Akdeniz, Marmara, Karadeniz illeri ve metropollerini karıştıracak ve de sokaklarda  etnik insan avları başlayacak.
18) Tayyip Erdoğan düzeni bozuyorlar diye açıktan Türk kökenlilerin avına ve katliamına start verecek!
19) Büyük illerde kitlesel tutuklamalar yapılacak.
20) Türkiye bu süreçte Yugoslavya misali bir kargaşayı yaşıyacak!
21) Ülkedeki kaos iç savaşa dönüşecek ve Birleşmiş Milletler bu duruma müdahil olacak.
22) Türk Ordusunu dışlayacak olan  NATO kargaşayı önlemek adına Anadolu’ya asker çıkaracak.
23) Tam bu süreçte Kürtler Türkiye’den ayrılmak için referandum isteyecek.
24) Referandum  sonucu ile Kürtler Türkiye’den resmen ayrılacak ve bu şekilde kurulacak büyük Kürdistan’ın Akdeniz’e açılması  coğrafi olarak sağlanmış olacak!
25) Bütün bu gelişmelere paralel olarak aynı zaman diliminde sıcak para Türkiye’yi terk edeceğinden, döviz patlayınca ülke ekonomisi çakılacak ve Türkiye Yunanistan misali iflasa doğru yol alacak.
26) ABD ve AB, Tayyip Erdoğan’ın misyonunu icra ettiğini düşünerek onu hedefe oturtacak ve bütün sorumluluğu ona yıkacak ve de Erdoğan’ın akıbeti Şah’tan bile beter olacak!
Sonuç, AKP gitmezse Türkiye ya bölünecek ya da bölünecektir.
Öyle, çünkü her şey ortada, Güneydoğu’da artık fiili bir hal var ve tüpten çıkan isyan macununun artık tüpe girmesi  imkansız gibidir..
Din diyen, ülke diyen, devlet diyen, kardeşlik diyen kişi, beraber yaşama diyen, mukaddesat diyen bu çıplak gerçeği hâlâ nasıl görmez  anlamak mümkün değildir!
Bazılarınızın ama bizim büyük bir ordumuz var ve onlar buna asla izin  vermez dediğini işitir gibi oluyorum, ama AKP ve Erdoğan sırf Cumhuriyet’ten rövanş alma adına tam 4 yıldır o şanlı ocağı tasfiye için görüyorsunuz neler yapıyor!
Not: Yazdığı kitaplar nedeniyle intikam almak adına tam 4 yıldır Silivri zindanında esir tutulan yazar Ergun Poyraz’ın son kitabı ‘Kalpazan’ı okuyucularıma ısrarla öneriyorum.
Sebahattin Önkibar/yeniçağ

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

4 Haziran 2011 Cumartesi

BÜTÜN DÜNYA FARKINDA

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

3 Haziran 2011 Cuma

SAMİ OFER ÖLDÜRÜLDÜ


İsrailli işadamı Sami (Sammy) Ofer öldü!
İsrail özel sektörünün en büyük armatör firması olan Ofer Brothers'ın kurucu ortaklarından olan İsrailli iş adamı Sami Ofer evinde ölü bulundu.



İsrail'in Kanal 10 televizyonu, İran ile iş bağlantıları skandalının merkezindeki işadamı Ofer'in bugün Tel Aviv'deki evinde ölü bulunduğunu duyurdu.

ABD geçen ay İran’a petrol taşıma tankeri satmakla suçladığı Ofer Kardeşler Grubu’na yaptırım kararı almıştı. Şirketin sahipleri arasında yer alan Sami Ofer ve kardeşi Yuli iddiaları yalanlamıştı.

89 yaşında hayata veda eden Sami Ofer, İsrail’in en zengin iş adamlarından biriydi.

Ofer’in ölüm nedeni hakkında detay verilmedi.

GALATAPORT'A TEKLİF VERMİŞTİ

2005 yılında yapılan Galataport ihalesine Türk ortağı Mehmet Kutman ile 4.3 milyar dolarlık teklif vermiş ve ihaleyi kazanmıştı. Ancak ihale, Danıştay'ın imar planına yönelik kararından sonra 2006'da iptal edilmişti.

İsrail’in en zenginleri listesinde ikinci sırada bulunan Sami ve Yuli Ofer kardeşler, Forbes’in yaptığı uluslararası sıralamada 188'inci sırada yer alıyor.

ABD KARA LİSTEYE ALMIŞTI 
Türkiye’de 2005 yılındaki Tüpraş özelleştirmesi ve Galataport projesi sırasında adı duyulan İsrailli Ofer Grubu, ABD’nin kara listesine girmişti.

Ofer Grubu ise kararın ardından bir açıklama yayınlayarak İran’a tanker sattıkları iddiasını yalanlamıştı. Karar gereği, Oferlerin ABD ile ticareti kısıtlandı.Grubun ABD Export-Import Bankası’ndan 10 milyon doların üzerinde kredi alması ve ABD’den ihracat lisansı temin etmesi yasaklandı.

Oferler, 2005 başında Türkiye’de Tüpraş’ın özelleştirilmesi sırasında kimsenin haberi olmadan şirketin yüzde 14.76’lık hissesini Özelleştirme İdraesi’nden satın almalarıyla isimlerini duyurmuşlardı. Hisseleri 446 milyon dolara alan Oferler, 6 ay sonra Koç Grubu’nın Tüpraş’ı toplam 8.11 milyar dolar bedel üzerinden ihaleyle satın almasının ardından, ellerindeki hisselerin değerinin bir anda 1.2 milyar doları bulmasıyla bir servet kazanmışlardı. Oferler, aynı yıl Galataport’u hükümetten ihalesiz devralmak üzereyken ise olay bir skandala 

dönüşmüştü.
****************

Ofer kimdir?
89 yaşında ölen Sami Ofer, 1922’de Romanya’da doğdu. Ofer ailesi, 1924’de İngiliz mandası altındaki Filistin’e göç ederek Hayfa’ya yerleşti, daha sonra Ofer’in kardeşi Yehuda (Yuli) dünyaya geldi. Babasının gemilere hizmet veren şirketinde çalışmaya başlayan Ofer, 2. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte İngiliz Kraliyet Donanması’na yazıldı, 1948’deki Arap-İsrail savaşı sırasında İsrail deniz birliklerinde görev aldı. Askerlik hizmetini tamamlamasının ardından Doğu Şirketler Grubu’nda gemi acenteliğine başladı ve 1950’ye gelindiğinde ilk gemisine sahip oldu. Ofer, o günden bu yana gemicilik sektöründe büyümeyi sürdürmekteydi. Ofer’in erkek kardeşi Yuli ile birlikte sahip olduğu malvarlığı içinde denizcilik şirketleri, rafineri, banka ve birçok ortaklığı bulunuyor. Forbes dergisine göre, Ofer Kardeşler’in serveti 10,3 milyar dolar değerinde.
Şaibeli ihalelerin şaibeli ismiydi
Sami Ofer, Türkiye’deki işlerini yapan Global Menkul Değerler aracılığıyla şaibeli ihalelere ortaklıklarla katılmıştı. Skandal boyutlarına varan ihalelerin bir diğer aktörü de dönemin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan olmuştu. O günlerde geçerli olan kıyı yasası engelinin kaldırılması ve ihalede kolaylık sağlanması için Başbakanlık’ta Ofer’in katıldığı bir zirve yapılmıştı. Toplantıda Başbakan Tayyip Erdoğan ve Unakıtan da bulunmuştu. Kısa süre sonra torba yasa içinde kıyı yasası çıkarılarak, ihalenin önü açılmıştı. Nitekim 2005’te Mesut Yılmaz’ın kuzeni Mehmet Kutman-Sami Ofer ikilisi Galataport ihalesini 3.5 milyar Euro vererek kazanmıştı. Ancak Danıştay’ tarafından iptal edilmişti. Ofer’ler aynı yıl Tüpraş’ın yüzde 14.76’sının satışında tartışma yaratmıştı. Ankara 12. İdare Mahkemesi, Tüpraş’ın hissesinin Ofer’e satışını da iptal etmişti. Ofer Grubu, Kuşadası Limanı ihalesini kazanmış, o ihale de iptal olmuştu. 
Başbakan Erdoğan, Ofer ile 4 kez görüşmüştü
7 yıl kadar önce, Türkiye’de Ofer ve skandal ihaleler fırtınası esiyordu. İşte o günlerde Oferler ile ilgili ortaya birçok iddia atılıyor, hükümete suçlama yağıyordu. Suçlamaların odağında ise, Ofer ile yapılan gizli görüşmelerle, ülkenin mallarının peşkeş çekilmeye çalışılması, bunun için de gizli görüşmelerin yapılması bulunuyordu. Bir törende Başbakan Tayyip Erdoğan, Galataport ihalesini kazanan Ofer’le bir görüşmesinin olmadığını söylemişti. Vergi Rekortmenleri ödül töreninden ayrılırken, gazetecilerin sorusu üzerine, “Benim kimseyle, mesela ifade edildiği gibi Sayın Ofer ile Başbakanlık’ta veya bir başka yerde görüşmem olmadı. Kaldı ki her müteşebbisle görüşürüm” dedi. Başbakan bu açıklamayı öğlen yapmıştı. Akşam ise katıldığı bir TV programında konu ile ilgili soruya cevaben, “Ofer ile Davos’ta bir kez görüştüm” demişti. Başbakan, Ankara’da yaptığı görüşme için ise “Hatırlamıyorum” şeklinde bir ifade kullanmıştı. Belgeler, Erdoğan’ın Ofer Grubu ile dört kez görüştüğünü gösteriyordu. Erdoğan’ın aynı kapsamda değerlendirilebilecek görüşme listesiyse kabarıktı.
Şener: Vurgunu ben engelledim
Eski AKP’li bakan Abdüllatif Şener, geçtiğimiz yıl konuyla ilgili bir açıklama yapmıştı. Şener, Başbakan Erdoğan’ın “Galataport’u engelleyenleri tarihe havale ediyorum” sözlerine, “O kişi benim ve Galataport’u ben engelledim. Başbakan, bildiğiniz gibi İstanbul’da belediye başkanlığı yapmıştır. Rant işini çok iyi bilir. Galataport, cumhuriyet tarihinin en büyük vurgun, soygun ve imar rantıydı. Bugün önüme gelse yine aynı şeyi yaparım” yanıtını verdi. Şener, şunları anlatttı: “Bu proje Sami Ofer adlı İsrailli bir işadamına ihale edilmişti. 2006 yılında basın bunu aylarca tartıştı. Galataport’u ben engelledim. Yaptığım işten gurur duyuyorum. O dönemde basın mensupları Başbakan’a, Ofer’i görüp görmediğini sordu. Önce hiç görmediğini söyledi, sonra da bir kez görüştüğünü söyledi.”

yeniçağ
*************

OFER'İN GİZLİ SIRRI ORTAYA ÇIKTI

  Ortadoğu gazt-7/6/2011.
İNGİLİZ basını, İsrail gizli servisinin cuma günü ölen İsrailli işadamı Ofer'in gemilerini İran'da istihbarat toplamak için kullandığını öne sürdü. İddiaya göre Ofer'e ait gemilerdekiözel konteynerlerdeki helikopterler İran kıyılarında dışarı çıkarılıyordu...


İsrailli milyarder iş adamı Sami Ofer, cuma günü 89 yaşında hayatını kaybetmeden birkaç gün önce ABD tarafından yaptırımlara karşı gelerek İran'a petrol tankeri satmakla suçlanmıştı. İsrail hükümetine oldukça yakın olan bir iş adamının neden İran'a karşı olan yaptırımları delmek isteyeceği merak edilirken İngiliz gazetesi Sunday Times, savunma kaynaklarına dayandırdığı haberinde ilginç bir iddia ortaya attı. Buna göre Ofer'in şirketine ait gemiler İran açıklarında ticaret için bulunmuyor, aslında İran'ın nükleer faaliyetlerini takip etmek isteyen MOSSAD için üs görevi görüyordu.

Savunma kaynaklarının anlattıklarına göre Ofer Kardeşler Grubu'na ait kargo gemileri, modifiye edilmiş konteynırların içine saklanan Black Hawk helikopterleri İran kıyılarına yaklaşıldığında dışarı çıkarılarak ülke üzerinde uçuyordu. İsrail, bu sayede şüphe uyandırmadan İran'ın nükleer tesisleri hakkında geniş istihbarat topluyordu. Gemicilik veri tabanı Equasis'e göre son 10 yıl içinde Ofer Kardeşler Grubu'na ait en az 13 gemi İran kıyılarına demirledi. Geçen sene Mossad ajanları üst düzey bir Hamas yöneticisi olan Mahmud el-Mabhuh'a Dubai'de otel odasında suikast düzenlemişti. Şimdi uzmanlar, bazı ajanların Dubai'den Ofer'in gemilerinden birinde saklanarak ayrıldığını düşünüyor.

ÖZEL KONTEYNERLER
Daha önce Ofer'in İran'la ilişkisinin İsrail tarafından bilindiği ve desteklendiği iddia edilmiş ancak hükümet bunu reddetmişti. Ancak iddialar hakkında şüphe uyandıran olaylar meydana gelmişti. Ocak ayında emekli olan Mossad'ın eski şefi Meir Dagan, Ofer kardeşleri savunarak, "Bu davanın ayarı kaçtı" demişti. Perşembe günü ise İsrailli milletvekili Carmel Shama-Hacohen, Ofer hakkındaki iddialar üzerine televizyonda yapılacak bir tartışmayı, İsrail'in çıkarlarına zarar verebileceği uyarısında bulunan bir not alınca iptal etmişti.
Shama-Hacohen, notun içeriğini açıklamayı reddederken, "Açık konuşacağım, not bir iş adamından değil politik bir figürdendi. Meğer gerçek çok daha karmaşıkmış, sıradan bir hayal gücünün baş edebileceğinden çok daha karışık ve hassa" diye konuşmuştu. İddiaya göre gemilerdeki özel konteynerler İran kıyılarına gelince açılıyor ve helikopterler gemiden ayrılıyordu.

NETANYAHU: O TAM BİR SİYONİSTTİ
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise önceki gün uzun süredir devam hastalığına yenik düşerek 89 yaşında ölen ülkenin en zengin işadamı Sami Ofer'i, İran'la yaptığı gemi ticareti skandalında akladı. Netanyahu, "Sami Ofer, tam bir Siyonistti ve diğer Siyonistlere olan bağlılığını hiç unutmadı. Zirveye çıktığı günlerde bile" dedi. Şirketi de, Ofer'in bugün toprağa verileceğini açıklayarak, "Grubun işleri değişiklik olmadan sürecek. Sami'nin büyük mirasını oluşturan sıkı çalışma ve kendini adama geleneğini koruyacağız" açıklamasını yaptı.