13 Nisan 2011 Çarşamba

T.S.K YA FETTULLAHÇI SIZMA

"YGS şifresinin nedeni..."

13 Nisan 2011 Çarşamba 19:20
Emekli Tuğamiral Türker Ertürk, YGS’deki şifre olayının arkasındaki esas nedenin Harp Okullarını ele geçirmek olduğunu ileri sürdü.
Deniz Harp Okulu Komutanlığı görevini yürütürken, rütbesinde bekleme süresini doldurmasına rağmen 2010 Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantılarında terfi ettirilmemesine tepki göstererek istifa eden Emekli Tuğamiral Türker Ertürk, memleketi Trabzon’dan yayın yapan bir internet sitesinde politik değerlendirmeler yazmaya başlamıştı. Ertürk, bugün ’Haber 61’ adlı internet sitesinde yayınlanan ’Bozacının şahidi şıracı’ başlıklı yazısında Yükseköğretime Geçiş Sınavı’ndaki (YGS) şifre skandalını değerlendirdi.
ÖSYM’nin sınav işinde bir dümen çevirdiği konusundaki kanaatinin yüksek olduğunu vurgulayan Türker Ertürk, "Bugüne kadar ne yaptılarsa bundan sonra da aynını yaparlar. Bunların ne yazık ki sicilleri bozuk. İki tür yöntemleri var; akılı ve zeki çocukları küçük yaşta zehirlemek ve onlar yönlendirerek devletin içinde yetkili yerlerde yuvalanmalarını sağlamak. Bu yöntemin en büyük dezavantajı uzun süre ve emek alması. Diğer yöntem ise, yeteneksiz ve niteliksiz taraftarlarına haksız rekabetle (kopya ve şifre) devlet içinde yuvalanma imkanı sağlayacak okullara giriş imkanı sağlamak. Konu yargıya intikal ettiği halde Sayın Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız, ’İkna olduk’ diyorlar. Bu yargıyı etkilemek değil midir? Ben ise ikna olmadım. Bir dalga dubara çevrildiğine inanıyorum. Bunlar iktidara geldikten sonra tüm sınavlarda şaibe var.
Anımsayın geçen seneki KPSS sınavını. Ayrıca dün itibarıyla adaylara mektup gönderilmiş olup burada ’Bazı sorularda şifrelemeler var, sehven yapıldı’ deniliyormuş. Ben de diyorum ki, ’sizin siciliniz bozuk. Bu nedenle halk inanmıyor.’ Bu sehven sakın Tğm. Mehmet Ali Çelebi’nin telefonuna yüklenen terörist numaraları gibi kasten olmasın?" dedi.

HARP OKULU UYARISI

Emekli Tuğamiral Türker Ertürk, Harp Okullarının da ÖSYM sınav sonuçlarına göre öğrenci aldığını hatırlatarak, "Bu şifre olayının arkasındaki esas nedenin bu okulları ele geçirmek olduğuna kesin olarak inanıyorum. Kara Harp Okulu için tehlike daha yakın, çünkü onlar ilk sınav neticelerine göre öğrenci alıyorlar. Bu nedenle eğer Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Ordusu olarak kalmak istiyorsak Genelkurmay Başkanlığı bu konuda derhal önlem almalı" ifadesini kullandı.




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

11 Nisan 2011 Pazartesi

ABDULLAH GÜL, GÜÇSÜZ ORDU İSTİYOR!

Önce gazete haberini okuyalım:[1]
“Ülkeyi güçlü yapan o ülkenin Silahlı Kuvvetleri değildir. Bir ülkeyi güçlü yapan o ülkenin politik, siyasi yapısıdır.”

Abdullah Gül, doğru mu söylüyor?
Somut verileri görelim.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü’nün 2010 Yıllığı’na bakalım.
2009 yılı tüm dünyada askeri harcamaların tutarı:  1 trilyon 531 milyar dolar.
Askeri harcamalarda dünyada ilk 15 sırayı şu devletler oluşturuyor:

1.     Amerika Birleşik Devletleri: 661 milyar dolar.
2.     Çin: 100 milyar dolar.
3.     Fransa: 63 milyar 900 milyon dolar.
4.     Britanya: 58 milyar 300 milyon dolar.
5.     Rusya: 53 milyar 300 milyon dolar.
6.     Japonya: 51 milyar dolar.
7.     Almanya: 45 milyar 600 milyon dolar.
8.     Suudi Arabistan: 41 milyar 300 milyon dolar.
9.     Hindistan: 36 milyar 300 milyon dolar.
10.                        İtalya: 35 milyar 800 milyon dolar.
11.                        Brezilya: 26 milyar 100 milyon dolar.
12.                        Güney Kore: 24 milyar 100 milyon dolar.
13.                        Kanada: 19 milyar 200 milyon dolar.
14.                        Avustralya: 19 milyar dolar.
15.                        İspanya: 18 milyar 300 milyon dolar.

Bir ülkeyi güçlü yapan o ülkenin silahlı kuvvetleri değil de politik, siyasi yapısıysa bu 15 devlet milyarlarca doları neden ordularının donanımına harcadılar?
ABD; Irak’a ve Afganistan’a silahlı kuvvetleriyle mi girdi yoksa politik, siyasi yapısıyla mı?
ABD, Fransa, İngiltere ve İtalya birleşip Libya’ya askeri güçleriyle bomba yağdırmıyorlar da politik, siyasi çiçekler mi atıyorlar?
Günümüzde yeniden başlatılan Haçlı Seferleri, Hıristiyan silahlı kuvvetleriyle değil de politik, siyasi söylemlerle mi yürütülüyor?

60 yıl önce temelleri atılırken, Avrupa Birliği’nin en başta gelen hedeflerinden biri de, Avrupa devletlerinin birbirleriyle savaşına son vermekti.
Nitekim bu süre içinde Hıristiyan Avrupa devletleri birbirleriyle savaşmadılar.
Birlik olup Müslüman halklara saldırdılar, ama o ayrı bir konu!
Yukarıda sözünü ettiğim kaynaktan, AB’nin 27 ülkesinin 2009 yılında silahlı kuvvetlerine ne kadar para harcamış olduklarını hesapladım.  
27 üyeli AB devletinin 2009 yılı askeri harcamaları: 303 milyar 250 milyon dolar.
Eğer bu 27 ülke birbirleriyle savaşmayı düşünmüyorlarsa, neden tüm dünya askeri harcamalarının yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan bu kadar parayı gözden çıkarıyorlar?

Ekonomik bunalımın AB ülkelerinde kasırga gibi estiğini biliyorsunuz.
Borç batağındaki 10 milyon nüfuslu Yunanistan bile 2009 yılında silahlı kuvvetleri için yaklaşık 14 milyar dolar harcamış.
Hani bu Yunanlıların ataları, antik çağın bilgeleriydi?
Bu ne biçim bilgelik, Abdullah Gül’ün bildiklerini bile bilmiyorlar!

Borç dilenen Portekiz’in 2009 yılı askeri harcamaları, yaklaşık 5 milyar dolar.
Abdullah Gül’e göre, ayranları yok içmeye dolarları var askerlerine saçmaya!

Kemerleri sıkınca yüz binlerce işçi yollara çıktı, ama İngiliz hükümeti 2009 yılında 58 milyar 300 milyon dolar ordusuna harcadı.
Bir daha ödül almaya gittiğinde, Abdullah Gül Londra’da hem İngiltere Kraliçesine hem de Başbakanına nasihat etmeli, paranızı ordunuz için harcamayın, sizi güçlü yapacak silahlı kuvvetleriniz değil, ülkenizin politik ve siyasi yapısıdır, demelidir. Gerçek dost, böyle günlerde belli olur!

Çocukları Londra caddelerinde dilenen, kanser hastalarına bakacak parası olmayan Polonya, ordusunun donanımı için 2009 yılında 10 milyar 800 milyon dolar harcamış.
Abdullah Gül’e göre, Polonyalılarda da akıl yok, ülkenin politik, siyasi yapısı güçlenmelerine yetecekken, tutup milyarlarca doları silahlı kuvvetlere harca!

Gençlerinin yarısı işsiz olan İspanya, tutuyor 2009 yılında 18 milyar 300 milyon dolar silahlı kuvvetlerine harcıyor!
Umarım Abdullah Gül tez zamanda İspanya’ya gider, altın değerindeki nasihatini matadorlara da verir!

Düşünüyorum da, Abdullah Gül bu altın değerindeki bilgiyi acaba nerede öğrendi?
İki yılını geçirdiği İngiltere’deki Exeter Üniversitesi’nde bu tür bilgileri öğrenecek türden bir eğitimden geçmiş olabilir mi, inanın bilmiyorum!

Ama şunu çok iyi biliyorum.
6 Ekim 2004 tarihinde Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye verdiği üç rapor çok ağır yaptırımlar öneriyordu. Bu önerilerden biri de, “MGK (Milli Güvenlik Kurulu)’nun yapısını değiştirin ve Silahlı Kuvvetlerin yetki ve etkisini azaltın” buyruğuydu.
17 Aralık 2004 tarihinde AB’nin başkenti Brüksel’de, AKP hükümetinin başı Recep Tayyip Erdoğan, çok ağır koşullar içeren bir anlaşmayı imzaladı ve bunun karşılığı olarak da Türkiye ile AB arasında 3 Ekim 2005 tarihinde ucu açık adaylık Müzakereleri başladı.
17 Aralık 2004 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye adına imzaladığı bu anlaşmada, çok açık ve net olarak yazılmıştı: ‘Türk Silahlı Kuvvetlerinin etki ve yetkisi azaltılacak.’
O tarihten bugüne kadar yaşananları gözünüzün önünden şöyle bir geçirin.
MGK’nın yapısı değiştirilmedi mi?
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta heyetinin yüzde 10’nu Silivri’de tutsak edilerek, kozmik odalarına girilip etki ve yetkisi azaltılmadı mı?
Tüm bunlar yavaş yavaş, daha doğrusu Recep Tayyip Erdoğan’ın söylemiyle, “sindire sindire” yapılmadı mı?
Abdullah Gül’ün, güçlü orduya gerek yok yollu söyleminden anlaşılmaktadır ki, işte şimdi AB isteğinin bütünüyle uygulanma zamanıdır. Sindirildiği ve etkisizleştirildiği sanılan Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye Cumhuriyeti’ni iç ve dış düşmanlarına karşı koruyup kollama görevini yerine getiremeyecek denli güçsüzleştirilecektir.

Adı, unvanı, makamı ve rütbesi ne olursa olsun, her kim ki Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gücü, yetkisi ve etkisinin azaltılmasını ister, biliniz ki o kişi bizden değildir!

Yılmaz Dikbaş
8 Nisan 2011  




[1] “Bir ülkeyi güçlü kılan ordu değil, demokrasidir”, Taraf, 8 Nisan 2011 

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

10 Nisan 2011 Pazar

EMPERYALİST RÜZGÂR YÖN DEĞİŞTİRİYOR
AİDİYETSİZ YELKENLER AÇILIYOR
Bakın şimdi:
1)TÜSİAD toplantısında Cem Boyner:
“Tekrar ediyorum, Türkiye’nin insanlarının mutluluğu, onuru, haysiyeti, bir kısmının değil, tümünün birer birer, bu ülkenin bölünmesinden daha önemlidir diyebiliyorsanız, doğru yoldasınız, bu işin sonunda güzel bir şey çıkar?” diyor.


İsak Alaton Cem’i alnı kapağından şırrak diye öpüyor.

2)Bilgi Üniversitesi'nde düzenlenen "Barışı Kurmak" konferansına, DEP Eski
Milletvekili Leyla Zana'yla birlikte konuşmacı olarak işadamı
İshak Alaton katılıyor.
*"Kızım" diye hitap ettiği Eski Dep Milletvekili Leyla Zana kürsüye
geldiğinde nezaket gösterip önce oturmasını istiyor Alaton, Zana'nın da
jestine karşılık vermesi üzerine, sert bir el işaretiyle Zana'nın
oturmasını istiyor. Leyla 'da bu hareket üzerine önce oturunca solanda
gülüşmeler yaşanıyor.  

*İsak; referandum çağrısı yapıyor. Ne referandumu bu? Kürtlere ayrılmak istiyor musun? Referandumu. Ayrılmak isteyip istemedikleri bölge halkına sorulmalıymış.
"Her şeyden önce bölgeden ayrılmak istenilip istenilmediğini
belirleyecek geniş kapsamlı sosyal araştırmalar yaparak, gerçek istekleri
görmeliyiz. Kürtlerin gerçekten ayrılmak isteyip istemediklerini, hem
kendileri ve hem de biz Türkler görmüş olacağız. Bu bizi, şiddeti
kullananlar karşısında çok güçlü bir konuma getirecektir. Bunu yapan
ülkeler huzur içinde yaşamadıktadırlar. Mesela Kanada'daki Quebec
bölgesinde ayrılmak isteyenler azınlıkta kaldı". Ne kadar şeker değil mi? Biz savaş falan yaptık, hatta kaybettik, emperyalist güçler bize referandum yapın bakın bakalım bu insanlar sizle olmak istiyor mu? Diye soracağız. Bunu önerende “biz Türkler” diyen biri. Demokrasi yapıyor.

*Kuzey Irak’ın Türkiye’nin güneydoğusuna etkisi kaçınılmazmış.
*1984 beri Kürt sorunu silahla başarı elde etmiş artık siyasallaşmalı diyor kısaca.
"Irak'ta artık Saddam Hüseyin yok. Irak'taki Kürt
Topraklarında federal bir Kürt devleti kuruldu. Kürt sorununa hala şartlar
hiç değişmemiş gibi yaklaşıyoruz. Dünde yaşamaya devam ediyoruz ve inat
ediyoruz. Bugün yapacağımız hareket, Irak Kürdistan’ındaki kalkınma hamlesinin Güneydoğu'daki etkilerine bakmak olmalıdır. Bu etki kaçınılmaz. Bölge hızla değer kazanmakta. Bölgeyi Türk şirketleri kuruyor. Kendi bölgemizde hayvancılık ve tarımı yeniden inşaa etmeliyiz." Diyor sevgili İsak. Bütün bunarlı yapan ABD ve Akp olduğunu bilmezmiş gibi.

* “Tek başına hükümet iradesiyle değil, Ulusal bir uzlaşmayla
Öcalan'ın durumunun netleştirilmesi gerektiğini, "Kürtleri teskin edecekse Öcalan ev hapsi konumuna da geçirilebilir. Parlamentonun toplumu bu fikre hazırlayacak, toplumsal zemini hazırlaması gerekiyor. Bu toplumsal bir hazırlık icap ediyor" diyor.

*"Açıkça Kürt meselesinin bugün geldiği yere silahla ulaşıldı. Bunu da biliyorum. Ancak silah bundan daha fazlasını alamaz. Silahları bırakmak şart. Şiddet devam ettikçe, elde ettiklerini hızla kaybedecekleri ortadır" diyor.Teröre akıl ve yol gösteriyor sevgili İsak.

3) “TÜSİAD’ın Anayasa paketi çarkından sonra yazdığım yazılar üzerine işadamı İshak Alaton bir mail gönderdi… Sizlerle paylaşıyorum. Bu arada İshak Alaton, Taksim’deki sivil itaatsizlik eylemi çadırını ziyaret eden belki de ilk işadamı olacak. Onu da farklı kılan budur işte!” bu cümleler Balçiçek hanımın. Oradan öğreniyoruz ki bizim İsak sivil itaatsizlik çadırına da gitmiş yada gidecekmiş buda bir marifetmiş, ayrıcalıkmış Balçicek hanıma göre.
Bunlar alıntı; gelelim analizine:
Bizim İsak kafayı yedi, bunadı falan diyenler var. Değişik sitelerde bu tip yorumlar gördüm. İsak birincisi iş adamı, İsak ikincisi Yahudi kökenli Türk vatandaşı. Zaten konuşmasının arasında “biz Türkler” de diyor. Ticaret ve Yahudi kökenli olunca insan ve de yaşı kemale erince böyle oluyor. Sihirli cümle mi ne?
AİDİYET
Sevgili İsak’ta bu düşünceler yeni oluşmadı. Ülkenin kaymağını yerken sorun yok. Ama işler tersine döndüğünde, emperyalist rüzgâr yön değiştirdiğinde yelkenleri o yöne açmak gerek. Rüzgâra karşı direnmek ve yelkenlerden bir kaçını rüzgara feda etmek İsak’ta yok. Olması da beklenmiyor zaten.
Peki ben bu yazıyı neden yazdım?
İsak’a konuşmalarından dolayı gıcık kaptığım için mi?
Evet, gıcık kaptım.
Hatta İsak gibi kendini azınlık mantığından kurtaramamış, ulus olma bilincine ulaşmamış hiç kimseyi umursamadığım gibi İsak’ı da umursamıyorum.
Ama önemsediğim bir şey var.
Özetle:
Gemiyi ilkönce fareler terk eder. Hadi bu ağır oldu.
Depremden önce karıncalar yuvadan çıkar. Tusunami öncesi alarmlar çalar.
İşte İsak bana bunu hatırlatıyor.
Emperyalist rüzgâr yön değiştirdi. Ülkesine canı pahasına bağlı olan Türk ulusu, Türk halkının bunu görmesi için bu adamlara ihtiyaç var. Sakın ola bu düşüncelerin sadece sevgili ihtiyarımız İsak Alaton’a ait olduğunu düşünmeyiniz. Zararsız,şirin bir ihtiyarımızın düşünceleri değil bunlar.İsak sadece seçilmiş bir sözcü.
Emperyalist rüzgâr yön değiştirdi, aidiyetsiz alarmlar çalıyor.Olan budur.
Ne kadar sevimli değil mi?
Levent kalem
9 Nisan 2011                                   



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

8 Nisan 2011 Cuma

CUMHURİYET İÇİN GÜÇ BİRLİĞİ
Artık çok net anlaşılıyor.
Bu ülkede bir yerlere yükselmen için çok akıllı, çalışkan veya çok iyi milli duygulara sahip ve onurlu olmana gerek yok. Hatta konuşma özürlü, iki kelimeyi bir araya getiremeyen dangır dungur konuşan biri bile olsan sorun değil. ABD’ye ne kadar taviz verdiğin önemli olan. Birileri senin saçmalamalarını, hırsızlıklarını, cehaletini örter ve seni filozof, alim, vatanını düşünen demokrasi abidesi yapar. Öyle bir yapar ki siyah gözlükleri takıp  ve 20/25 kişilik korumanı yanına aldığında buna kendin bile inanırsın.
Ama kazara azıcık ucundan da olsa ABD çıkarlarına ters bir cümle sarf edersen, (ki sen muhtemelen bunun ABD çıkarlarına ters olduğunu bile bilmiyorsundur) ne İsviçre’deki 8 banka hesabın, ne eşinin senin hakkında söylediği “Allah’ı sever ama güvenmez” kalır deşifre edilmedik.
Birileri sana yolu gösterir. Yanlış yapmanı engeller. Kısaca sana ye iç, dünyayı gez, ama önünde yazılandan fazlasını konuşma der. İstersen dinleme.
Her kurumun başına getirdiğin abuk sabuk adamların kendini kralın kankisi gördüklerinden yolsuzluk mu yaptı, üniversite sorularına mod medyan mı uyguladı hiç karışma hiç canını sıkma Reis-i Cumhur hile olmadığına ikna olur,o olursa diğeri de olur,diğeri olursa diğerleri de olur.Sıkıysa savcılar olmasın.
Bunun adı yüksek;çok yüksek demokrasi.
Bunun adı yüksek demokrasi falan değil.
Bunun adı rezillik, bunun adı mandacılık.
Peki, Atatürk’ten buyana bu neden değişmiyor?
Değişmiyor çünkü mandacıları yerinden edenlerde mandacı.
Onlarda ABD’yi arkasına alarak diğerlerini yerinden ediyor ve bembeyaz bir sayfa ile yollarına devam ediyor.
AKP’yi eleştiriyoruz, yapılanlara kızıyoruz ama alternatifi gördüklerimizin ne kadar ABD’ci olduğuna bakmıyoruz. ABD gezilerinde ne tavizler verildiğine, kimlerle görüştüklerine aldırmıyoruz. Ve biri gidiyor biri geliyor, aynı tas aynı hamam.
İşte yine seçim arifesindeyiz ve yine ABD gezileri, Yahudi lobileriyle görüşmeler. Yine ABD yanlısı söylemler. Türkiye’de siyaset yapan bir adamın askerlik kısa olsun, yazın olsun gibi nasıl bir derdi olabilir. AKP bir aşama kaydetti. Bu zamana kadar verilen tavizlerin vaatlerin kat kat fazlasını verdi. Ne kadar kırmızıçizgi varsa darmadağın etti. Şimdi gelecekler buradan devam etmek zorunda. Kılıçtaroğlu’nunda TSK açılımı tamda bu.
Güzelde bir cümle yakaladı: “AKP ;Türk halkının ABD ile arasını açıyor.”
Bakalım ABD bunu yiyecek ve bayrağı teslim edecek mi?
Bu arada TSK demokrasicilik oynamaya devam ediyor. “Ben karışmam demokrasi var” diyor. Çünkü oda NATO’cu. Nato’dan çıkılabilir mi? Şimdilik düşünemiyor. Yada kendine güvenemiyor. Yoksa demokrasi falan hikâye. Tezkere çıkmadan Libya’ya gemi yollaması ve teskerenin yolda çıkmasının ne açıklaması olabilir. Libya kaçıyor mu da tezkereyi beklemeden yola çıkıyorsun.
TSK’dan demokrasi bekleyen sivil vatandaşlara küpe olsun bu cümleler. ABD öp şu siyasileri derse öper, sus derse susar. Ama bunu bilmeyen dangır dungur adamlar kameraların karşısına çıkıp “biz bu TSK ile iyi ki savaşa girmemişiz” türü alay edici söylemlere de bir cevap verir insan. Kalkın darbe yapın demiyoruz ki. Hepimiz askerlik yaptık, çoluğuna çocuğuna çürük alan bu adamlar dalga geçsin diye mi?
Kısacası bu çemberi kıracak bir siyasi oluşum gerekli. Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Türkiye Cumhuriyeti’nde ABD mandacısı olmayan zihniyetlerinde olduğu, TBMM’ne girebildiği, parti olmasa bile halkın onları seçtiği görülmeli. Meclis kürsüsünden ABD’nin ülkemize attığı kazıklar, ABD’nin kulu olmuşların suratına haykırıldığında yüzlerinin alacağı şekil ve renk herkes tarafından görülmeli.
İşte o zaman Türkiye’de demokrasi adına bir açılım olur.
Cumhuriyet İçin Güç Birliğini destekliyorum.
L.kalem
8 Nisan 2011


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

7 Nisan 2011 Perşembe

İŞTE SINAVIN ŞİFRESİ: MOD MEDYAN


Abbas Güçlü / Milliyet


Ciddiye alıp incelediğinizde gerçekten de birebir doğru cevap anahtarı ile örtüşen şifreler de var. Ama daha da önemlisi internette günlerdir dolaşan "mod medyan" yazışmaları insanı şoke etmeye yetiyor da artıyor.
İddiaya göre -ki internette bu iddiayı kanıtlayan yüzlerce örnek bulabilirsiniz- mod medyan kavramı bazı yerlerde öğrencilere aşağıdaki şekilde anlatıldı:


"YGS'deki seçenekleri, büyükten küçüğe doğru sıralayın, üstteki seçenekle hangisi çıkışıyorsa, o mod medyandır."


Aslına bakılırsa mod ve medyan, istatiksel kavramlar. Sözlüklere girildiğinde uzun uzadıya anlatılıyor. Ama öğrencilere anlatımı bu şekildeymiş. Ve sınavdan bir iki gün önce bazı öğrenciler arasında "YGS'de mod medyan çıkacak haberiniz olsun" diye mail trafiği olmuş. Konudan haberdar olanlar mod medyan kavramının ne anlama geldiğini hemen anlamış.

Ama bu kavramı ilk kez duyanlar, sınava bir gün kala ders çalışmak olmaz, bırakın o soruyu da cevaplamayalım diye fazla kaale almamışlar.
Şimdi sanal ortamda dolaşan iddialara bakılırsa, bu konudan haberdar çok kişi olmuş. Ne kadarı doğru, ne kadarı abartı elbette bilmiyoruz. Ama ciddiye alınması gereken bir kavram olduğu kesin. Çünkü yine internet üzerindeki arama kayıtlarına bakıldığında, sınavdan bir iki gün önce bu kelimeleri arayanların sayısında özellikle bazı kentlerde patlama olmuş. Niyedir, nicedir onu biz bilemeyiz...


Cumhurbaşkanı'nın açıklaması
ÖSYM Başkanı Ali Demir'i önceki gün iki saate yakın dinledik. Hem de onlarca gazeteci. İkna olanı görmedim. Ekran başında canlı yayını izleyenler arasında da tereddütte olanlar çoğunluktaydı. Zaten gelen maillere ve dünkü gazete manşetlerine baktığınızda durum bu yönde.
İşte bu noktada asıl şaşırtıcı olan Sayın Gül'ün, ÖSYM Başkanı'nın anlattıklarını tatmin edici bulması!


Oysa ortada cevaplanması gereken onlarca soru var.


Sayın Gül, kendi emrindeki Devlet Denetleme Kurulu'nu ya da konunun uzmanı isimlerden oluşan bir bilirkişi heyeti oluşturup inceleme yaptırdıktan sonra bu açıklamayı yapsaydı, sanki çok daha doğru olurdu!..


Kitapçıklar açılmıyor

Sayın Cumhurbaşkanı'nın açıklamasında, YÖK Başkanı'nın kendisine "Bugün (dün) öğle itibarıyla herkesin sorusunu, kâğıdını, cevabını internete koyduklarını söyledi" dedi. Ama bu cümle ne kadar gerçeği yansıtıyor sırasıyla hep birlikte bakalım:



Madde 1: Dün öğle itibarıyla internete konuldu denilen soru kitapçıklarına bir türlü ulaşılamıyor. Hele hele tümüne ulaşmak hâlâ mümkün değil.
Madde 2: Sayın Cumhurbaşkanı ÖSYM Başkanı'ndan aldığı bilgiler doğrultusunda herkesin soru kitapçıklarının internete yüklendiğini söylüyor ama ÖSYM'nin dün akşam saat 19.00'da internet sitesinde aynen şu bilgi vardı:
"2011-YGS'ye giren adaylar kendisine ait soru kitapçığı koduna http://sonuc.osym.gov.tr/Sorgu.aspx?SonucID=1097 adresinden erişebilirler. Soru kitapçık numarası ve bina kodu bilgisiyle kendi kitapçılarını ftp://2011ygs-kitapcik.osym.gov.tr adresinden görüntüleyebilirler. Şu ana kadar ADANA - BURSA/GEMLİK illeri arasındaki sınav merkezlerinde sınava giren adayların soru kitapçıkları hazırlanmıştır. Diğer illerde sınava giren adayların kitapçıkları hazır olduğunda sisteme eklenecektir. Kitapçıklar tüm kamuoyuna açıktır.


Şu ana kadar 349.154 adayın soru kitapçıkları kamuoyuna açılmıştır.
Kamuoyuna duyurulur.


1. Güncelleme: 03.04.2011 Saat: 20:30
2. Güncelleme: 04.04.2011 Saat: 10:00
Son Güncelleme: 04.04.2011 Saat: 17:00"
Yani, dün akşam itibarı ile 1 milyon 700 bin adaydan, sadece 349 bin adayın bilgisi internete yüklenmiş, tamamı değil. Yani Cumhurbaşkanı'na tam doğru bilgi verilmemiş.
Madde 3: Kâğıdından kastettiği herhalde adaylara yönelik cevap kâğıdı ki, böyle bir uygulama söz konusu değil. Hem daha cevap kartları da okunmadı.
Madde 4: Cevap kâğıdı yani cevap kartı gibi o kitapçığın cevap anahtarı da internette görünmüyor.
Madde 5: Sayın Cumhurbaşkanı'nın ortada böylesine bir şefaflık varken tatmin olduğunu söylemesi ilginç ama tabii eğer o bilgilere ulaşılabiliyorsa... Ama ÖSYM'nin internet sitesine girip, bu bilgilere ulaşmak istediğinizde karşınıza bakın nasıl bir açıklama çıkıyor:


"Bu web sayfası kullanılamıyor.
ftp://2011ygs-kitapcik.osym.gov.tr/ adresindeki web sayfası, geçici olarak kullanılamıyor veya kalıcı olarak yeni bir web adresine taşınmış olabilir. "


Peki yönlendirilmiş bir web sayfası var mı? Hayır. Peki buna şeffaflık denilebilinir mi, bu sizi tatmin eder mi?...


Özetin özeti: Bu tartışma daha çookkkkkkkk su kaldırır...

***************
EK HABER: 9NİSAN2011 Arslan BULUT'un yazısından bir kesit:

Radikal’den Betül Kotan ise mesleğin haysiyetini korudu ve  “YGS sınavında bütün kitapçıklarda şifre var mı?”  sorusunun cevabını, sınav kitapçıklarını ÖSYM’ye giderek ve bizzat görerek tespit etti. 
Kotan, haberinde konuyu şöyle anlattı:
 “ÖSYM’ye gittik. Ziyaretimiz sırasında sınav kâğıtlarının bulunduğu depolarda kitapçıkları inceleyen ÖSYM Yürütme Kurulu üyesi Prof. Dr. Ensar Gül, ÖSYM Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Pekşen, ÖSYM’nin YGS sorumlusu Yeliz Çelen ve Danışman Cuma Orulluoğlu ile buluştuk. 
ÖSYM ekibi, depodan, Radikal için sınavda Matematik, Türkçe, Fen Bilimleri ve Sosyal Bilimler testlerinde 40’ta 40 ve 40’ta 37 net çıkaran 1500 civarında adayın kitapçıklarının içinden rasgele, 100 kitapçık seçti ve incelememize izin verdi. 
Kitapçıkları bizimle birlikte inceleyen ÖSYM yetkilileri, incelenen kitapçıklarda şıkların dizilişinde belli bir kuralın olduğu (z5 medyan-5’li tekrar) tespitimize katıldılar ve bütün kitapçıklarda benzer bir kural olduğunu kabul ettiler.
ÖSYM yetkilileri, Türkiye’nin günlerdir ’şifre’ olarak değerlendirdiği durumu ’kalıp-şablon’ kavramıyla açıklarken, ’Biz aylarca çalışarak bir program hazırladık. Çok da başarılı bir program aslında. Ancak Meteksan’da kitapçıklar basılırken, maalesef insan hatası yüzünden programın bir kısmı eksik çalışmış ve sistem hep aynı kalıp üzerinden kitapçık basmış. Bunu biz de önceki gece fark ettik’itirafında bulundular.” 




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
"EŞKIYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLDU" MU?
AKP SAYESİNDE EN AZINDAN OLDUĞUNU SANIYOR.

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

6 Nisan 2011 Çarşamba

GERÇEKLEŞMEYEN NE KALDI
http://www.doguturkistan.net/arsiv/haber/2003/bir-etkili-yetkili-araniyor-5eylul2003.html
Ötüken, 5 Eylül 2003

Değerli arkadaslar,
Güvenilir kaynaklardan aldigim çok gizli bir belgenin içerigini açikliyorum.
Bu belgeyi içeren mesaj çesitli e-posta adreslerine dün gönderilmis bulunuyor..
Sözkonusu belge (hizmete özel-kozmik gizli kaseli) R-4590/6232N ve RL- 325657/898-09 no.lu iki adet ana dosyadan ibaret olup bu hafta gelecek olan Amerikali general James Jones ve heyeti ile Türk askeri heyeti arasindaki görüsmeler sonucunda imzalanacak olan mutabakatin esasini olusturmaktadir (sayet iddia edildigi gibi dogru ise)...

Buradaki çok önemli ve Türkiyenin kaderini belirleyen ana maddeler özetle söyledir:
1 - ABD ve Türk tarafi, en geç 3 ay içinde resmen ilan edilecek olan "Federe Güney Kürtdevleti" (yani Kuzey Irak Kürdistani) konusunda ortak uzlasmaya varmislardir. Bu devletin baskanligi dönüsümlü olarak M. Barzani ve C. Talabani tarafindan icra edilecektir. Söz konusu devletin su an için "tam bagimsizlik" elde etmesi düsünülmemektedir. Ancak ileride söz konusu oldugu takdirde -Türkiye tarafindan herhangi bir itirazin yapilmamasi- konusunda ABD ve Türk heyetleri anlasmis bulunmaktadir.
2 - Türk askerinin Irak' in L-432B ve HN-034V olarak adlandirilan (adlandirma ABD tarafindan yapilmis olup neresi oldugu tam belli degil, fakat Kuzey Irak olmadigi kesin, çünkü asagidaki maddelerden bu anlasilmaktadir) bölgeye gönderilecegi kesinlesmis bulunmaktadir. Asker gönderilmesine Ekim ayinin ortalarinda baslanacak ve sevkiyat 1 ay kadar sürecektir. Ilk gönderilecek miktar 12.000 ila 16.000 asker olup, ABD ve Türkiye tarafindan belirlenecektir. Gönderilecek birliklere ait tüm masraflar, mühimmat vb. Türkiye tarafindan saglanacaktir. ABD sadece gerekli hallerde uydudan gözetleme destegi taahhüt etmektedir. Asker gönderilmesi yönünde hükümetçe hazirlanacak olan tezkerenin reddedilmemesi için bazi milletvekilleri "ikna" edilecekler ve tezkere garantiye alinacaktir. (Acaba ne tür ikna yöntemleri kullanilacak? O belli degil...) Irak' in 3 federatif bölgeye ayrilmasi, gerek ABD gerekse Türk askeri heyetleri tarafindan onanmistir. Buna göre Türk askerinin de ABD tarafindan istenilen bölgede göreve baslamasiyla ve Kürdistanin güney kanadinin güvenlik altina alinmasiyla kisa sürede dengelerin olusacagi düsünülmektedir. Kürdistan sinirlari içinde kalacak olan Musul, Kerkük gibi noktalardaki Türkmenlere Kürt vatandasligini kabul etmeleri veya Bagdat (yada güneyinde kalan diger bölgeler) gibi sehirlere göç etmeleri konusunda iki temel seçenek sunulacaktir. Göç etme karari alan Türkmenlerin giderlerinin, Türk tarafinin israri sonucunda ABD tarafindan karsilanmasina karar verilmistir. Göç eden Türkmenlerin güvenligi de yine konvoylara eslik edecek olan Türk askerlerince saglanabilecek olup, önerilen süreç 2 yili kapsamaktadir. ABD ve Türk yetkilileri gerekli hallerde Türk askerinin (ve donanimlarinin) arttirilmasi konusunda mutabiktirlar. Fakat görev bölgesi ABD' nin onayladigi yerlerin disina hiçbir sekilde çikmayacaktir.
3 - Gidecek olan Türk birliklerinin komutani Türk olacak, fakat bu komutan da dogrudan "koalisyon güçleri ortak komuta karargahi" ndan (yani ABD-Ingiliz) emir alacaktir. Görev sirasinda yaralanarak uzun süreli tedaviye ihtiyaç duyacak olan veya sakatlanma sonucu protez, vb. gibi araç-gereçlere ihtiyaç duyacak olan Türk askerlerinin tedavileri ve protezleri agirlik olarak ABD tarafindan temin edilecektir. Diger yaralanma ve ölüm vb. giderleri Türk tarafina ait olacaktir.
4 - ABD ve Türk taraflari, bundan böyle Kuzey Irak' taki Kürt devletinin her türlü güvenligini saglama konusunda mutabik kalmislardir. Buna göre Türk askeri birliklerinin esas görevlerinden biri Kürdistanin güneyden güvenligini saglamak olacaktir. ABD tarafi, bunlarin karsiliginda Türkiye'ye PKK-KADEK' in etkisizlestirilmesi sözünü vermektedir, ancak yine ABD tarafindan Türkiye' nin makul bir süreçte (muhtemel süre 3-5 yil olarak telaffuz ediliyor) federasyona geçmesi konusundaki "hassasiyeti" hatirlatilmis ve bundan böyle Türkiye Kürtlerinin federatif yapiya giden yollarinin tamamen açilmasi konusunda yeni bir uyari yapilmistir. Bu konuda ABD ve Türk heyetleri arasinda tam mutabakat saglanmis olup, "yerel yönetimler yasasi" nin bir an önce hazirliklarinin tamamlanmasi ve meclise sevk edilmesi kararlastirilmistir. Ayrica önümüzdeki yerel seçimlerde dogu ve güneydogu il ve ilçelerinde gösterilecek olan adaylarin Kürt ve olabildigince HADEP, DEHAP ve
PKK-KADEK kökenli olmalari konusunda her türlü hassasiyet gösterilecektir. Bu arada ABD, Türkiye' den MED-TV nin daha iyi izlenebilmesi için gereken özenin gösterilmesi talebinde bulunmus ve bu talep kabul edilmistir. Bunlarin disinda aralarinda Leyla Zana, Vb. nin de bulundugu eski HADEP milletvekilleri ile bazi PKK-KADEK yöneticileri için uygun bir zamanda af çikartilacak, siyasete biraktiklari yerden devam edebilmeleri için gereken seyler yapilacaktir.

5 - ABD ve Türk taraflari, gerekli görüldügü hallerde Barzani ve Talabani kuvvetleriyle isbirligi yapmayi, Irak direnis güçlerine karsi ortak askeri harekat düzenlemeyi ve hatta kurulmakta olan Kürdistan ordusunun belirli unsurlarini silahlandirmayi ve egitmeyi taahhüt etmektedirler. Su anda ABD, "Kürt ordusu" nun özellikle agir silahlar ve bu tür silahlarla ilgili eksikliklerini ve egitim noksanligini hizla telafi etmeye çalismaktadir. Bu amaçla T676-034 no. lu gizli raporda belirtildigi üzere Kürdistan ordusunda helikopter birlikleri (UH-1, puma, sikorsky ve puma' lardan olusacaktir), topçu taburlari ve en az iki tank tugayi planlanmistir. Yine ABD tarafindan Kürt kuvvetlerine "MLRS, stinger ve ATACMS" roketleri ve lançerleri verilecektir. Kürt unsurlarinin bu silahlara yönelik egitimine halihazirda baslanmis
olup, gerekli hallerde Türk askeri danismanlari da görev yapacaklardir. Bu arada ileride gündeme getirilmesi planlanan iki veya üç yeni tezkere ile sayilari 10.000 civarinda olacak olan ABD kara birliklerinin Türkiye' ye, özellikle dogu ve güneydogu bölgelerine konuslandirilmasi konusunda ortak görüs belirlenmistir. Bu amaçla 2 yeni ABD üssü ve uydu istasyonlari, yine ABD' nin uygun görecegi yerlerde açilacak ve hizmete girecektir (tahmini süreç 2 yil olarak belirlenmis bulunmaktadir). Tüm bu noktalara gerek sivil gerek asker, hiçbir Türk vatandasi girme hakkina sahip olmayacak, sadece ABD yetkililerinin izin verecegi Türk subaylari, verilecek izin kapsami içinde girme hakki elde edecektir.

6 - ABD, Türkiye' nin gerek asker göndermeyi kabul etmesi, gerekse Kuzey Irak Kürdistani' nin kurulmasindaki engelleyici tutumundan vazgeçmis olmasi nedeniyle Türkiye' ye uzun vadeli krediler açmayi ve hibe/kredili satis yoluyla yeni silahlar vermeyi taahhüt etmektedir. Bu silahlar arasinda kobra helikopterleri, güdümlü tanksavar füzeleri ve bir miktar M-1 "abrams" tanki mevcuttur. Söz konusu tanklar iki yil içinde (miktari 100 adet civarinda telaffuz ediliyor) halen Irak' ta görev yapmakta olan "iron horse" (neyin nesi ise?) birliklerinden verilecektir. Bununla birlikte, ABD verilecek olan silahlarin hiç bir sekilde Türkiye Kürtleri' ne karsi kullanilmayacagi konusunda teminat almistir. Öte yandan açilacak olan kredinin bir kisminin bir "jest" olarak IMF sartina baglanmayacagi konusunda mutabakat söz konusudur. Ayrica Türk stajyer subaylarinin "ABD' deki egitim ve staj" kontenjanlarinin arttirilacagi konusunda ABD tarafi söz vermis bulunmaktadir. Buna ilaveten genç Türk subaylarinin ABD üs ve limanlarina yapacaklari gezilerin arttirilmasi konusunda ABD yeni kolayliklar saglayacaktir.
7 - Türk tarafi, kurulmakta olan "Güney Kürdistan" ile bundan böyle her türlü iyi iliskiler içinde olacagini, dostluk ve ticari iliskiler gelistirecegini taahhüt etmektedir.
Güney Kürdistan ile Türkiye' nin dogu ve güneydogusunu olusturan genis bir bölge içinde özellikleri ABD tarafindan belirlenecek olan bir "ortak ticari bölge" ve "serbest ticari" bölge anlayisi hakim kilinacak, bu bölgeye makul bir süreç içinde Ermenistan' in da dahil edilmesi saglanacaktir. 4 veya 5 yillik bir geçis dönemi içinde söz konusu bölge, Türkiye' nin federatif düzene geçmesinde baz olusturacak ve bu sürecin sonunda bölgeye özerklik verilecektir. Türk tarafi nüfusunun %28.54 ünün Kürtlerce olusturuldugunu artik kabul etmekte ve üniter yapinin bu gerçegin önünü kapatmaya yetmedigini, gerçekçi ve küresel bir çözümün artik sadece federatif yapida yer almakta oldugunu kabul etmektedir. ABD tarafi, Türk makamlarinin bu görüsü paylasmakta olmalarindan dolayi duydugu hosnutlugu kabul etmektedir ve tüm bunlarin ABD-Türkiye dostlugunu pekistirecek temel ögeler olarak gördügünü belirtmektedir.

8 - ABD tarafi ayrica, Kibris' ta çözüm için yegane yolun "Annan plani" oldugunu Türk tarafina bir kez daha bildirmis olup, kati tutumun gerçekçi olmadigi ve Denktas' in sert politikasinin yumusatilmasi gerektigi konusunda Türk tarafi ile uzlasmaya varilmistir. Konular Yunan makamlari ile yapilacak görüsmelerde yine ele alinacaktir. Ayrica Türk ordusunda asker mevcudu olarak % 28' lik (yaklasik) bir indirime gidilecek, ayrica tank, top ve gemi sayisinda indirime gidilecektir. Türk ordusu, gelecekteki misyonunu, ABD' nin uygun gördügü sekilde "bölgesel güç" olmayi terkederek, lokal bir savunma gücü konseptine indirgemeyi makul bulmakta ve gelecegin federasyon ordusuna geçisindeki asamalari ABD askeri yetkilileri ile görüsmeyi benimsemektedir. Ayrica Türk tarafi, ileride olusabilecek bölgesel
krizlerde, ABD ile ortak hareket etmeyi ve silah mevcudundaki eksigi, yine ABD' nin uygun görecegi "takviyelerle" kapatmayi kabul emektedir. Baska maddeler de var, fakat en önemlileri özetle bunlardan olusmaktadir. Bu son derece gizli dokümanlara ulasan ve ilk elde açiga çikaranlar kimdir bilmiyorum, fakat onlardan alip bizlere aktaranlarin (sahsen tanimamakla beraber) gayet üst düzeyde olduklarini ve resmi gizli belgelere ulasabilen kisiler olduklarini tahmin ediyorum.. Bu arada gelen bir diger gizli istihbarat bilgisine göre, birkaç gün önce Necef' te düzenlenen bombali saldirida sii lider Al Hakeim' in öldürülmesinde kullanilan bomba, ABD tarafindan saglanmis olup (250 Kg. SEMTEX ve 320 kg. TNT) bomba Barzani' ye bagli pesmergelerce konuldu. Bu saldirinin nedeni ve Kürtlerin bu ise neden bulastigi belli degil. Eger bu bilgiler dogru ise, ABD neden böyle bir ise kalkismis olabilir bunu henüz anlamak zor...


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

3 Nisan 2011 Pazar

KATİL AMERİKA

YETTİ ARTIK
-KATİL AMERİKA-
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
MÜZİK
COLİN DEDİĞİNİ YAPTIRDI
kaynak: 2Nisan 2011 Aydınlık Gazetesi

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

2 Nisan 2011 Cumartesi

ÜNİVERSİTE SINAVINDA YİNE KOPYA İDDİASI!
Yükseköğretime Geçiş Sınavı'nda en az 100 sorunun belli bir formüle göre cevaplandığında rahatlıkla çözülebildiği ileri sürüldü.

Artvin'de bir avukat ve bir dershane yöneticisi, Yükseköğretime Geçiş Sınavı'nda en az 100 sorunun belli bir formüle göre cevaplandığında rahatlıkla çözülebildiğini belirlediklerini ileri sürdü.
Artvin'de avukatlık yapan Ayla Varan, sorularda şifreleme sistemi olduğu konusunda aldığı duyumun ardından tüm soruları tek tek incelediğini belirterek, şu iddiada bulundu:
"Cevapları rakamsal olan sorularda bu şifreleme sisteminin hatasıza yakın uygulandığını gördüm. Sisteme göre cevap şıklarındaki rakamlar küçükten büyüğe göre sıralanıyor. Eğer çakışan varsa doğru cevap çakışan rakamın bulunduğu şık oluyor. Hiçbir rakam çakışmazsa doğru yanıt 'E' şıkkı olarak çıkıyor. Birden fazla çakışan varsa da cevap en küçük rakamın bulunduğu şık oluyor. Matematik testindeki 40 sorudan bu sistem uygulayarak 37 sorunun doğru cevabına ulaşılabiliyor. Ayrıca yanıtları rakamsal olarak verilen Sosyal Bilimler, Türkçe ve Fen sorularında da aynı formülü uygulayarak en az 50 soruyu daha rahatlıkla çözebilirsiniz."
Ayla Varan, ayrıca bazı Türkçe sorularında da alfabetik şifreleme olduğunu tespit ettiklerini öne sürerek, "Öğretmen arkadaşlarımız sorular üzerinde çalışmaya devam ediyor" diye konuştu.
Artvin Sınav Dershanesi kurucularından Fahri Akyüz ise, bir velinin başvurusu üzerine sorularda yaptıkları incelemede şifreleme formülünü tespit ettiklerini öne sürdü.
Şifreleme nasıl çözülüyor?
Matematik testinde ağırlıklı olarak uygulanabilecek şifreleme yöntemini çözmek çok basit. 40 soruluk matematik testi bu yöntem sayesinde yaklaşık 10 dakikada çözülebiliyor. Şıklardaki rakamsal değerler o şıkkın altına küçükten büyüğe doğru yazılıyor. Eğer bir şıkta rakamlar çakışıyorsa doğru cevap o şık oluyor. Eğer hiçbir şıkta çakışma olmazsa genellikle E şıkkı doğru cevap olarak çıkıyor. Eğer birden fazla şıkta çakışma oluyorsa doğru yanıt rakamsal olarak küçük değerin bulunduğu şık oluyor.
ÖRNEK SORULAR
Matematik Testi 4'üncü soru:
2011-2010+2009-2008+...+3-2+1 işleminin sonucu kaçtır
A) 1004 B)1008 C) 1000 D) 1006 E) 1002
Formüle göre rakamları küçükten büyüğe göre şıkların altına yeniden sıralıyoruz. Yeni sıralama:
A) 1000 B) 1002 C) 1004 D) 1006 E) 1008 şeklinde oluyor.
D şıkkında 1006 rakamı çakıştığı için doğru yanıt D şıkkı olarak işaretleniyor. Cevap anahtarında da 4'üncü sorunun yanıtı D şıkkı olarak veriliyor.
Matematik Testi 13'üncü soru:
Üç basamaklı bir doğal sayının sağına 3 yazılarak dört basamaklı A sayısı, aynı sayının soluna 2 yazılarak dört basamaklı B sayısı elde edilmiştir. A+B=9967 olduğuna göre üç basamaklı sayının rakamlarının toplamı kaçtır?
A) 12 B) 9 C) 15 D) 13 E) 11
A) 9 B) 11 C) 12 D) 13 E) 15
Rakamları bu şekilde küçükten büyüğe göre şıkların altına yeniden yerleştiriyoruz. Bu soruda da D şıkkında 13 rakamı çakışıyor. Doğru yanıt cevap anahtarında da D şıkkı olarak veriliyor.
Matematik Testi 22'inci Soru:
Bir işi 5 kadın işçi 20 günde, 5 erkek işçi ise 30 günde bitiriyor. Buna göre, 2 kadın ve 2 erkek işçi aynı işi birlikte kaç günde bitirir?
A) 50 B) 30 C) 45 D) 40 E) 20
A) 20 B) 30 C) 40 D) 45 E) 50
şeklinde sıralanınca doğru yanıt B şıkkında çakışan 30'dur. Cevap anahtarında da doğru yanıt B şıkkı olarak veriliyor.
Kaynak: Radikal


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

1 Nisan 2011 Cuma

YENİ-CEHEPE ANAYASA YAPARMIŞ?

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
SOÇİ’DE SOBELENMEK
YA DA
ANAVATAN PARTİSİ GENEL BAŞKANI ERKAN MUMCU’DAN BAŞBAKAN ERDOĞAN’A “SOÇİ” SORUSU?!

Soçi vak’ası?!

Anavatan Genel Başkanı Erkan Mumcu, “bütçe görüşmeleri” sırasında, TBMM kürsüsünden Başbakan Erdoğan’a elifi elifine şöyle sesleniyordu:
“Sayın Başbakan, milletin hak ve hukuken gözetilmesi mi sır, yoksa Soçi’de Putin ile konuşulanlar mı sır?”
Ardından da ekliyordu:
“Yoksul sofralarına 40 kamerayla gidiyorsunuz, Ofer ile görüşmenizi inkar ediyorsunuz?”
Nitekim…
Mumcu, uzunca bir süredir parti grubunda yaptığı konuşmalarda da bu konuya yer veriyor.
Bulduğu her fırsatta, Başbakan Erdoğan’a “Soçi’de Putin ile ne konuştunuz, neyi bölüştünüz?” diye soruyor.
Mumcu’nun bu sözlerinin devamı ise muamma!
Çünkü içeriğe dair ser veriyor, sır vermiyor!
Oysa ki!..
Uzunca bir süredir “sanal ortam”da, bu görüşmenin içeriğine dair bir metin dolaşmakta!
Diplomasi kulislerinde yaptığım kısa bir ufuk turu sonrasında gördüm ki, G-7’lerin tamamı bu görüşmenin içeriğinden haberdar!
Yani…
Mumcu’nun bahsettiği anlamda, Türk halkı hariç, herkes konudan haberdar.
“Sır kapsamı”nda olan hiçbir şey kalmamış!
Bilmesi gereken herkes “Soçi vak’ası”ndan” haberdar!
O diyalogları dikkatle okuduğunuzda, Mumcu’nun Meclis kürsüsünden yaptığı “Soçi vurgusu”nun, ne anlama geldiğini daha net anlıyorsunuz.
Eğer, Soçi’de Erdoğan ve Putin arasında geçtiği iddia edilen bu diyaloglar doğru ise Başbakan Erdoğan, AK’babalar gibi yapılan özelleştirmeleri de dikkate alınacak olursa, hiç vakit kaybetmeden istifa etmelidir!
Devlet ciddiyeti bunu gerektirir.
Şimdi, eski AKP’li Bakan Erkan Mumcu’nun “Milletin hak ve hukuken gözetilmesi mi sır, yoksa Soçi’de Putin ile konuşulanlar mı sır?” diye Başbakan Erdoğan’a yönelttiği Soçi görüşmesinin üzerindeki sır perdesini aralıyorum.
Beyaz Saray’da “Net: 7 Dakika” süren görüşmenin ardından, Putin ile Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen “Soçi görüşmesi”nin diyaloglarını aynen yansıtıyorum:

SIRADA TÜRKİYE VAR

PUTİN: Sn. Başbakan; çok önemli bir dönemde bu toplantıyı gerçekleştiriyoruz. Davetime “evet” dediğiniz için teşekkür ederim. Gri geçen ABD ziyareti sonrasında Rusya’yı, Türkiye’yi ve bölgemizi rahatlatacak ciddi kararlar alabileceğimizi ümit ediyorum.
RTE: Sn. Putin, Rusya’dan hep sıcak dostluk ve elimizi güçlendirecek yardım gördük. Bu konudaki şükranlarımızı arz etmek bir borç. Çok önemli bir süreçle karşı karşıyayız; haklısınız. ABD ziyareti biraz daha önümüzü netleştirdi.
PUTİN: ABD’nin bölgemizle dünyayla ilgili stratejilerini biliyorsunuz. Bu stratejiler Türkiye’de TSK, Dışişleri Bakanlığı ve diğer siyasal merkezlerce tepki ile karşılanıyor. Sn. Başbakan sizin de ABD politikalarına karşı reaksiyon içersinde olduğunuzu biliyoruz. Bu konuda her iki ülkenin derinlikli görüşmeler yapması çıkarlarımıza olacak. Irak’taki ABD politikaları orta ve uzun vadede İran, Suriye ve Türkiye’nin toprak bütünlüğünü bozacak. Bu tür askeri ve politik sonuçlar Avrasya coğrafyasını yeni bir savaş alanı haline dönüştürecektir. Biz bugün başta Kafkaslar; Irak; İran, Mavi Akım, Kıbrıs, Türki Cumhuriyetler, ABD, NATO, terör, AB ve Çin gibi konular üzerinde ortak bir strateji geliştirebilir miyiz, bir cephe oluşturabilir miyiz arayışı içinde olacağız.
RTE: Sn. Putin; Türkiye hem bir yol ayırımında; hem de değil. Bölgesel gelişmeler ABD’nin politikaları, AB’nin istekleri ülkemizin içindeki devletsel, etnik (Türk milliyetçiliğini kastediyor) ve dini odaklar; bağımsız, akılcı bir politika takip etmemizi engelliyorlar. Hem çok zor durumdayız, hem de iyi işbirliği ve stratejik imkanlara sahibiz. Böyle bir durum bazen açmaz olabiliyor. Biz de siyasi bir açmazla karşı karşıyayız. Bu ortak gündem üzerinde çok çalışmamız gerekecek. Ama hiç bir zaman ABD faktörünün oluşturduğu presi aşarak rahat hareket edemeyeceğiz.
PUTİN: Siyasal nezaketsizlik olarak algılamayın ama siz ve hükümetiniz; ABD ile aynı terminolojiyi kullanıyorsunuz. Fakat ABD; AK Parti iktidarından biliyoruz ki şikayetçi. Ayrıca Türkiye’nin içinde ABD ile ilişkilerinizden dolayı çok eleştiriliyorsunuz. ABD Avrasya’da zayıftır. Bu sebeple Irak’ı işgal etti. Bu sebeple Afganistan’da. Sırada Türkiye, Pakistan, Azerbaycan, Özbekistan, Kırgızistan var. Buralardaki yönetimlerin kendine sadık olmasını, askeri operasyonlarına karşı çıkmamasını ve askeri varlığına üs sağlamasını isteyecek. Gürcistan ve Ukrayna hamlelerine yenilerini ekleyecek. Ama biliniz ki, ABD gerçekten çok güçlü değil. Bu gerçeği görürseniz gelecek yıllarda ülkelerimizin birlikteliğinden büyük güç elde edebiliriz. Böyle bir düşünceye açık olup olmadığınızı çok merak ediyorum. Şayet bu düşünceye açıksanız bu günkü görüşme tarihi bir toplantının adı olacaktır.
RTE: ABD ile benim ve ülkemin ciddi sorunları olduğu, politikalarımızın uyuşmadığı, çıkarlarımızın çatıştığı doğru. Ama Türkiye-ABD ilişkileri çok eski ve bu ilişkilerin tarihine nüfuz edemedik. Çok değişik yerleşimleri var; TSK’nın ve Devlet sistemimizin içinde. Bağımsız hareket etme imkanım neredeyse yok. ABD beni şahsen istemez ise yapabileceğim çok fazla bir şey yok.
PUTİN: Yahudi lobisi ve yönetimdeki neo-con’ larla ilişkilerinizin iyi olduğunu biliyoruz. Bu ilişkiler pozisyonunuzu koruyacak kadar derin değil mi?.
RTE: ABD’nin veya “neo-con”ların baktığı bunlar değil. Devlet ve ordu; “biz bu başbakanla çalışmak istemiyoruz” derse, bir şansım olduğunu ve olacağına inanmıyorum. Aslında bu noktada kara bir alan var. ABD’nin partime desteğini inkar etmemin bir anlamı yok ama bunun bir garanti de sağlamadığını görmek gerekiyor. Partimin içinden bana alternatif arayabiliyorlar. Aslında bireysel olarak kendi politik geleceğim ve partimin devamından hem siz hem de ben şüphe içindeysek, görüşeceğimiz her şey dış politika sohbetine dönebilir. AB konusu mesela; orada AB bize yanlış yaptı. Kamuoyuna karşı yalan söylüyoruz. Kıbrıs’ta taviz verdik. Kürtlerle ilgili konularda ABD ve Ordu ile çatışıyoruz.

GÜL, BAŞBAKAN OLABİLİR

PUTİN: Sn. Erdoğan; tüm sorunlarınızı biliyoruz. Burada ortak hareket etmek mümkün. Rusya size çok büyük destekler sağlayabilir. ABD ile yavaş yavaş arayı açarken, Rusya ( ve belki İran, Çin; Almanya ) ile de başka bir süreci realize etmenin yollarını bulur ve bir cephe oluşturabiliriz. Türkiye’nin jeopolitik durumu, Rusya’nın enerji ve savunma sanayindeki teknolojik imkanları, İran ve Türk Cumhuriyetlerinin petrol ve doğal gaz kaynakları ABD’yi durduracak cepheyi oluşturmamızı sağlayabilir.
RTE: Bunu bizim Dışişleri ile müzakere etmek gerekir. Partimde Abdullah Gül’le konuşmam şart. Ordu bu işe nasıl bakar; ABD bu çabayı ne kadar kısa zamanda önler bilmiyorum.
PUTİN: Biz zaten geçmişte ordu ile bir temas sağladık. Ordu’nuz ABD’nin Türkiye ve Avrasya stratejisinden çok rahatsız. ABD, Avrasya’ya askeri anlamda da yerleşmek istiyor. Ama ABD için artık süreç tersine dönüyor. Güçlü değil. 2015’ten itibaren Birinci Dünya Savaşı öncesi nasıl bir ABD varsa öyle bir ABD ile karşı karşıya kalacağız. Bu konuyu ordu ile götürmek lazım. Mesela Kara Kuvvetleri Komutanı ABD’ye çok muhalif. Avrasya’daki birlik tezlerine sıcak. Abdullah Gül, İngilizler ve ABD ile iyi ilişkilere sahip. Sizin de ifade ettiğiniz gibi sizden sonra parti içi bir darbe ile o genel başkan ve başbakan olabilir. Eğer çok özel konulara girdimse beni bağışlayın ama burada güçlü bir lider olarak inisiyatif alıp konuyu Türkiye’nin bekasına getirip herkesi ikna edebilirsiniz.
RTE: Sn. Putin; bahsettiğiniz her husus çok ciddi.
PUTİN: Bu bir Yalta Toplantısı işlevi görebilir. Çok jeopolitik bir konu. Fakat askerleri ikna etmedeki başarınızı biliyoruz. Komuta kademelerine hakimiyetinizi ve bu hakimiyeti korumaktaki ustalığınızı izledik.
RTE: Medya, ordu, iş dünyası bize tabi imiş gibi görünüyor. Ama açıkçası ordunun nasıl davranacağı kestirilemez. Ben mevcut komuta kadememizin de her şeye hakim olduğuna inanmıyorum.
PUTİN: Sn. Erdoğan; güçlü ve zayıf yönlerinizi biliyoruz. ABD’nin Rusya kadar bilgiye sahip olmadığını söyleyebilirim.
RTE: Tam olarak ne demek istiyorsunuz.
PUTİN: Eğer ABD’yi de tatmin etmeyen politikalarınız devam edecek olursa; iktidarınız -bizim tespitimize göre- çok uzun sürmeyecek. Ayrıca ekonominizin kırılganlığı devam ediyor. Bu ise İMF’nin ve Dünya Bankası’nın yani dolaylı olarak ABD’nin sisteminizi içeriden ele geçirmesi anlamına geliyor. Eğer yakınlarda bir ekonomik kriz çıkarsa ki Eylül ve Ekim aylarında ( isteseniz de önleyemeyeceğiniz ) bir kriz çıkabilir. Bu sizin ve tüm bakanlarınızın bir yargı sürecine –yüce divan dediğiniz süreç- girmesi anlamına gelecektir. Duyumlarımız bu yönde.
RTE: Aynı endişe bende fazlasıyla var. Hatta bazı paşalar bize destek verdi diye de Divan-ı Harbe gidebilir değerlendirmeleri son zamanlarda artarak yayılıyor.
PUTİN: IMF’nin, Dünya Bankası’nın, ABD’nin ve onların arkasındaki güçlerin taktiğini biliyorsunuz. Kredi derecelendirme kuruluşları, uluslararası finans çevreleri, medya ve danışmanlık kuruluşları sıcak para ve kredi notunuz ile oynasalar aniden krize giriyorsunuz. Biz’de, Arjantin’de, Uzak Doğu’da ve Türkiye’de böyle yaptılar; biliyorsunuz. Yani siz onlar için değişmez bir oyuncu değilsiniz.
RTE: Haklısınız. Oyunu böyle oynuyorlar. Ama şimdi Rusya’nın bu kuvvete karşı koyabileceğini mi söylüyorsunuz.

ÇİN & RUSYA YAKINLAŞMASI

PUTİN: Şu anda çok güçlüyüz. ABD’nin zayıf yönlerini biliyoruz. Çok büyük bir avantajla karşı karşıyayız. Bunu değerlendirmek gerek.
RTE: Sn. Putin; beni heyecanlandırıyorsunuz. Ama bu konuları benim; ekibimle enine boyuna tartışmam gerek. Siz gerçekten çok hazırlıklısınız.
PUTİN: Sn. Erdoğan; siz de öyle. Çin ve Rusya yakınlaşmasını izliyorsunuz. Bu yakınlaşmayı katkıda bulunacak ülkeler var. ABD’nin Türkiye’ye, Irak’a, Suriye’ye, Mısır’a, Körfez Ülkeleri’ne, Pakistan’a, Gürcistan’a, Azerbaycan’a yerleşme ve Japonya ve Almanya’yı bir araya getirmeme stratejisi iflas ederse coğrafyamızın, petrol, doğalgaz ve diğer yeraltı ve üstü varlıkları ile yeni ABD olmaması imkansız. Çin’i, son zamanlardaki Moskova ve St. Petersburg’u gördünüz; biliyorsunuz. Hepimiz hem tehdit altında hem de yeni bir dönemin kapısındayız.
RTE: Kıbrıs konusunda çok zor durumdayız. Devletin bazı birimleri ve ordu bizi zorluyor. Kıbrıs’ın tanınması yönünde ağırlığınız olan ülkeler üzerinde bir baskı oluştursanız...
PUTİN: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığını sürdürmesi Türkiye’nin varlığını sürdürmesi demektir. Sn. Erdoğan, Kıbrıs konusunda çok yanlış davrandınız. Kaybetmek üzeresiniz. Bizim sağlayacağımız destek kayıpları telafi edemez. Bizim kaynaklarımız; devletinizin bu konuyu vatana ihanet çerçevesinde değerlendirdiğini, ama AB ve ABD baskısından hükümetinize ve şahsınıza yönelik hukuki girişimlerde şimdilik bulunmadığını söylüyor. Sizin yerinize olsam AB ve Kıbrıs konusunda yavaş davranırdım. Ama yine de ABD’ye karşı bir cephe oluşturmak adına Türkiye ile Kıbıs konusunda aynı çizgide durabiliriz.
RTE: Bu adımınızı karşılıksız bırakmayız.
PUTİN: Konuştuğumuz hususlarda çalışma grupları oluşturmalıyız.
RTE: Dediğim gibi bu konuda resmi ortamda geniş bir alan yok. Önce gayri resmi olarak bu konularda çalışmak; sonra da bunu Dışişleri’nin, Ordu’nun ve Hükümet’in önüne getirmek uygun olur.
PUTİN: Ordu’da Kara Kuvvetleri’nden bize sıcak yaklaşım olduğunu söylemiştim. Hüseyin Kıvrıkoğlu dönemindeki eğilim devam etse; siz de iş dünyasındaki bağlantılarınız arcılığı ile bazı paşaları etkileseniz işimiz kolaylaşır.
RTE: Sn. Putin, bu girişim mayınlar üzerinde yürümek gibi.
PUTİN: Bazı riskler alınabilirse hem ülkelerimiz hem de bizler tarih için olumlu malzemeler hazırlamış oluruz. Bilmelisiniz ki yeni dönem hem Türkiye için hem Rusya için doğru stratejiler izlenir ve uygun ittifaklar kurulursa büyük fırsatlar vadediyor. Aksi takdirde de bölgemizdeki tüm devletler petrol ve enerji kaynaklarından kaynaklanan tehditler yaşayacak. Bu bağlamda mesela Irak konusunda ortak politika izlememiz lazım. Irak bölünürse bu tüm coğrafyayı etkiler. Ayrıca Irak’ın ABD’nin tam kontrolünden kurtulması gerekir.
RTE: Irak giderek tüm ülkelerin kontrolünden çıkıyor. Bu hızla devam ederse petrol girdabı küresel aktörleri oradaki rekabete çeker ve bölge savaş alanına döner. Bu konuda özellikle PKK terörü Türkiye’yi çok rahatsız ediyor.
PUTİN: İsrail’in Gazze’den çekilme planını nasıl karşılıyorsunuz?
RTE: Çok olumlu!
PUTİN: İsrail’in bu hamlesinin küresel kaosu tetikleyici ve terörün ivmesini artırıcı bir boyutu olacağını düşünüyoruz. İşgal ve insani boyutu dikkate alarak düşünüldüğünde İsrail bizim de desteklediğimiz olumlu bir karar aldı. Ama bu kararın sonuçlarının ABD’nin Avrasya politikasına hizmet edeceğini görmek de bir gereklilik. Filistinlilerin elde ettiği sonuç sevindirici ama ABD bölgemizdeki çok etnikli ülkeleri bu sonuçtan sonra terör olgusu ile bölünmeye ya da kendi kurguladığı Irak türü federal yapılara dönüştürmek için hızlandırılmış bir uğraş içinde olacaktır. ABD küçük devletler çağı başlatmak istiyor. Şehir devletleri çağı da denebilir buna. Bir sürü ABD’ye bağımlı ülke.

RTE: ULUS DEVLETE KARŞIYIM!

RTE: Çok tehlikeli bir iş olur bu. Kimse buna hazır değil.
PUTİN: Sn. Erdoğan; bu nedenle terörle ilgili konularda daha çok işbirliği yapmalıyız. Türkiye Kafkaslar’daki bir çok muhtar devletin toplulukları ile akraba. Rusya’nın içinde müslüman nüfus önemli oranlara ulaşmış durumda. Türk ve Müslüman muhtar cumhuriyetler var. Şimdilik bir çoğunda ayrılma isteği ve terör yok. Ama önümüzdeki dönemde olabilir. Bu konuda işbirliği içinde olmak çok önemli.
RTE: Bu konuyu partimde ve hükümette konuşmak zorundayım. Ben bireysel olarak ulus-devlet kavramına karşıyım. Ama İslami bir yaklaşım sorunları çözebilir.
PUTİN: Sn. Erdoğan; bu sözünüzü teröre destek olarak almak mümkün. Bu konuda bireysel görüşler değil barışa, rasyoneliteye ve birlikte yaşam kültürüne hizmet etmeye ihtiyaç var. Aksi takdirde küçük devletçikleri savunmasız olmalarından dolayı sömürüye açık hale getirmiş olursunuz. Sn. Erdoğan çok korktuğunuz komünizm vahşi kapitalizmin tatbikinden doğdu.
RTE: Yanlış anlaşılıyorum. Biz parti ve hükümet programında üniter devlet ve millet yapısına vurgu yaptık.
PUTİN: Sn. Erdoğan her ikimizde şark kurnazlığını biliriz. Biz, partinizde ve hükümette “ümmetçiliğin” hakim ideoloji olduğunu biliyoruz.
RTE: Sn. Putin; teröre, etnik, dinsel ve bölgesel milliyetçiliğe karşı olduğumuzu söylüyoruz.
PUTİN: Uygulama sözünüzü destekliyor mu? Bu konuda Türkiye’de şüpheler hayli yüksek.
RTE: Bu konuda farklı düşünüyoruz Sn. Putin!
PUTİN: Sn. Erdoğan; bu görüşme daha önce söylediğim gibi Yalta toplantısı kadar önemli olabilir. Çok kritik bir süreç başlıyor; dünya için, Rusya için, Türkiye için. Bu sürecin SSCB’nin yıkılmasından daha önemli olduğu söylenebilir. Doğru yerde, doğru devletler, doğru ittifaklar yapabilirlerse dünya yeni kan ve gözyaşı trajedileri ile karşılaşmaz.
RTE: Bunu ben de arzu ediyorum.
PUTİN: Mavi Akım; yani ülkelerin birbirine artan bağımlılığı, Türkiye’nin enerji yollarının kesiştiği ve enerji üssü olma stratejisi ile örtüştürülürse önümüzde iyi ufuklar var demektir. Mavi Akım projesinin askeri, siyasi, ekonomik, jeopolitik, kültürel ve dini derinliklerinin oluşturulması gerekir.
RTE: Sn. Putin; ben bu konuda daha önce söylediğim gibi sizin kadar hazırlıklı değilim. Mavi Akım konusunda Rusya ve Türk şirketleri arasındaki anlaşmaların iç piyasadaki fiyatlara tesiri bizim öncelikli konumuz oldu. Türkiye’nin zarara uğratıldığına inanıyorduk.
PUTİN: Olayın şirketler boyutunu bırakalım; global politika ve global enerji eğilimlerine bakalım. Türkiye’deki enerji fiyatları mikro bir husus ve seçimlerle ilgili bir konudur. Mavi Akım’ın arka planına; yani ücretlendirme stratejilerine hükümet ve parti olarak son dönemde vakıf oldunuz. Bireysel ve devletsel anlamdaki imkanlar umarım sizi hayli sarsmıştır.
RTE: Gerçekten çok büyük avantajlar var.

ABD’Yİ SATMAYA HAZIRIM?!

PUTİN: Şimdi bu hususu devletler bazında düşünmek gerekiyor. Siz buna hazırlanırsanız daha farklı işbirlikleri gelişecektir. Rusya Türkiye ile ilişkilerinin boyutunu farklılaştırmak istemektedir. Bunu sizinle yapabilmeyi ümit ediyoruz.
RTE: Buradaki bu kapsamlı konuları görüşmek için ben de çok hazırlıklı olsaydım enteresan bir tablo oluşabilirdi. Sn. Putin genelde aynı düşünüyoruz. ABD konusunda benim bireysel ve Türkiye’nin devletsel endişeleri var.
PUTİN: ABD’nin sizi gözden çıkardığı söyleniyor. Buna ne kadar inandığınızı bilmek bizim için önemli.
RTE: Sn. Putin; siz de iyi bilirsiniz ki, bu konu sadece benim kontrolümde değil. ABD’nin mevcut meclis tablosu karşısında yapabileceği çok fazla bir şey yok. Gözden çıkarsa bile AK Parti’nin alternatifi oluşmadı. Bu partimin elini güçlendiriyor, ama partinin akibeti hakkında bir şey söylemek zor. Türkiye’de her an her şey olabilir.
PUTİN: Meyve ihracatında yaşadığınız Akdeniz Sineği sorunu konusunda ne düşünüyorsunuz? Bizim izlenimimiz bir ihracat sorunu olmasının hükümeti fazla rahatsız etmediği yönünde.
RTE: Olayın üretici boyutunda yaşananlar hükümeti rahatsız ediyor. Ancak tüketicinin düşük fiyatla ürün alması da yine hükümetin ve AK Parti’nin başarı hanesine kaydediliyor. Sayıca az üreticilerin şikayetini sayıca çok tüketicilerin memnuniyeti bastırıyor.
PUTİN: İlginç bir politik paradoks.
RTE: Evet.
PUTİN: Ama bu tür paradoksların kullanım süresi çok kısa, sonuçları ise tahrip edici olabiliyor. Rusya’ da biz bunu çok yaşadık. Özellikle komünizm döneminde...
RTE: Sn. Putin; ABD’ye karşı bir alternatif üretimi konusunda bizim parti olarak ideolojik bir azim ve araştırmamız her zaman oldu; olacak da. Ben hem bireysel olarak, hem ideolojik olarak, hem de ülke olarak bu arayışa sıcak yaklaşıyorum.
PUTİN: Ülkenizde yaşayan insanların bilinçaltlarında tarihten gelen bir Rus ve Komünizm korkusu olduğunu biliyorum. Bu konuyu yenmek ilk işimiz olmalı.
RTE: Bu konuda Rusya’ya daha çok iş düştüğünü söylemek gerekiyor.
PUTİN: Zihinsel alışkanlıklarımız bu konuda bir başka engel. Bu engelleri aşabilirsek Rus-Türk ilişkilerinde bir devrim yaşanacaktır demektir. Sn. Erdoğan bu ilişkilerdeki bireysel fırsatları da daima göz önünde bulundurmamızı özellikle istiyorum. Fakat ABD ile bireysel ve partisel ilişkileriniz bizim için hala bir soru işareti olmaya devam edecek. Bu soru işaretlerini sonlandırmak size düşüyor.
RTE: ABD konusunda bir zihin karışıklığımız var. ABD’ye güvenilmeyeceğini biliyorum. Ama bir işbirliği doğdu, devletlere rağmen. Şimdi de devletlere rağmen bozulan bir işbirliğimiz var. Dün Ilımlı İslam’ı destekleyenler şimdi mesafeli davranıyorlar. Sanki ABD-Türkiye ilişkilerine geleneksel renk hakim oluyor gibi. Bu süreç böyle devam ederse Ak Parti oyunun dışında kalır. Açıkçası ben de ABD’nin şu anda AK Parti ve şahsım hakkında iyi düşünmediğini biliyorum. Bu düşünce işimizi kolaylaştıracak Sn.Putin.
PUTİN: Birçok konuda net olmadığınızı görüyorum; Sn. Erdoğan...
RTE: Bu konuda haklısınız.
PUTİN: Türkiye hızlı bir özelleştirme sürecine giriyor. Önemli özelleştirmeler yapacaksınız. Tüpraş ve Erdemir özellikle ilgilendiğimiz özelleştirmeler. Erdemir üzerinde çok duruyoruz. Bu konuda işbirliği yapabiliriz. Rus şirketleri ilgi duyuyor. Onların önemli isimlerini sizinle tanıştırmak istiyorum; uygun görürseniz.
RTE: Memnuniyetle. Özelleştirmede iyi rakamlar yakalamak istiyoruz.

“TAMAMEN DUYGUSAL” TEKLİF

PUTİN: Çok özel anlaşmalar üretilebilir. Mavi Akım’da olduğu gibi özel avantajlar sağlanabilir!
RTE: Anlıyorum; bunları değerlendirmek isterim! Bu konuda hükümetteki ve iş dünyasındaki bazı arkadaşlarımızla daha geniş kapsamlı görüşmeler yapılabilir. Öngörüşmeleri yapan bir ekipten bahsedildi. Bu konuda Maliye Bakanı öncülüğünde bir program oluşturulmuştu. Rus sermayesini Türkiye’ye çekelim diye. Fethullah Hoca ekibi, eski Mavi Akım ekibinden isimler, bazı eski politikacılar bize değişik tekliflerle geldiler.
PUTİN: Bunların hepsini değerlendirmek bugün mümkün. Ayrıca GSM şirketi Türkcell’e bir Rus firması ortak olmak istiyor. Ekonomi bürokrasisinin engel çıkarmaması bizi sevindirecek. Rus sermayesinin Türkiye’ye girmesi için iyi bir yol Türkcell.
RTE: Türkcell konusunda bürokrasinin ve devletin güven sorunu oluştu. Ayrıca bir bakanımızla görüşülerek; konuyu gündeme getirdiler. Rus firmaları yanlış isimler üzerinden Türkiye’ye girmek istiyorlar.
PUTİN: Sıcak yaklaşımlarla iş yaparsınız. Ben bu konuda adı geçen Bakan’ın (Kürşat Tüzmen) yaklaşımlarının olumlu olduğunu duydum. Bazı özelleştirme operasyonlarında size yakın isimlerin Araplar ve Yahudilerle birlikte hareket etme arayışları içinde olduğunu gördük. Türkcell konusu önemli. Partner değiştirmek gerekiyorsa bu yapılabilir.
RTE: İşler bu yaklaşımla kolaylaşır.
PUTİN: Daha yakın ilişkiler geliştirmek gerekiyor. ABD’yi, IMF’yi tolere etme girişimlerinizde Rus sermayesi ve etkileyebileceğimiz diğer sermaye gruplarını gözönünde bulundurmanız elinizi kuvvetlendirecek. Rusya’da büyük işler yapan gruplar var. Onlarla ilişkilerinizin son dönem sorunlu olmaya başladığını görüyoruz.
RTE: Bir çoğu siyasal devamlılığımız olmadığını düşünüyor.
PUTİN: Biz sizi ve hükümetinizi total olarak destekleyebiliriz. Bu tüm sıkıntıları giderir. İlişkilerimizi incelerseniz Türkiye’ye zor zamanlarında hep yardımcı olduk.
RTE: Sn. Putin bundan eminim. Ben bireysel olarak Rusya ile ilişkilerin ABD ile ilişkilerden daha iyi gideceğine eminim. Bu konudaki tüm fırsatları değerlendireceğim.
PUTİN: Bireysel olarak ne yapacağınız konusundaki zihin karışıklığınız bizi endişelendiriyor. Zayıf bir profil veriyorsunuz. ABD’yi tümüyle silip atamazsınız. Ama bir çok yöntem kullanılabilir uluslararası ilişkilerde. Bazı yöntemler de birlikte bulunabilir.
RTE: Tabii ki; Sn. Putin. Bir günde bu kadar önemli konuları ele almamız zor. Bugün ABD’ye ekonomik ve siyasi bir alternatif oluşturma konusunda bir mutabakat oluşturalım. Bunun yanında Irak ve Kıbrıs’ta birlikte hareket edelim. Kafkaslar, Türk Cumhuriyetleri, Ermenistan kaynaklı sorunlarda biraz daha çalışalım. Bu birden köklü değişimler yapabileceğimiz bir husus değil. Bu konuda bizi anlayışla karşılayın. Zamana ve detay çalışmaya ihtiyacımız var.
PUTİN: Haklısınız. Peki bugün bizim Alfa Şirketinin Türkcell’le ortaklığı ve Erdemir’in özelleştirilmesi konusunu bir karara bağlasak iyi olacak. Önce Alfa’nın sahibini toplantıya alalım. Sizin Türkcell’le ilgili olarak bireysel bir talebiniz var mı?
RTE: Önce Alfa’nın sahibini dinleyelim. Bizim Bakan’la ve Karamehmet’le hangi konularda anlaştıklarını görelim. Edindiğim bilgiler anlaşmaya müdahalenin kaçınılmaz olduğu yönünde.
PUTİN: Bu toplantıya katılacak Alfa’nın sahibine telkinlerinizi ve isteklerinizi şimdi iletmeyecek misiniz?
RTE: Ağustos ayı içerisinde Alfa ile bir görüşme daha yaparız. Erdemir konusunu da Ağustos’ta kararlaştırırız.
PUTİN: Nasıl olacak?
RTE: Çok gizli bir görüşme yapılabilir. İki günlük bir çalışma ile çok kapsamlı bir görüşme yapılır. Bunu Antalya’da ya da İstanbul’da yapabiliriz. Ya da ben iki günlüğüne tekrar Soçi’ye gelebilirim.
PUTİN: Tamam o halde.... Alfa ile tanışalım. Sn. Erdoğan bu görüşmeyi bir başka ortamda yapalım. Daha sonra Erdemir özelleştirmesi ve Savunma Sanayi ihaleleri için iki ayrı grupla daha görüşelim.
RTE: Hay hay...

Sevgiler
Hayrullah Mahmud
29 Aralık 2005


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."