6 Ocak 2010 Çarşamba


FETTULLAH GÜLEN'E YEŞİL KART VERİLMESİ İÇİN MEKTUP YAZANLAR
BAKINIZ KİMLER VAR MIŞ.

Kozmik Odada Aranan Bu Muydu?
http://www.internetajans.com/default.asp?NID=88321


Bir okurdan gelen çarpıcı maili sizlerle paylaşmak istedik.


Bu nedir? Bir dizi fotoğraftır…hade canım insan fotoğraf için bunu yaparmı hiç? bizce yapar. Ilkin fotoğrafları çekenin akıbeti :




Fotoğrafları çeken O.V, soğuk kanlı davranarak kendi suikastının fotoğrafını Fransa polisine çektirebilmiştir… olay tarihi : Haziran 2003, gece yarısı, yeri : Fransa Paris banlyösü, A6 Paris – güney hattı otoyolu .
Bu satırları yazana ise, Temmuz 2003’te, bir ay sonra, aynı yöntem kullanılmak istenmiş. Subuta ermemiştir. Suikastçı Kasım 2003’te hayatından olmuş. Temmuz 2004’te ise, ,bu sefer Türkiye’de suikast düzenlenmiş, ve yine subuta ermemiştir.
Peki neden yapar ? bu fotoğrafların önemi nedir ? …Esas soruda bu …


Açıklama :
Resimler 29 Kasım 2002, Fransa, Paris Ufak Millet meclisinde bir toplantı sırasında çekilmiştir. Toplantıda hazır bulunan kimselerden bir kaçı :
- Barzani
- Talabani
- Hoşyar (Irak kürt dış işleri Bakanı)
- Eski fransa dış işleri Bakanı, Valery Giscard d’Estaing taraftarı, Herve de Charette,
- UMP m-vekili, ve soyismini taşıdığı meşhur düşünür ve yazarın torunu de Montesquieu,
- Fransa kürd enstitüsü Başkanı Kendal Nezan (ki 2003’ten beri Fransa UMP tarafından 36’ncı paralele Fransa konsolosu olarak atanması söz konusudur. 2009 yaz aylarında teyzinden edinilen bilgiye göre hala atanmış değildi)
- Sözde strateji uzmanı Chaliand,
- Ve meşhur, madam miterand tayfasından kalma, yakın tarihlerde SARKOZY tarafından , açılım politikası adına, Bakan yapılan, Total için 2001’de sahibi bulunduğu danışmanlık firmasıyla Total şirketinin Birmanyadaki insan haklarına aykırılıkları örtbas etmekle yükümlü, sözde hümanist, türbanı ve F tipini himaye eden Soros’un Open society’sinin yakın ve ortadoğu kadınlar kolu sorumlusu, Fransa da 80’li yılların başında hücre evi sorumlusu olarak görev almış eski mossad ajanı (ki babası teşkilatı kuranlardan biri), bir dönem Israil dış işleri bakanı ve Israil’de parti başkanı olan Tzipi Livni’nin arkadaşı meşhur French doktor Bernard Kouschner …


Fotoğraflar bir rüşvetin belgesidir : 


Zebari'nin elindeki sarı kağıtta “5 milyar’ını vereceğiz” ibaresi mevcut. 


Nedir bu 5 milyar ??... 36’ncı paraleldeki petrol karşılığında vaad edilen rüşvettir. Rüşvetin, ilk tahlilere göre ve Bernard Kouschner’in TOTAL için çalışmışlığı değerlendirilmiş olarak, TOTAL adına ödendiği tahmin edilmiştir. Kimisine göre BP için ödendiği olasılığı ekarte edilmemiştir.

Bu meblağ tabiki bir petrol firmasının kasasından çıkması imkansız idi (rüşvetin delili ve faturası olmaz). Peki nasıl ödendi dersiniz ?

Işte burada G. SOROS devreye giriyor.
Ufak bir hatırlatma : 1988’de, Fransa’da SOCIETE GENERALE isimli banka hortumlanmıştı. Mart 2003’te sonuçlanan davada, 15 sanık arasında bir tek G. SOROS, para cezasıyla hüküm aldı (yaklaşık 240.000€ para cezası).
Ocak 2008’de ise, SOCIETE GENERALE bankasında, KERVIEL skandalı ismi verilen yeni bir hortum olayı yaşanmıştır. Tesadüfe bakınız : Ocak 2008’de 4.9 milyar bu bankadan buharlaştı !!
Yani hoşari’nin elindeki kağıtta yazılı olan meblağ kadar !

Bunların hepsi tesadüfmüdür ? Kesinlikle degil …
Fotoğrafları çekene düzenlenen suikast, ve bu satırları yazana düzenlenen 2 suikast, TC’deki F tipi kadrolaşması (soros güdümünde), ikiz kulelerin vurulmasını bahane eden abd’nin Irak’ı işgal etmesi, AKP’nin BOP ve AKDENIZ birliği projeleri (aslında BOP ve AKDENIZ birliği farklı isimlerle iki aynı proje sayılabilir…yukarısı bıyık aşağısı sakal nereye tükürsen tükür). Peki bu fotolar TSK’da “çok gizli” ibareyle kayıtlı değilmi ? kayıtlı olsa gerek…kimisine göre kozmik odada hemde…
Tesadüfmüdür Soros güdümlü Arınç’ın kendisine suikast hazırlandığını bahane etmesi ? Tesadüfmüdür Arınç’ın TR’de enerji kaynakları efendisi olması (gaz ve şimdikte petrol), tesadüfmüdür 1996’dan beri Arınç’ın bugün fransa da iktirdar olanlarla tanışmış olması (UMP’ci Renaud Donnedieu de Vabre ki yakın tarihlerde Total firmasında kendisine görev verilmiştir, fransa iç işleri bakanı, ırkçı ve müslüman düşmanı Hortefeux ve diğerleri…, tesadüfmüdür yine UMP’ci Nazan EROL’un THY Fransa gen. müdiresi olması ? tesadüfmüdür Sarkozy’nin amcası 1900 GS mezunu çıkması ? tesadüfmüdür 1993’te Sarkozy ve A. Gül’ün ABD’de aynı eğitim seminerinde yan yana bulunmuş olmaları ? tesadüfmüdür türban yaygaraları ? tesadüfmüdür Sarkozy’nin tescilli bir mossad ajanı olması, kasım 2002 – Temmuz 2003 arası yeniden PKK’yi devecian ile örgütlemiş olması ve anti türk oluşumları UMP’nin alt yapısı haline getirmiş olması ? aslen yahudileştirilmiş hristyan tarikatı olan bir Deniz feneri’nin aktif faaliyetleri ? misyonerlik ? ruhban okulu ? Zaman gazetesi ve sızıntı dergisinin 2003’ten itibaren Fransa da yasal yayın izni istemesi ? …vs vs…yani yaşanan bütün bu asimetrik saldırıların hangisi birer tesadüf ?

Hey Türk titre ve kendine dön !
Sonuç : Arınç bir iftira attı…”bana suikast yapacaklar” iftirası… bu bahaneyle tsk’da tescilli olduğu sanılan (veya olan) ve delil mahiyetinde olan fotoların peşine düştüler…
AKP’e kime çalıştığı aşikardır…










Ilk sırada : Kendal Nezan (ayakta), Bernard Kouchner, Talabani, Barzani, Montesquieu, Herve de Charette 













Tzipi Livni – Bernard Kouchner (mason selamı, kırık el) ...2001 -–2002.


VE FRANSA'DAKİ SÖZDE TÜRK LOBİSİ


Sarkozy ve THY FRANSA GEN MÜD. NAZAN EROL…


Soldaki mavi bandrollü yer SARKOZY’nin seçim merkezi …yorumsuz (2003’te seçim merkezi olarak hazırlanmıştır)


05.01.2010 17:40:00










Yorumlar
Yorumların Hepsini Göster
O türk titredi kendine geldi koç koç koç nahum
Malik
05.01.2010 23:17:17

Ya Ölüm Ya İstiklâl.
İnadına Ne Mutlu Türküm Diyene.

Uyan, uyan, uyan Türk evladı.

Gençliğe Hitabeni bir daha oku.
Yetmez gene oku.

Ve aynaya bak, bağımsızlık karakterinde gizli,
gözlerine dikkatli bak göreceksin.

yalana, talana dur.
Mehmetçik Mehmet
05.01.2010 21:49:59

iyide bir şey anlamadım ben. ne varki bu fotolarda...
05.01.2010 20:48:38

bütün türk düşmanı alçaklar biraraya gelmişler hepsine allahın laneti olsun.
recep demir
05.01.2010 19:50:30

Fransa'da ocak 2008'de patlak veren Societe general - kerviel olayi baya ses getirdi. Ve dogru, 4.9 milyar societe general bankasindan buharlasti. Ve yine dogru, mart 2003'te daha evvel 1988 societe general hortumundan bir tek G Soros ceza alan oldu.
GACAL


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

ABD'DEN DÜZENLİ TAKİP EDİLİYİYORUZ. 
Neden mi bu konuyu açtık:
Naçizane bloğumuzun düzenli olarak ABD’den özellikle Prensilvanya yakınlarından takip edildiğini tespit ettik. Bakın burada kimler var:
 işte blogun takip edildiği noktalar


 ****************************************************
Hürriyet yazarı Tolga Tanış’ın, 21 Haziran 2009 “HÜRRİYET FETHULLAH GÜLEN ABD'DEKİ EVİNE GİRDİ” adlı yazısından alındı.

ADI "KAMP"Gülen'in, Manhattan'a 140 km. uzaklıkta, Saylorsburg kasabasında yaşadığı çiftliğe “kamp” deniyor. 21 Mart 1999'da gelmişti Amerika'ya. New Jersey'de kısa bir süre için kullandığı ev dışında, aşağı yukarı 10 yıldır burada. Arazi, 1993'te yakın arkadaşı Necdet Başaran tarafından satın alınmış. Golden Generation (Altın Nesil) Vakfı adına, Türkiye'den gelecek öğrencilere eğitim verilmesi için. Ancak Gülen 28 Şubat döneminde Türkiye'den ayrılınca, kendisine tahsis edilmiş.
7 ÇALIŞAN VARKampta, biri inşaat halinde 9 müstakil ev var. Bu evlerden birinde Gülen kalıyor. Diğerleri ise ziyaretçiler için misafirhane, yemekhane, mescit olarak kullanılıyor. İçeride aşçı, bulaşıkçı, teknisyen, kapı görevlisi, toplam 7 hizmetli var. Hepsinin evleri kampa yakın yerlerde. Aileleriyle 1000-1500 dolar arası kiralık evlerde kalıp, Golden Generation'dan maaş alıyorlar. 


"Nurettin Veren'in, en aşağı dört tane bakanın Gülen’in izni olmadan öksüremeyeceğini iddia ettiğini" ve savcılığa suç duyurusunda bulunulduğunu belirttiği açıklamadan ilgili bolum:

Olmuyorlar. Olamıyorlar değil, şuurlu yapıyorlar... Fethullah Gülen’in dini idare ve siyasete alet etmemesi lazımdır. Milli Eğitim’den, İçişleri Bakanlığı’ndan, Adalet Bakanlığı’ndan elini ayağını mut-la-ka çekmesi lazımdır. Yoksa çektirirler.

—AKP ile ilişkileri mi var diyorsunuz...

Yahu göbek bağı var... 
Nurettin Veren, en aşağı dört tane bakanın Gülen’in izni olmadan öksüremeyeceğini iddia etti. Ben de bu iddiaları savcılığa taşıdım...

—Kimdi bu bakanlar?
Cemil Çiçek,
Ali Coşkun, 
Abdülkadir Aksu  ve
Hüseyin Çelik’ten bahsediyor. Bu iddiaların araştırılması lazım...

—Veren’in Gülen cemaatinden ayrıldığı için iftira attığı söyleniyor...

Bu laflar boş laflardır. Veren’in iddialarını da tetkik edecek merci savcılıktır. Savcılık harekete geçsin, tespitlerini yapsın, ondan sonra iftira mıdır değil midir anlayalım.

—Fakat Gülen ve Ak Parti’nin arasının pek de iyi olmadığı söylentileri de var...

Peki öyleyse... Son Amerika’ya giden iki tane bakan, Abdullah Gül ile Mehdi Eker... Kendisini ziyaret etmiş mi etmemiş mi? Bir açıklasın bakalım...

—Ne zamandı bu ziyaret?

Son altı ay içerisinde... Kur’an-ı Kerim'e el basarak açıklasın ama...


HOCAEFENDİ İÇİN YENİ SUÇ DUYURUSU!

İstanbul bağımsız Milletvekili Emin Şirin, Fethullah Gülen hakkında ididalarda bulunan Nurettin Veren'in açıklamalarının değerlendirilmesi amacıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu.


Edinilen bilgiye göre Emin Şirin, Nurettin Veren ile birlikte Ulusal Kanal'da 3 Haziran'da katıldığı Aydınlık Kürsü programının deşifresiyle birlikte Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Şirin, Veren'in, "Ben bir ihbarcı konumundan öte, bir şahidim. Savcılara diyorum ki, Sayın Savcılar ben, ihbarda bulunmanın ötesinde canlı şahidim. Beni birileri yok ettikten sonra mı benim ifademe müracaat edeceksiniz. Ben canlıyken benim ifademi alın" dediğini aktardı.
Şirin, "Eğer bu iddialar Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen 2000/124 E.Sayılı dosyayı alakadar ediyorsa, Nurettin Veren'in bu davada tanık olarak dinlenilmesi ve ayrıca, bu iddiaların ihbar kabul edilerek Nurettin Veren'in ifadesine başvurulmasını ve eğer bir cürüm unsuru görülürse gerekli hukuki işlemlerin yapılmasını ve eğer bu dosyayı alakadar etmese bile ayrıca ihbar kabul edilmesini arz ederim" dedi.

İDDİALAR NELER?
Nurettin Veren, Şirin'in suç duyurusuna konu olan programda; Gülen'in mükemmel vaazlarıyla Kuran'ı anlatmasıyla insanları cezbettiğini, 
Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçekİçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, eski İçişleri Bakanı Şehabettin Harput ile yüzlerce kez görüştüğünü, bu isimlerin Gülen'in 'yat' demesiyle yatıp, 'kalk' demesiyle kalkacağını", Ali Talip Özdemir ile birlikte bu dört isimin Gülen isteseydi geçmişte ANAP'a değil CHP'ye bile geçebileceğini, Başbakanlığı döneminde konutta Tansu Çiller'e 2.5 saat boyunca Gülen'i anlattığını, ondan sonra Çiller'den fevkalade destek ve yakınlık gördüklerini, Gülen'in "Türkiye işgalinin 1998 ve 2000 yılında bittiğini", "imamlarının" güvenlik ve istihbarat birimleri de dahil devletin her kademesinde yer aldığını, Turgut Özal ilk kez milletvekili adayı olduğunda Gülen'in talimatıyla evde hasta yatan ninelerin dahi sedyeyle oy vermeye götürüldüğünü, artık bütün dinleri harmanlayarak evenjalist bir din anlayışıyla dünyaya yeni bir model sunmak istediğini, 'Derin Fethullah devletinin en büyük çete olduğunu, devlet bilincine varması gerektiğini" iddia etmişti.

GÜLEN'İ AKLAMA ÇABASI

Sivil toplum örgütleri, son dönemde Fethullah Gülen'le ilgili yazı dizilerinin ABD destekli bir merkezden yönetildiğini belirterek amacın Cumhuriyeti içeriden vurmak olduğunu savundular. Sivil örgütler, Gülen'i öven gazetelere karşı kampanya başlatacaklarını açıkladılar.

Bağımsız Milletvekili Emin Şirin de basının Fethullah Gülen'e olan ilgisini 3 nedene bağladı: Birincisi tiraj kaygısı, ikincisi Gülen'in kendisini aklama gayreti, üçüncüsü de gazete sahiplerinin cemaatten maddi beklentisi.
...
Yazı dizilerine tepki gösteren sivil toplum örgütleri kampanya başlatacaklar

Basının Fethullah 'aşkı'
İstanbul Haber Servisi - Türk basınında bir süredir birbiri ardına yayımlanan Fethullah Gülen hakkındaki yazı dizilerine sivil toplum kuruluşları tepki gösterdi. Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Gülseven Yaşer , Gülen haberlerini utançla ve kaygıyla izlediğini belirtirken İP İstanbul İl Başkanı Erkan Önsel , Gülen yazı dizilerinin amacınının cumhuriyeti içeriden yıkmak olduğunu savundu.

Sabah gazetesinde 26 gündür Emre Aköz ve Nevzat Atal tarafından hazırlanan ''Saidi Nursi'den Fethullah Gülen'e Nur Cemaati'' yazı dizisinin ardından bugün de Milliyet gazetesinde Mehmet Gündem 'in yazı dizisi başlıyor. Gülen röportajını Zaman gazetesinin eski yazarı Mehmet Gündem'in yapması dikkat çekiyor.

Gündem, 1996'dan 2001'in sonlarına kadar Zaman gazetesinde haftalık röportaj yazarlığı yapmış, Kasım 2001-Mayıs 2003 tarihleri arasında da Zaman'ın yorum sayfalarının editörlüğünü üstlenmişti.

Gündem, 2004'ün başından bu yana Milliyet gazetesinde çalışıyor.

Milliyet gazetesi yazıişleri müdürlerinden Tahir Özyurtseven , ''Sabah gazetesindeki Gülen dizisinin hemen ardından neden Fettullah Gülen röportajı yayımlıyorsunuz'' sorusunu şöyle yanıtladı:

''Sabah'taki herkesin bildiği şeylerdi. Sıcak bir haber içermiyordu. Gündem, aylar öncesinden röportaj için randevu almıştı. Özellikle Sabah'taki dizinin bitmesini beklemedik. Gülen ile koşullar gereği haber değeri taşıdığı için röportaj yaptık.''

Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (STKB) önümüzdeki günlerde bu yazı dizilerinin yayımlandığı Sabah ve Milliyet gazetelerinin satın alınmaması için geniş kapsamlı bir kampanya başlatmaya hazırlanıyor.

Kasetlerden sonra ne değişti
STKB üyesi Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Gülseven Yaşer, bu gazetelerde Gülen'e karşı başlayan ''büyük aşkı'' , kaygı ve utançla izlediğini söyledi. 1999 yılında Gülen'in cumhuriyet karşıtı konuşmalarını içeren kasetlerinin medyada yer aldığını anımsatan Yaşer, ''O kasetleri yayımlayan da bugünkü yayınları yapan da aynı medya. Toplumu aydınlatması gereken medya, insanları yanlış yollara yönlendiriyor. O kasetlerden sonra ne değişti ki medya Gülen'in peşine düştü. İleride yeni kasetler çıksın onları da yayınlarlar. Yayın politikaları çok kişiliksiz'' dedi. Yaşer, Gülen'in eğitim kurumlarında öğrenim görmüş bazı gençlerin kendilerine başvurduğunu ve orada yaşananların anlatıldığı kitaplar basıldığını anlatarak o kitapların toplatıldığına dikkat çekti. Bu yayınların arkasında büyük paralar döndüğünü iddia eden Yaşer, ''Çünkü, zamanında bize de paralar teklif edilmişti. Medya, tarikatlara alet oluyor. Gülen'in o kasetlerini yayımlayan medya tarafından bugün baş tacı edilmesi düşündürücü'' diye konuştu.

İşçi Partisi İstanbul İl Başkanı Erkan Önsel de Gülen'in sağ kolu Nurettin Veren 'in Aydınlık dergisi ve Ulusal Kanal'a yaptığı önemli açıklamaların ardından Amerikancı medyada Fethullah Gülen'i parlatma kampanyası başlatıldığını kaydetti.
Gülen'in Pensilvanya'da 130 dönümlük çiftliğinde, CIA'in yakın koruması altında 6 yıldır Türkiye düşmanı faaliyetini sürdürdüğünü ifade eden Önsel, ''tarikatlar koalisyonu'' nun hükümetin birçok bakanlığını elinde bulundurduğunu belirtti. 

08.01.2005 Cumhuriyet gazetesinden alınmadır


KÜRT İSLAMCILARIN DEĞİŞMEYEN İSMİ:
ABDÜLKADİR AKSU
...

Özellikle 1990’lardan sonra, Kürt İslamcıların hükümet olduğu dönemlerin bir önemli özelliği daha vardır: Adülkadir Aksu’nun İçişleri bakanı olması.

Türt-İslamcılığın en yüksek aşamasına geldiği ANAP iktidarının İçişleri Bakanı ile Kürt-İslamcılığının en yüksek aşamasına geldiği ve devleti tehdit ettiği günümüz AKP iktidarının İçişleri bakanı aynıdır.

Yine büyük bir tesadüf olacak, emniyette, devletin kritik mevkilerinde, Kürtçü ve Şeriatçı kadrolaşmanın yoğun olduğu, İçişleri Bakanlığına bağlı kurumların, devlete karşı gelme, devlet düşmanlığı yapma cesaretini gösterdiği dönemler yine Aksu’nun İçişleri Bakanı olduğu dönemlerdir. Polis içersinde Fethullahçı yapılanmanın temellerini Aksu atmıştır.

Bir iki ay öncesini hepimiz hatırlıyoruz. DTP’li belediye başkanları, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı, devletin aleyhinde ortak bildiri yayınlamışlar ve hiçbir yaptırımla karşılaşmamışlardır. Doğu illerinde devlete karşı ayaklanan insanları yönlendirenler yine bu belediye başkanlarıdır. İnsanlar, devleti değil belediye başkanlarını dinlemektedirler.

PKK’lıların cenazeleri, DTP’li belediyelerin tahsis ettiği ambulanslarla kaldırılmakta, ölen PKK’lılar için yine bu belediyeler tarafından anıtlar dikilmektedir. Ancak İçişleri Bakanı tüm bunlar karşısında sessizdir. Tüm bu olup bitenlere göz yummaktadır. Tüm bunlara göz yummak, devlete karşı PKK’lıyı desteklemekten başka anlama gelir mi? Aksu Emniyet’i öyle bir hale getirmiştir ki, kendi milletine düşman, Türk devletine düşman, Atatürk’e düşman insanlar Emniyet’i doldurmuşlardır.

Hemen hatırlatmakta fayda var. Atatürkçü aydınlara karşı en çok kimin döneminde saldırılar olmuştur, en çok kimin döneminde Atatürkçü aydınlar öldürülmüştür?

Bu dönemlerde İçişleri bakanı hep Abdülkadir Aksu’dur.

Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Bahriye Üçok, Necip Hablemitoğlu gibi Atatürkçü aydınlar Aksu’nun İçişleri Bakanlığı döneminde öldürülmüş ve hiç birinin faili bulunmamıştır.

Türk Solu

Kuzey Fırat

 http://www.turksolu.org/109/kfirat109.htm

AKP KÜRT-İSLAM DEVLETİ İSTİYOR
Güneş Ayas

Nurcu Bakana göre Atatürk yedi düveli yenmemiş
Devam edelim; infazlardan sonra Hüseyin Çelik kurtuluyor ve hemen Fethullah’a sığınıyor. Bundan sonra o bir Fethullah’çıdır. Fethullah’ın okullarının reklam kampanyalarına çıkar, Fethullah’ın DGM’deki yargılaması başladığında ilk karşı çıkanlardan biri olur.
Hüseyin Çelik yalnız Türklüğe değil Atatürk ilkelerine de karşıdır. O’na göre 10 Kasım anmaları “ilkel kabilelerin tapınmaları”na benzemektedir, saygı duruşunda bulunmak ise “yatırdan bir şey istemek” gibidir. Türkiye’de Atatürk’ün manevi kişiliği “ancak kanunlarla korunabilmektedir.” Yoksa halkın sevgisi samimi değildir. Çelik Türk milletinin verdiği Kurtuluş Savaşı’na bile inanmamaktadır:
“Milli mücadelede Atatürk yedi düveli denize döktü diye körpe beyinlere telkinde bulunursanız... İngilizlerin, Fransızların ve İtalyanların hiç de ordularla, silah zoruyla çıkarılmadıklarını öğrendikleri zaman milli mücadele şaibe altında kalmaz mı?”
Milli Eğitim Bakanı’nın nasıl birisi olduğu az çok ortaya çıktı. Bir seneden beri yaptığı icraatı da hep birlikte izliyoruz. YÖK’e ve üniversitelere düşmanlık, türban, İmam Hatip kışkırtması ve kadrolaşma. Milli Eğitim Bakanlığı’nda bir “imamlaşma” yaşandığını bilmeyen kalmadı ama bir “Kürtleşme” yaşandığını da söylemek gerek. Bakanlık yazışmalarından Türk sözcüğünü kaldırmak isteyen müsteşar Şaban Şimşek’i de aynı Hüseyin Çelik atamadı mı?
http://www.turksolu.org/44/ayas44.htm


FETHULLAH GÜLEN MEHDİ EKER BULUŞMASI!


Başbakan Tayyip Erdoğan, seçimlere bir yıla kala, Fethullah
Gülen’in yeniden desteğini alabilmek için harekete
geçti.
 HABERTURK

ABD ziyareti sırasında Gülen ile bir şekilde irtibat kurarak aralarındaki soğukluğu gidermek isteyen Erdoğan, cemaate yakınlığıyla tanınan ve
sevilen bir isim olan Tarım Bakanı Mehdi Eker’i elçi gönderdi. AK Parti’nin kaderini belirleyecek sürpriz Pennsylvania buluşmasını Habertürk Ankara Haber Müdürü Gülin Yıldırımkaya ortaya çıkardı.

GÖZDEN ÇIKARMADI


Bugüne kadar Fethullah Gülen’in hiçbir organizasyonuna katılmayan, yurtdışı seyahatlerinde okullarına uğramayan ve Gülen’i hiç ziyaret etmeyen Başbakan Tayyip Erdoğan, sanılanın aksine cemaati gözden
çıkaramadı. Erdoğan, ABD ziyareti öncesinde sürpriz bir adım atarak cemaate yakınlığı ile bilinen ve sevilen bir isim olan Tarım Bakanı Mehdi Eker’i Fethullah Gülen’e elçi gönderdi. Gülen’i Pennsylvania’daki evinde gizlice ziyaret ederek Erdoğan’ın mesajlarını ileten Eker’in aldığı yanıt AK Parti’nin kaderini belirleyecek.

ARALARI AÇILMIŞTI


Erdoğan ile Gülen cemaatinin arasının açıldığı, cemaatin önde gelen isimlerinden Hüseyin Gülerce’nin yazılarında hükümete sert mesajlar göndermesiyle açığa çıkmıştı. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olabilmek için
Gülen’e yönelik bir operasyon yapabileceği spekülasyonuna karşı hükümeti uyaran Gülerce, bunun Ak Parti’nin intiharı olacağını yazmıştı. Gülerce, Vatan gazetesine verdiği röportajda da Erdoğan’ın Gülen’i hiç ziyaret etmemesine sitem etmişti.

Başbakan’ın tavırları, Gülen cemaatini gözden çıkardığı şeklinde yorumlanmıştı. Ancak Erdoğan Tarım Bakanı Mehdi Eker’i öncü kuvvet olarak ABD’ye göndererek, Gülen’in gönlünü almak için ilk adımı
attı.

Tarım Bakanlığı’nın internet sitesinde ise Eker’in süt ineği yarışmasının ardından Pennsylvania çiftliğinde incelemelerde bulunduğu bilgisi yer alırken, Fethullah Gülen ile gizli buluşması saklandı.



Razi CANİKLİGİL / NEW YORK
“GÜLEN, ABD’DEN YEŞİL KART ALAMADI, 1 AY SÜRESİ KALDI”ABD’de oturma, seyahat etme ve çalışma izni sağlayan “Green Card” (Yeşil Kart) için yaptığı başvuru ABD Vatandaşlık ve Göçmenlik Servisi (USCIS) tarafından reddedilen Fethullah Gülen, kararın düzeltilmesi için açtığı davayı kaybetti.

Mahkeme, Gülen’in “olağanüstü yetenekli eğitimci” statüsünde Yeşil Kart alabilmesi için öne sürdüğü argümanları yetersiz buldu. Göçmen bürosunu haklı bulan Pennsylvania Doğu Bölgesi Mahkemesi yargıcı Stewart Dalzell’in kararı sonucu Gülen’in bir ay içinde ABD’yi terk etmesi gerekiyor.

Önemli lider

Gülen’in, göçmen bürosunun yanı sıra Yurtiçi Güvenlik Bakanı Michael Chertoff
ve FBI Direktörü Robert S. Mueller’den de şikâyetçi olduğu davada, Gülen’i Klasko, Rulan, Stock & Seltzer avukatlık şirketi savundu.


Gülen’in avukatları

Göçmenlik bürosu ise Eyalet savcısı Patrick L. Meehan ve yardımcısı Mary Catherine Frye tarafından savunuldu.


MARY CATHERİNE FRYE

Dava dilekçesinde Gülen’in, Türkiye’nin en önemli dini lideri, dini hoşgörü savunucusu ve dünyanın sayılı eğitimcilerinden biri olduğu belirtildi. Gülen için 1992 yılında Pennsylvania’da kurulan “Golden Generation Worship and Retreat Center,Inc”. Tarafından “özel göçmen din görevlisi” statüsünde vize başvurusunda bulunulduğu ifade edildi.

SPONSOR OLANLAR
Gülen’in avukatları 2000 sayfadan oluşan dosyada ABD’deki Rumi Forum’un başkanı Ali Yurtsever’in yardımı ile Türkiye’de ve ABD’de Gülen’e yakın önemli isimlerden referans mektupları topladı. Yurtsever, son olarak 17 Haziran 2008’de yazıp mahkemeye gönderdiği mektupta, geçen kasım ayında Washington’da Georgetown Üniversitesi’nde Gülen Hareketi için bir konferans tertiplediklerini, Gülen ile yakın temasta olduğunu daha fazla bilgi için kendisiyle temasa geçilebileceğini belirtiyor.

40 KİTABI VAR 

Mahkemeye sunulan belgelerde Fethullah Gülen’in Vatikan’da Papa 2. John Paul ile görüştüğü, yüzlerce kitap ve gazete makalesinde kendisi hakkında bilgiler yer aldığı, ayrıca kendi kurduğu hareket hakkında dünyanın sayılı üniversitelerinde konferanslar verildiği, Gülen hareketinin ABD başta olmak üzere dünyada yüzlerce okul açtığı kaydediliyor. Gülen’in 40 adet kitap ve yaklaşık 100 adet makale yazdığı belirtilirken “Gülen Hareketi”nin de kurucusu olduğu belirtiliyor.

KANITLAYAMADI
Mahkeme kayıtlarında Gülen’in finansal kaynakları üzerine iddialara yer veriliyor. Gülen hareketinin projelerinin arkasında Suudi Arabistan, İran, Türk Hükümeti ve hatta CIA’nın da bulunduğu şüphelerine yer veriliyor. Bu metinlerde yazarların Ankara’da yıllık gelirinin yüzde 10 ve yüzde 70 arasındaki payını Gülen hareketine bağışladığını itiraf eden 12 işadamı ile görüştüklerini, bu rakamların kişi başına yılda 20 bin ile 300 bin dolar arasında değişen bağışlar yaptıklarını ileri sürüyorlar. Hatta, İstanbul’da yaşayan bir işadamının 4-5 milyon doları her yıl Gülen hareketine bağışladığı, buna ilave olarak Gülen okullarından mezun olan gençlerin her yıl 2 bin ile 5 bin dolar arası bağış yaptıkları belirtiliyor.
SİYASİ FİGÜR
Savcı Gülen için şöyle diyor: “Dini ve siyasi bir figür, akademisyenlere para ödeyerek kendisi ve hareketi için yazı yazdırıp akademik prestij elde etmek istiyor.” Gülen’in yazdığı kitaplara da atıfta bulunan savcı, “Gülen’in yazdığı kitapların hiçbiri eğitimle ya da eğitim modelleri ile ilgili değil, tamamı dini çalışmalar. Ayrıca geleneksel laik eğitim ile inançlara karşı hoşgörünün harmanlanmasıyla bir eğitim modeli yaratıldığı şeklindeki ifade de inandırıcı değil” diyor.

REFERANSLARI YETERLİ OLMADI
Fethullah Gülen’in Yeşil Kart başvurusu için mahkemeye sunulan destek mektupları arasında ilk sırada CIA’den analiz ve prodüksüyon direktörü olarak emekli olan George Fidas’ın yazdığı mektup yer alıyor. CIA’nın Balkanlar uzmanı Fidas, Washington Üniversitesi Uluslarası İlişkiler Bölümü’nde ders veriyor. Yunan asıllı olan Fidas, ayrıca Joint Military Intelligence Council’de görevli. Referans mektubu yazanlardan eski CIA ajanı Graham Fuller, “RAND Corporation”da danışman. Mektup yazanlar arasında eski Başbakan Yıldırım Akbulut, AKP Kahramanmaraş Milletvekili, Meclis Milli Eğitim Komisyonu Başkanı ve eski Milli Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam, ABD’nin eski Ankara büyükelçisi Morton Abramowitz de var. ABD’nin çeşitli üniversitelerinden teoloji profesörlerinin yanı sıra evanjelik ve katolik papazlarla TÜGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Murat Saraylı da Gülen için mektup yazmışlar.

Akademisyen değil din adamı

Yargıç Stewart Dalzell’in baktığı davada mahkemeye sunulan belgelerin inandırıcı olmadığı, bunlar aracılığıyla Fethullah Gülen’in “olağanüstü yetenekli” kategorisinde Yeşil Kart almasının mümkün olmadığı belirtiliyor. “Olağanüstü yetenekli kategorisinde Yeşil Kart alabilmesi için ulusal ve uluslararası arenada mesleğinde en üst seviyeye yükselmiş olaması gerekirdi” deniyor. Gülen’in kendisini sürekli din adamı olarak tanımladığı, hâlbuki Yeşil Kart başvurusunu “eğitimci” olarak yaptığına dikkat çekiliyor.


Yargıç Dalzell’in yayınladığı 4 Haziran tarihli mahkeme kararında, Gülen’in akademisyenlikten çok uzak olduğunu, akademisyenlere para ödeyerek ve kendi sponsorluğunda konferanslar organize ederek hakkında yazılar yazdırdığı belirtilerek, “Kendi çalışmalarını finanse etmek davacıyı akademisyen yapmaz” deniliyor. Kararda, Gülen’in Türkiye’de siyasi etkinliği bulunan dini bir hareketin lideri olduğu; mektuplardan hiç birinde Gülen’in eğitimi, nerede ders verdiği, hatta nerde eğitim gördüğü hakkında hiç bir bilgi olmadığı, ayrıca, ders verme belgesine sahip olup olmadığına dair bir diploma sunulmadığı belirtiliyor.

Ödülünü tanımadılar

Kararda ayrıca, savcı yardımcısı Frye’nin edindiği bilgiye göre Gülen’in 1959
yılında imamlık lisansı aldığı, 1981’de ise bu görevden emekliye ayrıldığı vurgulanıyor. Gülen’in olağanüstü yetenekli kişi olarak Yeşil Kart alabilmesi için istenen 10 kriterden birisi de uluslararası arenada tanınan bir ödül alması şartıydı. Gülen, bu kritere UNESCO’nun Romanya Komisyonu’nun verdiği “Liyakat Ödülü”nü yazdı. Ancak, mahkeme bu ödülü tanımadığını bildirdi
.

BERAATİ YARGITAY’CA ONAYLANDI, DÖNÜŞ YOLU AÇILDI

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun cemaat lideri Fethullah Gülen’in, “laik devlet düzenini değiştirmek amacıyla örgüt kurma” suçundan aldığı beraat kararını onaması, dokuz yıldır yurtdışında bulunan Gülen’e dönüş yolunu açtı.

NASIL AÇILMIŞTI?

Gülen hakkında, 2000 yılında kaldırılan Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, “Laik devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasa dışı örgüt kurup, bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğu” iddiasıyla dava açılmıştı. Kapatılan Ankara 2 No’lu DGM, 2003’te sonuçlandırdığı davanın kesin hükme bağlanmasını, 4616 sayılı Şartla Salıverilme, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun uyarınca ertelemişti. Gülen’in avukatları, Terörle Mücadele Kanunu’ndaki değişiklik üzerine müvekkillerinin yargılandığı suçun unsurlarının değiştiği iddiasıyla yeniden yargılanma talep etmişlerdi. Talebi yerinde gören özel yetkili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, bu kez Gülen’in beraatine karar vermişti. Yargıtay 9. Ceza Dairesi de 5 Mart 2008’de beraat kararını oybirliğiyle onamıştı.
1999’dan beri ABD’de

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Gülen’in, Yargıtay tarafından onanan beraat kararına itiraz ederek, “davanın düşürülmesini” istemişti. Kurul dün itirazı oyçokluğu ile reddetti ve Gülen’in beraat kararı kesinleşti. Karar 7’ye karşı 16 oyla alındı. Beraat kararının kesinleşmesiyle Mart 1999’dan beri ABD’de bulunan Gülen’in, yurda dönüşünün önünde engel kalmadı.

Gül, rahatladı

Karar, Gülen okullarına ziyaret kapatma davasında kanıt olarak gösterildiği için AKP ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü de rahatlattı. AKP iddianamesinde, Gül’ün Dışişleri Bakanlığı döneminde Türkiye büyükelçiliklerine Gülen’in yurtdışındaki okullarının ziyaret edilmesi ve destek olunması için gönderdiği genelge, kapatmaya ve Gül’ün siyasi yasağına delil gösterilmişti. Gülen’in, kesinleşen beraat kararı iddianamedeki bu delili zayıflatacak. AKP, Yargıtay’ın Gülen’le ilgili beraat kararını sözlü savunmasında delil olarak gösterebilecek.


5 Ocak 2010 Salı


KOZMIK ODADA ARANAN BUMUYDU ?

Bu nedir ? Bir dizi fotoğraftır…hade canım insan fotoğraf için bunu yaparmı hiç ? bizce yapar. Ilkin fotoğrafları çekenin akıbeti :

Fotoğrafları çeken O.V, soğuk kanlı davranarak kendi suikastının fotoğrafını Fransa polisine çektirebilmiştir… olay tarihi : Haziran 2003, gece yarısı, yeri : Fransa Paris  banlyösü, A6 Paris – güney hattı  otoyolu .
Bu satırları yazana ise, Temmuz 2003’te, bir ay sonra, aynı yöntem kullanılmak istenmiş. Subuta ermemiştir. Suikastçı Kasım 2003’te hayatından olmuş. Temmuz 2004’te ise, ,bu sefer Türkiye’de suikast düzenlenmiş, ve yine subuta ermemiştir.  
Peki neden yapar ?
bu fotoğrafların önemi nedir ? …
Esas soruda bu …


Açıklama :
Resimler 29 Kasım 2002, Fransa, Paris Ufak Millet meclisinde bir toplantı sırasında çekilmiştir. Toplantıda hazır bulunan kimselerden bir kaçı :
-         Barzani
-         Talabani
-         Hoşari (Irak kürt dış işleri Bakanı)
-         Eski fransa dış işleri Bakanı, Valery Giscard d’Estaing taraftarı, Herve de Charette,
-         UMP m-vekili, ve soyismini taşıdığı meşhur düşünür ve yazarın torunu de Montesquieu,
-         Fransa kürd enstitüsü Başkanı Kendal Nezan (ki 2003’ten beri Fransa UMP tarafından 36’ncı paralele Fransa konsolosu olarak atanması söz konusudur. 2009 yaz aylarında teyzinden edinilen bilgiye göre hala atanmış değildi)
-         Sözde strateji uzmanı Chaliand,
-         Ve meşhur, madam miterand tayfasından kalma, yakın tarihlerde SARKOZY tarafından , açılım politikası adına, Bakan yapılan, Total için 2001’de sahibi bulunduğu danışmanlık firmasıyla Total şirketinin Birmanyadaki insan haklarına aykırılıkları örtbas etmekle yükümlü, sözde hümanist, türbanı ve F tipini himaye eden Soros’un Open society’sinin yakın ve ortadoğu kadınlar kolu sorumlusu, Fransa da 80’li yılların başında hücre evi sorumlusu olarak görev almış eski mossad ajanı (ki babası teşkilatı kuranlardan biri), bir dönem Israil dış işleri bakanı ve Israil’de parti başkanı olan Tzipi Livni’nin arkadaşı meşhur French doktor Bernard Kouschner … 



Fotoğraflar bir rüşvetin belgesidir :

Hoşari ‘nin elindeki sarı kağıtta “5 milyar’ını vereceğiz” ibaresi mevcut.

Nedir bu 5 milyar ??... 36’ncı paraleldeki petrol karşılığında vaad edilen rüşvettir. Rüşvetin, ilk tahlilere göre ve Bernard Kouschner’in TOTAL için çalışmışlığı değerlendirilmiş olarak, TOTAL adına ödendiği tahmin edilmiştir. Kimisine göre BP için ödendiği olasılığı ekarte edilmemiştir.
Bu meblağ tabiki bir petrol firmasının kasasından çıkması imkansız idi (rüşvetin delili ve faturası olmaz).  Peki nasıl ödendi dersiniz ?

Işte burada G. SOROS devreye giriyor.
Ufak bir hatırlatma : 1988’de, Fransa’da SOCIETE GENERALE isimli banka hortumlanmıştı. Mart 2003’te sonuçlanan davada, 15 sanık arasında bir tek G. SOROS, para cezasıyla hüküm aldı (yaklaşık 240.000€ para cezası).
Ocak 2008’de ise, SOCIETE GENERALE bankasında, KERVIEL skandalı ismi verilen yeni bir hortum olayı yaşanmıştır. Tesadüfe bakınız : Ocak 2008’de 4.9 milyar bu bankadan buharlaştı !!
Yani hoşari’nin elindeki kağıtta yazılı olan meblağ kadar !
Bunların hepsi tesadüfmüdür ? Kesinlikle degil …
Fotoğrafları çekene düzenlenen suikast, ve bu satırları yazana düzenlenen 2 suikast, TC’deki F tipi kadrolaşması (soros güdümünde), ikiz kulelerin vurulmasını bahane eden abd’nin Irak’ı işgal etmesi, AKP’nin BOP ve AKDENIZ birliği projeleri (aslında BOP ve AKDENIZ birliği farklı isimlerle iki aynı proje sayılabilir…yukarısı bıyık aşağısı sakal nereye tükürsen tükür). Peki bu fotolar TSK’da “çok gizli” ibareyle kayıtlı değilmi ? kayıtlı olsa gerek…kimisine göre kozmik odada hemde…
Tesadüfmüdür Soros güdümlü Arınç’ın kendisine suikast hazırlandığını bahane etmesi ? Tesadüfmüdür Arınç’ın TR’de enerji kaynakları efendisi olması (gaz ve şimdikte petrol), tesadüfmüdür 1996’dan beri Arınç’ın bugün fransa da iktirdar olanlarla tanışmış olması (UMP’ci Renaud Donnedieu de Vabre ki yakın tarihlerde Total firmasında kendisine görev verilmiştir, fransa iç işleri bakanı, ırkçı ve müslüman düşmanı Hortefeux ve diğerleri…, tesadüfmüdür yine UMP’ci Nazan EROL’un THY Fransa gen. müdiresi olması ? tesadüfmüdür Sarkozy’nin amcası 1900 GS mezunu çıkması ? tesadüfmüdür 1993’te Sarkozy ve A. Gül’ün ABD’de aynı eğitim seminerinde yan yana bulunmuş olmaları ? tesadüfmüdür türban yaygaraları ? tesadüfmüdür Sarkozy’nin tescilli bir mossad ajanı olması, kasım 2002 – Temmuz 2003 arası yeniden PKK’yi devecian ile örgütlemiş olması ve anti türk oluşumları UMP’nin alt yapısı haline getirmiş olması ? aslen yahudileştirilmiş hristyan tarikatı olan bir Deniz feneri’nin aktif faaliyetleri ? misyonerlik ? ruhban okulu ? Zaman gazetesi ve sızıntı dergisinin 2003’ten itibaren Fransa da yasal yayın izni istemesi ? …vs vs…yani yaşanan bütün bu asimetrik saldırıların hangisi birer tesadüf ? 

Hey Türk titre ve kendine dön !
Sonuç : Arınç bir iftira attı…"bana suikast yapacaklar” iftirası… bu bahaneyle tsk’da tescilli olduğu sanılan (veya olan) ve delil mahiyetinde olan fotoların peşine düştüler…
AKP’e kime çalıştığı aşikardır…  



Ilk sırada : Kendal Nezan (ayakta), Bernard Kouchner, Talabani, Barzani, Montesquieu, Herve de Charette 



Tzipi Livni – Bernard Kouchner (mason selamı, kırık el) ...2001 -–2002.  

VE FRANSA DAKI SÖZDE TÜRK LOBISI
…sarkozy ve THY FRANSA GEN MÜD. NAZAN EROL…


3 Ocak 2010 Pazar


Mustafa Kemal’i Masonlar mı Öldürdü ?

mason locaları kapanmalıdır
14 Haziran 1938 tarihinde Atatürk, Afet İnan’a şunları yazar:
“Afet,Vaziyetim şudur; bence doktorların yanlış görüş ve hükümleri sebebiyle hastalık durmamış, ilerlemiştir. Vakitsiz ayağa kalkmak, yürümek, hususiyetle burundan yapılan atuşman üzerine gelen kusma neticesi, yapılan istirahatları hiçe indirmiştir. İstanbul’a gelince hükümet reyimi almaya lüzum görmeksizin Fissenger’i getirtti…”
Dikkat ettiniz mi? Atatürk kendisini yapayalnız hissediyor ve kendisine uzanacak sıcak bir “el” arıyor.
Etrafında pervane gibi dönen onca insanlar varken.. Emrinde koca bir ordu varken.. Egemenliği kayıtsız ve şartsız millete vermek için kurduğu bir meclis varken..
Anası yok, babası yok, amcası, dayısı yok.. Karısı, çocuğu yok.. O’nu baş ucunda bekleyecek, O’na güç-kuvvet verecek, bazen teselli edecek hiçbir akrabası, yakını yok..
En yakınında hissettiği ve bir evladı gibi bakıp büyüttüğü manevi kızı Afet İnan’a bir mektup yazarak, içini kemiren sitemlerini anlatma gereği duyuyor.
Tarihe dikkat edin… 14 Haziran 1938. Atatürk, “ … doktorların yanlış görüş ve hükümleri sebebiyle hastalık durmamış ilerlemiştir…” diyor.
Atatürk, aniden hastalanmadığını, hastalığının yeni olmadığını, yıllardır süre gelen hastalığının doktorlar tarafından doğru teşhis edilemediğini ve tedavisinin yapılamaması sonucu hastalığının ilerlediğini anlatmaya çalışıyor.
Hasta olan kim? Atatürk… Cephelerde destanlar yazan, Emrindeki orduya doğru zamanda ve yerinde emirler vererek zaferler kazandıran, yıkılan bir imparatorluğun külleri arasından bir devlet çıkarmayı başaran bir insan, neresinin ağrıdığını, ne şekilde rahatsız olduğunu bilemez mi?
Şimdi bakın.. Atatürk’ü ilk muayene eden ve teşhis koyan doktor olarak tarihe geçen Prof. Dr. Nihat Reşat Belger, Atatürk’ün muayenesi ve teşhisi hakkında ki hatıralarında şunları anlatır:
“ Atatürk geceyi Termal oteldeki apartmanında geçirdi. Ertesi sabah otelde, kendisine mahsus olarak yaptırılan banyo dairesine girdi ve beni çağırttı… Hastalığına dair şikâyetlerini bana bildirdi. Kaşıntıya çare bulmamı istiyordu. Dedim ki, “Müsaade buyurursanız önce zat-ı devletlilerinizi bir muayene edeyim. Kaşıntıların sebebini tespite çalışayım…”
Soyunma yerine koydurmuş olduğumuz şezlonga uzandı. Bende muayeneye başladım. Tabii, önce vücudunun en çok kaşınan yerlerini, yani bacaklarını muayene ettim. Egzaman, ürtiker, erytheme gibi belirtiler bulamadım. Yalnızca, kaşıntının bıraktığı tırnak izlerini gördüm.
Atatürk’ün yaşayış tarzını göz önünde tuttuğum için bacaklardan sonra karnını ve bilhassa karaciğerini muayeneye koyuldum. Derhal gördüm ki, Atatürk’ün karaciğeri üç parmak kadar büyümüş ve sertleşmişti.
Kalbini dinledikten, tansiyonunu da alarak muayenemi tamamladıktan sonra kendisine teşekkür ettim. Muayenenin bittiğini söyledim. Atatürk:
“ Doktor, kaşıntının sebebini buldunuz mu?” diye sordu.
“ Evet, efendim…” dedim. BU kaşıntının yemekle, bilhassa içmekle ilgili olduğunu arz ettim.
“ Buna emin misiniz?” diye sordu.
“ Efendim, kanaatim o kadar katidir ki, bu teşhisimin isabetinde şüphenin gölgesi bile yoktur…” dedim.
“Karaciğer biraz büyümüş ve biraz sertleşmiştir. İşte kaşıntının sebebi bu karaciğer rahatsızlığıdır” dedim.
Sözlerim, o ana kadar kendisine karaciğer rahatsızlığından bir defa bile bahsedilmemiş Atatürk üzerinde hissettim ki, bir sürpriz tesiri yaptı. Fakat O hiçbir hayret belirtmeksizin bu sözlerimi tam bir sükûnetle dinledi.
Şimdi ne yapacağız?” diye sordu..(Atatürk’ün Hastalığı-Ruşen Eşref,a.g.e.sf.10-12)
Bu sorunun arkasında, sağlık durumunun neden bozulmakta olduğunun, doğrudan doğruya anlaşılmasında neden bu kadar geç kalındığının sitemi ve merakı vardır.
Evet… Mevcudiyetinin varlığına yani yok olmak üzere olan bir millete sahip çıkan, çocukluğunu, gençliğini ve bilahare ömrü hayatını feda eden, zamanının en güçlü devlet başkanlarına önünde diz çöktüren, tarihin akışını değiştirip yeni bir tarih yapan ve tarih yazdıran Atatürk hasta idi.
Hastalığı birden ortaya çıkmamıştı. Çocukluğundan beri süre gelen bir rahatsızlığı vardı ve bir anlamda doktorların da kontrolünde idi.
Peki, neden o halde… Atatürk’ün de tabiri ile, “bu kadar geç kalınmıştı?”
Acaba Atatürk mü hastalığını önemsemiyordu? Yoksa Atatürk’ü muayene eden doktorlar mı Atatürk’ün hastalığı karşısında teşhis koymakta aciz kalıyorlardı?
Ya da… Acaba? Atatürk’ün hastalığına tanı kasten konmamış ve hastalık tedavi edilmemiş olabilir miydi?
Bu sorunun cevabını ileride vereceğiz İnşallah.. Doğruyu görünce inanıyoruz ki damarlarınızdaki asil kan kabaracak ve “Bu kadar da olmaz!” diyeceksiniz..
Belki kalbiniz titreyecek, ürpereceksiniz… “Keşke o an Atatürk’ün yanında olsaydım” diyecek, Atatürk’ün sahipsiz bırakıldığına kızacak, bile bile ölüme götürülüşüne isyan edecek, elinizde olmadan Atatürk’ün katili bunlar” diye bağıracaksınız..
Biz hemen Atatürk’ü kimlerin nasıl öldürdüğüne geçmeden önce, hastalığı boyunca başında bulunan, bir an bile baş ucundan ayrılmayan sivil ve tıbbiyelilerin isimlerini burada zikredeceğiz ki, Atatürk’ün katili ya da katilleri kim karar verebilesiniz…
Çünkü Atatürk’ün hastalığı sizlerden yani Aziz Türk Milletinden saklanmıştır. Hala saklanmaktadır. Atatürk’ün ölümü ile ilgili gerçekler hala Yüce Türk Milletinden saklanmaktadır.
Neden saklanmaktadır? Saklayanlar, saklamak isteyenler kim ya da kimlerdir? Amaç ve maksat nedir?
Biz inşallah bu suallerin cevaplarını burada vermeye gayret edeceğiz.. Ancak şu unutulmamalıdır ki, Atatürk hastadır. Bu doğrudur. Atatürk’ün hastalığı kitaplarda yazılıdır. Bu da doğrudur. Hatta Milli Eğitim Bakanlığı kanalıyla, Atatürk’ün hastalığı ders kitaplarına konu edilerek Türk çocuklarına okullarda öğretilir.
Türk halkı arasında yaygın bir kanı hüküm sürmekte, Atatürk’ün hastalığı, alkole bağlı Siroz olarak dillendirilmektedir. Bu yanlıştır.
Biz bu yanlışı yazımızla çürütecek ve tüm gerçekleri bütün çıplaklığı ile gün yüzüne çıkaracağız..
Büyük Türk Milletinin, Atatürk hakkında doğruları bilmeye hakkı vardır. Bu doğrular saklamakla, gizlenmekle engellenemez. Şurası da muhakkak ki, madem doğrular saklanıyor da… neden o halde yanlış bilgiler Ata’sına sadakatle bağlı ve ısrarla hala Ata’sını arayan bu aziz millete doğru diye anlatılıyor?
Türk Milleti şunu kesinlikle bilsin ki, Atatürk bu güne kadar yapayalnız ve tek başına idi.. Sahipsizdi.. Özellikle O’nun “öldürülmesinden” sonra bu yalnızlığı ve sahipsizliği çok daha belirgin hale geldi.
İlkelerine ve devrimlerine, Atatürk’ün istediği şekilde sahip çıkılmadı. Atatürk düşüncesi, “birileri” tarafından bu aziz milletin çocuklarına “çarpıtılarak” öğretildi.
Atatürk’ün vatan sevgisi, devlet ve millet sevgisi adeta yok edildi. Bu değerler sıradanlaştırıldı.. Türk çocuğunun inanma azmi psikolojik olarak kırıldı..
Heyhat.. Atatürk’ün hastalığı bile istismar edildi. Atatürk’ün hastalığı üzerinden siyaset yapıldı ve bir anlamda “Atatürk ayyaştı.. Çok içki içerdi. Ciğerlerini çürüttü, siroz oldu ve öldü…” denildi.. Yaygın kanı bu oldu..
Bugün kime sorsanız böyle der. Atatürk ayyaştı, çok içerdi.. Siroz oldu ve öldü..
Sahi, doğru olan bu muydu? Yoksa Atatürk’ün hastalığı altında başka gerçekler ve doğrular var mıydı?
Şimdi bakın.. Burada şu gerçeğin ve doğrunun altını çizmek istiyorum. Atatürk’ün yaşadığı zamanın Türkiye’sinde ki Tıp henüz gelişmemiş ve yetersiz olabilir. Ancak bu gelişmemişlik ve yetersiz olmak Tıp adamlarına bir hastayı “ KOBAY “ olarak kullanma ve deneme yapma hakkı vermez.. Kaldı ki bu hasta Atatürk gibi, çok değerli bir isim ise, burada doktorların üzerlerine alacakları mesuliyetin ağırlığını tartmaları ve taşıyabileceklerine kani olmaları gerekirdi.
Yazık ki… Altını çiziyorum… ATATÜRK KOBAY OLARAK KULLANILMIŞTIR. ÇOĞU DOKTORLAR ATATÜRK’ÜN HASTALIĞINI BİLEMEMİŞLER, YANLIŞ TEŞHİS KOYMUŞLAR VE YANLIŞ İLAÇLARI, ATATÜRK’ÜN VÜCUDUNDA DENEMİŞLERDİR.
İşin birde İSİM YAPMA, NAM ALMA, ŞÖHRET OLMA yanı da vardır ki, bu tamamı ile Atatürk’e ve Türk Milletine düşmanlıktır.
Şimdi bu doktorların isimlerine burada yer veriyor ve takdirlerinize sunuyorum.. Karar ve hüküm, Yüce Türk Milletinin ve Kahraman Türk Gençliğinindir.
Prof. Dr. Nihat Reşat Belger, Atatürk’ü ilk muayene eden ve hastalığına ilk ismi koyan doktorudur. Yukarıda Atatürk ile arasında geçen konuşmaya ve Atatürk’e koyduğu teşhise yer verdik.
Ancak, şu sözlerinden anlıyoruz ki, Prof. Belger “başka doktorların” Atatürk’ü muayene etmesinden rahatsızdır. (Belki Belger doğru düşündüğünü kabul edebilir. Çok doktor ve farklı hastalık adı Atatürk’ün sağlığına zarar verebilir ama.. Ya Belger’in teşhisi yanlış ise?)
Belger’in şu sözlerinde ün yapma, nam alma, şöhret olma kokusu vardır.
“… o akşam Termal Otel’de kurulan büyük sofraya davet ettiği misafirler arasında beni de bulundurmak iltifatını gösterdi… “
Davetliler arasında Atatürk’ün mutad arkadaşlarından başka, Karamürselli Tahir Bey, … Cemal Hüsnü Taray Bey gibi isimler vardır. Belger’in nam alma, şöhret olma kokan sözleri burada da çıkar karşımıza:
“ Ben sofraya gelmezden önce Atatürk o zevata benden, cemilekar sözlerle bahsetmiş…”
Atatürk hastalığından muzdarip.. Hastalığına derman arıyor. Küçük bir umut kocaman bir dağ gibi büyüyecek.. Doktor efendi, Atatürk’e uyguladığı teşhisin yanlış mı doğru mu olduğunun kaygısında değil de nasıl ünlenecek, nasıl nam alacak onun peşinde..
Ha… bir de kıskançlık var…
“ Ertesi gün, Atatürk’ün arkadaşları bana hiçbir şey açmadan rahmetli Profesör Neşet Ömer İrdelp’i, Atatürk’ün hususi tabibi bulunması sıfatıyla Yalova’ya davet etmişler. O’na benim muayenemden ve teşhisimden bahsetmişler. Bir kerede O’nun Atatürk’ü muayene ederek benim teşhisim hakkındaki mütalaasını bildirmesini kendisinden istemişler. “
Neşet Ömer Bey Termal Otel’e geliyor, Atatürk’ü muayene ediyor ve muayene sonucunda Atatürk’e, Dr. Belger’in teşhisinin doğru olduğunu bildiriyor.
Prof. Belger şöyle anlatır: “Neşet Ömer, Atatürk’ün huzurundan çıktıktan sonra benimle buluştu. Atatürk’ü muayene ettiğini ve benimle tamamen aynı fikirde olduğunu bana da söyledi.”
“ Sizin tedavinize devam etmesini Atatürk’e tavsiye ettim.”
Ve… “ Atatürk’ü istediğiniz gibi tedavi ettiniz, kardeşim!” dedi ve İstanbul’a döndü.”

Bu övgü(!) dolu sözleri anlatan Prof.Belger’dir. Yani doktor bey kendi kendisini met ediyor, övüyor ama…
Atatürk ise hala muzdariptir.. Hala hastadır. Hastalığı müzminleşmiş, ilerlemektedir. Ün ve nam peşinde koştuğunu kendi sözleriyle ortaya döken Prof.Belger’in ilaçları ise hastalığı geçici olarak, Atatürk’ün vücuduna hapsetmekte ve gizlemekte ama tedavi etmemektedir.
Doktor Belger, Atatürk’ü tedavi ediyorum diye sevinedursun, Atatürk, her biri döneminin uzmanlarından olan doktorların teşhislerindeki bu gecikmeyi içine sindiremediğini, teşhisin koyulmasından beş ay sonra Afet İnan’a yazdığı mektupla şöyle dile getirir:
“Afet,
Vaziyetim şudur; bence doktorların yanlış görüş ve hükümleri sebebiyle hastalık durmamış, ilerlemiştir. Vakitsiz ayağa kalkmak, yürümek, hususiyetle burundan yapılan atuşman üzerine gelen kusma neticesi, yapılan istirahatları hiçe indirmiştir. İstanbul’a gelince hükümet reyimi almaya lüzum görmeksizin Fissenger’i getirtti…”
Okudunuz değil mi?
Ne anladınız?
Atatürk bu sözleri ile doktorlara adeta sitemde bulunmaktadır.
Sürekli olarak vücudu kaşınan Atatürk’ün Yalova’ya gelmeden önce yaşadığı ve hastalığının teşhisinde yaşanan şu olay, kendisini muayene eden ve teşhis koyup ilaç veren doktorlar için utanılacak vahim ve acı bir durumdur.
Atatürk’ün hasta yattığı köşkü karıncalar basar. ( Bu karıncaların köşke kadar nasıl ulaştıkları konusu hala sırdır. Zira köşk, sıradan bir ev değildir ve her gün temizliği muntazamen yapılırken karıncaların Atatürk’ün yatağına kadar ulaşmaları düşündürücü ve inandırıcı değildir. A.K.)
Karıncaların köşkü istila ve işgal etme mevzusunu Dr. İ. A. Özkaya şöyle anlatır:
“… Bu kaşıntılar için çeşitli sebepler ileri sürülüyordu. Günün birinde tuhaf bir rastlantı(!) oldu. Atatürk, etrafında bir hayli kalabalık ziyaretçi ile Çankaya’da ki köşkünün bahçesinde otururken, kaşıntı hissederek kolunu kaşımaya başladı. Hemen ardından kaşınan kolunu sıvadığında, derisindeki fiske fiske oluşan kabartıları gösterdi. Ziyaretçiler arasında bulunan bir doktora(Her ne hikmetse bu doktorun kim olduğuna dair bir bilgi hiçbir yerde, hiçbir kayıtlarda yoktur) dönerek:
“ Bu nedir doktor?” Son zamanlarda sık sık oram buram böylece kabarıyor…” dedi.
Doktor eğilerek baktı ve … :
“ Karınca efendimiz… Bunlar karınca ısırmasıdır…” diye cevap verdi.
Suçlanan karıncalar arandı ve nihayet(!) bir tanesi(!) bulundu.
Atatürk doktora tekrar sordu:
“Ben geceleri kaşınıyorum. Karınca yatak odama kadar çıkar mı?”
Doktor başını salladı: “Evet, çıkar” cevabını verdi.
Bu kadar cahilane, bu kadar komik ve bu kadar utanılacak bir durum olamaz..
Ama oluyor işte.. Aslında Atatürk doktorun karınca ısırması hikayesine inanmıyor ama ne yapsın.. Denize düşen yılana sarılır hesabı, hastalığına çare ve derman için herkesi dinleme mecburiyeti hissediyor.
Dr. Asım Arar, bu konuyu hatıralarında şöyle anlatır:
“ 1937 Ekim ayında Atatürk İstanbul ve Yalova’da iken bir gün, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Süreyya Anderiman bana telefon ederek, köşkü karınca bastığını, Atatürk’ün kaşıntıdan şikâyetçi olduğunu ve bir çare bulunulmasını istedi.” Demektedir.
Hakikaten köşkü, et yiyen kırmızı karıncaların istila ve işgal ettiği doğrudur ancak, bu karıncaların sadece Atatürk’e musallat olması düşündürücüdür.
Tarih 7 Şubat 1938dir. Yani mevsim kıştır. Karıncaların kışın bir yeri işgal etmeleri şaşılacak kadar dikkat çekicidir. Çünkü karıncaların topraktan çıkmaları için mevsim uygun değil iken, Atatürk’ün bulunduğu ortamda yuvalanmaları akıllara başka düşünceler getirmektedir.
Ama, hiç kimse bu doğruya dikkat çekmez. Oluşturulan ekip köşkte karınca avına çıkar. Peki ekipte kimler vardır?
Ali Kaya
PROF. DR. ÖVGÜN AHMET ERCAN’A MASON İŞADAMINDAN İTİRAF GİBİ SÖZLER
Bizim paramızla devlet bütçesinden kart basıp kutladılar
Ahmet Ercan ile İzmirli mason iş adamının kısa sohbeti:
“Yeryüzünde tüm masonlar birbirleriyle dayanışma içindedirler.”
Ahmet Ercan: “Örnek?”
“İran’da Ayetullahlar, Şah döneminde mason olanları astılar. Bunun hesabını er ya da geç verecekler.”
Ercan: “Şaka mı bu?”
“Yok gerçekçiyim. Tüm Amerikan başkanları masondur. Türk büyükleri de öyle… Tüm masonlar bu öcü beklerler.”
Ercan: “Bak sen!”
“Bir üstadı muhteremin isteklerini, bulunduğu gözün üyeleri kesin yerine getirir. Bu sözler bir buyruktur.”
Ercan: “Ne, her şey mi?”
“Töreye aykırı olan işler dışında her şey.”
Ercan: “Yönetim içinde de mason var mı?”
“Çok… Hem de en üst düzeylerde. Kaldı ki masonlarla çok iyi geçinir. Bunun nedenlerini de iyi bilir. O nedenle bize dokunmaz. Ancak bizim kimliklerimiz devletin elinde vardır. Bu bilgileri ellerinde tutarlar.”
Ercan: “Bu gizem niye?”
“Bunu yanıtlamak güç. Bırakın o bizde kalsın.”