23 Haziran 2009 Salı

HEMŞERİ TOKATI

İsrail'deki gururumuz Tek Türk şirketinin CEO'su, Başbakanın hemşerisi, 2005 yılında İsrail'de yılın iş adamı seçilen ve 2009'da Ekovitrin dergisi tarafından Orta Doğu'nun en başarılı iş adamı ödülüne layık görülen, İsrail basını tarafından da "İsrail'deki son Osmanlı" olarak adlandırılan Ekovitrin dergisi mayınlı arazi konusunda Başbakana çok sert çıktı.

Sn. Başbakan; İsrail kendi topraklarında Türk firmalarınca alınmış projelerde istihdam edilmek üzere Türk işçisinin İsrail'e girişini engellerken ve siz buna T.C. Başbakanı olarak ses çıkartamazken hangi mantık ve anlayış ile kendi toprağınızda kendi milletinizi ırgat yaparak işsizliğin önüne geçmeyi planlıyorsunuz?

İsrail men şeyli 1200 firmanın Türkiye faaliyetlerini siz kolaylaştırırken, bırakın siz İsrail'e 1200 Türk firması sokmayı 1200 iş gücü dahi gönderemiyorsunuz.

Sonra da Suriye sınırındaki vatan toprağını vererek Türk insanına istihdam kapısını açacağınızı iddia ediyorsunuz.

Sınırda İsrail’e ırgat yapmayı planladığınız kadar insanımızı yarın yollayın ben İsrail’de onları Türklüğüne yakışır bir şekilde istihdam edeceğim. Suriye sınırında çalıştırmayı düşündüğünüz insan sayısı kadar insanımızı İsrail'de istihdam etmeyi ben size vaad ediyorum.

Çok becerikli olduğunuzu ve İsrail'e sözünüzün geçtiğini iddia ediyorsanız buyurun yarın kaç bin kişi diyorsanız yollayın, ben istihdam edeceğim, bakalım Kıbrıs büyüklüğünde bir cevheri kullanımına sunmayı planladığınız ve bu doğrultuda 7 firmasını mayın temizlemeye talip ettiğiniz İsrail'in size cevabı ne olacak?

Ne sizin ne hükümetinizin ne de başka bir iradenin hayati önem arz eden ve bu günlerde İsrail ve ABD için değeri paha biçilmez olan bir memleket arazisini her ne ad altında olursa olsun başka bir iradeye teslim etmeyi düşünmesi dahi kabul edilemez.

Altı petrol üstü tarım cevheri olan jeopolitik değerinin ise paha biçilmez olduğu bu Toprak 80 milyonluk milletimize aittir.

O halde milletin malı için irade de millete aittir.

Sorun bakalım millet ne diyor bu işe?

Demokraside referandum mekanizması sık sık kullanılması gereken en önemli mekanizmadır.

O halde gidin millete...

Bakalım asli unsur olan milletimizin cevabı ne olacak?

Böyle bir meseleyi millet adına yetki aldığınız TBMM de Hükümetinizle beraber tartışmaya dahi hakkınız olamaz.

Eğer bu konuyu tartışmaya açmak istiyorsanız, tartışmanın adresi doğrudan toprağın da, hududun da sahibi olan 80 milyonluk aziz Türk milletidir. Yoksa temizlik adı altında bu hududun devri Davos'taki çıkışın ardından Jack Kamhi ile deneyip başarılı olamadığınız İsrail ile barışma çabasının devamına yönelik bir arayış mıdır?

Böylesi kritik bir süreçte ülkeyi yöneten bir Başbakan olarak nasıl olurda İsrail ve ABD 'nin İran ve Suriye ile savaşın arifesinde olduğu böylesi hassas bir dönemde bu arazinin devri ile İsrail ve ABD lehine Suriye'ye karşı üstünlük sağlayacak bir cepheyi hibe edersiniz?

Bu yolla İsrail ve ABD lehine Suriye'ye karşı nasıl muhteşem bir cephe açtığınızı görmüyor musunuz?

Ya da bunu BOP eş başkanlığınızın gereği olarak görerek ve bilerek mi yapıyorsunuz.? İsrail ve ABD' nin olası bir İran müdahalesinde, Suriye'nin, İran'ın yanında yer alması durumunda ki, bu bilinen bir gerçekken bu araziye İsrail ve ABD'nin şimdiden yerleştirilmesi ile bu temizlik manevrasının bir alakası olup olmadığını 80 milyona açıklamanız gerekmiyor mu?

Bu milletin oyu ile milleti oyuna getirmenin hesabı içerisinde olanlar tarih huzurunda ve hakkın huzurunda gereken hesabı elbet vereceklerdir. Bu nedenle size tavsiyem bu konuda millete doğruları yalnızca doğruları söylemenizdir.

Milletin değerleri size emanet edilmiştir o halde, emanete sahip çıkmakta herkesten önce sizin asli görevinizdir. En azından Toprağınızın kullanımını vermeyi normal karşıladığınız İsrail kadar, sizinde toprağınıza ve değerlerinize sahip çıkmanızı size önermekteyim.

Ahmet Reis YILMAZ CEO

YILMAZLAR GROUP

ASLI GİBİDİR

Eğer fotokopi belge sayılıyorsa, bilgisayar çıktısı belge sayılıyorsa bu memleket yandı.

Kanunlarımızda var mı?

Yok mu?

Bilmem ama bildiğim bir şey var.

Bu memlekette bilgisayardan çat pat anlayan bir tane hakim, avukat yokmuş.

En başarısız bilgisayar bölümü öğrenci bile 10 zayıflı karnesini babasına damgalı, mühürlü, müdür ve öğretmen imzalı; hatta öğretmen ve müdürden övgü dolu görüş bildirilmiş şekilde sunar; ödülünü de kapar.Babanın bunu çözmesi için resmi kayıtlara gidip bakması gerek.Hiç bir babada bunu yapmaz.

Fotokopi ile darbe yapılıyorsa Noterler ne iş yapar?

“ASLI GİBİDİR” damgası neden var?

Üstelik kırmızı renkte.

Böyle komedi görülmemiştir.

Tv de görüyorum, Tübitak’ın geliştirdiği yeni kriminal imza inceleme cihazı bulunmuş. Tüm dünya bunu kullanıyormuş.

Neden?

İmzanın derinliğini ölçüyormuş.

Yani imzayı atan bastırıyor mu? Kâğıdı deliyor mu?

Elinin ucuyla mı? Atıyor bunu çıkarıyormuş.

Buna babasına karne yutturan çocuk gülerken altına kaçırır.

Fotokopinin derinliğimi olur?

Ya çatlayacağım artık söyleyeyim bari.

Kardeş artık kızdığın herkese darbe yaptır.

Müdürün sana fırça attı mı?

Yaptır darbe.

Patron zam yapmadı mı?

Yaptır darbe.

Baban harçlığını kesti mi?

Yaptır bir darbe.

Yaptır bir darbe, Ergenekon’dan koysunlar demir dağların arasına, çıksın bakalım çıka biliyor mu?

Bulsun Asenayı'da çıksın.Bulsa da Asena ona bir göbek atar gider.

Zaten oraya girince ona malum medya:

—Patronla, müdür kesin birileriyle konuşmuştur.

—Harçlık vermeyen baban kesin Ergenekon’un kasası çıkar.

Hele babanın hiç şansı yok. Tabutta yollarlar. Ama iyi düşün; babanı gönderdikten sonra belediye ile falan iyi geçin, gömemezsin valla. Harçlıkta vermedi zaten.

Söylüyorum:

1-Önce hasmına ait imzalı bir şey bul.

2-Bir tarayıcı bul (kaliteli falan olması da şart değil)

3-İmza kısmını tara.

4-Başbakan önemli değil ama; fetoşu yakalarsam öpeceğim, yada fetoşu görürsem çelme takacağım yaz. Bununla da kalmayacağım darbenin kralını yapacağım de.Çok gıcıksan;Roma’yı da yakacağım anasını satayım de.Hayal gücünü kullan artık;sana kalmış.

5-Taradığın imzayı belgenin altına taşı. Cırlop gibi oturttur.

6-Çıktı al, fotokopi çek.

7-Aynı kıyma gibi kaç defa çekersen kalite artar. Fotokopiden fotokopi çek. Her seferin de yazının kalitesi düşecektir. Tam TARAFlık olacaktır. Kargacık kurgacık.

8-Sonra bunu tekrar tara bilgisayarına at.

9-Acelen varsa; bir internet kafeden TARAF’a gönder.

Gitti oğlum bu adam.

TÜBİTAK makineleri değil; feriştahı gelse kurtaramaz.

Haydi hayırlısı.

22 Haziran 2009 Pazartesi

AYIP AMA NE YAPAYIM!

Tarih 22 Haziran 2009 TARAF'ın ana sayfasında sadece 2 haber var. Bir İran'dan. Biri Türkiye Cumhuriyeti'nden Her iki olayda aynı şeyi hatırlattı bana. Resmen bağırıyor. Hala görülmüyorsa Buyurun görün. Not:Bu rezilliğe ortak olmamak adına başlığı sildim. Çok merak eden 22temmuz 2009 taraf gazetesine baksın
"AÇIK DÖTE HERKES BAKAR" demiş Atalarımız. Haksızlar mı?

MORUK'TA ARPA ÇOK

Yazarak cevap veremeyecek kadar çoklar.
  Ne olacak;MORUK'ta arpa çok.
  (Resme tıkla büyüt)

21 Haziran 2009 Pazar

UYAN HALKIM.KÜRESEL ÇETE İÇİMİZDE

Şimdi size; 17 Temmuz 2008 Perşembe TARAF gazetesinin ana sayfasını veriyorum. Önce resme tıklayın, büyütün ve bakın. İçeriği aynen aşağıda olduğu gibi. Eklemelerim sadece parantez içleri, siyah renkli yazılar.

Ergenekon'un Temel belgesi

Ergenekon'un sivil ayağı Lobi'den sonra sıra çetenin KURULUŞ BELGESİNDE... İşte 1 numara, altındaki 6 komutan ve sivil başkanın dehşet verici programı.

Ergenekon'un sivil ayağı Lobi'den sonra sıra çetenin kuruluş belgesinde... İşte 1 numara, altındaki 6 komutan ve sivil başkanın dehşet verici programı. Ergenekon'un "Analiz Yeni yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi" ortaya çıktı. Proje, ülkede büyük bir kaos oluşturabilmenin tüm yollarını en ince ayrıntılarına kadar anlatıyor. Planın en önemli ayağı ise ünlü siyasetçilere suikast düzenlemek... İşte planın ayrıntıları; 1- Politikacılara suikast yapılacak

(Politikacılara, aydınlara yıllardır yapılan katliam ne? Zaten yapılıyor) Erkenokon'un "Analiz" başlıklı temel belgesi 29 Ekim 1999 tarihli. Belge TSK bünyesindeki Ergenekon'un sivil seçkinleri kapsayıp üniversite öğrencilerini ajanlaştırarak yeniden yapılanmasını öngörüyor. Belge karşı kamptaki politikacıları tasfiye etmenin iki yolu olduğunun altını çiziyor: Dezenformasyon ve suikast. Sonra birinci seçeneği "Etkisi kalmadı" diyerek dışarıya bırakıyor: Geriye tek yol kalıyor, suikast... 2- Naylon terör örgütü kurulacak

(pkk nedir? Kim destekliyor?) Belge terör örgütlerinin mutlaka kontrol altında tutulmasını ve gereğinde "naylon terör grupları" oluşturarak terör dünyasına yön verilmesini öngörüyor. "Ulusal ve uluslararası illegal örgütlerle işbirliğine yönelmek kaçınılmaz bir zorunluluktur" saptaması yapıyor. 3-Uyuşturucu ve kimyasal silah işine girilecek

(Uyuşturucunun geçiz yolu biz değimliyiz?) Almanya'nın uyuşturucu üretiminin olmassa olmaz maddesi olan asit anhidrit tekeli kurduğu iddiasını gıptayla aktaran örgüt belgesi, uyuşturucudan para kazanma yolunu tavsiye ediyor. Türkiye'nin silah üretmediği için kaçınılmaz olarak uyuşturucu köprüsü olduğunu belirten belge, "bir başka şans da kimyasal silah üretimidir, bu konuda nitelikli eleman var" tesbiti yapıyor. 4-Kara para aklanacak

(Aklanmıyor mu? Bir gecede köşeyi dönenler kim?) Örgüt belgesinde en yüksek kar elde etme ve para aklama yolu olması nedeniyle kimya ve ilaç sanayiine, hava kargo taşımacılığına girilmesi hedefleniyor. İllegal yollardan elde edilecek paranın özkaynak olarak örgütün legal şirketlerinde aklanması öneriliyor. 5- Yandaş medya kurulacak

(Kurulmadı mı? Ulusal medya mı kaldı?) Ergenekon'un medya kuruluşlarını mutlak bir biçimde kontrol etmesi gereğinin altını çizen belge, örgütün kendi medya kuruluşlarını oluşturarak ulusal ve uluslararası medya üzerindeki denetimi pekiştirilmesinin zorunlu olduğunu belirtiyor. 6- Yarar sağlamayan ajanlar öldürülecek

(Ajanların tamamı kendilerinden olduğu için ölen ajan yok daha şimdilik) Belgenin en ürkütücü bölümü, varlığından sadece başkanın haberdar olacağı "Kontrol Dairesi" ile ilgili. Bu dairenin personeli terciher merhametsiz özel kuvvetlerden oluşacak. Dairenin ilk görevi operasyon sırasında temizleme ve ortadan kaldırma işlemlerinden doğacak sorunları çözmek. İkinci görevi ise davaya ihanet eden ve yarar sağlamayan ajanları öldürmek. 7- Yabancı bankalardaki hesaplar boşaltılacak

(Dünyada paranın kontrolü kimlerin elinde?) Belge örgütün üretim tesislerine, ticari holdinglere ve bankalara doğrudan ve mutlak sahip olması gerektiğini söylüyor. Başka şirketlere sızıp "hacker"lar eliyle banka hesaplarının içeride ve dışarıda boşaltılmasını, naylon şirket kurup işleri bittiğinde personelin ortadar kaldırılmasını öneriyor. 8- Askeri ataşelerden yararlanılacak

(Evet yararlanılıyor. Ama hangi üke? Nerede?) Örgüt yurtdışı faaliyetlerde elçiliklerde görevli askeri personele özel bir misyon yüklüyor: "Çeşitli ülkelerde ticari şirket kurup finansal güç kazanımı yoluna gidilmeli, askeri ataşelerden mutlaka gerektiği biçimde yararlanılmalıdır." 9- Bütür STK'lar kontrol edilecek

(Ülke yararına çalışan kaç tane STÖ kaldı karalanmayan sayın. Yok değil mi? Hepsine pislik atıldı.) Belgede yeni sivil toplum kuruluşları oluşturma hedefiyle de yetinilmiyor: "Ergenekon Türkiye'de tüm STK'ları kontrol altına almalıdır."

Türkler, Kürtler, Araplar, Zazalar, Lazlar, Çerkezler, Süryani, Gürcüler, Boşnaklar, Arnavutlar, Romanlar, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, sağcılar, solcular, aleviler, suniler…vb. Kısaca Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan ve emperyalizmden hiçbir çıkarı olmayan, satılmamış,kiralanmamış temiz,onurlu güzel Anadolu’mun güzel insanları,TÜRK HALKI.Yukarıda okuduklarınız emperyalizmin kendini deşifre belgesidir.Bunlar bir çok ülkede yapıldı ve başarılı da oldu.

Nedir bu yapılan?

Renkli devrimler ve ülkelerin emperyalist ABD güdümünde sömürülmesi.

Nasıl yapılıyor?

Topla, tüfekle değil.

Askerin darbesiyle falan; hiç değil.

Tam tersi; özgürleşmek, liberalleşmek, demokrasiye kavuşmak adına gençlere sızarak yapılıyor.

Peki, sonunda ne oluyor?

Kimliksiz, kişiliksiz, tarihsiz, kültürsüz, tüketme canavarı, üretim özürlüsü bir kuşak ve bir halk. Ve tamamen ABD’nin köpeği. İstediğinde müdahale edebildiği bir toplum, bir sürü. Bunun dindarı, dinsizi, sağı, solu falan da yok. Herkesi kullana biliyorlar.

Ülkeye nasıl giriyor?

Ülke içerisinden medya, eğitmen, sivil toplum örgüt kurucuları, iş adamları, siyasetçilerden satın aldıklarına para pompalayarak başlıyor. Sonra onlara ülkeyi ayakta tutanları değerlere saldırtıyor, karalatıyor, raporlar hazırlattırıyorlar. Ama ağızlarda tep demokrasi, liberalizmiz, özgürleşme dolaşıyor.

Halk özgürleştiğini sanarken, geleceğini tam bir uçuruma sürüklüyor ve atıyor.

Bu cafcaflı söylemlerden ilk etkilenenler ise toplumun en dinamik kesimi; gençlik oluyor.

Eğer satılmış siyasiler normal seçimle gelirse ne ala, zaten onların güdümündedir o ülke. Yok, gelmez halkın çoğunluğunu kandıramazlarsa bu kez gençliği ayaklandırıyorlar. İşte bu süreçte renkli devrimler dediğimiz, gençliğin kullanıldığı süreç başlıyor. Talan, yağma, etnik ayrışma, sağ-sol bölünme, dinsel ayrışmalar körükleniyor.

Nereden bulunuyor bu kadar para?

Federal Reserve Bank (ABD merkez bankası olarak bilinir ama değildir. Birkaç küresel katilin elindedir) darphanelerinde karşılığı olmayan para istediği kadar basılır ve kimse karşılığı var mı? Diye sormaz, soramıyor.

O parayla emek alıyor, meta alıyor, silah üretiyor ve bu şekilde ülkeleri parçalıyor ve sömürüyorlar.

Zaten kendi adamlarını iktidar yapabilmişse daha az sorun vardır demektir.

Bu defa aynı tekniklerle; ülke bütünlüğünü ayakta tutan kurumlarını zayıflaştırmak,başlarına kendi adamlarını getirmek için iktidar gücünü, ekonomiyi, medyayı, STÖ’leri(sivil toplum örgütleri) kullanılarak, yalanla, dolanla ve entrikalarla aynı süreci gerçekleştiriyorlar.

Bunun adı emperyalizmdir sevgili HALKIM.

Egemen gücün güdümüne girmektir. Bitmektir, yok olmaktır.

Rusya,Yugoslavya,Gürcistan,Ukrayna,Sırbistan..vb. bu süreci yaşadılar.

Rusya gibi bir dev tek kurşun atamadan paramparça oldu.

Şimdi parçaları da parçalıyor.

Bir örnek vereyim. Şu anda Gürcistan’da halk açlıktan perişanken kendini özgür sanıyor. Bakanlara 1200 dolar, bakan yardımcılarına 800 dolar maaş bağlanmış.

Kim bağlıyor?

Bunu yapanların bir adı var mı?

Öne çıkan bir isim var,halkın bildiği.

George Saros (gerçek adı: György Schwatz) olan Macaristan (Budapeşte) 12 Ağustos 1930 doğumlu ABD vatandaşı bir Yahudi.1947 London School of Economics mezunu bir ekonomist ve hocası Karl Popper’den etkilenmiş.

Fakat George Saros düşünceyi eyleme sokan kişi asıl güçler ise:

Council on Foreign Relations-Dış İlişkiler Konseyi (CFR),

Trilateral Komisyon -Üçlü Komisyon (TC),

Bilderberg Grup (BG)

öne çıkanlar devler.

Renkli darbelere karışanlar ise:

Freedom Hause (özgürlükler evi)

IRI (Uluslar Arası Cumhuriyetçi Enstitü)

NDI (Ulusal Demokrat Enstitü)

NED (Demokrasi İçin Ulusal Bağış)

The Liberty Institute (Özgürlük Enstitüsü)

International Renaissance Foundation (Ulusalar Arası Rönesans Vakfı)

German Marshall Fund (Alman MArshaa Fonu)

Bu çok uzun olabilecek bir yazımın çok kısa bir özeti. Şu anda bizde olanda bu.

Gelelim konumuza:

Türkiye Cumhuriyetinin bütünlüğünü ayakta tutan kurumların başında T.S.K gelir. İşte emperyalizmin saldırısının birinci hedefi bu yüzden TSK.

Yukarıda taraf gazetesinin 17 Temmuz 2008 de yayınladığı, belge diye sunduğu ve içerisine askerleri kattığı yazıya dikkat edin.

KURULUŞ BELGESİ diyor.

Oysa orada maddeler halinde sayılanların tamamı gerçekleşiyor.

Bu insanlar Türk halkı artık geri zekâlı sanıyor.

Kuruluş aşamasındaysa, ileride yapmayı planlıyor demektir.

Oysa bunların tamamı zaten oluyor.

Bu maddeler halinde sayılanlar satılık kalemlere servis edilmiş, kendi yaptıklarının bir kısmı sadece.

Şayet doğru bakılırsa küresel (Global) eşkıyanın kendi yaptıklarının deşifresi olduğu görüle bilir.

Kurtuluş mücadelesini omuz omuza vermiş, bu çakallara dersini tarihte veren tek halk, Anadolu’ya yakışan, bedelini ödeyebilen güzel insanlarım. Bu oyuna düşmeyin. Dünyada onlarca örneği varken, komşularımızdaki durum ortadayken, bu pisliklerle tek mücadele edebilecek, bizim çocuklarımızdan oluşan TSK’ne sahip çıkın.

Bu satılmışlara, soytarılara, onursuzlara; kahramanlarımızı, şehitlerimizi ezdirmeyin.

Aksi halde bunun bedelini önce siz, sonra çocuklarınız ve tüm gelecek tüm kuşak ödeyecektir.

Unutmayın; Anadolu bedelini ödeyememiş imparatorluklar, devletler, beyliklerin kalıntılarıyla doludur.

Bu coğrafya bedel ister.

Ve bu bedeli ödeye bilecek tek halk biziz.

Bu coğrafyaya en yakışan halk biziz.

Saygılarımla.

DERVİŞ EROĞLUN'DAN MEHMET ALİ TALAT'A TARİHİ UYARA

Eroğlu’ndan Talat’a ilk uyarı

KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıs müzakerelerinde 'teslimiyetçi bir politika' içine girmesi halinde, sadece kendisini değil, bütün halkı karşısında bulacağını söyledi.

LEFKOŞA - Başbakan Eroğlu, tüm bakanların katılımıyla düzenlediği basın toplantısında, ülkede alınması gereken ekonomik tedbirleri açıkladı ve Kıbrıs konusuna değindi. Eroğlu, ekonominin önünü açacak, özellikle özel sektörü destekleyecek ve halkı rahatlatacak önlemleri kamuoyunun bilgisine sundu.

KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu, bir soru üzerine, Cumhurbaşkanı Talat'a destek vermeleri konusunda Türkiye'nin kendilerine herhangi bir telkini olmadığını, 'seçim gecesi heyecanı içinde yaptıkları açıklamada dahi, müzakerelerin devamından yana olduklarını ve Talat ile uyum içinde olacaklarını söylediğini' anımsattı.

Talat ile zaman zaman görüş ayrılıklarının olacağını kaydeden Eroğlu, Talat'ın Rum lideri Dimitris Hristofyas ile anlaşmaya çalıştığını belirterek, 'Hristofyas ile bile anlaşacağını söyleyen bir cumhurbaşkanı ile benim anlaşmamam herhalde mümkün değil' dedi.

'Cumhurbaşkanı Talat'ın 'KKTC'yi ortadan kaldıracağım' noktasına gelmesi ya da Hristofyas'ın etkisi altına girerek teslimiyetçi bir anlayışla hareket etmesi' halinde karşısında kendilerini bulacağını söyleyen Eroğlu, 'Teslimiyetçi bir politika içine girecekse sadece beni değil, bütün halkı karşısında bulacaktır' ifadesini kullandı.

Kıbrıs konusundaki gelişmelerden 'endişeli' olduklarını belirten Eroğlu, 'Rum tarafı uzlaşmaz tutumunu sürdürürken ABD, İngiltere, Rusya ve Çin gibi ülkelerle AB'nin tutumundan rahatsızlık duyuyoruz. En büyük yanlışlıkları Rum hükümetini Kıbrıs'ın tümüne egemen olması gereken yasal bir hükümetmiş gibi görmeye devam etmeleridir' dedi.

'Bu durumdan cüret alan Rum yönetiminin petrol ve doğal gaz arama izni vermek gibi tahrik edici tutumlar benimseyebildiğini' kaydeden Eroğlu, 'Hiç şüphesiz uluslararası hukuku hiçe sayan bu gibi davranışların sürdürülmekte olan müzakere sürecine hiçbir olumlu katkısı yoktur' diye konuştu.

'Biz Kıbrıs konusunu Anavatan Türkiye ve Cumhurbaşkanı Sayın Talat ile uyum içinde yürütme kararındayız' diyen Derviş Eroğlu, şöyle devam etti:

'Rum uzlaşmazlığı ve Rum oyunları karşısında birlik-beraberlik içinde bu olayı götürmemiz gerektiğini düşünüyoruz.

Parametrelerimiz bellidir: Kıbrıs'ta iki halk, iki devlet vardır. Bundan hareketle eşit egemenliğe dayalı, yeni bir ortaklık oluşturulmalı, iki kesimlilik sulandırılmamalı ve Türkiye'nin etkin-fiili garantisine dokunulmamalıdır.'

KAYNAK:ANAYURT GAZETESİ

20 Haziran 2009 Cumartesi

"HAİNLİKTE TARAF OLMAKTIR"

BİR GÜNDE T.S.K'YA FETHULLAH'IN GAZETESİ ZAMANDAN 8 SALDIRI: 8 küçük cevap

Ayıp diye birşey var dünyada.
Bir günde SEKİZ manşette T.S.K mensuplarına saldırılıyor. Nereden? 12 yıldır FBI ın korumasında yaşayan FETHULLAH'ın gazetesi ZAMAN'dan. Bizde küçücük 8 resimli cevap verelim dedik.


NTV’ye konuşan ABD büyükelçisi görünümlü CIA Ajanı JAMES JEFFREY, Türkiye ile bazı anlaşmalarımız var. Irak’tan büyük çaplı malzeme çıkaracağız. Bunun yollarından biri Türkiye olabilir.
“Türkiye ve Ermenistan ilişkileri diğer bir sorun. Son süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Karabağ sorunu devam ediyor. 2009’da çözüm olacak mı?”
Sorusuna Jeffrey şöyle cevapladı: “ABD hükümeti olarak Türk ve Ermeni hükümeti, İsveç hükümeti 22 Nisan’da bir anlaşma ortaya koydular. Türkiye ile Ermenistan ilişkilerinde ilerleme sağlanmasına yönelikti. Biz, her iki konunun da birbirinden farklı konular olduğunu düşünüyoruz. Yukarı Karabağ ve Türkiye-Ermenistan yakınlaşmasının farklı olduğunu düşünüyoruz. Herkes bu şekilde ele almıyor ama bizim görüşümüz bu yönde”
“ Biz biraz daha ilerleme görüleceğini düşünüyoruz. Her iki liderin de daha fazla yol alabileceğini düşünüyoruz. Genel olarak Kafkaslar açısından da Türkiye-Ermenistan ilişkileri açısından iyi bir ortam başladığını düşünüyoruz. O bölgedeki tüm ülkeler Türkiye ve ABD açısından stratejik öneme sahip. Türk-Ermeni ilişkilerinde bu yılın sonuna kadar bir çözüm olacağını umut ediyorum”
James Jeffrey, porogramda Amerikan yönetiminin Türkiye’den Irak’taki askerlerin çekilmesi sırasında üs ve limanların kullanımına dair herhangi bir talebi olup olmadığını değerlendirdi. Jeffrey, “Türk ordusuyla bu konuda teknik görüşmeleri sürdürüyoruz ancak görüşmelerde henüz somut planlara ulaşmış değiliz” dedi. Irak’taki askerlerin kullandığı askeri malzemelerin bir bölümünün Irak’ta kalacağını, bir bölümünün Afganistan’a gönderileceğini söyleyen Jeffrey “Bir bölümü de Irak’tan çıkarılabilir, bu malzemeyi çıkarmanın yollarından biri Türkiye olabilir” diye konuştu. Türkiye ile ABD arasında mevcut bazı anlaşmalar olduğunu hatırlatan Büyükelçi, “Büyük çaplı malzemeleri Irak’tan çıkarmanın yollarını araştıracağız” ifadesini kullandı.


Medyada çıkan haberlerden hatırlayalım:
1-Göreve başlar başlamaz köklü değişikliklere imza atan ABD Başkanı Obama’nın, Savunma Bakanı Gates, Genelkurmay Başkanı Mullen ve General Petraeus ile yaptığı toplantıda. Obama, “Irak’tan 16 ay içinde çekileceğiz” demişti.

2–17 bin ek ABD askerinin Afganistan’a gönderilmesiyle ilgili düzenlemelerin gelecek aylarda yapılması öngörülüyor.
Beyaz Saray, Afganistan’daki ABD askerlerinin sayısının artırılması konusundaki kararın ABD Savunma Bakanlığı Pentagon ile iletişim içinde alındığını kaydetti. Obama’nın kararı imzaladığı ise Beyaz Saray Sözcüsü Robert Gibbs tarafından, Obama ile Denver’da bulunan gazetecilere açıklandı. Kararın ardından Obama, yazılı bir açıklama yaparak, “Bu artış, acil bir biçimde ihtiyaç duyduğu stratejik dikkat, kaynak ve yönden yoksun kalan Afganistan’daki giderek kötüleşen durumu istikrara kavuşturmak için gerekliydi” dedi.
Şimdi gelelim yalanların arkasındaki gerçeklere:
Özetle:Obama’nın dediği 16 ay 2010 un ortalarına denk geliyor.
CIA Ajanı James Jeffrey’de 2009 sonlarına kadar Ermeniler ile sınır kapılarını açın diyor. Ayrıca Irak’tan çekilmek için Türkiye’yi kullanmak istiyor. Üs ve limanları talep ediyor.
Verilir mi?
Verildi bile.
CNN’in haberi şöyle: “Dışişleri bakanlığı sözcüsü Burak Özügergin, Afganistan’daki operasyonlar çerçevesinde NATO AWACS uçaklarının KONYA HAVA ÜSÜNÜ kullanacakları haberini doğruladı”
Olan olay şudur:
Irak’taki ABD askerleri geri falan çekilmiyor. Türkiye’nin güvenli kollarına çekiliyor.
Ermenistan-Türkiye ilişkileri ABD’nin ve AB’nin umurunda bile değil. Türkiye üzerinden Ermenistan’ı da kullanmak rahat sevkiyat yapmayı planlıyor.

Saros amcanın gülü çocuğu Gürcistan lideri Saakaşvili yönetiminin Güney Osetya'ya saldırısı sayesinde Montrö boğazlar sözleşmesi delindi ve ABD Karadeniz’e girdi. Gürcüstan’a yerleşti.

ABD, 2003 yılından itibaren Azerbaycan’da üs kurmak için görüşmelere devam etmiş. Azerbaycan eski Devlet Başkanı Haydar Aliyev, Rusya, İran ve ABD arasında başarılı bir şekilde denge politikası izlemiş, bu konuda kesin bir yanıt vermeyerek kendi manevra alanının kısılmasına imkan vermemişti. Fakat yinede ABD 2003 yılı Ağustos ayında ve 2004 yılı başlarında Azerbaycan ile birlikte askeri tatbikatlar düzenlemişti.
İşte sıra Türkiye’de. ABD Irak’taki askerlerini Türkiye’nin güvencesinde daha kuzeye kaydırıyor. Böylece Irak bataklığından kurtulmuş olacak. Bölgeye daha çok yayılmış olacak.
Geri çekilme dedikleri bu.

ABD GERİ ÇEKİLMİYOR; BÖLGEYE YAYILIYOR. Irak’ta da yeteri miktarda kalıyor. Ölecek ABD askerlerinin yanına bölgeden insanlar arıyor.
O zaman akla Saros’un “TC’nin en iyi ihraç malı askeridir” sözü geliyor. SİLAH SANAYİSİNİN %99 UNU KENDİ ÜRETEN ABD, SADECE %45 İNİ ÜRETEN TÜRKİYE’NİN MEHMEDİNİ KENDİ SİLAHLARIYLA DONATIP YANKİ VE CONİSİNİN YERİNE FEDAİLİK YAPMAYA ZORLUYOR. Buna HAYIR diye TSK’ya saldırıyor, karalıyor ve buna mecbur bırakmaya çalışıyor. Afganistan birinci adım. Asıl hedef sınırları zorlayan ÇİN ve ŞANGAY BEŞLİSİ. ABD’nin tamamen güdümüne giren NATO’yu dünyada tek kutup kalmak için kullanıyor. Bunu 7 000km uzaktan yapamayacağını biliyor. Bölgenin egemen gücü TSK’yı kullanmak istiyor. TSK’ya Türkiye içerisindeki satılıklar ve korkaklarla bu karalama ve iğrenç saldırıların nedeni bu.


19 Haziran 2009 Cuma

T.SK' yı Yıpratmak Değil ABD'nin Amacı:AFGAN Hezimetine Kurtarıcı Yapmak

TSK’ya saldırı yıpratmak için değil. Her gün gazetelerden, TV kanallarından dökülen karalama haberleri. Ve o meşhur davanın içine kahraman askerlerin sokulması, tutuklanması. Sırf bunun için gazete (malum gazete) kurulması.ABD’den yazar transfer edilmesi.Fettullağın tüm medyasının seferber edilmesi(Fettullah 12 senedir ellerinde çünkü),TSK’yı yıpratmak için değil.TSK’yı GOP (Genişletilmiş Ortadoğu Projesi) içerisinde kullanmak için.Irak’ta bunu başaramayan ve tam bir bataklığa sürüklenen ABD bu kez işi şansa ve teskerelere bırakmak istemiyor.TSK’ya tam bir göz dağı veriyor.Yıpranmış bir TSK;ABD’nin işine yaramaz.TSK’sız Mehmetçiksizde bu coğrafyada başarı kazanılmaz.AKP’nin ABD’nin sözünden çıkması mümkün değilken ve saf çoğunluğa sahipken TSK’dan çıkacak olumsuz görüşlerin halkta ve hatta AKP’den bazı millet vekillerinin muhtemel Afganistan teskeresine HAYIR deme olasılığını ortadan kaldırmak istiyor.

Nerden mi çıkarıyoruz bunu?

Orgeneral İlker BAŞBUĞ’UN yakın tarihte ABD gittiğini hatırlarsınız. Oradaki madalya törenlerini şunu bunu boş verin. ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral MİKE MULLEN şu sözlerini hatırlayın. ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mike Mullen da, Başbuğ’dan sonra bir konuşma yaptı. Konuşmasında Orgeneral Başbuğ’u “sıcak, cömert ve kararlı” olarak niteleyen Orgeneral Mullen, kendisi ile bir araya geldiğinde birçok farklı konudan konuştuklarını, ancak konuşmaların yüzde 50’sini PKK meselesinin işgal ettiğini belirtti. Mullen, “İlker, PKK konusunda benim üzerimde çalışıyor. Ben de Pakistan konusunda onun üzerinde çalışıyorum. Çünkü Türkiye’nin Pakistan ile çok iyi ilişkileri var. Ve Afganistan ile de çok iyi ilişkileri var” dedi.

Orgeneral İlker BAŞBUĞ’UN ısrarla Pkk yı gündeme getirmesine rağmen konu Afganistan’a getirildi.

Şimdi başka bir yazı:

RealJewNews (Gerçek Yahudiler) yazarı Rahip Nathanael Kapner’dan.Kapner, Obama`yı `Yahudilerin kukla başkanı` olarak nitelendiriyor.

Yazının başlığı: OBAMA VE YAKLAŞAN KARANLIK...

Rahip Nathanael Kapner:

Obama, kukla-başkanlığının ilk günü 21 Ocak 2009`da savaş lordlarını topladı. Masanın üzerinde ABD askerlerinin Irak`tan `nihai` çekilişi ve Afganistan`daki savaşın şiddetlendirilmesi vardı.

Toplantıya katılan savaş lordları arasında Savunma Bakanı Robert Gates, Genelkurmay Başkanı Amiral Mike Mullen ve Kara Kuvvetleri Komutan General David Petraeus yer aldı.

Seçilmesinden sonraki haftalarda Irak`tan `çekiliş` ile ilgili olarak Obama, `esnek` olma isteğini ifade ederek kampanyasındaki taahhütlerini değiştirdi. Bu `esneklik`i ayda iki tugaydan fazla `birliğin geri çekilmesi için başka yol` olmadığını söyleyen Irak`taki ABD komutanlarına borçlu. Böylece Obama`nın 16 aylık çekilme taahhüdü de tutulmuş olacak.

Afganistan`la savaşla ilgili olarak Petraeus, 30 bin asker daha istedi. Bunlar içerisindeki dört tugay ve Stryker patrol`un Afganistan`a önümüzdeki sene varması bekleniyor. Obama, bu intikalin hızlandırılmasını istediğini açıkladı.

Emirleri uyguluyor

Başkanlık konuşmasında Obama, ülkenin `Amerika`nın çöküşünün kaçınılmaz olduğuna dair dırdırcı korkudan ve yeni neslin dar görüşlü olmasından` dertli olduğunu söyledi. Obama hemen hemen olayı kavramış. Amerika`nın düşüşü gelecekte `kaçınılmaz` bir olay olmasından çok bugün yaşanmaktadır. Yeni nesil daha çok `görüşünü yükseltmeli`dir zira 7 bin mil uzaktaki Afganistan`a anlamadıkları ya da inanmadıkları bir savaşta ölmek ya da sakat kalmak için gidecekler.

Obama`nın Amerika`nın Afganistan`daki amacının açıklaması, `Taliban`ın Birleşik Devletler`e saldırı düzenlemesini engellemek`. Herhangi bir aptal bile 7 bin mil ötedeki Afganistan`ın tepelerinden ABD`ye saldırmanın imkansız olduğunu bilir. Ayrıca Taliban`ın 9/11 ile de alakası olmadığı gibi, ikincisinin bir parçası olmaya da niyetleri de yoktur. Eğer zaten ABD 7 sene önce ülkelerini işgal etmeseydi Amerikan askerleriyle de savaşmayacaklardı.

Hevesler sönecek

Sun Tzu`nun kadim klasiği Savaş Sanatı`nda uzun süreli bir savaşa karşı bir uyarı yer alır: `Uzun süren bir savaştan fayda sağlayabilmiş bir ülke yoktu. Eğer zaferin gelişi gecikirse, insanların silahları körelir ve hevesleri azalır`.

Afganistan`daki savaştan çıkar sağlayacak yegane kişiler, ABD savunma firmaları, Wall Street Yahudi bankerleri ve Obama yönetimindeki Savaş Lordları`dır.

Fakat Obama`nın artırılmış ve uzatılmış Afgan savaşında kaybedecek olanlar, oğullar ve kızları ceset torbalarında geri gelecek olan ailelerdir. Onların hevesleri azalmayacak, sönecek...

İsrail yalanını sürdürecek

New York Times`tan açık konuşan bir gazeteci 11 Ocak 2009`da `Obama`nın Orta Doğu Ekibi`nde sadece Yahudiler var` diye yazmıştı.

Roger Cohen`in bildirdiği ekipte, `Dennis Ross(Clinton dönemi Orta Doğu temsilcisi), James Steinberg(Dışişleri temsilcisi olarak), Dan Kurtzer(ABD`nin eski İsrail büyükelçisi) ve Dan Shapiro (eski bir Obama yardımcısı) yer alacak`.

Cohen, Obama`nın Orta Doğu müzakere ekibinde hiçbir Arap yer almadığına işaret ediyordu. Ross`un göreve getirilmesine çanak tutan `ABD politikasının temel yenilenmesine edebilir` tadında yalaka makalelere bir cevap olarak Cohen şu soruyu soruyordu: `Bu kadar uzun süre becerememiş birinin `temel yenilenme` yetkinliğini merak ediyorum`

Makale devam ediyor.

Ama burada bize düzen ne?

İşte Afganistan’da Irak’tan kat kat beter olacak bir hezimete TSK’yı da çekerek sürpriz bir zafer elde etmek.

Peki TSK bunu biliyor mu?

Elbette biliyor.

Bu kadar çirkin saldırılar karşısında demokrasi dersi vermesinin nedeni bu?

Bu olan saldırılar, medya terörü, bu çirkinlikler içeriden gelmiyor. Bilakis küresel katil ABD’den geliyor. İçerideki piyonlara cevap vermek hiçbir sonuç getirmeyeceğini biliyor.

ABD’nin bu süreçte somut kazanımı var mı?

Resimdeki habere bakınız.

ABD’nin birkaç basit kazanımından sonra şimdi, o meşhur daya birden bire sonuçlanırsa ve herkes aklanırsa, çarşaf çarşaf yayınlanan belgeler yalan çıkarsa, bu satılmışların sonu ne olur dersiniz?

İşte o zaman da ben güleceğim.

Saros amca ne demişti?

“TC’nin en iyi ihraç malı askeridir”

Ama karşınızda kek yok be canlarım.

NOT: Rahip Nathanael Kapner’ın yazısının devamını merak edenler için aşağıya koyuyorum.Saygılar.

&&&&&

Müzakere ekibindeki sadece Yahudi varlığının dengesizliğini fark ederek Obama, eski Senatör George Mitcheli, `Orta Doğu temsilcisi` olarak atadığını açıkladı. Obama Mitchell`i İsrailli liderler ve Filistin Başkanı Mahmut Abbas`la tanışmaya gönderecek.

Obama Gazze işgali (İsrail`in katlettiği siviller) hakkında ya da Hamas ve Hizbullah`la (Filistin-İsrail çatışmasındaki ana oyuncular) ilgili tek kelime etmedi. Onun yerine, İsrail`in yolunu bulduğu `müzakere süreci`ndeki aynı oyuncuları görev verdi.

Irkçı İsrail devletinin 1948`de kurulmasından hemen önce, Dışişleri Bakanı George C Marshall, başkan Harry Truman`ı, `İsrail`in desteklenmesinin Filistin sorunun kalıcı olacağını ve gelecekte daha karışık olacağını garantileyeceği` uyarısını yapmıştı.

Truman`a yazdığı Yahudi ağır silahlaması karşısındaki `siyasi baskılara` atfen Marshall şunları öne sürmüştü:

`Amerika`nın şu an maruz kaldığı siyasi baskılar bizi, Filistin`deki Yahudi devletinin bakımında ve hatta genişlemesinde temel sorumluluğu omuzlayacağımız rencide edici bir duruma sokacaktır.

Eğer şu anki politikamızda radikal bir geri dönüş yapmazsak, Arap dünyasında ilan edilecek düşmanlığa karşı Filistin`deki Yahudi nüfusu askeri olarak korumadan sorumlu bir halde bulacağız`.

Kasım 1948`deki seçimlerde Yahudi oylarına ve Yahudi parasına ihtiyaç duyan Truman neticede, Yahudi baskıları altında, 14 Mayıs 1948`de İsrail`deki eşkıya devletini tanıdı.

Seçim nasıl kazanılır?

Yahudiler ABD nüfusunun yüzde 2`sinden daha azını oluşturduğu gerçeğine rağmen, özellikle Amerikan İsrail İlişkileri Komitesi(AIPAC) tarafından temsil edilen Yahudi Lobisi, ABD hükümetinin dış politikalarını kontrol etmeyi muvaffak oldu.

Çok satan İsrail Lobisi ve ABD Dış Politikası adlı eserlerinde, John Mearsheimer ve Stephen Walt, İsrail`e yardımın Amerika`nın çıkarlarına OLMADIĞINI yazar:

`ABD`nin Orta Doğu`daki politikalarının temel belirleyicisi İsrail Lobisi`nin edimlerine dayanmaktadır. İsrail Lobisi, ABD dış politikasını Amerikan ulusal çıkarlarından olduğu yerden çok daha farklı yerlere götürmeyi başarmıştır.

İsrail`e verilen cömert yardım ancak Amerika karşılığında somut kazanımlar sağlarsa meşru olabilir. Eğer İsrail`in elinde petrol, doğal gaz gibi hayati kaynaklar olsa ya da kritik bir coğrafyayı işgal ediyor olsa, o zaman ABD iyi ilişkiler açısından ve kötü ellere düşmemesi için destek vermek isteyebilir.

İsrail`in Birleşik Devletler`e olan stratejik değeri, ona verilen destek Amerika`ya dünyada yeni dostlar kazandırıyorsa ve stratejik olarak önemli ülkelerle ilişkilerinin altını oymuyorsa artabilir`.

ABD`nin İsrail`e verdiği destek nedeniyle oluşan küresel `Amerikan karşıtlığının` altını da çizerek, Mearsheimer ve Walt, İsrail`in ABD`nin gerçek bir müttefiki olup olmadığını da sorgular. Yazarlar 2004`te anahtar bir konumdaki Pentagon yetkilisi Siyonist Yahudi Larry Franklin`in ABD`nin İran`la ilgili gizli politikasını içeren bilgileri AIPAC yetkilileri Steven Rosen ve Keith Weisman yardımıyla İsrailli bir diplomata verdiği için tutuklandığını anlatır.

Franklin accepted a plea bargain and was sentenced to only twelve years in prison. But Rosen and Weisman, owing to AIPAC`s political & financial clout in Washington, remain free.

Franklin suçunu kabul ederek sadece 12 yıla mahkum olur. Ancak Washington`daki siyasi ve mali nüfuzları nedeniyle Rosen ve Weisman serbest kalır.

Demokrasiye kelepçe vurdular

Stephen Walt tarafından kaleme alınan yakın zamandaki makalede, İsrail`in askeri maceralarıyla ilgili olarak `dürüst tavsiyeler`i kullanabileceğini ancak İsrail Lobisi`nin açık müzakereyi etkisizleştirerek Amerika`daki `demokratik sürecin elini kolunu bağladığını` yazar. Walt, `İsrail destekçilerinin Washington`un İsrail`in eylemlerini anlamlı olsa da olmasa da desteklemek zorunda olmak dışında bir şey yapmasını imkansız kıldığını` belirtir.

İsrail`in Amerika`nın çıkarına OLMADIĞI şu şekilde özetlenebilir: `İsrail Lobisi`ne muhabbet telalığı yapmak eşittir oy`. Tüm ABD politikacıları Yahudi ajandasına uymak zorundadır yoksa onların siyasi kariyerleri güçlü Yahudiler tarafından yok edilir. Bu siyasi gerçeği Obama da çok iyi bilir...

*Eski Ortadoks Yahudi sonradan Hıristiyan olan Nathanaael Kapner, Obama`ya ve Siyonizm`e karşı her platformda bir savaş yürütüyor.