27 Ağustos 2010 Cuma

REFERANDUMA GİDERKEN

-MİLİTAN EVETÇİ TELEVİZYON KANALLARI:
ATV,
Beyaz TV,
Bugün TV,
Cine 5,
Kanal 24,
Kanal 7,
Kanal A,
Kanaltürk,
Kral TV.
Net TV,
Samanyolu Haber,
Samanyolu,
TGRT-Haber,
TRT’nin bütün kanalları,
-MENFAAT GEREĞİ EVETÇİ OLAN TELEVİZYON KANALLARI:
Haber Türk,
NTV,
Show TV,
Sky-Türk..
-KORKUDAN EVETÇİ OLAN TELEVİZYON KANALLARI
CNN-Türk,
Fox TV, 
Kanal D,
Star TV,
TV 8.
-TARAFSIZ KALMAYA ÇALIŞANLAR.
Cem TV
Flash TV,
-HAYIRCI TELEVİZYON KANALLARI
Avrasya
Kanal B
Ulusal Kanal,

-MİLİTAN EVETÇİ OLAN GAZETELER:
Bugün,
Sabah,
Star,
Takvim
Taraf,
Türkiye,
Vakit,
Yenişafak, 
Zaman,
-MENFAAT GEREĞİ EVETÇİ OLAN GAZETELER.
Akşam.
Habertürk,
KORKUDAN EVETÇİ OLAN GAZETELER.
Hürriyet,
Milliyet,
Posta.
Radikal,
Vatan,
-HAYIRCI GAZETELER:
Cumhuriyet
Ortadoğu.
Sözcü,
Yeniçağ,
-MİLİTAN EVETÇİ GAZETECİLER:
Abdurrahman Dilipak,
Ahmet Altan,
Ahmet Taşgetiren,
Ahmet Turan Alkan,
Akif Beki,
Ali Bulaç,
Aslı Aydıntaşbaş,
Avni Özgürel,
Cengiz Çandar,
Ekrem Dumanlı,
Emre Aköz,
Engin Ardıç,
Ergun Babahan,
Erhan Başyurt,
Eyüp Can,
Fehmi Koru,
Gülay Göktürk,
Hadi Uluengin,
Hakan Albayrak,
Hasan Celal Güzel,
Hasan Cemal,
Hasan Karakaya,
İbrahim Karagül,
Mehmet Altan,
Mehmet Barlas,
Mehmet Metiner,
Mustafa Akyol,
Mustafa Karaalioğlu,
Mümtaz’er Türköne,
Nazlı Ilıcak,
Nihal Bengisu Karaca,
Nuh Gönültaş,
Oral Çalışlar,
Şamil Tayyar,
Taha Akyol,
Yasemin Çongar,
Yiğit Bulut

-ORTADA GÖRÜNMEYE ÇALIŞANLAR:
Aydın Ayaydın,
Bilal Çetin,
Çiğdem Toker.
Deniz Ülke Arıboğan,
Derya Sazak,
Emin Pazarcı,
Enis Berberoğlu,
Erdal Şafak,
Fatih Altaylı,
Fatih Çekirge,
Güngör Uras,
Hıncal Uluç,
İsmail Küçükkaya,
İsmet Berkan,
Mahir Kaynak,
Mehmet Ali Birant,
Metehan Demir,
Murat Bardakçı,
Murat Yetkin,
Okay Gönensin,
Rauf Tamer,
Reha Muhtar,
Serdar Turgut,
Umur Talu,
Yavuz Donat,
-HAYIRCI GAZETECİLER:
Abbas Güçlü,
Ahmet Hakan Coşkun,
Ali Kırca,
Ali Sirmen,
Bekir Coşkun,
Can Ataklı,
Cüneyt Ülsever,
Deniz Som,
Ege Cansen,
Emin Çölaşan,
Emre Kongar,
Ertuğrul Özkök,
Fikret Bila,
Güneri Cıvaoğlu,
Güngör Mengi,
Hasan Pulur,
Hikmet Bila,
Hikmet Çetinkaya,
Mehmet Faraç,
Mehmet Tezkan, 
Mehmet Yılmaz,
Melih Aşık,
Mine Kırıkkanat,
Mustafa Mutlu,
Mümtaz Soysal,
Nail Güreli,
Necati Doğru,
Nuray Mert,
Oktay Ekşi,
Orhan Bursalı, 
Orhan Karataş.
Özdemir İnce,
Ruhat Mengi,
Ruşen Çakır,
Sami Kohen,
Sedat Ergin,
Semih İdiz,
Serdar Akinan,
Tayfun Devecioğlu,
Tufan Türenç,
Uğur Dündar,
Yalçın Bayer,
Yalçın Doğan,
Yılmaz Özdil,
Zafer Mutlu,



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

26 Ağustos 2010 Perşembe

TÜRK HALK;
ŞEREFLİ EMNİYET MÜDÜRÜ HANEFİ AVCI'NIN ARKASINDA OLUNUZ.
FETTULLAH'IN ÇOCUKLARI,EMPERYALİST UŞAKLARINA YEM YAPTIRMAYINIZ.
KIRILAN ONURUMUZUN ONARILMASI İÇİN BELKİDE SON ŞANS BU.
TÜRK HALKI KOYUN DEĞİLDİR.




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
HANEFİ AVCI VATANINA SAHİP ÇIKMIŞTIR.
BİZ SAHİP ÇIKANLARA SAHİP ÇIKALIM YETER.
TÜRK HALK;
ŞEREFLİ EMNİYET MÜDÜRÜ HANEFİ AVCI'NIN ARKASINDA OLUNUZ.
FETTULLAH'IN ÇOCUKLARI,EMPERYALİST UŞAKLARINA YEM YAPTIRMAYINIZ.
KIRILAN ONURUMUZUN ONARILMASI İÇİN BELKİDE SON ŞANS BU.
TÜRK HALKI KOYUN DEĞİLDİR.


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

25 Ağustos 2010 Çarşamba

HANEFİ AVCI'NIN AKP'Yİ BİN KERE KAPATTIRACAK KİTABI



Hanefi Avcı’nın kaleme aldığı, “Haliç’de Yaşayan Simonlar”  isimli kitabını okumaya başlamadan önce merak edip konuları taradım, akabinde satır satır okumaya başladım.
İtiraf ediyorum son dönemde hiç bir kitabı bu kadar dikkat ve heyecanla okumuyorum.
Niçin mi?
Yazan isim çok önemli de ondan!
Hayır yazmak Hanefi Avcı için iş değil!
Tersine o bu işi vicdanına, ülkesine ve tarihe sorumluluk adına yaptı!
Dahası, başına gelebilecekleri de tahmin ederek yazdığını söylüyor!
Hanefi Avcı çok önemli biri çünkü o Emniyet camiasında dürüstlüğü ve adaleti ile nam salmış gerçek bir
vatansever!.
Hiçbir gurubun, partinin, ideolojinin adamı değil, sadece devletinin ve yasaların emrinde! Hatırlayın yakın geçmişte
de CHP’li Edirne Belediye Başkanının üstüne gitmişti.
Bazı Emniyet Müdürleri misali hanları-hamamları yoktur, her yaz sonu köyden gelen bulgur ve tarhana ile eksiğini tamamlar.
En önemlisi Hanefi Avcı yakın geçmişte Emniyet İstihbaratının Merkezi ile İstanbul istihbaratında yetkili sıfatı ile bulunmuş biri!
Ve ondan da önemlisi
bugün hâlâ görevde yani Eskişehir gibi önemli ilde Emniyet Müdürlüğü yapıyor yani kızağa çekildiği için çamur atıyor değildir! Dolayısı ile böyle birinin kitapdaki iddiaları dillendirmesi aslında onun çığlık atması ve devlet ile millet için imdat istemesidir!
Hayır yazdıkları roman ya da dedikodular demeti değil, bire bir yaşadıkları ve gördükleridir!
Devlete sızan unsurları ve dinci yapılanmayı bütün ayrıntıları ile ortaya koyuyor!
Açık ve net olarak devletin başka iradeler tarafından yönlendirildiğini kanıtlıyor!
Somut olarak AKP’nin gözetiminde devletin içinde derin bir yapılanma olduğunu ve bunun kullanılarak muhalif olanların tasfiye edildiğini anlatıyor.
Danıştay cinayetinin Ergenekon’a bağlanmasından diğer bilinen pek çok güncel hadiselere kadar her yerde deliller yerine peşin hüküm ve siyasi projelerin belirleyici olduğunu aktarıyor.
Kanunsuz olarak yapılan dinlemelerle üretilen sahte belgeleri açıklıyor.
Kısacası kitap kanun ve vicdan tanımayan bir zihniyeti her şeyi ile teşhir ediyor!
Tam bu noktada söyleyeceğimiz şudur:
Bu bilgileri aktaran ismin kimliğinden hareketle savcıların ama özellikle de Yargıtay Başsavcısının hemen harekete geçmesi gerekiyor!
Bu kitap AKP’yi değil bir, bin kere kapattırır!
Kuşkusuz kapatma davasının açılması referandum oylamasından önce olamaz zira bildiğimiz AKP’nin bunu ters-yüz edip istismar edeceği aşikârdır.
Ancak
sandıkların kapandığı saatte yani 12 Eylül’ün akşam 5’inde AKP’ye kapatma davasının açıldığı ilan edilebilir ve bence edilmelidir. NOT: Göreceksiniz yandaş medya şimdi Hanefi Avcı için akıl almaz iftiralarla karalama kampanyalarını başlatıp ona hücum edecekler. Ama nafile, ne yaparlarsa yapsınlar hiç biri sinek vızıltısı bile olamaz!
Sabahattin Önkibar



OLAY KİTAP HAKKINDA SORUŞTURMA

Susurluk olaylarında devletin içindeki çeteleri korkusuzca açıklayan, görev yaptığı her yerde yolsuzlukla mücadelede isim yapan Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, 14 yıl sonra yazdığı kitapla Türkiye gündemine bomba gibi düştü. Kitaptaki iddiaların geniş yankı bulmasının ardından İçişleri Bakanlığı, Avcı hakkında soruşturma başlattı. Avcı ise “Soruşturma açılabilir, bekliyordum” dedi.
Kitaptaki iddialar üzerine savcılar harekete geçecek mi?
(25 Ağustos 2010 itibariyle kamu oyu baskısına dayanamayan savcılar harekete geçti)
Meclis'te araştırma komisyonu kurulacak mı? 
Avcı'nın yazdığı 'Haliç’te yaşayan Simonlar; Dün Devlet Bugün Cemaat' isimli kitabıyla ilgili gelişmeler merakla bekleniyor.

Avcı, “Haliç’te yaşayan Simonlar; Dün Devlet Bugün Cemaat” adlı kitabında, Ergenekon ve Balyoz davalarını, polis teşkilatının içindeki Gülen cemaatinin nasıl örgütlendiğini, CHP eski lideri Deniz Baykal’ın istifasına yol açan kasedi, generalleri istifaya zorlayan telefon konuşması kayıtlarını ve Türkiye’yi derinden sarsan daha pek çok olayı sorguluyor.

‘GÖRDÜĞÜM manzara korkunç; kadrolu devlet adamları devleti yönetmiyor, Emniyet Genel Müdürü, hatta İçişleri Bakanı haklı olduğunu bildiği bir kişiyi, doğruluğundan emin olduğu bir olayı ya da davayı savunamıyor, güvendiği ve inandığı adamları tuzağa düşürülüyor, haysiyetleri ile oynanıyor ama onlar bu kişilere sahip çıkamıyor. O zaman bu teşkilatı kim yönetiyor? Bu kamu gücünü kimler gasp etmiş kullanıyor, gücün sahibi olması gerekenler ellerindeki gücün gaspına neden ses çıkarmıyor, güçlerini geri almak için çabalamıyorlar?’

Bu dehşet tablosunu tasvir eden kamuoyunun yakından tanıdığı bir isim, Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı. Tanınmışlığını, yıllar önce Susurluk olaylarında korkmadan Emniyet, MİT ve Jandarma içindeki çeteleri açıklamasına, çalıştığı her yerde mafya, yolsuzluklara karşı yaptığı operasyonlara, telefon dinlemesi deyince akla gelen ilk isim olmasına borçlu. Avcı, 14 yıl sonra yine konuşuyor. Bu kez “Haliç’te yaşayan Simonlar: Dün Devlet Bugün Cemaat” adlı kitabıyla. “Dinleniyoruz, hepimizi dinliyorlar” korkusunu hiçbir zaman ciddiye almadığını ama kendisinin de kanunsuz şekilde dinlendiğini keşfettiğinde şok geçirdiğini, binlerce insanın aynı şekilde dinlendiğini, hâkimlere, savcılara bu kayıtlarla şantaj yapıldığını, anlatıyor.

Sadece bunları değil, Danıştay saldırısından Ergenekon’a, Balyoz operasyonlarına, Nuh Mete Yüksel’in, Deniz Baykal’ın seks kasetlerine, generalleri istifaya zorlayan telefon konuşması kayıtlarına, savcı ve hâkimlere şantaj yapan, emniyet içinde yuvalanmış “garip polisler”e, devletin tüm kurumlarını adım adım ele geçiren Gülen cemaatinin nasıl örgütlenip çalıştığını örneklerle şöyle gösteriyor:

DANIŞTAY SALDIRI

Ergenekon davasında ortaya konan iki konu çok kesin ve net olarak yanlış ve mantıksızdır: PKK, Dev-Sol, Hizbullah gibi örgütleri Ergenekon’un yönettiği iddiası yanlıştır. Böyle bir şeyin gerçek olamayacağını aklı ve mantığı olan herkese ben iki kere iki dört eder kesinliğinde ispatlayabilirim. Danıştay 2. Dairesi’ne yapılan saldırı, Hrant Dink’in öldürülmesi, Malatya’daki Zirve Yayınevi katliamı gibi olayların görünen bugünkü faillerinden başka Ergenekon veya benzeri gruplar tarafından yapılmış olacağına mevcut deliller ve olayların oluş biçimine bakarak kimse beni ve makul birini ikna edemez. Bu iddialar zorlamadır.

ERGENEKON DAVASI

Ergenekon örgütünün varlığı konusunda yazılı belge, doküman, örgütsel faaliyet sayılabilecek bazı ilişkiler varsa da eylemleri konusunda hiçbir ciddi emare yoktur. Geçmişte Türkiye’de meydana gelen pek çok olayın (Malatya’daki Zirve Yayınevi Katliamı, Rahip Santoro Cinayeti) Ergenekon örgütü tarafından gerçekleştirildiği iddia edilerek epey bir süredir uydurma tanık vs. aranmaya başlandığı net olarak görülüyor. Amacın olayları aydınlatmak değil, Ergenekon’la irtibatlandırmak olduğu açıkça ortadadır.

GARİP POLİSLER

Polis teşkilatı eskiden birbirini korur, kollar, birbiri aleyhine şahitlik yapmazdı. Her olayda delil ararız ama polisin karıştığı bir olayda daha ciddi, daha inandırıcı deliller bulmadan o polisi şüpheli yapmayız. Bu, zorlu görevlerde beraber çalışmanın verdiği dayanışma ve yakınlaşma duygularıdır. Oysa şimdi işler değişti. Bir grup polis kritik noktaları ele geçirmiş, diğerlerine suç isnadını da aşan resmen iftira atmaktan geri durmuyor. İşlenmiş bir suçu aydınlatmak gibi bir amaçları yok, tahkikat sırasında dinleme ve izleme yaparken temiz ve dürüst olduklarını bildikleri, birlikte çalıştıkları kişilere iftira ediyorlar.
Şunu artık bilmeliyiz ki karşımızda arkadaşlarımız, meslektaşlarımız yok, bir ideolojiye, bir gruba bağlanmış, o grubun disiplinine tâbi olmuş örgüt mensupları var. Artık bunu kabullenmeliyiz.

İLLEGAL İLİŞKİ

Olay bir örgütün, cemaatin devlet içerisindeki elemanları vasıtasıyla yürüttüğü örgütsel bir faaliyettir, karşımızdaki kişiler polis, hâkim ve savcı değil, örgütün / cemaatin elemanlarıdır. Devletin hukukunu değil, cemaatin talimatlarını yerine getirmektedirler. İstanbul, Ankara, Erzurum ve İzmir’deki bazı özel yetkili savcılar ile bu iller dışındaki bazı polis birimleri arasında illegal bir ilişkinin varlığı açıkça gözükmektedir. Özel yetkili savcılar tarafından bu iller dışında gözaltına alınan ya da aranan kişiler hakkında karar çıkarmadan önce kimlik, iş ve ev adresleri gibi bilgilere ihtiyaç vardır. Normalde bu bilgiler o illerin savcıları veya çok uygun olmasa da Emniyet Müdürlükleri üzerinden resmi yazışma yoluyla temin edilmesi gerekirken, bugüne kadar hiçbir yazışma yapılmamıştır. O halde bu bilgiler nasıl temin edilmiştir?

İHBAR EDİYORUM

Kozmik odalarda birkaç gün süren aramalar yapıldı. Burada hangi şüphe ve delil vardı, hangi iddialar üzerine buralar arandı? Şimdi ben açıkça adres veriyorum, hukuksuz dinleme ve izlemeler var, bunları dilekçemde belirttim. İstihbarat Dairesi’nde cemaatin özel cihazları, elde ettikleri her türlü kanunsuz dinleme materyalleri mevcuttur, buralar neden aranmaz? Kozmik odanın aranmasında kimliği belli olmayan bir ihbarcı vardı, burada da ben açıkça ihbar ediyorum. Bulunacak yerleri de söylüyorum. İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi neden denetlenemez? İstihbarat Daire Başkanlığı’nda arama yapılsa, demirbaşa kayıtlı olmayan cemaatin kendine ait özel dinleme ve izleme aletleri bulunacağından hiç tereddüdüm yoktur.

NE YAPILMALI KILAVUZU

Özel yetkili mahkemelerin tüm hâkim ve savcıları emsali hâkim ve savcılarla değiştirilmelidir, bu sağlanmadan cemaate muhalif olan hiç kimsenin özgürlüğü ve hayatı güvencede olamaz.

CEMAATLER

Adalet Bakanlığı’nda cemaat taraftarı olduğu herkesçe bilinen Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı ve başta il savcılarını ve diğer savcı ve hâkimleri hiçbir hukuki şüpheye dayanmadan dinlettiren cemaat yanlısı müfettişler bu görevlerden uzaklaştırılmalıdır.

DİNLEMELER

Tüm özel yetkili mahkeme hâkimlerinin verdiği önleme (istihbari) dinleme kararları, bu konudaki TİB kayıtları ve İstihbarat merkezlerinde (polis-jandarma ve MİT) yasal olarak bu konuda tutmak zorunda oldukları tutanaklar birbirini teyit edecek şekilde kontrole tâbi tutulduktan sonra haksız ve şantaj amaçlı dinlemelerin tespit edilmesi gerekir.

YA BAŞBAKANKEN KASETLE ŞANTAJ YAPILSAYDI

BAYKAL’ın gizli kamerayla çekilen görüntülerini içeren kaset olayını kim yaptı, niçin yaptı? Baykal bu ülkede muhtemel başbakan adaylarından biriydi, ülkenin ikinci büyük partisinin genel başkanı olarak konjonktürün değişimine göre her zaman başbakan olması ihtimal dahilindeydi. Bu video görüntüleri daha önce çekilmiş. Baykal başbakan olsaydı ve ülke için kritik bir karar arifesinde birileri çıkıp elimizde bu görüntüler var, eğer şöyle davranmazsanız bunları kamuoyuyla paylaşacağız deseydi acaba durum ne olurdu? Acaba kaç bakan, kaç genel müdür, kaç komutan veya onların eşleri ve çocukları hakkında da bu veya benzeri görüntüler mevcuttur? Bu olayın ilk benzeri Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel’e yönelik hazırlanmıştı, bugün bu olayı cemaatin yaptığından en ufak şüphem yok.

BU KİTABI NEDEN YAZDIM

Aslında herkes biliyor ama kimse dillendirmiyor. Son zamanlarda gündemi meşgul eden tüm iddiaları yayan cemaattir, onlardan bilgi alan da, onlar adına konuşan da cemaatin adamlarıdır. Tarafsız basın mensubu, devletin polisi, savcısı numarasını artık kimse yutmasın, bu işler Emniyet ya da hukuk adına yapılmıyor, cemaatin planı ve programı doğrultusunda cemaatin talimatı ile gerçekleştiriliyor.

BU GİDİŞLE HERKES SİLAHA SARILACAK

TÜRKİYE’de adalet çürüyor, gerçi zaten çürümüştü ama bu defa yok ediliyor. Böyle giderse iş adaletten çıkacak ve insanlar silaha sarılacak. İnsanların hayatları, şerefleri ile bu kadar oynanırsa, onlara en yakışıksız isnatlarda bulunulursa, hayatta onurlarından başka kaybedecekleri olmayanlar, kendilerine atılan lekeyi temizlemek için her şeyi yaparlar. Bu duruma çok uzak değiliz artık.

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI SORUŞTURMA BAŞLATTI

Avcı'nın kitabı bir anda Türkiye gündemine bomba gibi düştü. Kitapta yer alan iddialar üzerine İçişleri Bakanlığı da Hanefi Avcı hakkında soruşturma başlattı.

AVCI: "SORUŞTURMA AÇILMASINI BEKLİYORDUM"

Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı,  İçişleri Bakanlığınca hakkında başlatılan incelemeye ilişkin, “Soruşturma  açılabilir, bekliyordum” dedi.

Avcı, yaptığı açıklamada, şu anda kent dışında bulunduğunu  ve Eskişehir'e gelmek üzere yola çıktığını belirtti.

 (20.08.2010/HÜRRİYET)

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
HANEFİ AVCI ÜLKESİNE SAHİP ÇIKMIŞTIR.

24 Ağustos 2010 Salı



ARTIK HANEFİ AVCI’DAN
ÖNCESİ VE SONRASI VARDIR!

Hanefi Avcı ve kitabı bir işaret fişeğidir!
Eskişehir emniyet müdürünün açıklamaları, Türk milleti, yedi düvelce dayatılan bir referandum’un önünde diz çöktürülmüşken, gündeme düşmüştür.

‘Haliç’de Yaşayan Simonlar. Dün Devlet Bugün Cemaat’ adlı kitaptaki açıklamalar, gidişata ‘DUR’ emridir. Yazarı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin halen görevde olan bir emniyet müdürüdür.
Kitap, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm kurumlarına gizli bir örgütün sızdığını belgelemektedir. Bir suç duyurusudur!

BU KİTAPTAKİ AÇIKLAMALAR, BU HÜKÜMETİN İSTİFASINI GEREKTİRİR.

Hanefi Avcı’nın kitabında yaptığı açıklamalar eski istihbaratçı Mahir Kaynak’ın söylemiyle Türkiye Cumhuriyeti devletinin ‘KARŞI HAMLESİ’dir.

Emekli MİT görevlisi Kaynak, ‘……. kitabın yayınlanmasını bir karşı hamlenin ilk adımı sayıyorum. Bundan sonra kitapta ileri sürülen iddiaları destekleyecek birçok yeni verilerle karşılaşacağımızı ve buna başka güç odaklarının da destek vereceğini düşünüyorum. ‘ diyor. (Star gazetesi 22.8.2010)
Kitapta, 3 yıldır aralıksız sürdürülen bir hukuk skandalının en yetkin ağızdan deşifresi yapılmıştır. Bir emniyet müdürü,
‘Olay bir örgütün, cemaatin devlet içerisindeki elemanları vasıtasıyla yürüttüğü örgütsel bir faaliyettir, karşımızdaki kişiler polis, hâkim ve savcı değil, örgütün / cemaatin elemanlarıdır. Devletin hukukunu değil, cemaatin talimatlarını yerine getirmektedirler. İstanbul, Ankara, Erzurum ve İzmir’deki bazı özel yetkili savcılar ile bu iller dışındaki bazı polis birimleri arasında illegal bir ilişkinin varlığı açıkça gözükmektedir.’ demektedir.



Özel yetkili mahkemelerin tüm hâkim ve savcılarının derhal emsali hâkim ve savcılarla değiştirilmesi gerektiğini, aksi takdirde cemaate muhalif olan hiç kimsenin özgürlüğü ve hayatının güvencede olmadığını söylemektedir!

Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı:
‘Son zamanlarda gündemi meşgul eden tüm iddiaları yayan Fethullah Gülen cemaatidir, onlardan bilgi alan da, onlar adına konuşan da cemaatin adamlarıdır. Tarafsız basın mensubu, devletin polisi, savcısı numarasını artık kimse yutmasın, bu işler Emniyet ya da hukuk adına yapılmıyor, cemaatin planı ve programı doğrultusunda cemaatin talimatı ile gerçekleştiriliyor.’ demektedir.
Türkiye’de adaletin uzun zamandır çürümekte olduğunu, ama bu süreçte yok edildiğini belgelemekte, ve eklemektedir:
‘Böyle giderse iş adaletten çıkacak ve insanlar silaha sarılacak.’
Artık hiçbir şey eskisi gibi değildir. Bütün bu açıklananlar uzun bir süredir belli bir kesim tarafından net olarak bilinmekle birlikte, Hanefi Avcı’nın, bir emniyet müdürünün, uzun ve itibarlı bir kariyer sahibi bir güvenlik görevlisinin bu açıklamaları, Türkiye’nin her köşesinde yankılanmalı, ayrıntılarıyla bilinmelidir.
Yaygın medya 3 maymunu oynasa da bu kitabı, bu açıklamaları her Türk vatandaşının bilmesi sağlanmalıdır.

Türkiye tarihinin en tehlikeli dönemecindedir. Yedi Düvel’in önümüze sürdüğü bu referandumla ‘altın vuruş’ planlanmıştır.
Bu referandum oyunu, ABD damgalı bir cemaat ve bir terör örgütünün ASIL AMAÇLARINA ulaşmak için kullandığı bir arayoldur.
Asıl amaç, ‘Amerikan tipi islam’ ile halkın koyunlaştırılarak, başına her gelene kafa sallaması, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin küresel çetenin bir eyaleti olması, kukla Kürdistan’ın petrol ve maden havzasına kurdurulmasıdır.
Bu referandum değil, Hasan Demir’in deyişiyle FEDE/RANDUM’dur.
Türk devletleri asırlardır, binlerce oyunu BERTARAF ederek bugüne geldi.
Hanefi Avcı ve açıklamaları bir işaret fişeğidir! Bu açıklamalar ve belgeler, onun gibi her şeyi bilen ama susanlara konuşma gücü verecektir!
Ve 20 gün sonra, Türkiye’nin bekasına kastedenlere ‘HAYIR!’ denecektir.
ABD’ye ve içerdeki uzantılarına, Cemaate, PKK’ya, TESEV’e ve batının tüm sırtlanlarına İNAT!


Banu Avar

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

23 Ağustos 2010 Pazartesi


YOK SATAN KİTAPTA NELER VAR?

EMNİYET Müdürü Hanefi Avcı’nın yazdığı, ‘Haliç’te Yaşayan Simonlar. Dün Devlet, Bugün Cemaat’ adlı kitabı görev yaptığı Eskişehir’de kapışıldı.Eskişehir Espark Alışveriş Merkezi’ndeki D&R mağazası yöneticisi Zuhal Başar, Hanefi Avcı’nın kitabından mağazalarına 240 adet geldiğini ve kısa sürede tükendiğini söyledi. 500 yeni kitap siparişi verdiklerini belirten Zuhal Başar şunları kaydetti:“Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın kitabı mağazamızda büyük ilgi gördü. Kitap geldiğinde insanlar kuyruğa girdi ve kısa sürede tükendi. Mağazamıza gelen 240 kitabın tamamını birkaç saat içerisinde sattık. Çok talep var. Özel müşterilerimizin siparişlerini alıyoruz. 500 kitabın siparişini verdik. 600 sayfalık kitabın fiyatı 25 lira. Diğer kitaplara göre oldukça ucuz. Avcı’nın kitabı, bu ay en çok satan kitaplar listesinde birinci sıraya oturacak.”

CHP İL BAŞKANINDAN DESTEK

CHP Eskişehir İl Başkanı Erman Gölet, Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’ya destek veren açıklamada bulundu. Avcı hakkında İçişleri Bakanlığı’nın soruşturma açmasını eleştiren Gölet, yaptığı yazılı açıklamasında şunları söyledi:“Hanefi Avcı’nın işaret ettiği güçler hemen harekete geçip hakkında soruşturma başlattı. Devletin Avcı hakkında soruşturma açması değil, onu koruması ve iddiaları araştırması gerekir. 8 yıldır komutanlara, hakimlere, savcılara dokunmak serbest, ama cemaatlere dokunmak yasaktır. Sayın Emniyet Müdürümüzün yazdığı kitabın bir şok etkisi yaparak uyanışı sağlamasını umut ediyoruz."


Işık evlerinde kaldığını, Fethullah Gülen ile görüştüğünü belirten Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, devlet içindeki cemaat yapılanmasını ayrıntılarıyla ortaya koydu.

Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, gündemde bomba etkisi yaratan ve yok satan iki belgeyle ve dışardan aldığı bilgilerle yazdığı “Haliç’te Yaşayan Simonlar” adlı kitabında, Fethullah Gülen cemaatinin başta emniyet olmak üzere yargı, ordu ve diğer devlet kurumları içindeki yapılanmasını açıkladı.


Emniyet teşkilatında teknik-elektronik istihbaratın kurucusu olarak bilinen Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, gündemde bomba etkisi yaratan ve yok satan “Haliç’te Yaşayan Simonlar” adlı kitabında, Fethullah Gülen cemaatinin başta emniyet olmak üzere yargı, ordu ve diğer devlet kurumları içindeki yapılanmasını açıkladı. Kitabında, 5-6 ay ışık evlerinde kaldığı dönemde Gülen ile tanıştığını ve 28 Şubat süreci sonrası kendisiyle görüştüğünü de aktaran Avcı, cemaatin devleti teslim aldığını, milletvekilleri arasında bile cemaati temsil eden sorumlu imamlar olduğunu, cemaatin amacına ulaşmak için şantaj, iftira ve karalama kampanyası gibi her türlü yöntemi kullandığını belirtti. Avcı, kitabında “Hükümete alternatif bir yapı kurularak tüm kurumlar yönetilmektedir” diyor.

Avcı’nın kitapta, iki belgeyle beraber dışarıdan aldığı bilgilere dayanarak anlattığı cemaat yapılanması şöyle:

Cemaatin insanları dostlarım: Gizli faaliyetlerini açıklayacağım güçlerin ellerinde ne kadar büyük olanaklar olduğunu ve hangi yöntemleri kullandıklarını az çok bilenlerden birisiyim. Bu insanların hasmı, düşmanı değilim; çoğu eski dostlarım, son dönemde tanık olduğum ve yasadışı olduğunu düşündüğüm davranışları hariç inançlarını ve dünya görüşlerini paylaşıyorum.

Işık evlerinde 6 ay kaldım, Fethullah Hoca’yla karşılaştım: Polis Enstitüsü’nde okurken akşam namazını Maltepe Camii’nde kılardım. Bir gün cami çıkışında sohbet ettiğim mühendislik öğrencisi bir arkadaşın anlatımlarından etkilendim. Zülfikar adlı arkadaşımdan bu şahsın Nurcu olduğunu öğrendim. Daha sonra adının Halit olduğunu öğrendiğim bu yeni arkadaşım bizi öğrencilerin birlikte kaldığı evine götürdü. Evde hepsi Nurcu olan 5-6 öğrenci kalıyordu. Işık evleri denen o evlerden birinde tahminen 5-6 ay kadar kaldım. Bu evde kalırken Fethullah Gülen Hoca’yla benzeri başka bir evde karşılaştım
.

Fethullah Hoca’ya ‘Doğru bildiğiniz yolda devam edin’ dedim: 6 yıl çocuklarımı Samanyolu Koleji’nde okuttum ve ikisi de oradan mezun oldu. 28 Şubat sonrasında hakkında davalar açıldığı o baskı dönemlerinde bir arkadaşım aracılığıyla Fethullah Gülen Hoca’yla onun talebi üzerine kısa süreli olarak görüştüm. Bu görüşmede özetle ona “Siz doğru bildiğiniz yolda okullar açarak bu ülkeye ve insanlarımıza hizmet ediyorsunuz. Gerisini önemsemeyin, doğru sonunda galip gelecektir” dedim.

Belgelere dayalı örgüt yapısı: Ben şu andaki örgütün nasıl yapılandığını, idare edildiğini bir nebze olsun göstermek istiyorum. Maalesef bu konuda çok fazla belge yok ama yine de bulunan belgeler mevcut durumu bir oranda anlamamızı sağlıyor.

Emniyet’in imamı Ömer: Bu belgeler ve dışarıdan aldığım bilgilere göre (Emniyet teşkilatında) her birimdeki temsilciler kanalı ile herkes Ömer kod adlı (Osman Hilmi Özdil) kişinin denetiminde çalışmaktadır. Amirler mezuniyet dönemlerine göre dönem dönem örgütlenmiştir. Herkes gördüğü, bildiği her konuyu temsilcilere aktarmakta, onlar da silsile ile Ömer’e ulaştırmaktadır. Aynı şekilde istenen her husus da Ömer’den talimat olarak teşkilatın en alt birimlerine kadar ulaştırılmaktadır.

Emniyetteki cemaat örgütlenmesi: Her kritik birimde cemaatin irtibatı ve sorumlusu yer almış, özellikle İstihbarat, KOM (Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadale) ve diğer birimlerin bilgi işlem birimleri büyük oranda cemaat taraftarlarından oluşmuştur.

Emniyete ait tüm arşiv ve bilgiler cemaatin arşivine taşınmış, mevcutlar da istendiği an cemaatin isteklerine uygun olarak kullanılmaktadır. Emniyetin İstihbarat ve KOM birimlerinde teknik ve amir kadrosu büyük oranda cemaatin elemanı konumunda veya bilerek cemaatten gelen talimatlara uymaktadır.

Cemaat tüm kurumlarda örgütlü: Aslında bu örgütlülük yalnızca Emniyet içinde mevcut değildir, cemaat hemen hemen tüm kurumlarda az veya çok örgütlü haldedir. Öğrendiğim kadarıyla MİT, ordu, yargı ve milletvekilleri içinde imam konumunda kişiler bulunmaktadır.

Cemaat soruşturmaları engelleniyor: Cemaat hakkında herhangi bir ihbar geldiğinde, daha araştırmaya başlanmadan o birimdeki cemaat mensuplarınca haber verilip tedbir alınmaktadır. Yakın zamanda birkaç defa MİT ve Emniyet’e cemaatin faaliyetleri, hatta en üstteki imam Ömer kod adlı kişi hakkında bilgi gitmiş, MİT araştırmaya başladığı an haberdar olunmuş ve gerekli tedbirler alınmıştır.

Kurumlarda istişare komitesi: Her hafta toplanılarak o kurum/birimdeki genel durumlar değerlendirilir ve yukarıya arz edilecek konular çıkarılır. Alt birim imamları kendi aralarında toplanırlar. En yukarıda o kurum için istişare heyeti denebilecek üst sorumlulardan oluşan komitevari bir birim olup onun üstünde o kurumun imamı bulunur.

Kurum imamlarının işbirliği: Daha üstte kurum imamları bir araya gelip ülke genelindeki işleri ve kurumlar arası çalışmaları değerlendirirler. Bir kurumun yapacağı işlere diğerlerinin desteği, oralardaki bilgiler istenir.

Her şeyin başı Fethullah Hoca: Bununla birlikte her kurum imamı ayrıca doğrudan yurtdışında bulunan Fethullah Hoca’ya bilgi verip ondan talimat alır, yani olup biten her şey hocanın bilgi ve kontrolünde gerçekleşir, dolayısıyla meydana gelen olaylar asla sıradan bir cemaat mensubunun kendi kafasına göre yaptığı şeyler değildir.

Hükümet içinde hükümet gibi: Devleti idare eden bakanlık ve genel müdürlüklere, hatta hükümete alternatif bir yapı kurularak tüm kurumlar yönetilmektedir. Her şey olmasa da hayati konular, önemli tayin ve atamalar, önemli operasyonlar bu yapı tarafından planlanıp uygulanmaktadır.

Cemaatin kurguladığı komplolar: Operasyonlara karar verip devletin sistemlerini kendi amaçları doğrultusunda çalıştırmakta, aynı anda kendi taraftarları ve kendilerinin denetiminde olan basın yayın organları ve internet siteleri vasıtasıyla linç kampanyaları yapılmakta, doğru yanlış her türlü bilgi çarpıtılarak servis edilmekte,kamuoyu yanlı ve yanlış bilgilerle yanlış kanaat sahibi olmaktadır.

Her türlü yöntem uygulanıyor: Hukuka uygun veya farklı yöntemle elde edilen bilgiler ve her türlü yöntem kullanılarak hedef seçilen kişiler linç edilmek istenmektedir. Zaman zaman bu bilgiler tahrif edilerek ekleme ve çıkarmalar yapılarak kullanıldığı gibi çoğunlukla da her yerde bulunan gizli elemanları özellikle ordu içerisindeki faaliyet ve çalışmaları rapor etmektedir.


Daha sonra bu haberleri belgelemek için delil bulmaya çalışılmakta, bulunan veya yaratılan belge, evrak ve materyaller aranan mahallere konarak aramada ele geçti işlemi yapılmaktadır.


Ülke cehenneme dönüşür: Bu devletin polisi, askeri, medyası oluşturulmak istenen bu sistem içerisinde çalıştırılamaz, bugün yapıldığı gibi cemaatin hedefleri uğruna hukuksuzluklar, komplo, şantaj ve iftira yöntemleri ile çalıştırılırsa da gelecekte bu ülke herkes için adeta bir cehenneme dönüşür.

Sistem kaosa sürükleniyor: Bu anlayış ve yöntem her gün artarak devam edecek. Kısa süre sonra ticari şirket, ortaklık, ihale vs. işlere de bu anlayış ve yöntemlerle yaklaşılmaya başlandığında ülkede her şey çok daha kötüye gidecektir.


Devletin polisinin, istihbaratının ve diğer kurumlarının imkânları cemaatin talimatı ile istenmeyen, beğenilmeyen, rakip şirket aleyhine kullanılırsa (ki çok yakında bu olacaktır, belki de halihazırda uygulamaya konmuştur) bunu tespit etmek o kadar kolay da olmayacağından tüm sistem bir kaosa doğru sürüklenecektir.

Bu yöne doğru gidildiğini görmek için kâhin olmaya gerek yok.


Cemaat devleti teslim aldı: Bu ülke çok badireler atlattı, bu olayların benzerlerini çok yaşadık, bir şey olmaz diyenlere yanıtım, daha önce bu türden tehlikelerin atlatılmasının mevcut sorunların da kolayca atlatılacağı anlamına gelmediği olacaktır. Bir grup koca bir devleti teslim aldı. Devlet içten içe çatırdıyor, birileri yönetimi ele aldı ve kimse devlet gücünü kullanan bu kişilere dur diyemiyor. Birkaç cemaatin imamı devlet yetkilerini gasp etti. Bu nasıl bir devlet geleneğidir?


‘Tüm işleri cemaat yapıyor’

Aslında herkes biliyor ama kimse dillendiremiyor. Ben bu kitapla birlikte açıkça ifade ediyorum ki tüm bu işleri cemaat yapıyor, bunu artık herkes bilsin.

Son zamanlarda gündemi meşgul eden tüm iddiaları yayan cemaattir, onlardan bilgi alan da onlar adına konuşan da cemaatin adamlarıdır. “Tarafsız basın mensubu, devletin polisi, savcısı” numarasını artık kimse yutmasın, bu işler Emniyet ya da hukuk adına yapılmıyor, cemaatin planı ve programı doğrultusunda cemaatin talimatı ile gerçekleştiriliyor.

Cemaate hizmet ediyorlar: Bu işlere karşı koyması gerekenler, sızdırılan bilgileri kullananlar da bilsinler ki bu yöntemle cemaate hizmet ediyorlar.

Bazı internet siteleri, basın ve medya hizmeti değil, cemaatin propagandasını yapıyorlar. Cemaatin plan ve programına uymayıp görevini yapan hâkim, savcı ve diğer görevlilere yönelik saldırılar cemaatin talimatı ve planı gereği yürütülüyor.

Emniyet’i cemaat sarmış: Büyük illerin emniyet müdürleri ve valileri bilsinler ki emirlerindeki polisin bir kısmı kendilerini değil, cemaat imamını amir olarak kabul ediyor, hatta etrafları cemaat mensubu müdür ve amirlerce sarılmış durumdadır. Gerçeği göremiyorlar.

Bu durumun farkındalar ve kısmen biliyorlar ama bilmiyor gibi davranıyorlar. Bazı operasyonları kendileri değil, cemaat yanlısı polislerle cemaat yanlısı savcılar cemaat imamlarının talimatı ile yürütüyorlar, bunu artık biliyoruz.

Cemaatin propaganda araçları: Bugün bilinen gazete, televizyon ve dergiler haricinde
Aktifhaber,
Derindüşünce,
Roothaber,
Habertime,
Habervaktim,
Sonsayfa,
recepa.blogspot
gibi onlarca internet sitesi cemaat mensuplarınca kurulmuştur. Sanki birbirinden ayrı kaynaklarmış gibi gözüken şeyler aslında tek bir kaynaktan yönlendirilmekte, hatta zamanla resmi bilgiye dönüşmektedir."SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

21 Ağustos 2010 Cumartesi

İSRAİL ÇANAKKALE’Yİ İSTİLA ETTİ

Yeniçağ gazetesinin haberini daha önce yayınlamıştık:

ÇANAKKALE; Barış Şehri yapılarak, adının bile unutulması istenen şehir.
ÇANAKKALE; emperyalistin ve işbirlikçilerin kâbusu şehir.
Bu boyutunu ve oynan oyunları yazdık, çizdik.
Yine yazacağız ve ÇANAKKALE RUHUNU asla unutmayacağız, unutturmayacağız.
Fakat bu gün başka bir boyutuna değinmek istiyorum.
Çanakkale ayrıca ürettiği domatesleriyle, şeftalileriyle ülke ekonomisine ciddi katkılar yapan; özellikle domateste marka olmuş bir şehir.
GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) domatesleri ile İsrail Çanakkale’yi istila etti.İlk Akdeniz bölgesinde görülen ve hiçbir ilacın öldürmediği bir kurt Çanakkale’ye de sıçradı.Bu yazımda size İsrail’in biyolojik silah olarak kullandığı bu kurdu tanıtacağım.
Bir ay içerisinde üç kez ilaçlanan, en etkili ilaçların dahi sonuç vermediği bu kurdun İsrail’in biyolojik bir silahı olduğu kesin.Aynı yerden aldığım,hatta yapraklarının birbirine değdiği iki bitkinin yaprağından İsrail patentli olanda tahribat maksimum seviyede iken yerli cinste hiçbir iz yok.Beni şok eden bu manzarayı sizlerle paylaşmak istedim.On domatesten sadece bir tanesinin tüketilebileceği;yani %90 zarar olduğunu gözlemledim.
Emperyalistin ve işbirlikçilerin kâbusu şehir domates üretimini kesiyor.Üretici Tayyip Bey'i dinledi;anasını aldı gidiyor. 
Davos şovmenine “One minüte” demeye gidiyor.
Tarımın bilinçli olarak bitirildiğini biliyor.
Toprakları, sularını siyoniste satan, mayınlı arazileri bağışlayan emperyalist uşaklarını tarihe gömmeye gidiyor.
Buna sessiz kalan halk artık domatesinizi İsrail’den alsın.
Önlem alamayan AKP ellerine kına yaksın.
Kısacası; Çanakkaleyi İsrail topuyla tüfeğiyle değil,kurduyla istila etti.
Çanakkale artık domates üretmemeye yemin etti ve Çanakkale emperyalist-siyonist güçlerle bu kez başka bir alanda mücadele ediyor.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

MAALESEF BU GÜN İTİBARIYLA VATAN SAHİPSİZDİR.
HANEFİ AVCI’NIN “HALİÇ’TE YAŞAYAN SİMONLAR/ DÜN DEVLET BUGÜN CEMAAT” İSİMLİ KİTABI OLAY YARATTI

Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın “Haliç’te Yaşayan Simonlar/ Dün Devlet Bugün Cemaat” isimli kitabı olay yarattı. Avcı kitabında, büyük yankı bulan cemaatçi yapılanmaya ilişkin iddialarının yanı sıra JİTEM’in yapısı, Cem Ersever cinayeti ve Uzan operasyonu hakkında da gizli kalmış detaylar anlatıyor.

Susurluk olaylarında devletin içindeki çeteleri açıklayan, görev yaptığı her yerde yolsuzlukla mücadelede isim yapan Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, 14 yıl sonra yazdığı kitapla Türkiye gündemine bomba gibi düştü. Kitaptaki iddiaların geniş yankı bulmasının ardından İçişleri Bakanlığı, Avcı hakkında soruşturma başlattı. Emniyet teşkilatında teknik-elektronik istihbaratın kurucusu olarak bilinen Avcı, başta emniyet ve yargı olmak üzere devlet kurumlarındaki cemaatçi yapılanmala ilgili yazdığı kitapta Ergenekon’dan Balyoz’a ve Baykal’a kurulan gizli kamera tuzağına kadar birçok konuda inanılmaz iddialar ortaya attı. Dün medyada yayınlanan bu iddiaların yanı sıra, kitapta Türkiye’nin yakın tarihine damga vuran operasyonlarla ilgili de gün yüzüne çıkmamış detaylar var. İşte kitaptan cinayete kurban giden JİTEM’in kurucusu Cem Ersever ile Uzan Ailesi hakkında yürütülen operasyonla ilgili iddialar... 

CEM GÖZÜ KARA BİRİYDİ

1984 yılının son günlerinde bir grup arkadaşımla tayinim Diyarbakır’a çıktı. Siirt İl Jandarma Alay Komutanlığı bölgesinde çalışan Cem yüzbaşı (Ersever) tüm bölgeyi dolaşan, olup biten her şeyi kontrol eden gözü kara biriydi. Kabına sığmayan sürekli koşturan biriydi. JİTEM’in kurulmasıyla birlikte Cem’in ve bazı subayların kurucular arasında olduklarını duydum... 

‘Her yol mübah’ derdi

Bir müddet sonra Cem, JİTEM Grup Komutanı olarak atandı ve bir yıla yakın burada görev yaptı. Bir gün bana illegal örgüt mensuplarının bazılarını gizli yakaladıklarını, sorguladıklarını söyleyerek, onlardan aldığı silah ve malzemeleri gösterdi. Sorgulanan bu insanların akıbetlerinin ne olduğu konusuna açıklık getirilemiyordu, fakat dolaylı olarak sonucunun ne olduğu tahmin edilebiliyordu. Cem, PKK ile mücadele etmek için kanun dışı her türlü yöntemin kullanılması gerektiğini, normal yol ve yöntemlerle bu işin başarılamayacağını ima etmeye, anlatmaya çalışıyordu... Ben anlattığı yöntemlerin doğru yollar olmadığını söyledim.

Burama kadar battım

“Burada suçlu kim? PKK’ya ekmek veren, onlara yardım eden köylü mü, yoksa burada rüşvet mekanizmasını çalıştırmak suretiyle yanlış uygulamalar yaparak toprak ağalarına ya da nüfuzlu insanlara karşı köylüleri yalnız bırakıp PKK’nın kucağına atanlar mı?” diye sordum. Cem, “Evet sen haklısın” dedi. Ama sonra elini boynuna götürerek, “Ben burama kadar bu işe battım, bana anlatma. Bu işte var mısın, yok musun?” dedi. Bir süre sonra HEP Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın evinden polis görünümündeki kişiler tarafından Emniyet’e götürüleceği söylenerek kaçırılmıştı. O zamanlar Cem’in yanındakı bazı kişilere uyan bir eşkal tarif ediliyordu. Soruşturmanın başına o tarihte Emniyet Müdür Yardımcısı olan Hüseyin Kocadağ verilmişti. 

Cem tehdit ediyordu

Vedat Aydın, kısa bir süre sonra Diyarbakır’dan 70-80 km. uzaklıkta kalaşnikofla öldürülmüş olarak bulundu... Asayiş Kolordu Kurmay Başkanı ile görüşmek için yanına gittiğimde Cem binbaşı oradaydı ve Kurmay Başkanı ile konuşuyorlardı. Cem, “Darda kalırsam ben de Güneydoğu’da Asayiş Kolordu Komutanı bölgesinde şu, şu, şu olaylar oldu, bu olaylardan şu, şu kişilerin bilgisi vardı derim” diyerek dolaylı yollu karşısındakini tehdit ediyordu... Göründüğü kadarıyla Cem binbaşı son dönemde kendi üstleriyle veya kendi teşkilatıyla çatışma içindeydi. 

Komutanlar rahatsızdı

Jandarma yetkilileri, Cem’in Aydınlık gazetesinden Soner Yalçın’a Güneydoğu’daki infaz olayları ve başka kanunsuz işler dahil olmak üzere birçok gizli bilgileri vermesinden dolayı son derece rahatsızdı. Cem daha çok kuzeyde 8. Kolordu bölgesindeki Bingöl ve Tunceli bölgesinde Yeşil’in karıştığı olayları anlatıyordu. Fakat sıra Diyarbakır bölgesine gelirse diğer jandarma komutanlarının isimlerini de verebileceği korkusu vardı. Bu yüzden Cem’i ortadan kaldırmayı düşünüyorlardı. 

Cinayet planları

Daha sonra öğrendiğimiz kadarıyla Cem’i öldürmek için aslında daha önce de epey plan yapılmış... İşte tam JİTEM’de Cem’i ortadan kaldırmanın yolları aranırken, Mustafa Deniz gelip Cem’e ait malzemelerin Kemal Sadık Uzuner’de olduğunu söyleyince, planlarını uygulayabilecekleri bir fırsat yakaladıklarını düşünüyorlar. JİTEM yöneticileri hemen Ali Balkan Metel’le görüşüyorlar, onun vasıtasıyla Kemal Sadık Uzuner’e ulaşıyorlar. Uzuner onlara Cem’in ne zaman geleceği hakkında bilgi veriyor... Kemal’in evine pusu kuruyorlar. Cem gelince hemen yakalıyorlar. 

Şimdi inkar ederler

Ankara Emniyeti Cem’in kaybolmasıyla ilgili olarak Kemal’i Emniyete çağırdığında olay ortaya çıkacağı için hemen Emniyete bizim elemanımızdır dokunmayın diye baskı yapıyorlar... O zaman polis Kemal’in evine baskın yapmış olsa Cem kesinlikle kurtarılabilirdi, ama maalesef yapılmadı... Bugün bu olay yeniden konuşulsa adı geçen insanların hiçbiri şahitlik yapmaz. O tarihte JİTEM’i ve Yeşil’i bilen Emniyet görevlileri, Genel Komutanlığı’na gittiklerinde Yeşil ile karşılaşıyorlar. Yeşil elindeki Smith Wesson marka tabancayı göstererek, “Bununla ateş ettim, gerekirse size de ateş ederim” diyecek kadar rahatlıkla cinayeti kabul ediyordu. Bu olay bana o tarihte buna şahit olanlar tarafından anlatılmıştı. Ama bugün sorsanız hepsi gördüklerini kesinlikle inkar edeceklerdir.

Cesedi 11 gün sonra bulundu 

‘Efsane Binbaşı’ olarak ün yapan ve JİTEM’in kurucu olarak anılan Jandarma Binbaşı Cem Ersever, 80’lerin sonu ve 90’ların başında Güneydoğu’da PKK ile ilgili tüm istihbari çalışmaları yönetmişti. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis‘in kuşkulu bir uçak kazasında ölümünden bir ay kadar sonra, binbaşı rütbesindeyken, 17 Mart 1993’de 30 arkadaşı ile birlikte görevinden istifa etmiş, kendisine bir şey olursa Hanefi Avcı‘ya haber vermesini istemişti. Ersever, Aydınlık gazetesine anlattıklarıyla ilgili olarak mahkemeye ifade vermek için 24 Ekim 1993’te Ankara’ya gitti ve bir daha kendisinden haber alınamadı. 1 Kasım’da Ankara Çamlıdere’de sevgilisi Neval Boz’un, 2 Kasım’da Ankara Polatlı’da itirafçı Murat Demir’in ve 4 Kasım 1993’de Ankara Elmadağ’da Ahmet Cem Ersever’in cesetleri jandarma tarafından bulundu. Birbirlerini tanıyan bu üç kişiyi kimlerin öldürdüğü bir sır olarak kaldı.

Devlet, Uzanlar’ı elinden nasıl kaçırdı?

Kaçakçılık Daire Başkanı olarak görevde yeniydim, Uzan olayı patlak verdi. Bir anda kendimi denetim elemanlarının, müfettişlerin ve bankalar yeminli murakıplarının arasında henüz anlayıp kavrayamadığım Uzanların İmar Bankası yolsuzluğunun ve ardından tüm şirketlerinin karıştığı olayın içinde buldum. MİT’in mali uzmanları, bankacılar bile yapılan yolsuzluğu anlamakta zorlanıyordu. Yolsuzluğun yapılış biçimini ve yöntemini anlamamız bile birkaç hafta sürdü... Çalışanlarla görüşüp eldeki kayıtları inceleyince, hiç kimse bilmeden, görmeden milyar dolarların herkesin önünde saklanabileceği sonucuna vardım. 

Şeytani bir yöntem

Bu şeytani bir yöntemdi, dahiyane bir uygulama idi ama Uzanlar bunu yapmıştı. Araştırmalar ilerledikçe Uzanların daha çok marifeti çıkıyordu... Ancak Uzunlara ait yerlerde ama yapmak veya Uzanları sorgulamak için yakalama kararı alamıyorduk. Savcıları ikna etmek, mahkemelerden karar almak çok zordu. Savcılar mudilerin şikayetlerini hukuki bir mesele olarak algılıyor, bu kadar açıkla ilgili uzman raporları kesin değil v.s diyorlardı. Geciken kararlar sonunda Kemal Uzan, Hakan Uzan, Yavuz Uzan ve diğer bazı önemli kişiler yurt dışına kaçmışlardı. Cem Uzan son zamanda Genç Parti başkanı olduğu için şirketlerdeki hisse ve yöneticiliği seçim döneminde azaltılmıştı. Ayrıca Cem Uzan’ın üzerine gitsek yaptıklarımız hukuki değil siyaseten yapılıyor denerek çarpıtılabilirdi. 

Olağanüstü bir ihbar

Bu sırada olağanüstü bir şey oldu, gelen bir ihbarla Uzanların banka ve şirketlerinden kaçırdıkları paraları Şenlikköy’de bir villaya koydukları bildirildi... Arama kararı sonrasında yapılan aramada para bulunamadı ancak her biri 2 metre boyunda 22 adet dev çelik kasa içerisinde Uzanların şirket binalarından kaçırıp getirdikleri tüm Uzan grubu şirket ve holdinglerinin dosyaları, gizli izleme, takip, casusluk işlerine dair kayıtlar ve gizli sayılacak çok önemli belgeler ele geçirilmişti. 

Yeni karargah Ürdün 

Ülkemizden kaçan Uzanların yeni karargahının Ürdün olduğunu kısa sürede öğrenmiştik ama burada işler daha zordu, çünkü Ürdün’de belli aile ve aşiretler devlet yönetimini paylaşmış gibiydiler. Uzanlar ise Ürdün’de ileri gelen her aileyle, her aşiretle ortak şirket kurmuştu. Kral ile karşılıklı yakınlıkları vardı. Krala hediye olarak otomobil, silah veriyor, sebebi belli olmadan milyon dolarlar ödüyorlardı. Tüm uğraşlarımıza rağmen bilgi alamadığımız gibi Ürdün Uzanların faaliyet ve organizasyonlarının merkezi olmaya devam etti. Hala da ettiği kanaatindeyim. Uzanların belgelerini inceledikçe mali açıdan asıl merkez olarak İsviçre’yi seçtikleri anlaşılıyordu ama hiçbir zaman parayı Türkiye’den İsviçre’ye direkt yollamıyorlardı. 

Ürdün kralına 1 milyon $ 

Paralar önce İngiltere’yi ve Hollanda’yı dolaşıyor, sonra İsviçre’ye gönderiliyordu. Uzan davasının tüm savcılık işlerini yapan Savcı Mecit Ceylan, adli istinabe hazırlayarak İsviçre’deki Uzan dosyası ve içeriği hakkında bilgi istedi. Bu istinabeye cevaben İsviçre’den çok ciddi bilgiler geldi. Bunlar arasında Ürdün Kralı Hüseyin’e, çocukları ve sıkıntı içerisinde bulunan askerler yararına hediye olarak Telsim tarafından bir milyon dolar para gönderildiği de vardı. Bu para önce İngiltere-Hollanda dolaştırılarak İsviçre’ye gelmiş ve buradan Amman’a gönderilmişti. Kral tarafından çekilen bu paranın neden Türkiye’den Ürdün’e doğrudan gönderilmeyip bu yolun izlendiği bize soruluyordu. Maalesef gerçek sebebin ne olduğundan emindik ama delilimiz yoktu. Daha sonrasında görevden alındığımdan neticesinin ne olduğunu bilmiyorum. Yalnızca İsviçre’nin cevap verdiğini ve bazı bilgileri gönderdiğini duydum.


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

20 Ağustos 2010 Cuma

AKP NASIL HEZİMETE UĞRATILIR?

Aslan BULUT’un -20 Ağustos 2010 yazısından alıntıdır

Altay Bozkurt, “AKP, referandumda nasıl hezimete uğratılır?” sorusunun cevabını aramış. Muhalefet faydalanır mı emin değilim ama hatırlatmakta fayda var: 
1- Başbakanın söylemleriyle ilgili olarak bir komisyon oluşturulmalı ve yalan söylediği konular belirlenerek cevapları da hazırlanmalıdır. 
-Ofer’le hiç görüşmedim dedi, 5 defa 
görüştüğü ortaya çıktı.
-İstanbul’daki villalar benim değil, kiracıyım dedi, kendilerinin olduğu ortaya çıktı.

2- Habur sınır kapısında kendilerini PKK’lı olarak ifade eden 34 kişilik grup, kurulun seyyar mahkemede pişman olmadıklarını, Öcalan’ın talimatıyla geldiklerini beyan ettikleri halde etkin pişmanlık maddesinden faydalandırılıp serbest bırakıldı ve Diyarbakır’a kadar zafer kazanmış komutan gibi resmi geçit yaptılar. Devamlı bu fotoğraflar kullanılmalıdır. 

3- AKP, 15 Temmuz 2003’te yaptığı bir değişiklikle bölücülük propagandasını tamamen serbest bırakmıştır. 

4- Başbakan, kendisini, Filistin kahramanı gibi gösterirken İsrail’in OECD üyeliğini veto etmemiştir.

5- ABD Dışişleri Bakanlarından Rice, BOP projesinin şöyle açıklamaktadır. BOP projesi 22 İslam ülkesinin sınırını değiştirmeye dayalıdır. Başbakan Erdoğan ise 13 Ocak 2009 tarihli TBMM grup toplantısında “Bize BOP projesi kapsamında eş başkanlık görevi verildi ve biz görevi üstlendik” demektedir. ’Ey millet bu ne manaya geliyor siz bundan ne anlıyorsunuz?’ diye sorulması lazımdır.

6- Terörle mücadelede önemli görevlerde bulunmuş, TSK’nın üst düzey görevlileri sabahın erken saatlerinde evinden alarak Silivri’ye tıkan güç aynı uygulamayı, ’ayrı bayrak açacağız’diyen Diyarbakır Belediye Başkanı Baydemir için neden uygulamamaktadır. Adana Belediye Başkanı’nı görevden alan güç Baydemir’i neden alamamaktadır.

7- Erdoğan 31 Mart 2003 tarihli The Wall Street Journal isimli gazeteye yazdığı bir makalede aynen şöyle demektedir. “Irak’ta savaşan ABD’li kahraman bay ve bayan askerlere, en az zayiatla ülkelerine mümkün olan en kısa zamanda dönmeleri arzusuyla dua ediyoruz.” Dua ettiği askerler ise bir milyondan fazla Müslüman’ı katletmiştir.

8- Hakkari’nin Çukurca ilçesi yakınlarında operasyona giderken PKK’lı teröristlerin ateşi sonucu şehit olan Halil Kömür’ün babası Ahmet Kömür, cenaze töreninde Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle 11 Ay 25 gün hapis cezasına çarptırıldı. Şehit babası, ‘Türklüğünden utanan Başbakan utansın. Türk’üm diyemeyen Başbakan utansın’ demişti.
 
9- Erdoğan, bir olan milleti çeşitli etnik gruplara ayırarak ayrışmaya tabi tutmuş ve Türkiye’de 36 tane etnik grup var Türk Milleti de bunlardan bir tanesi diyerek Türk Milletini yok saymıştır. 
Bakara suresi 11. ayet, “Biz onlara yeryüzünü fesada vermeyin dediğimiz zaman onlar, ‘hayır biz ıslah edicileriz’ dediler” diyor. Bugünküler de barış ve demokrasi getirdiklerini iddia ediyor. Bütün bunlar halka anlatılırsa, halk doğru kararı verecektir.



BEHİÇ KILINÇ-Yeniçağ yazısından alıntıdır
……….
Osman Baydemir’in tırmandırdığı “özerklik” dayatmasını hatırlayınız.. PKK muhibbi partinin mitinglerinde, bu partinin nöbetçi başı Selahattin Demirtaş, aynen şu çıkışı yaptı..
“Türkiye özerk idari yapıya sahip olmalıdır. Bu BDP’nin resmi projesidir... Bu proje hayata geçecektir. Türkiye imzalamış, hayata geçirmek zorundadır. Şimdi çıkmışlar sanki çok büyük bir gaf yapılmış gibi, sanki bölücülük yapılmış gibi, bu demokratik özerklik talebini çarpıtmaya kafaları bulandırmaya çalışıyorlar.”  
MHP lideri Devlet BAHÇELİ şunları söylemiştir:
“Bu anayasa değişikliğinde AKP’nin ve Başbakan’ın gizli gündemi ve niyeti var. Bunlardan birincisi PKK açılımı adı altında Türkiye’nin bölünmesini hızlandıran bir yaklaşımın hukuki süreci için bu pakete tuzaklar konmuştur. ” 

“... işte tarih veriyorum, meraklı olan gitsin araştırsın, 17 Nisan 2010 tarihinde yandaş medya televizyonunda bir takım gazetecilerle Sayın Başbakan sohbet ederken bu anayasanın demokratik açılım için önemli olduğunu, önemli bir başlangıç olduğunu ifade ediyor. Eskişehir’de konuşurken aynı şeyleri söylüyor. ‘Gelecekte çok daha önemli değişikliklerle geleceğiz bunlar bir anahtardır’ diyor. Bu neyin anahtarıdır Sayın Başbakan, bu neyin ilk adımıdır?” 

“Sen eskiden de milli görüş gömleği giymiştin. Şimdi giydiğin yeni gömleğin önünde Amerika, arkasında Avrupa Birliği yazıyor”

,  “... ‘açılım’ adı altında başlatılan yıkım projesinin anayasal kılıfı, bu değişiklikle hazırlanmak isteniyor. Yani PKK’nın siyasallaşma süreci kapısının aralandığını, anahtarının açıldığını Eskişehir’de Başbakan açıklıyor...”

“... yani bununla kapıyı açacağız. Tamamdır demiyoruz, doğrudur, ama bununla kapıyı açıyoruz. Bu kapıyı açtığımız andan itibaren o yeterli olan Anayasanın değişmesi sırası geliyor. 12 Eylül’de Türkiye bir zihniyet değişimini gerçekleştirecek. Demokrasiye, Avrupa Birliği standartlarına, evrensel hukuk normlarına daha da yakınlaşacak. Daha kapsamlı, daha ileri düzenlemelerin yapılabilmesi için 12 Eylül günü oylayacağımız değişiklikler büyük önem taşıyor, bu çalışmalar için zemin hazırlıyor...” 

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."