4 Temmuz 2010 Pazar


MİLLİ BİRLİK HAREKETİ
1-GİRİŞ:
PARTİLEŞME(ME) SORUNSALI

AKP Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı'nın, "Güneydoğu'da ikinci eş yaygın. Bu bizim kültürümüzde vardır. Bu bölgelerden evlilik ve hısımlıkları artırarak, devletin de teşvikiyle sorunların aza ineceğine ve çözüleceğine inanıyorum"  diyor. Kısaca “hasım olma hısım ol, kuma ol” diyor. Bakıcı; asırlardır bu insanların kuma olmadan hısım olduğundan, kız alıp verdiğinden bile bihaber.
Akp zihniyetinin karanlığını gösteren binlerce örnekten sadece biri.
Biz zaten bunu biliyoruz.
Ama buradan başka bir sosyal açılıma geçmek istiyorum.
Sosyal, laik, üniter, hukuk devleti yapısıyla Türkiye Cumhuriyeti coğrafyamızın tartışılmaz en çağdaş ülkesi.
Peki; yukarıdaki sözleri söyleye bilen insanların partisi nasıl oluyor da iktidar olabiliyor?
İşte bu sorunun cevabı bizi partileşmedeki çıkmaza götürüyor.
Şuandan itibaren anlatacaklarım hem sorunun cevabı, hem de Milli Birlik Hareketi (MBH) nin çizgisinin çok kısa (giriş olabilecek) bir özeti niteliğinde olacaktır.
Cevap; Türkiye’de her şey liderden beklemesinden kaynaklanmaktadır.Böyle olunca antiemperyalist söylemlerle ülkenin başına gelenler çok kısa zaman içerisinde;halk kontrolünden çıkıp, bağımsız (bir nevi kral,derebey..vb) hareket edebiliyor.Halk desteğini kesse bile ülke bir dahaki seçimlere kadar tüm nimetleriyle (yandaşlaşan medyasıyla,yer altı ve yerüstü tüm varlıklarıyla) bir kralın,bir zümrenin elinde kalıyor.Bunu bilen emperyalist güçler derhal faaliyete geçiyor ve demokrasiyle seçilmiş derebeyin ya peşine düşüyor yada zaten kendileri o kişileri getiriyor.Sonra ülkede tam bir talan yaşanıyor.Atatürk’ün gözlerini yumduğu günden beri olan budur.Ayrıntılara girip “o haklıydı,bu haklıydı” gibi laf kalabalığına gerek görmüyorum.Bir sürecin haklı veya haksız oluşunu zaman çözer ve çözmüştür.
Kendimize şu soruyu soralım:
“Seksen yıldan fazla savaş görmemiş bir ülkenin, gelişmişlik düzeyi bu mu olmalıdır?”
Emperyalist saldırının en acımasızını gören ve destan yazan halkın ülkesi ne yazık ki iyi yönetilmedi. Kimisi az kötü, kimisi çok kötü yönetti ve bu günlere geldik.

Yedi yıldır internet üzerinden birçok sitede 2800 civarı yazarıyla (bunların kimisi ulusal medyadan, kimisi yerel, kimisi değil) halka gerçek gündemi anlatmaya çalışan insanlar var. Değişik meslek gruplarından bu insanların tek bir kaygısı ise ülkenin iyi yönetilmesi. Fakat; tüm bu çabaların ülkeyi yöneten kadrolara hiçbir olumlu etkisinin olmadığını gören bu insanlar artık bir şeylerin yapılması gerektiğine karar verdiler.
%10 seçim barajı, lider sultası, seçim yasası gibi antidemokratik uygulamanın olduğu ülkemizde arkaya alınan her esintide parti kurmak; sadece çok bölen ile az bölen arasında bölen olmaktan ileri gidemez. Gitmedide. Her bölen de hakim güç, dolayısıyla emperyalistlerin ekmeğine yağ sürmektedir. Ülkenin talanını hızlandırmaktadır. Bunun bilincinde olan MBH ti ilk etapta partileşmeyi, yeni bir bölen olmayı reddetmiş siyasi oluşumdur.
Siyasidir. Çünkü tarafı vardır.
Emperyalizme ve işbirlikçi oligarşiye karşıdır.
Din,  dil, mezhep, renk ayrımı yapmadan ülke sınırları içerisindeki tüm halkı eşit ve millet olarak görmektedir.
Atatürkçü, antiemperyalist ortak payda da birleşmeyi  ve emperyalizmin “böl, parçala yönet” felsefesini yıkmayı amaçlar.
Bu payda da sağ/sol, alevi/suni, Kürt/Türk gibi siyasi, mezhepsel, ırksal, bölgesel ayrışmaya karşıdır.
Aranan tek ortak payda Atatürkçü ve antiemperyalist olmaktır, olmayanlar aramıza giremez.
Herkesi kucakladığını söyleyen popülist bir söylem değildir.

Bu bağlamda çalışmalar başlamış ve 2 ay gibi kısa bir sürede yurt içi ve yurt dışı 157 yerde (ülke, il, ilçe) Atatürkçü ve antiemperyalist güçler kendi örgütlenmesini tamamlamıştır.

Detaylara da görüşmek üzere.

Not: www..millibirlikhareketi.org sitesinde bildirgeler mevcuttur.Bildirgeler 25 000 kişi tarafından imzalanmıştır.Fakat site gelişimin farkında olan güçler tarafından saldırıya uğramıştır.Sorun en kısa zamanda giderilmesi için çalışılmaktadır.
Ayrıca detaylar ve gündemdeki konular inSpeak programı indirilerek MBH salonunda tartışılmaktadır.Teknik destek almak isteyen arkadaşlar kalem.35@hotmail.com dan bana ulaşabilirler.


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

2 Temmuz 2010 Cuma

MİLLETİ MAVİ MARMARA GEMİSİNDE ÖLDÜRTÜP GİZLİ GİZLİ GÖRÜŞTÜLER


YAHUDİLERE efelenirken ‘Mescid-i Aksa’da namaz kılacağız’ diyen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, yelkenleri suya indirdi ve İsrail Sanayi Bakanı Binyamin Ben-Eliezer ile Brüksel’de gizli bir görüşme gerçekleştirdi.
Bu skandal buluşma, muhalefeti ayağa kaldırdı. CHP Milletvekili Onur Öymen, Gazze yolunda gerçekleştirilen kanlı gemi baskınını hatırlatıp “İsrail saldırısında insanlarımız öldü. Bu insanlar öldüğüyle mi kaldı?” diye sordu.
GÖRÜŞMEYİ “Saman altından su yürütüyorlar” şeklinde değerlendiren MHP Milletvekili Oktay Vural ise, “Esip gürlüyorlardı... Bu davranış, Türk milletinin onuruna vurulmuş darbedir. Son derece yanlış” dedi.
İsrailli Bakanla gizli toplantı gerçekleştiren Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, İsrail’e yönelik sert çıkışlarıyla uzun süre Türk medyasını meşgul etmişti. Davutoğlu, bu ülkeyle ilişkilerin düzelmesinin yolunun Gazze konusunda geri adım atmaktan geçtiğini kaydetmişti. Bakan Davutoğlu, İstanbul’daki Arap Zirvesi’nde, Arap liderlere ve işadamlarına “Yakında Mescid el-Aksa’da namaz kılacağız” şeklindeki sözleri de medyaya yansımıştı. Bu arada, Davutoğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın eski danışmalarından ve en yakınındaki isimlerden olan Radikal yazarı Akif Beki’nin de tepkisini çekmişti. Beki, köşe yazısında, “Dışişleri Bakanı’nın diplomatik zafer hırsı üzerine konuşmanın vakti geldi. El attığı her işi, illa büyük bir başarı hikayesine çevirmek zorunda.Manşet atar gibi takdim ediyor dosyalarını. Her vesileyi zorluyor, her fotoğrafta boy gösterme ihtiyacı hissediyor” demişti. Beki, şunları yazmıştı: “Son örnek, Türk-Arap İş Forumu’ndan.” Yakında Kudüs başkent olacak “ demiş. Ve hep birlikte gidip Mescid-i Aksa’da namaz kılacağımızı söylemiş. Arap dinleyicileri coşturmak için kafi. Doğrusu, beni de heyecanlandırıyor bu sözler. Ama çok sorunlu buluyorum. Sözün kendisinde değil sorun, söyleyenin kimliğinde! Ya o coşku ters dalgasını da üretirse... İkisi birlikte sel olup taşarsa...Ya, ’pan-İslamizm hortladı’ derlerse..” Son gelişmelerin ardından, Dışişleri Bakanı Davutoğlu yine ağır eleştiriler aldı. Yine siyaset dünyası ve basın yayın organları Davutoğlu’nun yanlış hareket ettiğini belirtiyor.
Görüşmeyi kimin talep ettiği muamma
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, önceki gün İsrail Sanayi Bakanı Binyamin Ben-Eliezer ile Brüksel’de gizli bir görüşme gerçekleştirdi. 2.5 saat süren bu toplantıya talebin kimden geldiği konusu kafaları karıştırdı. İsrail, görüşme talebinin Türkiye’den geldiğini öne sürdü. İsrail Başbakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun bu talebi geri çevirmek için herhangi bir sebep görmediği de ifade edildi. Başbakanlık açıklamasında, “Geçtiğimiz son birkaç hafta içerisinde Dışişleri Bakanlığı’nın da bilgisi dahilinde olmak üzere Türkiye ile temas kurulması yönünde bazı girişimler oldu” denildi. Bu açıklamanın ardından, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Burak Özügergin, gizli görüşmeyi doğruladı.
Dışişleri: İsrail istedi
Burak Özügergin, “Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve İsrail Ticaret Bakanı Ben Eliezer arasında görüşme yapıldığı doğrudur. Bu görüşmenin yapılması talebi İsrail tarafından geldi dedi. Özügergin, görüşmede, “son zamanlarda özellikle Gazze’ye yardım taşıyan konvoya yapılan saldırıdan sonra Türk-İsrail ilişkilerinin vardığı nokta ve bu ilişkilerin önümüzdeki dönemdeki seyri konularının ele alındığını” kaydetti. Özügergin, “Beklentilerimiz nelerdir? Özür dilenmesi, tazminat ödenmesi, bir uluslararası bağımsız, tarafsız komisyon kurulması ve Gazze’ye uygulanan ambargonun kaldırılması taleplerimizi vurguladık” diye konuştu. Bu arada, Dışişleri Bakanı Davutoğlu da, görüşme talebinin İsrail’den geldiğini söyledi.
Obama’nın baskısıyla oldu
Haaretz gazetesi ise, “ABD Başkanı Barack Obama, gizli görüşmeleri yapması için İsrail ve Türkiye’ye baskı yaptı” iddiasında bulundu. Gazete haberinde, “Kudüs’teki üst düzey bir kaynağın” Beyaz Sarayı’nın toplantının yapılması için ısrar ettiği ve görüşmenin detaylarını Türkiye ve İsrail ile birlikte koordine ettiğini doğruladığı belirtildi.
Saman altından su yürütülüyor
MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, düzenlediği basın toplantısında, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile İsrail Ticaret Bakanı ile görüşmesini değerlendirdi. “Saman altından su yürütüldüğünü” kaydeden Vural, şunları söyledi: “Böyle bir şey olur mu? Bir taraftan büyükelçini çekeceksin, özür dilemeden göndermem diyeceksin, hiçbir adım atmayacak, ondan sonra da Dışişleri Bakanı görüşecek. Bu milletin onurunu korumasını bilin hiç olmazsa... Onurlu durmayı bilin. Çıkın mertçe görüştük diye söyleyin. Demek ki milleten saklamak istedikleri bir şeyler var. Böyle bir davranışı Türk milletinin onuruna vurulmuş bir darbe olarak görüyorum. Son derece yanlıştır. Hükümetin omurgasız olduğunu biliyorduk. Hele hele bu görüşme Türkiye’nin isteği üzerine gerçekleşmişse, hükümetin kamuoyonu tatmin edecek bir açıklama yapması ve Dışişleri Bakanının Türk milletinden özür dilemesi gerekir.”
Öldüğüyle mi kaldılar!
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile İsrail Ticaret Bakanı Ben-Elizer arasında Brüksel’de gerçekleştirilen gizli görüşmeye Türk kamuoyundan da tepki geldi. CHP Bursa Milletvekili ve Emekli Büyükelçi Onur Öymen, Başbakan’ın İsrail’e karşı somut önerilerine rağmen böyle bir görüşmenin üstelik Türk tarafının talepleriyle gerçekleştirilmesinin uluslar arası kamuoyunda olumsuz izlenimlere sebep olabileceğini belirtti. AKP iktidarının İsrail’den somut taleplerinin bulunduğunu hatırlatan Öymen şunları kaydetti: “Somut talepleriniz var. Uluslar arası tarafsız tahkikat komisyonu kurulmasını istiyorsunuz. Ayrıca Gazze’ye uygulanan ambargonun kaldırılması yönünde bir talebiniz var. Gemiye yapılan şiddetli müdahale nedeniyle sorumluların bulunması yönünde isteğinizi de uluslar arası kamuoyunda İsrail’e iletmiş bulunuyorsunuz. İsrail ise bunların hiç birine yanaşmıyor. Böyle bir ortamda görüşme çelişkinin ortaya konduğunun göstergesidir.” Öymen, “Tüm yaşananları unutarak bir diplomasi izlemek nasıl izah edilebilir? O olayda insanlarımız öldü. Bu insanlar öldüğüyle mi kaldı?” şeklinde konuştu. 
Taviz noktasına sürükleniyor
DSP İstanbul Milletvekili Hasan Macit de, İsrail yetkilileri ile yapılan gizli görüşmenin bir anlamda İsrail’in AKP’yi istediği noktaya getirdiği anlamına geldiğini belirtti. Macit, “Yapılan gizli görüşme diplomatik üsluba uygun düşmüyor. Bu noktada İsrail’in AKP iktidarını istediği noktaya getirdiği anlaşılmaktadır. Buna bir taviz gözüyle de elbette bakılabilir. AKP Türkiye’de ayrı konuşuyor, dışarı da ayrı konuşuyor. Bu ikili yanlış dış politikada AKP’yi taviz noktasına sürüklüyor” diye konuştu.
Gizli olması doğal
MİT mensubu Mahir Kaynak ise, “AKP’nin prestij arttırmak için İsrail ile girdiği çatışma politikasının ardından bu görüşmenin gizli yapılmasının doğal olduğunu düşünüyorum” dedi. Kaynak şunları kaydetti: “Bu çatışma politikası bölgeye bir mesaj niteliğindedir. AKP iktidarının prestij artırmak istediğini söyleyebiliriz. Diğer taraftan bölgede İran’ın liderliğini engellemek için bu çatışma politikası izleniyor. Bu kapsamda düşünüldüğü zaman İsrail ile yapılan görüşmenin gizli olmasını doğal olarak gözlemliyorum.”
Kayıkçı kavgası veriliyor
DSP Denizli milletvekili Hasan Erçelebi de, Ortadoğu’da dökülen kanda her geçen gün AKP’nin
sorumluluğunun arttığını belirterek, “ AKP İsrail’e karşı durmuyor. Bir kayıkçı kavgası veriliyor. Türkiye’nin dış politikasında AKP iktidarı hiç dik duramadı. Bu konuda hep geri adım atılmıştır. Kapalı kapılar ardında yapılan dış politika anlayışı Türkiye’yi her geçen gün
çıkmaza sürüklemektedir” dedi.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
PKK KONTROLÜNDE DE KGB VE CIA ORTAK MI?

Rusya eski Başbakanı Yevgeni Primakov,  “Rusyasız Dünya”  adlı eserinin tanıtımı için TUSKON tarafından Türkiye’ye davet edildi.
Türkiye’nin ABD ile müttefiklik ilişkisinin bozulması durumunda kimi seçeceklerine ilişkin bir soru üzerine Primakov, 
“Soğuk savaş döneminde bir taraf kazanırken diğer tarafın mutlaka kaybettiği ’zero sum’ oyunu oynuyorduk. Bu oyundan vazgeçtik. Bizim için tek bir seçim vardır. Aynı anda hem Türkiye hem ABD”  dedi.
Oysa Rusya, Türkiye ve Ukrayna arasında kurulmakta olan Karadeniz Savunma İttifakı, ABD’yi bu bölgede devre dışı bırakıyor. Primakov, bu durumda gerçeği mi söylüyor yoksa gönlündekini mi?
Primakov eski bir KGB ajanıdır. Yahudi asıllıdır.
Yüce Katırcıoğlu’nun 2007 yılında bize yazdığı mektupta verdiği bilgilere göre 
“Yahudi lobisi, Yeltsin’in ardından Primakov’u Devlet Başkanı yapmak için çok uğraşmıştı. Ancak Rus devleti içinde çok iyi kadrolaşmış olan Siloviki’ler grubu buna geçit vermemişti.
Primakov etkili pozisyonlarda olduğu sürece Büyük İsrail amacı doğrultusunda çalıştı. Terör örgütünün başı Öcalan’ın Türkiye’ye teslimi öncesinde Rusya’ya sığınması gündeme geldiğinde, Primakov önce ikircikli davranmıştı. Daha sonra Rus devlet aygıtının kesin tavrı üzerine Öcalan’ın Rusya’ya sığınması mümkün olmamıştır.
Primakov’un pek kullanmak istemediği asıl soyadı “
FİNKELSTEİN’dır.” 

*** 

Taha Kıvanç da Yevgeni Primakov ile ilgili bir yazısında  “Fransa’nın eski Ankara Büyükelçisi Eric Rouleau ile Yevgeni Primakov birbirlerini katır sırtında Kuzey Irak’ta dolaşarak bölgeyi öğrenmeye çalıştıkları 1960’lı yıllardan beri tanıyorlar.
Türkiye ile Yunanistan arasında savaşa yol açacak çapta ihtilâf konusu olan ve Girit’e yerleştirilmek istenen S-300 füzeleri de Primakov’un icadıydı.
William Safire, Primakov’un esas soyadının Finkelstein olduğunu yazmıştı”
  diyordu. 
Hürriyet’te
Ferai Tınç, 14 Eylül 1998 tarihli yazısında  “Gerçek adı Yevgeni Finkelstein olan Primakov 1960’larda Pravda muhabiri olarak gittiği Orta Doğu’da, Sovyet diplomasisinin önemli gizli operasyonlarında yer alan bir KGB ajanıydı”  ifadesini kullanmıştı.
* * *
Prof. Dr. Ümit Özdağ, son çıkan “Türk Ordusu PKK’yı Nasıl Yendi? Türkiye PKK’ya Nasıl Teslim Oluyor?” adlı kitabının 40’ıncı sayfasında şu bilgileri veriyor:   “Öcalan, Eylül 1979’da Suriye’de bulunmakta olan KGB görevlisi Yevgeni Primakov’un yardımı ile 250 kadar örgüt mensubunu gerilla savaşı konusunda eğitilmesi için Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) kamplarına götürdü. O dönemde PKK militanları George Habbaş grubundan ayrılmış bir fraksiyon olan Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin genel kumandanı Ahmet Cibril tarafından eğitilirken örgüt uzun süreli halk savaşı stratejisini benimsemeye başlamıştır.”  PKK’nın 30 yıllık stratejisinin, Sovyet döneminde KGB tarafından verildiği bilinmektedir. Özdağ’a göre PKK, Mao’nun uzun süreli halk savaşı modelini esas almakla birlikte, zaman zaman Vietkong’u da taklit etmişti.
Bize göre örgüt, daha sonra,
Barzani ve Talabani’nin MOSSAD’a göbekten bağımlılığı sayesinde CIA kontrolüne geçmiştir.  Bugün, PKK’nın elindeki C-4 ve A-4 patlayıcıların Irak’taki Amerikan ordu depolarından verildiği Türk polisi tarafından ortaya çıkarılmış durumdadır.  Primakov’un söylediği doğruysa, yani Rusya  “aynı anda hem ABD hem Türkiye” diyorsa, Türkiye’nin terörle meşgul edilmesi veya zaafa düşürülmesi de iki büyük gücün bu yeni oyununun bir parçası mıdır?
Arslan Bulut –yeniçağ/ 2Temmuz 2010

28 Haziran 2010 Pazartesi

LİVNİ: ANNEM-BABAM SOYGUNCUYDU


İsrail ana muhalefet partisi Kadima’nın lideri Tzipi Livni, New York Times gazetesine verdiği röportajda çarpıcı itiraflarda bulundu. Ailesinin İsrail’in ilk kurucularından olduğunu söyleyen Livni, “Onlar İsrail’de evlenen ilk çiftti de. Özgürlük savaşçılarıydı. İkisi de Irgun örgütündeydi. İngiliz mandası altındayken silah alacak parayı bulmak için tren soydular” dedi. Eski Dışişleri Bakanı Livni, şunları söyledi:  Hamile kıyafetiyle... “Annem, trene hamile kadın kıyafetiyle girip 35 bin sterlini çalmış. Daha sonra da babamla Kudüs’ten Tel Aviv’e giden treni havaya uçurmuşlar.” Bakanlığı döneminde iki devletli çözümden bahsederken annesinin kendisini televizyondan dinlemesinden korktuğunu söyleyen Livni, “Annem bu bana acı verir. Fakat İsrail’in geleceği hakkında kararlar alman gerekir. Biz bu devleti burada yaşayan yaşlı insanlar için kurmadık” dediğini ifade etti.
 Ajan olduğunu itiraf etmişti
Kadima lideri Livni, geçtiğimiz yıl da bir dönem İsrail gizli servisi Mossad‘ın ajanı olduğunu itiraf etmişti. Dört yıl boyunca Mossad’ının seçkin vurucu timi olan “Süngü” yer aldığını söyleyen Livni, “Ülkem için öldürmeye hazırdım. Ülkeniz için cinayet işlemek yasal olmasa da, meşrudur” demişti.

"Bu güzel  yüz nasıl böyle bir cani ruh taşıyabiliyor" diyesi geliyor.

27 Haziran 2010 Pazar

PARANIN IZTIRABI

Artık o kadar net görülüyor ki;paranın icadıyla mertlik bozulmuş.
Silah icadıyla da ikinci kez bozulmuş.
Çünkü para silahı doğurmuş, silahta insanlığı boğmuş. Siyonist ve emperyalist güçlerin dünyada estirdikleri terör ve katliamı artık herkes biliyor. Küçük çay molalarında bile bu konuşuluyor.
“Almış Siyonist kitaplarını geliyor” diye beni görünce yanındaki ortak arkadaşıma mırıldayan arkadaşım geldi aklıma.
“Duydum, haklısın” dediğimde ki mahcup gülümseyiş.
Aynı masada çay içişler, aynı sohbetlere eklenen yeni okunmuş birkaç kitaptan akılda kalanlar.
Ama kalkerken çay ocağını işleten kıza; “kızım çaylar benim, yazıver deftere” deyişler.
Yani yine para.
Takasa dönemeyeceğimize göre. “altı çay,iki simit var,al şu kitabı fit olalım” diyemeyeceğimize göre,bu esaretin kırılmasının şimdilik mümkün olmadığı aşikar.

“Erdoğan'a cesaret madalyası veren ABD merkezli AJC (Dünya Yahudi Kongresi) 104 yıllık bir kuruluş olup temel misyonu Siyonizmi dünyaya hâkim kılmaktır. Bu kuruluşun, ömrünün beşte dördünde İsrail ve Yahudilere "kahrolsun" diyen Erdoğan'a bir istisna yaparak ödül vermesi ilginçtir. Zira bu kuruluş 104 yılda Erdoğan hariç sadece Yahudi asıllılara mükâfat vermiştir.” Diyor Ramazan K.Kurt son yazısında.
Parayı bazı insanlar normalden daha fazla seviyor. Parada kimi satın alabileceğini çok iyi biliyor.
Bu insanlarda çaylarını peşin ödemenin hazzını yaşıyor. Parayı sevenler ve parayı üretenler birbirini çok çabuk buluyor. Hayatının beşte dördünü değil beşte beşini “kahrolsun Siyonizm” diye bağıranlar bir anda susuyor.
Sonra kulaklara bir şey fısıldanıyor. Zaten paranın sahipleri kendisinden böyle bağırmasını istiyor.

“Ak Parti’ye gelince…
Bu arkadaşlar Necmeddin Erbakan`dan yollarını ayırdıklarında üç ana nokta üzerinde ittifak ettiler:
1. Dış güçlerle, özellikle ABD ile çatışarak iktidar olmak mümkün değildir.
Bunun için defalarca ABD`ye gittiler ve Yahudi lobileri dâhil tüm bu çevrelere kendilerini anlattılar.
(Bu konuda ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney`in özel sohbetlerinden aktarımda bulunanlara başvurulabilir.)
ABD`nin Irak`ı işgal planına açıktan destek vereceklerini söylediler ve meşhur “tezkere”yi çıkarma sözü verdiler.
Bu söz doğrultusunda 65 bin ABD askerinin Mardin ve Diyarbakır`a yerleştirilmesi hazırlıklarına başlandı ve ABD gemileri Mersin ve İskenderun Limanları açıklarına demirledi.
Irak`ı bombalayan uçaklar Adana İncirlik Üssü’nden havalanarak Bağdat`ı bombaladı.
2. Türkiye`de TÜSİAD merkezli büyük sermaye ile çatışarak da iktidara gelmek mümkün değildir.
Bu tespitten sonra iktidarları döneminde bizzat Başbakan Erdoğan`ın tabiri ile Turgay Ciner servetini dörde, Aydın Doğan ise ona katladı.
3. Osmanlı`nın son demlerindeki İttihatçılar dönemi ile Cumhuriyet tarihi, asker artı CHP ittifakına dayanmaktadır.
Ak Parti mümkün olduğunca askerle çatışmamalıdır.
Ak Parti kurmayları Sayın Erdoğan ve Arınç dâhil hiç bir zaman Necmeddin Erbakan`ın İsrail ile imzaladığı anlaşmalara karşı bir tavır takınmadılar, bunu eleştirmediler.
İktidarda bulunduklar 7 yıl boyunca da İsrail`e her hangi bir yaptırım uygulamadılar.
11 Mayıs 2010`da İsrail`in OECD üyeliğini veto etmediler ve Gazze gemisine hiç bir Ak Parti milletvekilinin binmesine izin vermediler.
Yine, Abant Platformu`nun Erbil`deki Kürt toplantısı ile iptal edilen Diyarbakır`da yapılması planlanan ilk toplantısına hiç bir bakan ve milletvekilinin katılmasına izin vermediler.”  diyor Altan Tan “eksen kayması” başlıklı yazısında. Akp’ci-Fetullahçı - Kürtçü tabandan da çatlak sesler gelmeye başladı.
Neden?
Çünkü;para adaletsizdir, parayı çok sevenler de aç gözlüdür.
Parayı çok sevenler hiçbir zaman zengin olmaz.
Para telep doğurur, talep arsızlaştırır, arsızlık dostlukları bozar. Para egoyu tatmin eder, ego tatmini sahte dostluklar oluşturur,haz verir ve durmadan yeni para kaynakları arayışına iter. İşte bu noktada musluğun kurnasını kapma yarışı başlar ki kâğıttan kuleler, sahte kahramanlıklar bu kapış esnasında sırıl sıklam olur.
Islanan ruhlar kıvranır ve savunmaya geçer.
“ben daha çok çalıştım ama hak ettiğimi alamadım” feryatları başlar.
Hak etme kıstasını diğerinin aldıklarına göre biçer, ben merkezli bir mencilik kendine acıma duygusuna dönüşür.
Kendine acıdıkça da hırçınlaşır, hırçınlaştıkça ıslanmış yalanları ezer ve kurumasına izin vermeden parçalar.
İşte o anda paranın sahipleri yeni çok sevenler aramaya başlar.
Kokuyu alan parayı çok sevenler yeni partiler kurar. Kimileri kapatır ve var olanlara kayar. Irksal, dinsel, mezhepsel veya sadece hitap gücüne güvenerek gövde gösterileri ile paranın sahiplerini etkilemeye çalışır.
Gerçekte paranın sahiplerinin hiç birinle ne dinsel, ne mezhepsel, nede ırksal bir ortaklığı vardır. Hepsini bir böcek gibi görür ve sadece en güçlü,en iyi hizmet edecek böceği seçmektir amaçları.
Paranın bu handikapını; kırklı yaşları kırıp da göremeyenler varsa hiç uğraşmasınlar. Sadece ömürlerini sözüm ona demokrasi ve Türkiye’nin gelişimi yalanlarına bağlayarak sağ/sol, alevi/suni, Kürt/Türk ayrımına bağlayıp uçursunlar.
Belki paranın sahipleri onlara da bir gün göz kırpar da rengi yeşile dönen uçurtmalarıyla kendilerini birkaç metre havalandıra bilirler. Ta ki kendilerinden daha çok parayı seven ve tüm değerlerini satacak birilerinin gelip, uçurtmanın ipini kesip rüyalara son verip sonsuz bir ıztıraba sürükleyene kadar.

Paranın ıztırabından uzak iyi bir pazar sabahı dilerim.


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

26 Haziran 2010 Cumartesi

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNE KARŞI, "SİYASAL İSLAM"
Ramazan K.KURT

Meryem Cemile en şiddetlisi ile Arap milliyetçiliğine karşı "siyasal İslamcı"dır. Erdoğan da en iflah olmaz tarzda Türk milliyetçiliğine, Türk kimliğine karşı "siyasal İslamcı"dır. İkinci ortak yönleri Meryem Cemile'nin hemen hemen bütün kitaplarının "milli görüş" çizgisindeki kesimler tarafından Türkçeye çevrildiğini, Milli Gazete tarafından kupon karşılığı verildiğini ve bu camianın ileri gelenleri tarafından okunduğunu söyleyebiliriz. Meryem Cemile'nin bazı kitapları TBMM kütüphanesinde bile bulunuyor.

"İSLAMCILIK" ve "siyasal İslam" Kur'an'daki Müslümanlık olmayıp ünlü Fransız düşünür ve filozof, Müslüman Roger Garaudy'nin ifadesi ile "Amerikan-Batı İslam'ı"dır. İdeolojidir.
Meryem Cemile (Margaret Marcus) ile Başbakan R. T. Erdoğan'ın iki ortak yönü vardır. Birincisi, Meryem Cemile en şiddetlisi ile Arap milliyetçiliğine karşı "siyasal İslamcı"dır. Erdoğan da en iflah olmaz tarzda Türk milliyetçiliğine, Türk kimliğine karşı "siyasal İslamcı"dır. Bu arada kendisinin artık "değiştim", "döndüm" dediğini de yani "İslamcı" olmadığını da belirtelim. İkinci ortak yönleri Meryem Cemile'nin hemen hemen bütün kitaplarının "milli görüş" çizgisindeki kesimler tarafından Türkçeye çevrildiğini, Milli Gazete tarafından kupon karşılığı verildiğini ve bu camianın ileri gelenleri tarafından okunduğunu söyleyebiliriz. Meryem Cemile'nin bazı kitapları TBMM kütüphanesinde bile bulunuyor. Milli gazete Meryem Cemile'nin "Feminist Harekete Karşı Müslüman Kadın" adlı kitabından günlerce pasajlar yayınlamakta bir sakınca görmemişti.
1934 yılında New York'ta doğan Meryem Cemile, Alman Yahudi'si bir ailenin kızı olup, felsefe eğitimi gördü. Önce Hıristiyanlığa döndü ve 1959 yılından itibaren de "Margaret Marcus adıyla İslam'ı öven makaleler yazmaya başladı. Nihayet 1961 yılının Ramazan ayında Müslüman olduğunu açıklayarak Meryem Cemile adını aldı.
Meryem Cemile Arap dünyasında, "siyasal İslam"ın gelişmesinde büyük rol oynadı. 1961-1967 sürecinde ve daha sonraları milliyetçi-dindar Araplar ile "siyasal İslamcı" Araplar arasında derin toplumsal yarılmaların oluşmasına yazdığı kitaplar ve makaleler ile büyük katkıda bulundu. Çünkü Meryem Cemile'nin "milliyetçi dindarlık kötüdür, siyasi ümmetçilik iyidir" merkezli kitap ve makaleleri, görünmez eller tarafından milyonlarca basılıp Arap ülkelerinde dağıtılıyordu. Sonra, 1970'lerden itibaren bu hastalık Türkiye'ye de sirayet ettirildi.
İSRAİL'E GÖRE İSLAM'IN EN BÜYÜK DÜŞMANI MİLLİYETÇİLİK
İsrail, 1948'de Arap dünyasının tam kalbinde bir avuç toprak parçası üzerinde kurulmuştu. Milliyetçi-dindar Araplar ile sosyalist dindar Araplar İsrail'i bir kaşık suda boğma konusunda hemfikirdiler. Hele hele İsrail'e karşı Baas hareketinin başını çektiği ultra Arap milliyetçiliği yükselişteydi ve İsrail'i ürkütmekteydi. İsrail'e göre İslam'ın en büyük düşmanı milliyetçilikti! İlginçtir 1961'de "irşad olan" Meryem Cemile'ye göre de İslam'ın en büyük düşmanı milliyetçilikti…!
5 Haziran 1967'de bir Pazar sabahı, İsrail Hava Kuvvetleri dünyanın en modern savaş uçakları olan Sovyet yapımı miglerden oluşan Mısır ve Suriye Hava Kuvvetleri'ni havalanmaya bile fırsat bulamadan iki saat içinde yok etti. Altı Gün Savaşları denen Arap-İsrail Savaşı'nın sonunda İsrail topraklarını üç kat genişletmişti. Araplar şaşkındı. Milliyetçi dindarlar ile "İslamcı" Araplar birbirine girdiler. Kısa bir süre sonra ABD özellikle İslamcı Araplara "Green Card-yeşil kart-" uygulaması başlatarak binlerce Arap'ın ABD vatandaşı olmasını sağladı. 11 Eylül 2001'deki şaibeli saldırılardan sonra bu Arap ailelerin bir kısmının çocukları saldırılardan sorumlu tutulan "radikal İslamcı terörist" olarak dünya âleme ilan edildi. Meryem Cemile'nin şeyhi Mevdudi, Pakistan'daki Cemaati İslami'nin kurucusuydu. Mevdudi, Pakistan devletinin milliyetçi-dindar merkezli politikasını "milliyetçi-laik" bulduğu için "siyasal İslamcı" radikal bir muhalefet kurgulamıştı. Suudi Arabistan Kralı İbn Suud ile iyi arkadaştılar.
ARVASİ'NİN TARİFİYLE TÜRK MİLLETİ
Mevdudi'ye göre modern dünya toplumlarının hepsi şeytani, lanetli, ahlaksız ve günahkârdı. Ancak Şeyh Mevdudi hastalanınca veya dişi ağrısa tedavi için Londra'ya uçuyordu! Londra'nın lüks otellerindeki mini etekli, dekolte kıyafetli kızların servis yaptığı kokteyllere katılmakta mahsur görmüyordu. Pakistan ve İslam dünyasındaki milliyetçi hareketlere karşı radikal İslami ve siyasi ümmetçi bir tavır koyan Mevdudi'nin teşkilatı cemaati İslami günümüzde Almanya'daki İslam Konseyi, İngiltere'deki İslam Partisi'yle bağlantılıdır. İşte bugün pek çok kaynakta MOSSAD ajanı olduğu belirtilen Meryem Cemile böyle bir Mevdudi'nin müridiydi.
Bakınız, gerçek bir seyid ve İslam âlimi olan rahmetli S. Ahmed Arvasi "İslamiyet'i doğru öğrenmenin yolu" başlıklı Erişim 17.01.2010) makalesinde şunları yazıyor:
"Türk milleti yeni ihtida etmiş bir millet değildir. O en az bin yıldan beri İslam ile müşerref olmuştur. İslamiyet'i en doğru tarzda anlayan, yaşayan ve söz sahibi olan bir millettir. Bağrından İmamı Azamları, İmamı Maturidileri, İmamı Gazzalileri, İmam Birgivileri, İbni Kemalleri, Molla Fenarileri, Ebu Suud Efendiler gibi daha nice din âlimlerini Mevlana Cemaleddin Rûmî, Yunus Emre gibi nice tasavvuf büyüklerini yetiştiren Türk milleti büyük ve tarihi bir kitaplığa ve "bidatsız" bir din kültürüne sahiptir. İslam dünyasının bütün kaynakları ve sağlam belgeleri ile elimizdedir. Genç nesilleri bu kaynaklardan mahrum ederek onları ne idüğü belirsiz kimselerin kitap ve yazılarına muhtaç bırakmak asla doğru değildir.
"Bugün, kimlerin kontrolünde olduklarını bilmediğimiz pek çok "din akımı" ve onları temsil eden yazarların kitapları harıl harıl tercüme edilip genç nesillerin ve halkımızın eline verilmektedir. Kimdir bu yazarlar? Ne yazarlar? Hangi emellere hizmet ederler? Mesela Serge Hutin adlı bir masonun yazdığı ve Fransa'da yayınlanan Fransızca "les Francs-Maçons" adlı kitabın 27.sayfasında yazıldığına göre, Cemaleddini Efgani ve Muhammed Abduh din maskesi altında çalışan birer korkunç mason üstadıdırlar. "Telfiki Mezahip" adlı kitabın yazarı Reşit Rıza ise bunların talebesidir."
MERYEM CEMİLE VE BENZERLERİ
"Arap dünyasında birçok siyasi hareketi ve yazarı etkisi altında tutan "İhvanül Müslimin" (Müslüman Kardeşler-RKK) hareketi, aynı kitaba göre masonların kontrolü altındadır. Seyit Kutupların ve benzerlerinin kitaplarını genç nesillerin eline veren kimselerin bu yazarın "İhvanül Müslimin" hareketinin öncülerinden olduklarını bilmiyorlar mı? Meryem Cemile adlı Yahudi dönmesi kadını himayesi altına alan Mevdudi acep ne yapmak ister? Bütün bu karanlık adamları okutmak için çırpınan çevreler, ne hikmetse İmamı Azam, İmamı Malik, İmamı Şafi, İmamı Hambeli gibi sünnet yolu büyüklerini küçümsemek ve unutturmak isteyen kimselerdir."
Evet, Sayın Erdoğan ve içinde bulunduğu "İslamcı" camia, rahmetli Seyid Ahmed Arvasi Hoca'nın "karanlık kişiler" olarak tanımladığı Meryem Cemile ve benzerlerinin "İslami" eserlerini okuyarak bugünlere geldiler. Bugün hepimiz biliyoruz ki, Hamas Arap dünyasının başına musallat olan Mısır merkezli "Müslüman Kardeşler"in Filistin'deki koludur. Sayın Cumhurbaşkanı Gül, Sayın Başbakan Erdoğan ve "yurtta sulh cihanda sulh"u beğenmeyerek eksantrik "sıfır"lı dış politika geliştirme teorileriyle uğraşan Dışişleri Bakanı Sayın Davutoğlu Türkiye'yi Meryem Cemile ve türevlerinin Arap dünyasında şekillendirdiği "siyasal İslamcı" politika bataklığına çekmek istiyorlar. Ortadoğu'daki bu "siyasal İslamcı" politikalar sadece İsrail'in uzun vadeli hedeflerine hizmet etmekten başka bir işe yaramaz. Türkiye'nin başına yeni yeni belalar açar. En az 500 nükleer başlıklı füzeye sahip İsrail devletinin yönetimini bir grup fanatik elinde bulunduruyor. Bu insanlar Tevrat/Talmud/Kabala kökenli inançları gereği Kral Davut soyundan, Yahudileri kurtaracak Mesih'in gelmesi için her türlü çılgınlığı yapabilirler Evanjelist Hıristiyan Amerikalılar ellerini oğuşturarak İsrailli fanatiklerin her türlü manipülasyonunu destekliyorlar. Çünkü Evanjelistlerde Yahudi-Müslüman savaşının bir yerinde İsa Mesih'in ikinci ve nihayetinde üçüncü ve son kez yeryüzüne gelişi ile "Kutsal Tanrı İmparatorluğu"nun kurulacağına, kendilerinin cennete gideceğine inanıyorlar.
2002 yılında UCI'dan Yahudi asıllı bir Amerikalı Profesör şöyle demişti: "Urallar'ın altındaki nükleer, biyolojik ve kimyasal silahlar olmasaydı Rus diye bir millet kalmayacaktı, Rusya tarih olacaktı".
BU GERGİNLİK YA GERÇEK OLSAYDI?
Küresel ve bölgesel "ofansif" dış politika, güçlü ekonomi ve en az güçlü nükleer savunma silahlarıyla birlikte yürütülür. Bir taraftan Türk ordusunu hırpalayan her türlü manipülasyon ve psikolojik harp metotlarına göz yumacaksınız, diğer taraftan "one minute" deyip daha dışarı çıkar çıkmaz İsrail'den özür dileyeceksiniz. Ya da Müslüman Uygur Türklerini görmezlikten gelerek Filistin'de "Müslüman Kardeşler" militanlarıyla birlikte İsrail'e karşı efeleneceksiniz. Bunun adına da "diklenmeden dik durmak" diyeceksiniz. Hani Davutoğlu "komşularla sıfır problemli" dış politika yürütüyordu.

Bu durumda İsrail'le yürütülen politikanın adı ne oluyor? Olan şu, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu yurtiçine, Türk milletine yönelik oynuyor. İsrail ise Ortadoğu'da Arap yerine "İslamcı", Türk bilinen birinin "halife", "sultan" veya "lider" olmasını arzu ediyor. Böylelikle Meryem Cemile geleneği devam etsin. Eğer Erdoğan-İsrail ya da AKP hükümeti- İsrail arasındaki gerginlik gerçek olsaydı neler olurdu? Birincisi bir gecede Türkiye'ye akan sıcak para musluğu kesilirdi. İkincisi, IMF'nin bütün telefon hatları Türkiye'den aramalara meşgul çalardı. Küresel finans elitleri İsrail devletinin hayır dediği hiçbir projeye evet demezler. Aksi takdirde MOSSAD'ın ikna timleri devreye giriverir.
Demek ki, R.T.Erdoğan ve İsrail'in politikaları örtüşüyor. Büyükelçimize yapılan saygısızlık ve özür seremonisi Kurtlar Vadisi denen "operasyon"lara yönelik TV dizisine yüksek perdeden gürültüler "bir şeyler"e kılıf olmaktan öteye gidemez. Türkiye'de genel seçim sürecine girilmişken Sayın Erdoğan manipülasyonlarla "güçlendirilmek" isteniyor. Projenin asıl mimarı İsrail derin devletidir. Diğerleri bilerek veya bilmeyerek sadece figürandır. R. Tayyip Erdoğan çok ilginç bir isimdir. Dünyada bugüne kadar hem Siyonizm hem de İslam'a hizmetten dolayı milletlerarası itibarı olan mükâfatları alan tek istisnai isimdir. Erdoğan'a İslam'a hizmet ödülünü (Kral Faysal Ödülü) veren kişi Suudi Arabistan kralıdır. Suudi kraliyet ailesi Arap dünyası içinde İsrail'e en yakın isimdir. Dahası Suudi kraliyet ailesinin Yahudi kökenlerinden Batı'daki pek çok kaynakta bahsedilmektedir.
SİYASİL İSLAM İDEOLOJİSİ
Erdoğan'a cesaret madalyası veren ABD merkezli AJC (Dünya Yahudi Kongresi) 104 yıllık bir kuruluş olup temel misyonu Siyonizmi dünyaya hâkim kılmaktır. Bu kuruluşun, ömrünün beşte dördünde İsrail ve Yahudilere "kahrolsun" diyen Erdoğan'a bir istisna yaparak ödül vermesi ilginçtir. Zira bu kuruluş 104 yılda Erdoğan hariç sadece Yahudi asıllılara mükâfat vermiştir.
Soğuk savaş döneminde, milliyetçiliğe ve Sovyetler'e karşı oluşturulan "yeşil kuşak" ve "siyasal İslamcı" hareketlerin "(Taliban vs. gibi) CIA ve MOSSAD tarafından organize edildiğini bugün dağdaki çoban bile biliyor.
Dün Meryem Cemile'nin kitaplarını bütün İslam coğrafyasında bedava dağıtan "görünmez eller" bugün "one minute" ve türevlerine zemin hazırlıyor. Türkiye'de 1967 Arap-İsrail savaşına kadar İslami söylemlerin hiç birinde Türk milliyetçiliğine karşı tek bir söylem yoktu. 1967'den itibaren Türkiye'de ortaya çıkan Türk milliyetçiliği, Türklük karşıtı "siyasal İslamcı" yazarlar, akademisyenler, siyasetçiler kimlerden etkilendi? Hangi mahfiller tarafından finanse edildi?
Dinimiz İslam, 1967-11 Eylül 2001 döneminde ve soğuk savaşın en hararetli evresinde İsrail, ABD ve Avrupa tarafından önce Sovyetler'e karşı gibi gözükse de esasen İslam dünyasına yönelik olarak psikolojik harp silahı olarak nasıl kullanıldı? Buraya gelişte Türkiye ve İslam dünyasında kimler Batı ve İsrail'e taşeronluk yaptı?
Elbette pek çok insan gibi Meryem Cemile de birkaç kez din değiştirmekle kalsaydı ve sonunda Müslüman olsaydı söylenecek bir sözümüz yoktu. Ancak siyasal İslam'ın bir ideoloğu haline getirilmesi, dindar Arap milliyetçilerinin İngiliz, Fransız ve İsrail işgaline karşı mücadele verdikleri bir dönemde karşılarına "siyasal ümmetçi" bir muhalefet cephesi çıkararak Arap milletini karpuz gibi ikiye bölmesini nasıl izah edeceğiz?
Dün ihtiyaca binaen "radikal siyasal İslamcı" Meryem Cemile "ışık" saçıyordu. Bugün ABD'de, İngiltere'de "karma namaz"ı savunan ve ilk denemesini de New York'taki Yahudi Üniversitesi kampusu içinde yapan Amina Vedud ve Esra Numani var.
Mütedeyyin Müslüman Türk insanı şu soruyu kendi kendine sormalı. Yıllarca Siyonizm, Yahudilere ve İsrail'e düşmanlığı siyasi, iktisadi rant kapısı yapanlar, açıkçası "siyasal İslamcılar" bugüne kadar İsrail'e karşı hangi ciddi bir tedbiri aldılar? İçlerinden iktidar olanların 2002'den beri sergilediği tavır ortada ve "kral çıplak".
Öte yandan Yahudi-Nakşibendî/Halidi Mesud Barzani ile İsrail'in "Kürdistan"ı kurmak için yaptıkları işbirliği ortada. PKK'ya verdikleri destek "kör göze parmak". Ve Barzani ile işbirliği yapanlar, ya eski Marksist yeni liberal ikinci cumhuriyetçiler, ya da bir kısım tarikat, cemaat ile birlikte Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan ve AKP kurmayları.
Türkiye genel seçim tarihine yaklaştıkça yeni "one minute" manipülasyonları görecek ve Türk milleti bu oyunu bozacak. İsrail toplumu gibi AKP siyaset kurmayları ve "siyasal İslamcılar" kriz içinde. Ancak "Endülüsleştikçe" daha çok batıyorlar.
Dikkat! Osmanlı'da olduğu gibi Cumhuriyet Türkiye'sinde de kurucu unsur Müslüman Türk, merkezden çevreye itiliyor. "Enderun siyasası" ve "Endülüs uleması" işbirliği yaparak cumhuriyetin kuruluş "paradigmasını kaydırmak" istiyorlar. ABD, İsrail ve AB bu süreçte dış destekçi aktörler.


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."


ANAYASA KATLİ İÇİN HALK OYLAMASI YAKLAŞTIKÇA AKP SÖYLEMİNİ SERTLEŞTİRİP TOPLUMU PROVEKE EDECEK
HEDEF:
HAKİM SAVCILAR YÜKSEK KURULU (HSYK)
ANAYASA MAHKEMESİ




Hüseyin çelik bunu söylüyor ama bunun benzerini Ergenekon düzmecesiyle kendileri yaptı.Ciddiyetten uzak yılışık söylemden başka bir şey değil.

Bu adamdan ciddi bir açıklama beklemekte biraz saflık olmaz mı?



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

AVUKAT ARANIYOR
Muammer KARABULUT’UN aşağıdaki yazısını okumadan Tayyip Erdoğan’ın Genelgesini okuyunuz. Giderayak neler yapılmak istendiğini görmemiz açısından çok önemli. Türkiye Cumhuriyeti tek kurşun atılmadan teslim ediliyor.
İŞTE GENELGE:

Resmî Gazete Sayı : 27580
GENELGE Başbakanlıktan: GENELGE 2010/13
Anayasamızın eşitlik ilkesi çerçevesinde; ülkemizde yaşayan gayrimüslim azınlıklara mensup Türk vatandaşları, bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları gibi, ayrılmaz parçası oldukları ulusal kültür ve kimlik yanında, kendi kimlik ve kültürlerini yaşama ve yaşatma imkânına sahip bulunmaktadırlar. Bu vatandaşlarımızın Devlet önündeki iş ve işlemlerinde kendilerine güçlük çıkarılmaması, haklarına halel getirilmemesi, ilgili mevzuat gereği olduğu gibi, Devletimizin ve Türk ulusunun bir parçası olduklarının kendilerine hissettirilmesi açısından da büyük önem taşımaktadır. Son yıllarda sürdürülen demokratikleşme çalışmaları çerçevesinde ülkemizdeki gayrimüslim azınlıkları ilgilendiren konularda yapılan düzenlemelere rağmen, uygulamadan kaynaklanan bazı sebeplerle bu konudaki sorunların tam anlamıyla giderilemediği görülmektedir. Bu itibarla, kontrolü belediyelere geçmiş olan gayrimüslim mezarlıklarının korunma ve bakımı konularında gereken özenin gösterilmesi,gayrimüslim cemaat vakıfları lehine sonuçlanan mahkeme kararlarının tapu dairelerince hassasiyetle uygulanması, taviz bedeli ile ilgili uygulamalarda mağduriyetlere sebep olunmaması, T.C. vatandaşı gayrimüslim cemaat liderlerinin protokol uygulamalarında statülerine uygun bir şekilde konumlandırılmaları, gayrimüslim cemaatler aleyhine yapılan kin ve düşmanlığı teşvik edici yayınlara karşı gerekli yasal işlemlerin derhal başlatılması gibi uygulamalar örnek olmak üzere, gayrimüslim azınlıklarla ilgili tüm uygulamalarda yukarıda bahsedilen bilinçle hareket edilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, ilgili kurum ve kuruluşların bu konuda uygulamadan kaynaklanabilecek sorunların tam anlamıyla giderilmesi için gereken hassasiyeti göstermeleri hususunda bilgilerini ve gereğini önemle rica ederim.
Recep Tayyip ERDOĞAN Başbakan 

İŞTE MUAMMER KARABULUT’UN ARAŞTIRMASI

Türkiye’de vatansever avukata ihtiyaç var. Kabul edilen Vakıf Yasası ile Fener Rum Kilisesi, ekümenikliğine giden yolda haksız mal ediniyor!..
Bugün yurt savunması için yalnızca asker’e değil, avukata da ihtiyaç var. Tüm dikkatler son günlerde artan saldırılar sonrası vatanını koruyan şehit askerlere çevrilmişken, diğer tarafta Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edilen Vakıf Yasası ile vatan topraklarının gittiğinin farkına bile varamadık. Bu yolla giden veya gidecek olan vatan topraklarını asker değil, ancak avukatlar alabilir.
Başta büyük umutlarla ilk önce ana muhalefet partisinin başına getirilen KILIÇDAROĞLU ve arkadaşları olmak üzere, BAHÇELİ, diğer partiler, kamuoyunun önünde endam gösterenlerin kabul edilen Vakıf Yasası’ndan hiç söz etmemelerini, ülkenin güvenliği ve geleceği konusunda ki değişimin etkisi olarak yorumluyorum. Bu gelişmeyi doğal karşılamayı aynı zamanda şehit olan askerlerimize karşı bir umursamazlık olarak da algılamaya başladım.
Türkiye’de cumhuriyetin kazanımlarını savunmadığınız sürece kendi varlığınızı, egemenlik haklarımızı ve topraklarımızı kaybederiz!.. Bu durum ülkede yaşayan bütün vatandaşlar için geçerlidir. Bunun böyle olacağını anlamanın temel kurallardan birsi de Fener Rum Kilisesini çok taraflı tanımaktan geçer. Bu bağlamada Cumhuriyet kazanımlarına bağlayıcı bir örnek ise Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı’nın AİHM’de açtığı davayı kazanması olarak gösterebiliriz. Çünkü kaybedilen dava da “haksız mal edinmenin” bütün yönleri ortaya çıkmış ve dolayısıyla neden Cumhuriyet kazanımlarını savunmamız gerektiğini de göstermiştir. Ama biz yine de Vakıf Yasası’nı TBMM’den çıkarttık!..
Hatırlayacak olursak, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER’in Anayasa ve Lozan’a aykırı bulduğu için veto ettiği Vakıf Yasası, ERDOĞAN’ın talimatı ile virgülüne dahi dokunulmadan TBMM’de kabul edildi. CHP, Vakıf Yasası’nı Anayasa Mahkemesi’ne götürdü. Nihayetinde Anayasa Mahkemesi de o yasayı 17 Haziran 2010 günü kabul etti.
Aslında Türkiye bu sorunu, birçok alanda olduğu gibi ATATÜRK döneminde çözüme kavuşturdu. Hedefine Cumhuriyeti ve ATATÜRK’ü koyanlar, çözüme kavuşturulmuş bir konuyu, tekrar sorun haline getirerek Cumhuriyetin kazanımlarına yöneldiler.
Şöyle ki; Türkiye’ 10 Haziran 1936 yılında kabul edilen bir yasaya göre azınlık-cemaat-mülhak vakıfların mülkiyet durumlarını belirlemek ve tüzel kişilik kazandırmak üzere 1-16 Şubat 1912-1936 tarihleri arasında tapu kayıtları ile birlikte beyanname vermiş olmaları istendi. Bu yasa çalışması 1934 yılında başladı. Hak kaybı olmaması için iki kez uzatıldı ve 1936 yılında da sona erdirildi. Kabul edilen yasaya göre 1936 tarihine kadar beyannamesini veren azınlık vakıfları sonrası için bağış, hibe, gayrimenkul satın alma ve vasiyet yoluyla gayrimenkul edinmeleri söz konusu değildir. Böylelikle mülhak-eski vakıfların mülkleri 1936 yılında verdikleri beyanname ile sınırlı kalmıştır. Yasada, azınlık vakıflarının ilgili tüm kabul ve tasarrufları için de başlangıç tarihinden 15 yıl geriye giderek 1921 yılı esas alınmıştır.
Biraz daha açacak olursak, Türkiye’de 10 Haziran 1936 tarihinde kabul edilen yasaya göre azınlık, cemaat veya bilinen adı ile “mülhak vakıflar” 1921 yılı başlangıç alınmak sureti ile günümüze kadar geçen süreler içinde yasal olarak bağış, hibe, mal satın alma vasiyet yoluyla, zilliyetlik, zaman aşımı ve tasarrufla gayrimenkul edinmeleri yasal olmamakla birlikte kısıtlanmıştır!… Bu arada mülhak-eski vakıflar için, 2002’de 4471 sayılı kanun ile bakanlar kurulu kararı, 2003 yılında ise 4478 sayılı kanun Vakıflar Genel Müdürlüğünün kabulü ile mülk edinmeleri kabul edilmiştir. Yine konumuzla ilgili Osmanlı imparatorluğu döneminde 9 Haziran 1867 yılında adı “Teb’yı Ecnebiye Emlak Mutasarrıf olmaları hakkındaki kanun” ilk yasa çalışmasıdır. Tüzel değil gerçek kişilere bazı şartlarda, örnek olarak Hicaz bölgesinde gayrimenkul edinemiyorlardı… Daha sonra da 16 Şubat 1912 tarihinde, tüzel kişiliklerin kendilerine ait olduklarını iddia ettikleri mülkler için, altı ay içerisinde tapu idarelerine başvuruda bulunarak gerekli düzeltme ile beyanname vermeleri istenmiştir. Bu süre de 3 kez altı aylık süreler ile uzatılmıştır. Bu temel bilgilerin ışığında, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş ve sonrasında da söz konusu vakıflar da hak ihlalleri olmaması için, gerekli yasal tedbirlerin alındığı görülmektedir. Burada ki sorun, maddi varlığını cemaat vakıfları ile devam ettiren Fener Rum Kilisesi’nin ekümeniklik siyasetini kullanmak isteyen A-BD’li sapkınların, adı geçen kilisenin tarihte var olan cemaatinin mülklerine sahip olmak isteğine verdiği destekten kaynaklanmıştır. Kısacası İstanbul’da maddi yönden güçlü bir Yeni Roma Patrikhanesi yaratmaktır. İşte eski vakfiyeler ile yapay olarak yaratılmak istenen mülk sorunu bundan ibarettir.
Son olarak yine hatırlatmak gerekirse, Fener Rum Kilisesi’nin AİHM’de kazandığı davada Fener Rum Lisesi Vakfı adına talep ettiği mülkleri demokratik ölçülerde değerlendirildiğinde, davanın temeli açıkça haksız mal edinmeydi. Ama AİHM,“Türkiye Lozan Anlaşması'nın, azınlık haklarıyla ilgili maddelerini uygulamadı, Türk vatandaşı olan gayrimüslimlerce kurulmuş vakıfları'yabancı' ilan” etti. Çünkü Lozan’da, azınlıkların “haksız mal edinebilecekleri”yönünde düzenlenmiş her hangi bir madde yoktur.
Anlaşılan son gelişmeler ile artık Anayasa Mahkemesi’nin kabul ettiği Vakıf Yasası ile AİHM’de dava açmaya gerek bile kalmamıştır. Hala anlamadığımız ise başpapazın elindeki asasının dağdaki teröristin silahı ile aynı olduğunu göremememizdir. Neler olacağını göstermek adına detaya girmeden Fener Rum Lisesi Vakfı’nı örnek gösterdim. Bugün tüzel kişiliği olmayan Fener Rum Kilisesi’nin haksız mal edinimine yönelik, diğer tüm talepler ile ilgili mutlaka olması gereken vakfiyeleri ve tapu kayıtlarını sıkı bir şekilde takip etmektir. Bilinmesi gereken diğer bir husus da Fener Rum Kilisesi’nin ülkemizde yaşayan Rum cemaatini temsil etme yetkisinin bulunmayışıdır!!!
Şimdi ki sorun, bir avukatlık bürosunun tahsis edeceği vatansever bir avukat ile çözülecektir. Yapacağı görev, “Vakıf Yasası’nın” TBMM’den geçtiği günden itibaren el değiştiren mülklerin tapu kayıtlarının ve vakfiyelerini kontrol etmek olacaktır.
Ve usulsüz yapılan işlemleri yargıya taşıyacaktır. Böyle bir iki tane dava açılsın yeter.Ben biliyorum ki, elde edilecek olan verilerin %98 sahte ve usulsüzdür. Elde edeceğiniz bilgiler, geçen günlerde AİHM’in kabul ettiği davaya konu olan Büyükada ki yetimhane adına 1992 yılında tüzel kişiliği olmayan “Rum Patrikhanesi”ne sahta tapu(EKTE) düzenlemesi gibi olacaktır.
— Soracaksınız, senin tüzel kişiliğin yok bu tapuyu nasıl aldın? Ve yine soracaksınız, tapu kütüğü bilgilerinde (EKTE) BÜYÜKADA RUM ERKEK YETİMHANESİ VAKFI yazan bir mülkü nasıl aldın?
Ayrıca örnek verdiğim Fener Rum Lisesi Vakfı ile diğerlerinin büyüklüğünü anlamak için Vakıflar Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre mülklerinin durumu ise şöyledir;
1936 beyannamesine göre kayıtlı mülkler:
1- Fatih Tevkii Cafer’de Ev ve Okul (2286 ada, 2 parsel),
2- Sarıyer Yeniköy’de gazino (296 ada, 3 parsel),
3- Eminönü Çarşı’da dükkan (2748 ada, 11 parsel)
4- Beyoğlu Kemankeş’de depo ve 2 adet dükkan (68 ada, 9 parsel),
5- Beyoğlu Şahkulu’nda dükkan (284 ada, 62 parsel),
6- Sarıyer Mirgün’de ev ve dükkan (85 ada, 6 parsel),
7- Sarıyer Yeniköy’de ev (296 ada, 3 parsel)
8- Eminönü Demirtaş’ta sabunhane (471 ada, 6 parsel) vardır.
Tüzel kişiler adına kayıtlı olduğundan reddedilen mülkler:
1- Kadıköy Göztepe’de (ada 395, 3 parsel) arsa, maliye-hazine
2- Kadıköy Osmanağa’da (ada 6, 6 parsel)Şifa Camii, Türk Diyant Vakfı
3- Kadıköy Osmanağa’da (ada 53, 19 parsel) baraka arsa, Mahmudi Sani Vakfı
4- Kadıköy Osmanağa’da (ada 53, 14 parsel)dükkan, Mahmudi Sani Vakfı
5- Kadıköy Osmanağa’da (ada 34, 13 parsel) ev, Babüsüade ağası Hoca Halil Vakfı
6- Kadıköy Osmanağa’da (ada 34, 12 parsel), bahçeli ev, Babüsüade ağası Hoca Halil Vakfı
Şahıslar adına kayıtlı olduğundan reddedilen mülkler:
1- Kadıköy Osmanağa’da (ada 34, 7 parsel),apartman.
2- Beyoğlu Asmalı Mescit ( ada 303, 13 parsel) apartman.
3- Kadıköy Göztepe’de (ada 392, 14 parsel), arsa.
4- Kadıköy Göztepe’de (ada 506, 9 parsel), arsa.
5- Kadıköy Göztepe’de (ada 109, 16 parsel),
6- Kadıköy Göztepe’de (ada 409, 17 parsel), aparman
7- Kadıköy Göztepe’de (ada 406, 4 parsel), arsa.
8- Kadıköy Göztepe’de (ada 306, 9 parsel), arsa.
9- Kadıköy Göztepe’de (ada 506, 15 parsel), apartman.
10- Kadıköy Göztepe’de (ada 507, 70 parsel), arsa.
11- Kadıköy Göztepe’de (ada 408, 4 parsel), arsa.
12- Kadıköy Göztepe’de (ada 409, 16 parsel), apartman.
13- Kadıköy Göztepe’de (ada 410, 11 parsel), apartman.
14- Kadıköy Göztepe’de (ada 506, 16 parsel), apartman
15- Kadıköy Göztepe’de (ada 410, 11 parsel), apartman.
16- Kadıköy Göztepe’de (ada 506, 16 parsel), apartman.
17- Kadıköy Zühtü Paşa (ada 360, 3 parsel),
Belge eksik olduğundan talepten vazgeçilen mülkler:
1- Fatih, Hamami Muhittin, mesken.
2- Kadıköy Hasanpaşa, arsa.
AİHM açılan dava sonucu kazanılan mülkler:
1- Beyoğlu Meşrutiyet Caddesi Deva Çıkmazı'ndaki 32/12 hisse apartman
2- Göztepe'de bulunan bir taşınmaz.
Yalnızca bir vakfın durumu bu ise geçen günlerde Vakıflar Genel Müdürlüğünün açıkladığına göre, Türkiye’de aynı durumda bulunan Bağımsız Türk Ortodoks Kiliseleri Başpapazlığı Vakfı hariç 161 adet azınlık vakfı var. Ve bir de başpapazın Babacan’a teklif ettiği gibi “mazbut ilen edilen 24 vakfın iadesi” vardır!!!
Faaliyetteki cemaat vakıfları:
1- Beykoz Aya Paraşkevi Ortodoks Kilisesi ve Kabristanı Vakfı
2- Büyükada Rum İlk Mektebi ile Panayia Aya Dimitri ve Profiti İlya Kiliseleri ve Rum Kabristanı Vakfı
3- Heybeliada Aya Triada Tepe Manastırı Vakfı
4- Heybeliada Aya Nikola Rum Ortodoks Kilisesi, Mezarlığı ve Aya Varvara Kilisesi Vakfı
5- Heybeliada Rum Ruhban Okulu Vakfı
6- Kınalıada Rum Ortodoks Panayia Kilisesi ve Mezarlığı Vakfı
7- Burgazada Aya Yorgi (Karipi) Manastırı Vakfı
8- Burgazada Aya Yani Rum Kilisesi, Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
9- Fener Maraşlı İlk Mektebi Vakfı
10- Fener Yovakimion Rum Kız Mektebi Vakfı
11- Fener Rum Mektebi Kebiri (Erkek Lisesi) Vakfı
12- Feriköy Rum Ortodoks 12. Apostolos Kilisesi ve Mektebi Vakfı
13- Tekfursaray Hançerli Panayia Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
14- Fener Vlahsaray Panayia Vakfı
15- Fener Meryemana Rum Ortodoks (Kanlı) Kilisesi Vakfı
16- Kurtuluş Aya Dimitri Aya Tanaş Aya Leftor Aya Kiryaki Kiliseleri ve İlkokulları Vakfı
17- Beyoğlu Rum Ortodoks Kiliseleri ve Mektepleri Vakfı
18- Beşiktaş Cihannüma Panayia Meryemana Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
19- Beşiktaş Köyiçi Rum Cemaati Panayia (Meryemana)Kilisesi Vakfı
20- Yenimahalle Aya Yani Rum Kilisesi ve Mektebi Vakfı
21- Bebek Aya Haralambos Kilisesi,Bebek Aya Yani Mezarlık Dova Kilisesi ve Mezarlığı Vakfı
22- Çengelköy Aya Yorgi Rum Kilisesi, Aya Tanteli Ayazması Rum İlk Muhtelit Mektebi İki Eski ve Yeni Kabristanı Vakfı
23- Eğrikapı Meryemana Rum Kilisesi Vakfı
24- Langa Aya Todori Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
25- Bağımsız Türk Ortodoks Kiliseleri Başpapazlığı Vakfı
26- Aya Dimitri, Aya Vlaherna Kiliseleri ve Mektebi Vakfı
27- Üsküdar Profiti İlya Rum Kilisesi, Ayazması, Kabristanı ve Rum Muhtelit İlk Mektebi Vakfı
28- Arnavutköy Aya Strati Taksiarhi Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
29- Aya Stepanos Kilisesi ve Mektebi Vakfı
30- Altımermer Meryemana Kilisesi Vakfı
31- Cibali Aya Nikola Kilisesi, Mektebi, Aşhanesi, Aya Haralambos Kilisesi ve Ayazması Vakfı
32- Aya Pandelemion Rum Kilisesi Vakfı
33- Kumkapı Rum Cemaati Aya Kiryaki, Mektebi Elpida Kiliseleri Panayia Vakfı
34- Balat Aya Strati Kilisesive Mektebi Vakfı
35- Balat Rum Balino Kilisesi Vakfı
36- Zapion Rum Kız Lisesi Vakfı
37- Sarmaşık Aya Dimitri Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
38- Topkapı Aya Nikola Kilisesi Vakfı
39- Hasköy Aya Paraşkevi Kilisesi, Rum Kabristanı ve İlk Mektebi Vakfı
40- Salmatomruk Rum Panayia Kilisesi Vakfı
41- Yeniköy Aya Yorgi Manastırı ve Kilisesi Vakfı
42- Galata Muhtelit İlk Rum Mektebi Vakfı
43- Tarabya Aya Paraşkevi Rum Kilisesi ve İlk Rum Mektebi Vakfı
44- Paşabahçe Aya Konstantin Rum Kilisesi, Aya Kiryaki Ayazması ve Kabristanlığı Vakfı
45- Ortaköy Aya Foka Aya Yorgi Kiliseleri Mekteb ve Mezarlığı Vakfı
46- Kuruçeşme Aya Dimitri Aya Yani Kiliseleri Vakfı
47- Yeniköy Rum Panayia Kilisesi ve Mektebi Vakfı
48- Boyacıköy Panayia Evangelistra Rum Kilisesi ve İlkokul Vakfı
49- Kadıköy Rum Ortodoks Kiliseleri, Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
50- Balıklı Rum Hastanesi Vakfı
51- Büyükdere Aya Paraşkevi Aya Yorgi Rum Kilisesi, Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
52- Bakırköy Aya Yorgi Aya Analipsi Rum Ortodoks Kiliseleri ve Mektepleri Vakfı
53- Kandilli Rum Ortodoks Cemaatı Metemorfosis Kilisesi ve Kandilli Rum Muhtelit İlk Mektebi Vakfı
54- Belgratkapı Panayia Meryemana Kilisesi Vakfı
55- Samatya Aya Nikola Rum Kilisesi Vakfı
56- Samatya Aya Yorgi Klparisa Kilisesi Vakfı
57- Samatya Aya Analipsi Kilisesi Vakfı
58- Samatya Aya Konstantin Rum Ortodoks Kilisesi, İlk Mektebi ve Kazlıçeşme Aya Paraşkevi Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
59- Samatya Aya Mina Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
60- Beyoğlu Yenişehir Evangelistra Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
61- Fener Rum Patrikhanesi Avlusunda Aya Yorgi Kilisesi Vakfı
62- Yeniköy Aya Nikola Rum Kilisesi Vakfı
63- Dereköy Aya Marina Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
64- Tepeköy Evangelismos Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
65- Zeytinliköy Aya Yorgi Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
66- Bademliköy Panayia Kimisiz Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
67- Bozcaada Kimisiz Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
68- Gökçeada Merkez Panayia Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
69- İskenderun Rum Ortodoks Kilisesi Fukara Vakfı
70- Antakya Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
71- Antakya Rum Katolik Kilisesi Vakfı
72- Altınözü Tokaçlıköyü Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
73- Samandağı Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
74- İskenderun Arsuz Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
75- Altınözü Sarılar Mahallesi Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
76- Feriköy Surp Vartanas Ermeni Kilisesi ve Merametciyan Mektebi Vakfı
77- Üsküdar Yenimahalle Surp Garabet Ermeni Kilisesi, Semerciyan-Cemaran Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
78- Üsküdar Selamsız Surp Haç Ermeni Kilisesi Nersesyan-Yermonyan Mektepleri ve Mezarlığı Vakfı
79- Eyüp Surp Agya Ermeni Kilisesi ve Mektebi Vakfı
80- Eyüp Ermeni Surp Astvazazin Kilisesi ve Arakolyan Mektebi ve Ermeni Mezarlığı Vakfı
81- Yedikule Narlıkapı Surp Hohannes Ermeni Kilisesi Vakfı
82- Rumelihisarı Surp Sanduth Ermeni Kilisesi, Tateosyan Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
83- Kadıköy Ermeni Surp Takavor Kilisesi Aramyan Uncuyan Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
84- Kuzguncuk Surp Lusavoriç Ermeni Kilisesi Vakfı
85- Beşiktaş Meryemana Ermeni Kilisesi, Ermeni Makruhian Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
86- Ortaköy Ermeni Katolik Surp Kirkor Lusavoriç Kilisesi ve Mektebi Vakfı
87- Ortaköy Ermeni Meryemana (Surp Astvazazin) Kilisesi, Tarkmanças ile Hrıpsinyans Mektepleri ve Ermeni Mezarlığı Vakfı
88- Boyacıköy Ermeni Yeris Mangans Kilisesi Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
89- Kandilli Surp Arakelos Ermeni Kilisesi, Mektebi ve Mezarlığı vakfı
90- Kartal Surp Nişan Ermeni Kilisesi Bezciyan Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
91- Yenikapı Ermeni Tateos Partegimeos Kilisesi ve Ermeni Mektebi Vakfı
92- Kınalıada Surp Lusavoriç Ermeni Kilisesi Nersesyan Ermeni Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
93- Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi ve Mektebi Vakfı
94- Gedikpaşa Surp Ohannes Kilisesi ve Mektebi Vakfı
95- Bakırköy Meryemana Ermeni Kilisesi Datyan Ermeni Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
96- Balat Surp Hreştegabet Ermeni Kilisesi, Horenyan Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
97- Galata Ermeni Katolik (Surp Pırgıç) İsa Kilisesi Vakfı
98- Beyoğlu Anarathıgutyun Ermeni Katolik Rahibeler Vakfı
99- Beyoğlu Üç Horan Ermeni Kilisesi, Bağlı Kiliseler ve Mektepler Vakfı
100- Beyoğlu Ohannes Gümüşyan (Andonoğlu Ormanyan Mağukyan) Vakfı
101- Beyoğlu Aynalı Çeşme Türk Protestan Amena Surp Yerrortutyun Ermeni Kilisesi Vakfı
102- Beyoğlu Surp Gazar Ermeni Katolik Mihitarist Rahipleri Manastır ve Mektebi Vakfı
103- Viyana Mihitaryan Manastır ve Mektebi Vakfı
104- Yeniköy Ermeni Meryemana (Kuddüpo Surp Astvazazin) İstinye Surp Garabet Ermeni Kilisesi Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
105- Şişli Karagözyan Ermeni Erkek Eytamhanesi Vakfı
106- Beyoğlu Surp Agop Hastanesi Düşkünlerevi, Mezarlığı Özkoparan Kilisesi Vakfı
107- Surp Harutyun Ermeni Kilisesi ve Bogosyan Varvaryan Ermeni Mektebi Vakfı
108- Halıcıoğlu Meryemana Surp Astvazazin Ermeni Kilisesi ve Kalfayan İnas Eytamhanesi ve Mektebi Vakfı
109- Kumkapı Ermeni Meryemana Kilisesi Vakfı
110- Kuruçeşme Yerevman Surp Haç Ermeni Kilisesi, Surp Tarkmanyaç Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
111- Büyükdere Ermeni Surp Hripsima Kilisesi, Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
112- Samatya Sulu Manastır Surp Kevork Ermeni Kilisesi ve Sahakyan Nunyan Ermeni Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
113- Samatya Anarathigutyun Ermeni Katolik Kilisesi Vakfı
114- Topkapı Ermeni Surp Nikagos Kilisesi, Levon-Vartuhyan Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
115- Galata Ermeni Lusavoriç (Cerçiş) Kilisesi ve Ermeni Getronogan Mektebi Vakfı
116- Yeşilköy Surp İstepanos Ermeni Kilisesi, Kamaciyan Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
117- Hasköy Surp İstepanos Ermeni Kilisesi, Surp Nersesyan Ermeni Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
118- Apeloğlu Andon Vakfı
Apeloğlu Andon Vakfı Hayratından
Büyükdere Surp Boğos Kilisesi
Büyükada Surp Astvazazin Kilisesi
Beyoğlu Surp Astvazazin Kilisesi
Beyoğlu Surp Yerurtuyun Kilisesi
Kadıköy Surp Levon Kilisesi
Tarabya Surp Andon Kilisesi
119- Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı
120- Kumkapı Ermeni Meryemana Kilisesi Drasular Vakfı
121- Beykoz Surp Nikagos Ermeni Kilisesi Vakfı
122- İskenderun Karasun Manuk Ermeni Katolik Kilisesi Vakfı
123- Samandağı Vakıflı Köyü Ermeni Ortodoks Kilisesi Vakfı
124- Kayseri Ermeni Surp Lusovoriç Kilisesi Vakfı
125- Diyarbakır Ermeni Surp Küçük Kilisesi Hıdır İlyas Surp Gregos Kilisesi Vakfı
126- Mardin Ermeni Katolik Kilisesi Vakfı
127- Kırıkhan Ermeni Ortodoks Kilisesi Vakfı
128- Büyükada Hased Leavraham Sinagogu Vakfı
129- Hasköy Mealem Musevi Sinagogu Vakfı
130- Beyoğlu Musevi Hahamhanesi (Hahambaşılığı) Vakfı
131- Galata Seferadim Musevi Cemaatine Ait Sinagog ve Mektepleri (Neva Şalom) Vakfı
132- Ortaköy Musevi Etz-Ahayim Sinagog Vakfı
133- Sirkeci Musevi Cemaatı Vakfı
134- Kuzguncuk Bet Yaokov Sinagog Vakfı
135- Beyoğlu Musevi Eşkenazi Cemaatı Mektep ve Sinagogları Vakfı
136- Hasköy Karaim Musevi Cemaatı Vakfı
137- Kadıköy Hemdat İsrael Musevi Sinagog Vakfı
138- Balat Or-Ahaim Hastanesi Vakfı
139- Balat Ahrida Musevi Cemaatı Vakfı
140- Ankara Musevi Cemaati Vakfı
141- Bursa Musevi Cemaati Vakfı142- Çanakkale Mekor Hayim Musevi Sinagog Vakfı
143- Antakya Musevi Havrası Vakfı
144- İskenderun Musevi Havrası Vakfı
145- Kırklareli Musevi Cemaatı Sinegogu Vakfı
146- Diyarbakır Süryani Kadim Meryemana Kilisesi Vakfı
147- Beyoğlu Süryani Kadim Meryemana Kilisesi Vakfı
148- Mardin Süryani Katolik Kilisesi Vakfı
149- Mardin Süryani Kadim Deyrulzafaran Kilisesi Vakfı
150- Mardin Süryani Protestan Kilisesi Protestan Cemaati Vakfı
151- Midyat Süryani Protestan Kilisesi Vakfı
152- Midyat Süryani Deyrulumur Margabriel Kilisesi ve Manastırı Vakfı
153- Midyat Süryani Kadim Marborsan ve Mart Şemuni Kilisesi Vakfı
154- İdil Süryani Kadim Kilisesi (Mardodo) Vakfı
155- Diyarbakır Keldani Katolik Kilisesi Vakfı
156- İstanbul Keldani Cemaati Vakfı
157- Mardin Keldani Katolik Kilisesi Vakfı
158- Edirne Bulgar Sveti Gorci Kilisesi Vakfı
159- Bulgar Ekzarhlığı (Bulgar Ortodoks Kiliseleri) Vakfı
160- Şişli Gürcü Katolik Kilisesi Vakfı
161- Mersin Tomris Nadir Mutri Kilisesi Vakfı
Umarım bu ülkede halkı icra dairelerinde süründürmekten bıkmış, vatansever bir avukat bulunur!..
Saygılarımla
Muammer KARABULUT



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."