11 Temmuz 2009 Cumartesi

ABD ÇİN'İ TÜRK CESEDİYLE DÖVÜYOR

VAHŞETİ GÖSTERMEK DEĞİL AMACIM.

YAŞANAN VAHŞETİ TEK KAREDE GÖSTEREN KORKUNÇ RESİMLERDE MEVCUT.
BU KARELER OLAYIN PSİKOLOJİSİNİ ANALİZ ETMEK AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİ.
LÜTFEN ÜZERLERİNE TIKLAYARAK BÜYÜTÜN VE KENDİNİZİ ORADA GİBİ DÜŞÜNÜN.



Çin dedik, ABD’nin rakibi olmaya aday, doların hâkimiyetini sarsacak kadar iri adımlarla gelen bir ülke. Batı emperyalizminin züppe çocuğu ABD’nin tek kutuplu dünya hâkimiyeti; insanlık tarihine simsiyah, kan, gözyaşı ve ölüm getirdiğini yaşadık, yaşıyoruz.
Hatta Çin’in bu ABD tahtını sarsan yükselişi bilinçli, devşirilmemiş her ülkeden insanlar tarafından gıpta ile izlendi ve sevinç oluşturdu. Çünkü iki kutubun çıkar çatışmaları teraziyi dengeleyecek ve birbirlerini frenleyecekti. ABD ve Çin arasında bu zıtlaşma çoktan başladı. ABD’nin Orta Asya steplerindeki el deymemiş yeraltı zenginliklerine ulaşmak adına ve bunları Hint Okyanusuna ulaştırmak için Afganistan ve Pakistan’da yaptığı katliamlar ortada.
İran’ın nükleer silah ürettiği ve İsrail’i tehdit ettiği varsayımını ileri sürerek sözüm ona İran’a ve Afganistan’da olduğu söylenen 11 Eylül ikiz kule saldırılarını zanlısı ABD çocuğu El-Kaide'yi etkisiz kılmak adına bölgede sözünü geçirdiği ülkelerde üsler kuruyor.
Bütün bu maskelerin altında yatan ise Orta Asya'nın zenginliklerine dikkat çekmeden tüm geçiş yollarını hazırlamak, muhtemel Çin saldırısına karşı alt yapıyı hazırlamak. Afganistan ve Pakistan’a kısmen yerleşti. Yönetimleri ele geçirdi ordusunu getirdi ve aşama aşama Irak’taki askerlerini de sudan sebeplerle bölgeye taşıyor. Dünya İsrail merkezli bir İran saldırısını beklerken ve tüm gözlerin İran’a yönelmesi sağlanırken ;ABD adım adım Asya’nın zenginliklerine yaklaşıyor. Hint okyanusuna iniş yolları üzerinde en kritik nokta Çin’in Uygur Özerk bölgesi. Yada şöyle söyleye biliriz. İki devin omuzlarının deydiği yer Doğu Türkistan.
Çin ikinci kutup olmaya hazır ve bunları çoktan analiz etti. ABD ile dünyanın her bölgesinde ve her alanda kıran kırana bilek güreşine girdi.
ABD hiçbir zaman kendi gücünde veya kendine yakın güçteki bir ülke ile savaşa girmez. Hırlar ama böyle bir hata yapmaz. Onun yerine ayak oyunlarını ve dünya medyasını kullanır. Karşılıksız basılan ve birkaç Yahudi bankerin elinde olan yeşil dolarlarıyla, ülke içenden devşirdikleriyle; sivil toplum örgütleri adı altında; sözde demokrasi, insan hakları, eşitlik gibi kulağa çok hoş gelen söylemler üretir,yönetimi bunlara sahip çıkmamakla suçlar,ülke içinde özellikle gençlerden bir muhalif taban oluşturur ve ABD’nin kapısında köpeği olacak iktidarı başa getirir. Getiremezse ayaklanmalar ve iç karışıklıklar çıkarma yoluna gider. Bunlar artık bilinen defalarca tekrarlanmış gerçekler. ABD’nin Çin’de renkli devrim yoluna gitmesi çok zor görülüyor. Çünkü Çin Komünist bir rejimle yönetiliyor ve bu rejim tabandan ABD’ye dikkat etmeyi gerektiriyor. Hatta ABD’den gelecek herhangi bir müdahale halkı daha fazla kenetliyor.
Şimdi gelelim Uygur Türklerine yapılan katliam olaylarına.
Bu katliamların sebebi olarak Türk medyasında bir çok farklı görüş hakim.
*Bunlardan bir kısmı Çin’in İslamiyet düşmanı olduğu yönünde. Özellikle ABD güdümündeki fethulalhçı medya bunu söylüyor.
Bu çok doğru görülmüyor.
Çünkü: Sudan örneği var. Afrika’nın merkezinde tamamen Müslüman olan Sudan; ABD ve İsrail’in sömürüsünden Çin’e sığınarak kurtulma yolunu seçti. ABD’li tüm petrol şirketlerini ülkeden kovdu ve Çin’e kapılarını açtı. Petrol ihracatının büyük bir kısmını Çin’e yapıyor ve Çin’den çok memnunlar. Çin’in Sudan gibi Müslüman bir ülkede yaptıklarına bakıldığında, özellikle tarım ve sulama gibi çok fazla kar getirmeyen yatırımlar olduğu da görülüyor. Çin Sudan’dan petrol alıyor ama yatırımda yapıyor. Yani sömürmüyor. Buda düşmanlığın Müslümanlık olmadığının göstergesi. Sudan gibi zengin bir sömürgesini kaybeden ABD ve İsrail çılgına döndü tabi.
Bakınız bir örnek:
Washington Post: Darfur`da süren katliamlardan Çin`i sorumlu tutuyor. Gazete, Bush yönetiminin Sudan`a karşı yeni yaptırımlar uygulamayı kararlaştırmasına rağmen, Pekin`in Sudan`la ekonomik ilişkilerini artırdığına dikkat çekiyor: "Sudan, petrol ihracatının yüzde 60`ını, toplam ihracatının ise yüzde 40`ını Çin`e yapıyor. Çin de, Sudan`daki petrol sektörüne büyük yatırımlar yapıyor ve Sudan ordusuna yüksek miktarlarda silah satıyor. Pekin, bu karşılıklı işbirliğini sürdürdüğü müddetçe, Amerika`nın zaten on yıldır uyguladığı yaptırımların bir sonuç vermesi beklenemez. İngiltere ve Fransa, Birleşmiş Milletler`in Sudan`a karşı daha sert bir yaptırım kararı almasını destekliyor. Ancak, Çin`in bu konudaki politikası değişmedikçe, bir sonuç alınması mümkün değil. Eğer Çin, yeni bir Birleşmiş Milletler kararını veto ederse, bunun bedelini de ödemelidir." (ansesNet) 23/09/2007
*Diğer bir görüş ise daha çok Çin’in savunduğu bir görüş. Uygurların Anası diye anılan RABİA KADER’in kışkırtmaları sonucunda gerçekleştiğine dair.Bunu savunan ciddi bir kitle var.Olaylara getirilen tezlerde hiç tutarsız değil.Bakınız ODA TV’DE yayınlanmış bir yazı:
“Uygur Türeleri’nin anası” olarak tanıdığımız ve Türkiye vizesi vermeye hazırlandığımız Rabiya Kadir, kendi deyişiyle “Kültür Devrimi’nden sonra Uygur Türkleri’ne tanınan fırsatlarla” çamaşırcılıktan Çin’in en zengin yedinci kişisi durumuna gelmiş. (AlterNet ropörtajı, Richard Gale ve Gary Null, 24 Haziran 2009)
Çin Komünist Partisi Ulusal Kongresi’ne yüksek rütbeli bir üye olarak kabul edilmiş. Uygur Türkleri Ulusal Kongre’de görev alabiliyor.
Kadir, Ulusal Kongre üyesiyken, Amerikan yetkililerine gizli belgeler vermekle suçlanıyor ve devlet sırlarını ifşa etmek suçundan 8 yıl hapis cezasına çarptırılıyor. 6 yıl sonra salıveriliyor ve ABD’ye sığınıyor.
Kadir, Amerika’da Uygur-Amerikan Derneği’nin ve Çin’in Urumki olaylarının arkasında olmakla suçladığı Dünya Uygur Kongresi’nin başkanlığına geliyor.
Uygur-Amerikan Derneği ile Dünya Uygur Kongresi’nin en önemli mali destekçisi neo-con National Endowment for Democracy. NED geçtiğimiz yıl içinde bu iki kuruma 550.000$ yardımda bulunmuş. (Washington Post, David Montgomery, 9.7.2009)
Rabiya Kadir’in eşi Sıdık Ruzi, Soros’un Radio Free Europe’unda çalışıyor. (Washington Post, David Montgomery, 9.7.2009)
Ünlü akademisyen ve araştırmacı yazar Michel Chossudovsky, 2005 tarihli araştırmasında, Sincan Uygur bölgesindeki İslami örgütlerin, laik Çin’e karşı CIA desteği aldığını aktarıyor. CIA’yle bağlantılı olarak Pakistan istihbarat örgütü ISI, aralarında İslam Reform Partisi, Doğu Türkistan Ulusal Birlik İttifakı, Uygur Kurtuluş Örgütü, Doğu Asya Uygur Cihad Partisi’nin bulunduğu örgütlere hem mali destek sağlıyor, hem de bunlara eğitim veriyor. Adı geçen örgütlerin hedefi, bölgede bir halifelik kurabilmek. (Michel Chossudovsky, America's War on Terrorism, Global Research, Montreal, 2005, 2. Bölüm)
Urumki olayları, Çin’in Komünist rejimin 60. yıl kutlamalarına hazırlandığı dönemde patlak veriyor.
Tunca Arslan
Açık söylemek gerekirse; bu çok ciddi bir yazı. Bu yazıya ek olarak söylenecek birkaç nokta daha var. Rabia Kader’in cezası dolmadan George Walker Bush(yavru Bush) dönemi dışişleri bakanı karakız Condoleezza Rayz ‘ın girişimleriyle 3 yıl kadar erken bırakıldığı ve ABD’ye gittiği önemli bir ayrıntı.Buradan Rabia Kader’in CİA’ya çalıştığını söylemek mümkün ve çok kolay.
Bende böyle düşünmedim değil.Fakat aşağıdaki canlı yayında:
Irak, Kerkük’te ve Çin ‘in Uygur bölgesinde neler oluyor? Türkmenlere yönelik saldırıların nedenleri neler? Dünyadaki Türk varlığına yönelik olayların arkasında kimler var? Yıllarca can güvenliği olmayan ve tehdit altında yaşayan Türkler ilk kez bir arada. Canlı yayınla Gündeme Dair’de Gazeteci Şemsettin Küzeci, Türkmeneli Vakfı Kültür merkezi Başkanı Dr Mustafa Ziya, Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti Sözcüsü İsmail Cengiz Nuriye Atabey’in sorularını yanıtlıyor. Gündeme Dair bu akşam 22.30’da ART’de
Bu program gerçekleşti.
Nuriye Atabey’in sorularına Uygur Türkleri adına katılanlar gayet net cevaplar verdi.Burada can alıcı soru şuydu:
—Dünya Uygur Kongresi’ni neden ABD’de kurdunuz?
-Türkiye’de neden kurmadınız?
Verilen cevap gayet açıktı ve birçok soru işaretini kaldırır kalitedeydi. Uygur lider hiç kem küm etmeden şu anlama gelen kelimeler kullandı:
—ABD’nin bölgede çıkarları var. Çin’i bölmek istiyor. Bizi kullanıyor. Yoksa bize Beyaz Sarayın kapılarını açar mıydı?
Tüm içten ve dürüst bir şekilde verilen bu cevap şu anlama geliyor.
Biz yıllardır soykırıma, baskıya maruz kalıyoruz. Türk dünyasından herhangi bir ilgi ve alaka görmedik. Bizde bizi kullandığını bildiğimiz halde bölgede çıkarı olan ve Çin’le dişe diş dövüşe bilecek bir emperyalistin kapısını çaldık. Bu cevap Rabia Kader hakkındaki cia ajanı hipotezini geçersiz kılıyor.Çünkü burada kendi çıkarına çalışan bir ajan yok, halkını soy kırımdan kurtarma çabasında döneminin şartlarını ne pahasına olursa olsun kullanma gayretinde bir kadının mücadelesi var.Bunun bir çıkış olmadığını biliyor ama soykırıma uğrayan halkını kurtarmak için “denize düşen yılana sarılır” ata sözünü doğrular bir durum söz konusu.Bu nedenle Rabia Kader ABD’yi yanına aldığı için (ABD’yi günahım kadar sevmesem de) kınanamaz.Ancak mücadelesinden dolayı taktir edilebilir.
* “Türkiye’nin AB süreci içindeki dış politikası; Rusya’ya, İran’a, Çin’e ve hatta Hindistan’a yakınlaşması maalesef ABD’yi, AB’yi ve İngiltere’yi ki hatta İsrail’i bile rahatsız etmiş olabilir. Bu yüzden Türkiye’nin Doğu’ya (Rusya, İran, Hindistan ve Çin) yakınlaşmasının önüne geçmek için uluslar arası boyutta provokasyonlar olabileceğini zaten biz bekliyorduk.
Bugün Çin’le aramız açıldı: sebebi Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerine yapılan soykırım. Yarın Rusya ile aramız açılacak: sebebi de Kırım Türkleri olabilir! Başka bir gün İran ile aramız açılacak: sebebi İran’daki 40 milyon Azeri Türkü olmayacağına kim garanti verebilir. Ve Hindistan’la aramızın açılmasına da Keşmir sebep olacak! Türkiye’nin Çin ile başlayan iyi ilişkiler ve diyalogları Doğu Türkistan’da yaşanan olayların alevlenmesi ile son buldu! Aynı şekilde Rusya, İran ve Hindistan’la aramızın açılması için uluslar arası provokasyonların arkası gelebilir. Emperyalizmin soğuk savaş günlerinden kalma alışkanlığı icraata konmaya başlandı!.. Doğu ve Batı arasındaki yakınlaşma da hayal olmaktan öteye geçmeyecek gibi…”
Bu satılar Anayurt Gazetesi yazarı Sayın Muhsin AKIL’a ait ve harika bir analiz. Bunu da cebimize koyalım.
*Başka bir analiz ise solbirlik.net sitesi sahibi ve yazarı Orhan KARACA’dan geldi.
“Ermenistan ile sınır kapısının açılmasına sessiz kalan, hatta Azerbaycan ile aramızın bozulmasını göze alan milliyetçilerinde içinde bulunduğu kesimin Çin’e karşı sert çıkışları tüm renklerini turnusol kâğıdı gibi ortaya çıkardı. Yıllardır Çin Uygur Türklerine çeşitli baskı ve soykırım uygulamasını sürdürmekteydi. Şimdi yüksek tonda bağırmalarının nedeni, olayların üzücülüğünden ziyade ABD çıkarlarıdır”şeklinde.
Gerçektende; “sözde ermeni soykırımından dolayı özür dileme kampanyasında”ve “Ermeni sınır kapısının açılmak istenmesinde” hep aynı kesim sesini yükseltti. Daha 92 de Hocali’de soykırım yapanlara bu müsamahanın, hoşgörünün nedeni neydi acaba?
Yine; programdan öğrendiğim kadarıyla;Çin hükümeti Çinlilerle evlenen erkek yada bayan Uygur Türklerine ev veriyormuş , dayayıp döşüyormuş.Buna rağmen Uygur Türkleri için Çinlilerle evlenmek ayıp sayılıyormuş ve bu şekilde evlenen birkaç aile varmış.Buda hassas bir ayrıntı.
Şimdi ortaya çıkan şu:
Uygur Türkleriyle Çinliler arasında uzun yıllara yayılmış bir hizipleşme var. Çin hükümeti Uygur Türklerini melezleştirmekten, nüfusunu sınırlayıcı istem dışı doğum kontrolüne, bölgede nükleer denemeler yaparak radyasyona bağlı ölümlere ve sakat (mutank) nesillerin doğmasına kadar bir çok yolu denemiş.Fakat Türkler bütün bunlara direnmişler ve haklı mücadelesine devam etmişler.ABD’nin bölgedeki çıkarları artık halk tarafından fark edildiğinde ise su yüzüne çıkmayan içeride gizli gizli yanan kin ufak bir kıvılcımla ateşlenmiş görünüyor.Uygur Türklerinin Anası Rabia Kader’in de ABD’de örgütlenmesi sanıldığı gibi Rabia Kaderin kışkırtmasına gerek kalmadan Çinlilerdeki ABD düşmanlığının da Türklere yönelmesine neden olmuş gibi duruyor.
Ama ;yukarıda ki resimler dikkatli incelendiğinde bu kinin çok büyük olduğu ve halkın geneli tarafından onaylandığı anlaşılıyor.Bir Uygurluyu yere düşüren on civarı Çinli ellerindeki kalın sopalarla defalarca vurarak öldürüyor.Balkonlardan bakan yüzlerce kişinin soğuk kanlılıkla izlemesi ve katillerin olay yerinden kaçmaması;hatta sonradan gelen bir Çinlinin tekrar hareketsiz yatan Uygurlu Türk’e vurması,yanındaki kişi ile sohbet etmesi ve sakin adımlarla olay yerinden uzaklaşması;yaptıklarının suç olarak görülmediğini,cezalandırılmayacağını bildiğini ve halkın geneli tarafından onaylandığını gösteriyor.Bu görüntü aslında yıllardır Uygur Türk’ü kardeşlerimizin çektiği zulmün belgesi niteliğinde.
(Ama şu var,görüntülerdeki katledenler Çinli;katledilen Uygurlu ise.Videonun sunuluşu o şekilde )
Çin hükümetinin beyan ettiği gibi dışarıdan bir kışkırtma değil bu. Emperyalist Çin’de farklı bir taktik kullandığının bir göstergesi.
Emperyalist Çin’de azınlıkta olan Uygur Türklerini değil çoğunluktaki Çinlileri kışkırtmış. Bunda ABD’ye olan kini de kullanmış. ABD için sonuç değişmiyor.
O veya bu şekilde Türkler ölüyor.
ABD’nin eline bol miktarda propaganda yapacağı görüntüler geçiyor. ABD;Çin’e karşı iyilik meleklerini oynayarak dünya kamuoyunu kazanıyor. Türkiye’nin doğuya açılması engellenmiş oluyor. Yüzünün AB’ye dönük kalması sağlanıyor.
Yapılacak en akıllıca olay ise bütün Türk Cumhuriyetlerinin Çin ile diyaloga geçmesi bu kinin nedenlerinin anlatılması ve kesinlikle emperyalist ABD ile Uygur Türklerinin bir alakasının olmadığına Çin’in ikna edilmesi gerekmektedir.ABD'de kurulu sendika ve derneklerin acilen ABD ile ilişkileri sonlandırılmalıdır.
Aksi taktirde bundan en büyük ve geri dönülemez zararı görecek olan kardeş Uygur Türkleri olacaktır.Emperyalizmin oyuncağı olarak tarihe gömülecektir.ABD'nin buna üzüleceğini ve Uygurların can güvenliğini sağlayacağını düşünen varsa; yuh olsun ona.
Devşirilmiş medyadan ve Saroscu sivil toplum kuruluşları aldıkları emirler doğrultusunda Uygur Türklerinin yanında görünüp sert çıkışlarla olayları kızıştırmak isteyeceklerdir.Ve ne yazıkki,bırakın Ermenistan sınırının açılmasına tepki göstermeyenleri,Ermenilerden özür dileyenler bile Türkçü oldular.Tabi bu tamamen ABD çıkarları doğrultusunda olan yalan dolanlardan ibaret.Şuanda ABD'nin çıkarları; Uygur Türlerinin yanında Çin düşmanı olmayı ve mümkün olduğunca tahrikkar konuşmayı gerektiriyor.Çünkü;Uygur Türklerinin daha fazla ölmesi ve ABD'nin eline daha fazla propaganda malzemesi geçmesi gerek.
Saygılar

10 Temmuz 2009 Cuma

BÖYLE BİR YAZAR KADRON VARSA

MAZLUM-DER'DEN BAKAN ATALAY'A YALANLAMA

MAZLUM-DER, Rabia Kader'i 2007'de Türkiye'ye vize verilmediği için getiremediklerini açıkladı.

MAZLUM-DER Uygur Kadın lider Rabia Kader hakkında İç İşleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamayı yalanladı. MAZLUM-DER'den yapılan açıklamada, Kader'in 2007 yılında Türkiye'ye gelmesi için uğraştıklarını ancak gizli bir elin bu girişimi engellediğini belirtti. Yapılan açıklamada "her sene bir İnsan Hakları aktivistine verdiğimiz ödüle, 2007 senesinde de Doğu Türkistan'daki mazlumların sesini dünyaya duyurma çabası içerisinde olan Rabia Kader hanımefendiye vermeyi uygun gördük. Bu amaçla Amerika Birleşik Devletleri'nde bulunan Derneğimiz Dış İşleri Komitesi Başkanı Ayşe İrem Demiriz hanımefendi aracılığıyla Rabia Kader'e ulaştık ve ödülünü İstanbul'da düzenleyeceğimiz İnsan Hakları Gecesinde bizzat vermek istediğimizi bildirdik ve kendisinden olumlu cevap aldık. Rabia Kader'i İstanbul'da misafir etmek için tüm girişimler tamamlanmışken, adeta "görünmez bir el" devreye girmiş ve sonuçta Rabia Kader hanımefendinin vize başvurusunun "Türkiye'ye girişi sakıncalı kişi" gerekçesiyle Türk Büyükelçiliği tarafından reddedildiği Rabia Kader hanımefendi tarafından derneğimize bildirilmiştir." denildi. Derneğin açıklaması şöyle devam etti: "Rabia Kader anılan gerekçeyle Türkiye'ye gelemediği için ödülü gıyabında Türkiye'deki tanıdıklarına verilmiştir."

İKİYÜZLÜ MAZLUMLAR

Kısaca MAZLUMDER adıyla bilinen, İstanbul merkezli, 16 ilimizde şube kurmuş,‘İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği’ adlı bir dernek bulunmaktadır.

Genel Başkanlığını Ömer Faruk Gergeroğlu’nun yaptığı MAZLUMDER, İslam dininin şartı olduğunu iddia ettiği Türbanısavunmaktadır. Oysa İslam dininin kutsal kitabı Kuran-ı Kerim’de, Türban yoktur.

Türban, Müslümanlığın şartlarından biri de değildir.

Ömer Faruk Gergeroğlu, bu gerçekleri görmek, duymak istememektedir.

Bunları bilmek için İmam-Hatip okulu mezunu, ya da din bilgini olmaya gerek yoktur. Her okuma-yazma bilen ve okuduğunu anlayabilen kişi, Kuran-ı Kerim Meali’ni alır, okur ve gerçekleri öğrenir. Bir yabancı dil bilen kişiler de Kuran-ı Kerim’in o dile çevrisini alır, okur, öğrenir.

Kuran-ı Kerim’de Türban yoktur ama, tüm Müslümanları çok yakından ilgilendiren şu ayet bulunmaktadır:

“Ey inananlar, Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin! Onlar, birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost tutarsa, o onlardandır. Şüphesiz Allah, zâlim topluluğu doğru yola iletmez.”[1]

Bu ayet, Ömer Faruk Gergeroğlu başta olmak üzere, MAZLUMDER’in tüm yöneticilerinin gerçek yüzlerini ortaya koyma açısından çok önemlidir.

Neden mi?

İşte nedeni.

MAZLUMDER, iki sözde proje karşılığı Avrupa Birliği (AB)’den toplam 81,735,15 Avro hibe almıştır.[2]

Bu hibenin içinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tek bir kuruşu dahi yoktur!

Hibeyi veren AB’nin üye ülkelerinin tamamı Hıristiyandır.

MAZLUMDER, Hıristiyan AB’den yaklaşık 82 bin Avro hibe almıştır.

İslam dininin ve Müslümanlığın bir şartı olduğunu iddia ederek Türbanı savunan Ömer Faruk Gergeroğlu ve MAZLUMDER’in tüm yöneticileri, Kuran-ı Kerim’in bir ayetini hiç utanmadan, hiç sıkılmadan ve hiç Allah’tan korkmadan çiğnemişler, Hıristiyanları sadece dost edinmekle kalmayıp, el açıp Hıristiyan AB’den hibe almışlardır!

Ömer Faruk Gergeroğlu ve MAZLUMDER’in tüm yöneticilerinin, AB’den hibe alarak çiğnedikleri Kuran-ı Kerim’in Mâide Suresi’nin 51. ayetini, bir de, İngilizce çevirisinden sunuyorum:

“Believers, take neither Jews nor Christians for your friends. They are friends with one another. Whoever of you seeks their friendship shall become one of their number. God does not guide the wrongdoers.”[3]

Kuran-ı Kerim’in İngilizce çevrisinde de açıkça belirtilmiş: Yahudileri ve Hıristiyanları kendine arkadaş edinme.

Peki, Ömer Faruk Gergeroğlu ve tüm MAZLUMDER yöneticileri ne yapmış?

Hıristiyan AB’yle arkadaş olmakla kalmamış, el açıp onlardan hibe almış!

Peki, Allah’ın bu buyruğunu çiğneyenlerin konumu ne oluyor?

Allah açıkça söylemiş: ‘Kim ki Hıristiyan ve Yahudileri kendine arkadaş edinir, o da onlardan biri olur.’

Ömer Faruk Gergeroğlu ve tüm MAZLUMDER yöneticileri, Kuran-ı Kerim’in Mâide Suresi, 51. ayetine göre, AB’den hibe alarak Hıristiyanlaşmıştırlar!

Artık Ömer Faruk Gergeroğlu ve tüm MAZLUMDER yöneticileri, Müslüman olduklarını söyleyemezler, yoksa onları Kuran-ı Kerim çarpar!

MAZLUMDER’in İnternette bir sitesi var: www.mazlumder.org

Bu siteye girdiğinizde, ‘Genel Bilgiler’ bölümünde şu satırlarla karşılaşırsınız:

“Devletten, siyasi parti ve gruplardan bağımsız çalışan bir insan örgütü olan MAZLUMDER…”

MAZLUMDER, her tür kurum ve kuruluştan bağımsız, ama Hıristiyan AB’ye bağımlı!

Bağımlı, çünkü AB’den adına hibe denilen karşılıksız 82 bin Avro almış!

Türk halkı yasayı yazmış: ‘Gâvurun ekmeğini yiyen, gâvurun kılıcını sallar!’

AB’nin ekmeğini yiyen MAZLUMDER, sadece ve sadece Hıristiyan AB’nin kılıcını sallıyor!

MAZLUMDER, sitesinde ‘Misyonumuz’ başlığı altında da şunları yazmış:

“MAZLUMDER tarihi referansını, Mekke’de yeminle kurulan ve ayrımsız uygulamalarla mazlumdan yana, zalime karşı tavır alarak başarılı çalışmalar yapan, Hz. Peygamber’in de içinde olduğu ve peygamberliğinden sonra da olumlu atıflarla bahsettiği Hilfu’l-Fudul oluşumundan alır.”

Ben de şimdi, AB Mandacısı Ömer Faruk Gergeroğlu ve tüm MAZLUMDER yöneticilerine soruyorum:

Elinden hibe aldığınız AB’nin Anayasasını okudunuz mu?

Öyleyse gözlerinizi ve kulaklarınızı iyice açarak okuyunuz.

AB Anayasasının başlangıç kısmında şöyle yazmaktadır:

“Özgürlük, demokrasi, eşitlik ve yasaların üsütünlüğü gibi evrensel değerlerin gelişmesine kaynak olan Avrupa’nin kültüründen, dininden İLHAM ALARAK…”[4]

AB Anayasası, Hıristiyan dininden ilham alınarak yazılmıştır. Yani, MAZLUMDER’in ifadesiyle, AB’nin referansı Hıristiyan dinidir.

AB’den 82 bin Avro hibe alarak Hıristiyanlarla kaynaşmış olan Ömer Faruk Gergeroğlu ve tüm MAZLUMDER yöneticilerine sesleniyorum. İnternet sitenizdeki ‘Misyonumuz’ başlığı altında yazdıklarınızı hemen şöyle değiştirmelisiniz:

“MAZLUMDER, ilham kaynağını Hıristiyan dininden alarak, AB Anayasası ve Müktesebatını aynen uygulamaya söz vererek…”

Allah, Hz. Muhammed, Kuran-ı Kerim ve Mekke gibi kutsal sözcükleri ağızlarından düşürmeyerek din sömürüsü yapan Ömer Faruk Gergeroğlu ve tüm MAZLUMDER yöneticileri gibi sahte Müslümanlar bir yandan; temel hak ve özgürlükler, demokrasi gibi sözcükleri sakız gibi çiğneyen AB Mandacısı omurgasız aydınlar diğer yandan, hep birlikte Türbanın arkasına saklanarak, Ulusal Egemenliğimizi Hıristiyan AB’ye teslime hazırlanıyorlar.

Kemalistler bu oyunu çoktan gördü, şimdi sıra geldi bu oyunu bozmaya!

Yılmaz Dikbaş

9 Şubat 2008, Antalya

dikbas@kalinka.com.tr

www.kalinka.com.tr


[1] Doç. Dr. Süleyman Ateş, Mâide Suresi, 51. Ayet

[2] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği Tabuta Çakılan Son Çivi”, AsyaŞafak Yayınları, 5. Baskı, sf.384

[3] The Koran, Translated with Notes by N.J.Dawood, Penguin Classics, 1956.

[4] Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği Tabuta Çakılan Son Çivi”, AsyaŞafak Yayınları, 5. Baskı, sf.115

9 Temmuz 2009 Perşembe

HAYATINIZ YALAN VE ENTRİKA

ABD EKRANLARINDA ŞOK: ÜLKENİN TEK ŞANSI YENİ BİR SALDIRI!

ABD'de şok doğuran bu sözler, Neocon tehlikesini ve '11 Eylül'ün ardında kim var?' sorusunu yeniden gündeme taşıdı.

Amerika'nın en çok izlenen ve en tartışılan kanallarından biri olan, genellikle muhafazakâr ve bazen de aşırı sağcı görüşlerin yer aldığı FOX TV, sadık izleyicilerini bile şaşırtan bir konuşmaya sahne oldu.

Meksika sınırında yaşanan uyuşturucu kartelleri probleminin tartışıldığı ve göçmenler aleyhine ağır ifadelerin ard arda dile getirildiği programda, Obama hükümetinin yeterince sert olmadığını savunan sunucu Glenn Beck'in, "yukarıdakilerin yaptıkları yanlışları fark edeceğini düşünüyor musunuz" sorusuna, CIA'deki "Usame Bin Ladin Masası"nın ilk sorumlusu Michael Scheuer şu cevabı verdi:

"ABD olarak tek şansımız, Usame Bin Ladin'in Amerika'da büyük bir silahı mevzilendirmesi ve patlatması. Çünkü bu aşağıdan yukarı doğru olması gereken bir baskıyı gerektiriyor. Çünkü politikacılar koltuklarını, medyanın ve Avrupalıların yaptığı övgüleri önemsiyor. Durum saçma. Amerikalıları hükümetten kendilerini etkili, sürekli ve gereken şiddeti kullanarak korumaya zorlayacak bir saldırıyı sadece Osama gerçekleştirir. "

CIA'nin Usame Bin Ladin masasının kurucusu ve eski sorumlusu Michael Scheuer'in bu şok sözleri karşısında program sunucusu Glenn Beck ise onaylar şekilde kafasını sallayarak cevap veriyor: "İşte bu yüzden, onun (Ladin) yerinde olsam, şu sırada yapacağım son şey bu olurdu.

Scheuer'in, "ABD'nin son şansı terörist saldırı" anlamındaki sözleri, Amerika'da büyük bir tartışma başlattı. Gerek diğer TV kanallarında gerekse internet ortamında çok sert bir şekilde eleştirilen sözler, "Amerikan neoconlarının ABD için Ladin'den daha tehlikeli" olduğu şeklinde değerlendirildi.

22 yıl boyunca CIA'da üst düzey görev yapan bir devlet görevlisinin ağzından çıkan bu sözler, ülkede 11 Eylül saldırılarının arkasında kim var sorusunu ve yıllardır dile getirilen komplo teorilerini de yeniden gündeme getirdi.

Mossad’a yakınlığı bilinen Debka sitesine göre CIA, El Kaide’nin Türkiye’den kaçıracağı uçakla ABD ve İsrail hedeflerini vuracağını öğrenip Ankara’yı uyardı

11 Eylül’de New York’taki Dünya Ticaret Merkezi gökdelenlerine yönelik saldırılarla gündeme Usame Bin Ladin liderliğindeki El Kaide örgütü üyesi 20 militanın uçak kaçırma tarzında eylemler gerçekleştirmek için Türkiye başta olmak üzere bazı batılı ülkelere sızdığı iddia edildi. Gizli servislerin, Ankara’yı özellikle Tel Aviv ve ABD yönünde uçan uçaklara yönelik eylemler konusunda uyardığı ileri sürüldü. Türkiye’ye temmuzda sızdılar İsrail istihbarat kaynaklarına yakınlığıyla bilinen internet sitesi DEBKA’nın haberine göre Amerikan ve Alman gizli servisleri, Pakistan ve Cezayir’de uçak kaçırma ve uçakları havada imha etme eğitimi alan 15 ila 20 militanın Türkiye, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya ve Mısır’a gizlice giriş yaptığını saptadı. Habere göre temmuz ayının ilk günlerinde Türkiye’nin de aralarında bulunduğu ülkelere sızan teröristlerin izini sürmeye çalışan Alman ve Amerikan anti-terör kuruluşları, başta Ankara olmak üzere ilgili ülkeleri uyardı. Bu çerçevede, ilgili ülkelere özellikle simgesel anlamı olan özel günlerde dikkatli olmaları uyarısında bulunuldu. Saldırıların yapılma ihtimalinin kuvvetli olduğu tarihleri de veren site, yerel yetkililerin 4 temmuz, 7 temmuz; Britanya’daki ulaşım sistemine yapılan ve 52 kişinin öldüğü saldırıların dördüncü yıldönümünde ve 8-9 temmuzda İtalya’nın L’Aquila kentinde yapılmakta olan G8 zirvesi sırasında ya da ABD Başkanı Barack Obama’nın Rus liderlerle Moskova’da buluşması sırasında olabileceğini kaydetti. Uyarıda, teröristlerin yolcu uçağı kaçırıp havada patlatmayı planladığı yolunda istihbarı bilgiler bulunduğu da belirtildi. Uyarı kırmızı alarm seviyesinde DEBKA’nın terörle mücadele kaynaklarından aldığı rapor 4 temmuz cumartesi günü sitede kırmızı alarm seviyesinde verilirken, muhtemel saldırının Türkiye’deki bir havaalanından kaçırılacak Türk Havayollarına ait bir uçağın ABD’deki veya Tel Aviv’deki bir noktayı hedef alabileceği belirtildi. Özel güvenlik önlemlerinin bu rotaların her iki noktasında da alındığı iddia edildi. Site alarm seviyesini hâlâ koruyor. Site, 4 Temmuzdan itibaren Türk havaalanlarında güvenlik önlemlerinin üst düzeye çıkarıldığını ve alarm durumunun halen sürdüğünü de iddia etti. THY: Alarm durumu yok Türk Hava Yolları ve Emniyet Genel Müdürlüğü, konuyla ilgili iddiaları yalanladı. Taraf’ın sorularını yanıtlayan THY Basın Danışmanı Ali Genç, THY Genel Müdürlüğü’ne El Kaide militanlarının saldırı hazırlığında olduğu iddialarıyla ilgili ne yazılı ne de sözlü bir ihbar geldiğini söyledi. Genç, havalimanında herhangi bir alarm durumunun da söz konusu olmadığını belirtti. Emniyet Genel Müdürlüğü de, yabancı servislerce kendilerine herhangi bir ihbar veya uyarının yapılmadığını bildirdi.

8 Temmuz 2009 Çarşamba

"POKLU SİDİKLİYİ KINARMIŞ"derler.DOĞRUYMUŞ

Yazan gazeteye bak.
Duyanda sütten çıkmış ak kaşık sanar.

BU EVRENDE SİZDEN BERBATIMI VAR.REZİL HERİFLER.

İSRAİLLİ SİYONİST KORSANLAR

Siyonist İsrail ordusu 27 Aralık 2008-18 Ocak 2009 sürecinde tam 22 gün, gece gündüz Gazze’deki savunmasız Filistin Müslüman halka saldırdı.

Aralarında çok sayıda çocukların da bulunduğu en az 1 400 sivili öldürdü, 50 bin evi yıktı, 800 sanayi tesisini yerle bir etti, 200 okulu harabeye çevirdi, 39 cami ve 2 kiliseyi dümdüz edip geçti.

Siyonistlerin buyruğundaki ABD bu kanlı katliama yalnız sessiz kalmakla yetinmedi, gemilerle Siyonistlere silah ve cephane taşıdı. Aydınlanma Devrimi geçirip uygarlaşmış olduğu iddia edilen AB ülkeleri ise bu insanlık vahşetini uzaktan izledi…

Ama dünyada bu soykırıma sessiz kalmayanlar da vardı.

11 ülkenin insan hakları savunucuları, “Özgür Gazze Hareketi” adlı bir oluşumda bir araya geldiler. Laf üretmediler, oralara buralara duyurular, bültenler fakslamadılar, gösterişli basın toplantıları yapmadılar. “İnsanlığın Ruhu” adını verdikleri küçük bir gemiye ilaç, yiyecek, inşaat malzemesi ve çocuk oyuncakları yükleyerek Kıbrıs’tan Gazze’ye doğru denize açıldılar.

30 Haziran 2009 Salı günü, Gazze kıyılarından 23 mil uzakta, yani uluslararası sularda, Siyonist İsrail ordusunun deniz kuvvetleri, “İnsanlığın Ruhu” gemisine saldırdı. Gemiyi ele geçirdiler, içindeki 21 insan hakları savunucusunu tutuklayıp zorla İsrail’e götürdüler.

21 kişinin arasında, Nobel ödüllü Mairead Maguire ve ABD eski milletvekili Cynthia McKinney de bulunmaktaydı.

İsrailli Siyonist korsanlar tarafından tutuklanıp zorla götürülmeden kısa bir süre önce, hareketin başkanı ve bu deniz seyahatinin koordinatörü Huwaida Arraf şunları söyledi:

“Hiç kimsenin bizim bu küçük gemimizin İsrail’e karşı bir tehdit oluşturacağına inanması mümkün değildir. Biz bu gemide ilaç, sıhhi araç ve gereç, inşaat malzemeleri ve çocuk oyuncakları taşıyoruz. Yolcularımız arasında Nobel ödüllü bir kişi ve ABD’nin bir eski milletvekili bulunmaktadır. Gemimiz Kıbrıs limanından ayrılmadan önce arandı ve güvenlik taramasından geçirildi. Seyahatimizin hiçbir anında İsrail karasularına girmedik.”

Huwaida Arraf sözlerini şöyle bitirdi:

“İsrail’in silahsız ve savunmasız gemimize yapmış olduğu bu bilinçli ve önceden planlanmış saldırısı, uluslararası yasaların çok açık bir biçimde çiğnenmesi demektir. Hemen ve koşulsuz olarak serbest bırakılmamızı talep ediyoruz.”

Öyle anlaşılıyor ki, çok iyi niyetli olan Arraf, Siyonist İsrail’in kurulduğundan beri hiçbir uluslararası yasayı, BM Genel Kurul kararlarını ve BM Güvenlik Konseyi kararlarını tanımadığını bilmiyordu!

İsrailli Siyonist korsanlar tarafından kaçırılan Nobel ödüllü Mairead Maguire ise şunları söylüyordu:

“Biz bu yardımı taşımakla, Gazze halkına bir ümit vermek istedik. Böylece deniz yolunun onlara açılmasını umduk. Bundan böyle onların, İsrail’in saldırısı sırasında yıkılmış olan okullarını, hastanelerini ve binlerce evlerini yeniden inşa edecek malzemeleri taşımaya başlayabileceklerini göstermek istedik. Biz bu girişimle, Gazzelilerin yanında olduğumuzu, yalnız olmadıklarını duyurmayı amaçladık.”

İsrailli Siyonist korsanların uluslararası sularda ele geçirdikleri gemide, insan hakları savunucusu yolcular arasında bir de Nobel ödüllü kişinin olduğunu öğrenince merak ettim. Acaba yolcular arasında bizim Nobel ödüllü Orhan Pamuk da var mıydı? Her fırsatta ‘Biz Türk Aydınları olarak…’ diye ortaya çıkarak kameralar önünde insan haklarını savunup tumturaklı demeçler veren Yaşar Kemal, Zülfü Livaneli, Akın Birdal, Şener Yurdatapan da bu gemide olabilir miydi?

Sözde kıyımlardan dolayı Ermenilerden özür dileyecek kadar pusulayı şaşırmış, AB Hibecilerinden Mine Kırıkkanat, Prof. İbrahim Kaboğlu, Prof. Atilla Yayla, Prof. Halil Berktay, Ertuğrul Kürkçü, Ethem Mahçupyan, Mehmet Ali Birand, Adalet Ağaoğlu, Murat Belge ve Mazlumder de “İnsanlığın Ruhu” adlı geminin yolcuları arasında mıydı?

Gemideki yolcu listesinde gözlerim, kırk yıllık Mason Çetin Altan’ın oğullarını, Aydın Doğan Medyası’nın azılı demokrat, aşırı insan hakları savunucusu köşe yazarlarını da aradı…

İsrailli Siyonist korsanların uluslararası sularda saldırdıkları “İnsanlığın Ruhu” adlı gemide tutsak aldıkları kişilerin listesini aşağıda veriyorum. Ben bu listede bizimkilerden hiçbirinin adını göremedim, bir de siz bakın, belki görebilirsiniz!

1. Mairead Maguire, Nobel ödülü sahibi, İrlanda.

2. Cynthia McKinney, eski milletvekili, ABD.

3. Denis Healey, geminin Kaptanı, UK.

4. Adam Qvist, Dayanışma çalışanı, Danimarka.

5. Adam Shapiro, Belgesel film yapımcısı, ABD.

6. Adnan Mormesh, Dayanışma çalışanı, UK.

7. Theresa Mcdermott, Dayanışma çalışanı, İskoçya.

8. Kathy Sheetz, hastabakıcı ve film yapımcısı, ABD.

9. Halid Abdülkadir, mühendis, Bahreyn.

10. Huwaida Araf, ‘Özgür Gazze Hareketi’ Başkanı, ABD.

11. Osman Abufalah, El-Cezire TV’nin yazarı, Ürdün.

12. Fathi Jaouadi, gazeteci, UK.

13. Mansur Al-Abi, El-Cezire TV kameramanı, Yemen.

14. İsmail Blagrove, belgesel film yapımcısı, UK.

15. Fatima Al-Attawi, yardım derneği çalışanı, Bahreyn.

16. Derek Graham, elektrikçi, kaptan yardımcısı, İrlanda.

17. Halid Al-Shenoo, üniversite hocası, Bahreyn.

18. Alex Harrison, Dayanışma çalışanı, UK.

19. Kaltham Ghloom, Dayanışma çalışanı, Bahreyn.

20. Juhaina Alqaed, gazeteci, Bahreyn.

21. Lubna Masarwa, Filistin insan hakları aktivisti, Filistin.

Bir süre önce, Aden Körfezi’nde Somalili korsanların saldırıları yoğunlaşınca hemen BM Güvenlik Konseyi toplandı ve Batı ülkelerinin deniz kuvvetlerinin o bölgeye gönderilmesine kararıverdi. Bu bağlamda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin deniz unsurları da Somalili korsanları yakalama ve ticaret gemilerini korumayla görevlendirildi. Medya bunu, “Asker korsan avlamaya gidiyor” diye duyurdu.[1]

Peki, şimdi İsrailli Siyonist korsanları kim avlamaya gidecek?

Uluslararası yasaları, evrensel hukuk kurallarını, BM Genel Kurul kararlarını, BM Güvenlik Konseyi kararlarını dinlemeyen İsrailli Siyonistlere kim dur diyecek?

Yılmaz Dikbaş

7 Temmuz 2009