27 Haziran 2009 Cumartesi

T.S.K'YA ALENİ SALDIRI:TARAF TAN MARAFTAN DEĞİL-HÜKÜMETTEN

Genelkurmay başkanı ne kadar “asker, askeri mahkemede yargılanır” dese de TSK ile kan uyuşmazlığı olan ve tamamen ABD-AB güdümüne girmiş AKP durmak bilmiyor. Gece yarısı çıkardığı kanunlarla TSK’nın elindeki tüm gücü alıp Fettullah’a bir şekilde bulaşmış kişilere askerleri yargılatmak istiyor. Sivil mahkemelerin siyasallaştığının tipik göstergesidir bu. Savaşı kendi bölgesine çekmeye çalışıyor. Görevi savaşmak olan TSK’nın bu saldırılara vereceği cevap merak ediliyor. Savaş sadece silahla olmaz.İşte bu silahtan daha etkili bir yöntem.Hükümetle TSK’nın arasını açmak falanda değil bu.AKP resmen ateş çemberinde olan ülkemizin kalkanlarını bir bir açıyor.Buna cevabı biz;HALK vereceğiz,vermeliyiz.

TBMM'de kabul edilen "Türk Ceza Kanunu'nda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun"la askeri yargının yetkilerine önemli kısıtlamalar getirildi. Değişiklikle askerlerin kendi içinde darbe girişimi, cunta veya hükümete karşı eylem planları yapmaları gibi suçlarda yetki sivil yargıya verildi. Sivil yargıya verilen yetki, devam eden soruşturma ve davaları da kapsayacak. Değişiklikle ayrıca sivillerin bazı suçlarda askeri mahkemelerde yargılanmalarına da tamamen son verildi. Yürürlükteki kanunlara göre, asker kişilerin sivil kişilerle iştirak halinde işledikleri suçlarda yargılanacakları mahkeme şu kritere göre belirleniyor: İşlenen suç, Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı bir suç ise dava askeri mahkemelerde görülüyor. Eğer suç, Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olmayan bir suç ise yargılama sivil mahkemelere bırakılıyor. Ergenekon soruşturmasında bazı askerlerin sivil savcılar tarafından soruşturulması da bu kapsamda yapılıyor. Ayrıca asker kişilerin askeri mahalde, sivil kişiler olmadan kendi aralarında işledikleri her tür suç askeri mahkemelerin görev alanına giriyor.

Siviller yargılanamayacak AKP'nin, askeri mahkemelerle hiç ilgisi olmayan ve yolsuzluklarla ilgili bir kanun tasarısına gece yarısı önergeleriyle yaptığı eklemelerle bu düzenlemeler değiştirildi. İlk olarak Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 3. maddesine şu fıkra eklendi: "Barış zamanında, asker olmayan kişilerin Askeri Ceza Kanununda veya diğer kanunlarda yer alan askeri mahkemelerin yargı yetkisine tabi bir suçu tek başına veya asker kişilerle iştirak halinde işlemesi durumunda asker olmayan kişilerin soruşturmaları Cumhuriyet savcıları, kovuşturmaları adli yargı mahkemeleri tarafından yapılır." Buna göre işlenen suç ne olursa olsun, sivil kişilerin artık askeri mahkemelerde yargılanmaları son bulacak. Böylece Türkiye'nin AİHM'de çok sayıda davada mahkum olmasına neden olan sivillerin askeri mahkemelerde yargılanması da son bulacak. Değişiklik küçük, hedef büyük İkinci önemli değişiklik ise Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250/3. maddesinde yapılan değişiklik oldu. Buna göre bu maddedeki "Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim hâli dahil askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır" cümlesindeki "hâli dahil" ifadesi yerine "halinde" ifadesi konuldu. Yani görünüşte birkaç harflik bir değişiklik yapıldı. Ancak bu küçük görünen değişikliğin kapsamı, önergenin gerekçesinde şöyle açıklandı: "Asker kişilerin barış zamanında, 250. madde uyarınca kurulan ağır ceza mahkemelerinin yargı yetkisine giren bir suçu işlemeleri hâlinde, bu mahkemeler tarafından yargılanması amacıyla bu değişiklik önergesi verilmiştir. Buna karşılık, savaş ve sıkıyönetim hâlinde işlenen suçlarda ise askerî mahkemelerin yargı yetkisi korunmaktadır."

Cunta girişimi Atıf yapılan 250. madde kapsamına giren suçlar TCK'da düzenleniyor. TBMM'de kabul edilen düzenlemeye göre asker kişiler tarafından askeri mahalde işlenen ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250. maddesine giren şu suçları artık sivil savcılar soruşturacak ve özel yetkili ağır ceza mahkemeleri yargılayacak: "Devletin güvenliğine karşı suçlar, devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, Anayasayı ihlâl, Cumhurbaşkanına suikast ve fiilî saldırı, yasama organına karşı suç, hükûmete karşı suç, hükûmete karşı silâhlı isyan, silahlı örgüt, örgüte silah sağlama, suç için anlaşma, devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme, casusluk, devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama, gizli kalması gereken bilgileri açıklama, uluslararası casusluk, devlet sırlarından yararlanma, devlet hizmetlerinde sadakatsizlik, yasaklanan bilgileri temin, yasaklanan bilgilerin casusluk maksadıyla temini, yasaklanan bilgileri açıklama, yasaklanan bilgileri siyasal veya askerî casusluk maksadıyla açıklama, devlet güvenliği ile ilgili belgeleri elinde bulundurma."

Darbe girişimi de sivil yargıya Asker kişilerin, askeri mahalde ve tamamen askeri kişilerle birlikte işledikleri her türlü darbe girişimi, hükümetin ve TBMM'nin görevlerini yapmaya kısmen veya tamamen engel olmaya kalkışmak da bu suçlar kapsamına giriyor. Yani olası bir cunta ya da darbe girişiminde soruşturma yetkisi sivil savcılarda olacak.

Yasa Çiçek için mi çıktı? AKP, bu önergelerin yanı sıra yapılan değişikliklerin "devam eden soruşturma ve davalarda da uygulanacağına" ilişkin bir hüküm koydu. Bu yüzden "İrticaya Karşı Eylem Planı" başlıklı belge nedeniyle Askeri Savcılığın takipsizlik kararı verdiği Albay Dursun Çiçek aleyhine yeni bir delil bulunması durumunda savcılar doğrudan Çiçek hakkında da soruşturma yürütebilecek. Çalış: Görev sivil mahkemeye geçiyor Milli Savunma Bakanlığı eski Adli Müşaviri Cavit Çalış değişikliklere ilişkin yaptığı değerlendirmede, şimdiye kadar askerlerin 250. maddeye giren suçları sadece kendi içlerinde ve askeri mahalde işlemeleri halinde bu suçlara bakma yerinin askeri mahkemeler olduğunu belirterek "Bu değişiklikle bu durumlarda da görev sivil mahkemelere geçiyor" dedi. Askeri mahkeme kanunu da değişmeli Çalış, değişikliklerle Askeri Mahkemelerin Kuruluşu Kanunu ile Ceza Muhakemesi Kanunu arasında bir çelişki ortaya çıktığını da belirterek şöyle dedi: "Genel ilkelere göre sonra çıkarılan kanun, önceki kanunla çelişkili bir hüküm taşıyorsa, önceki kanun zımnen yürürlükten kalkmış olur. Ama burada sacede sonraki kanun-önceki kanun ayrımı değil, özel-genel kanun ayrımı da var. Özel-genel kanundaki kural da şudur: Bir konuda hem özel kanunda hem genel kanunda farklı düzenlemeler varsa, özel kanun uygulanır. Askeri mahkemelere ilişkin kanun, CMK'ya göre özel bir kanun. Bu durumda çelişkilerin giderilmesi için askeri mahkemelere ilişkin kanun da değişmeli. Yoksa uygulamada karmaşa çıkabilir."

Çelişkili düzenlemeler Çalış'ın işaret ettiği Askeri Mahkemelerin Kuruluş ve Yargılama Usulü Hakkındaki Kanun'da, CMK'da yapılan değişikliklere aykırı çok sayıda düzenleme bulunuyor. Kanunun 9. maddesi "Askeri mahkemeler kanunlarda aksi yazılı olmadıkça, asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" hükmünü taşıyor. Bu maddedeki "kanunlarda aksi yazılı olmadıkça" hükmünün CMK'daki değişikliği de kapsadığı ve yapılan yeni düzenlemeyle çelişki yaratmadığı da yapılan yorumlar arasında. Ayrıca, CMK'daki değişiklikle sivillerin tamamen askeri mahkemelerde yargılanmasına son verilmesine rağmen askeri mahkemelere ilişkin kanunda sivillerin hangi hallerde askeri mahkemelerde yargılanacaklarına ilişkin ayrıntılı düzenlemeler yer alıyor.

27 Haziran 2009

EMPERYALİST ÇAKALLARIN YALTAKÇILARI VAR GÜCÜYLE SALDIRIYOR

26 Haziran 2009 Cuma

GENEL KURMAY BAŞKANI İLKER BAŞBUĞ:"Kağıt parçası TSK'yı yıpratmak için hazırlandı"

"Artık TSK üzerinden elinizi çekin"

26.06.2009

Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinde yer alan bilgi notunda, ''26 Haziran 2009 Cuma günü saat 11.00'de Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Genelkurmay Karargahı'nda bir basın toplantısı yapacaktır'' denildi. Ve Orgeneral Başbuğ, açıklamasını yaptı. İşte Başbuğ'un konuşması: "Hepinize günaydın, Genelkurmay Karargahı'na hoşgeldiniz diyorum. Türkiye'de etrafımızda ve dünyada ceryan etmekte olan gerçek olaylara bakarsak ciddi birçok sorunun bulunduğunu ve yaşandığını görürüz. Dünya ülkelerinin hemen hemen hepsi küresel kriz ve bu krizin doğurduğu ekonomik ve sosyal sorunlarla boğuşmaktadır. Türkiye bunun yanında terör ve bölücü terör örgütüyle mücadelesine devam etmektedir. İran'daki son gelişmeler olmak üzerre Irak, Afganistan ve Pakistan'da ciddi olaylar yaşanmaktadır. Kıbrıs görüşmeleri de bir taraftan sürmektedir. Bunlar sürerken Türkiye neredeyse 2 haftadır, Genelkurmay Askeri Savcılığının elinde bulunan, topladığı ve talep ettiği bütün bilgiler çerçevesinde hazırlık soruşturması çerçevesinde ulaşmış olduğu kararla ortaya çıkan bir kağıt parçası etrafında gereğinden fazla enerjisini tüketmiştir, harcamıştır. Ayrıca yargı sürecini sabırla ve sükunetle bekleme basiretini gösterememiştir. Bunlardan dolayı biz TSK olarak üzgünüz. Şu anda elimizde olan hukuki anlamda bir kağıt parçasıdır. TSK'nın hedef alındığını görülmesi üzerine hiç zaman kaybedilmeden belge olduğu iddia edilenin gerçekten belge olup olmadığınu hukuk ve yargı yoluyla ispat edilmesidir. Bizim tarafımızdan yapılması gereken tek ve doğru hareket tarzı da budur. Soruşturma aynen adli yargı teşkilatı içerisindeki savcılıklar gibi anayasal teminatlar altında bağımsız bir biçimde yargısal faliyetlerde bulunan Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı tarafından yürütülmüştür, karar da bu kuruma aittir. İncelenmesi gereken tüm hususları mevcut bilimse, teknik imkanları kullanarak bu karara ulaşmıştır. Askeri savcılığın verdiği kararı beğenebilirsiniz veya beğenmeyebilirsiniz ama bu karara karşı saygısız küçümseyici davranışlara giremezsiniz. Son dönemlerde artan biçimde ve örgütlü olarak gerçekleştirdiği değerlendirilen kurgulanmış bazı olaylar var. Bu olaylar TSK'yı yıpratma ve karalama kampanyasına dönüştürülmektedir. Hukuk açısından yaşadığımız olayda bugün gelinen nokta olduğu iddia edilen bir kağıt parçası olduğunu gösteriyor. Bu konuda Genelkurmay Başkanlığı ve askeri savcılığı gereği yerine getirmiştir. Bu durumda bugün biz bu kağıt parçasının birileri tarafından TSK'yı yıpratma ve karalama amacıyla değerlendiriyoruz. Bu kağıt parçasının kimler tarafından ne amaçla çıkarıldığının ortaya çıkarılması görevi de devletin istihbarat ve yargı organlarına düştüğünü düşünüyor ve yerine getirilmesini istiyoruz. Bu ve buna benzer olayları devlet, millet ve ordu içinde fitne ve fesat çıkartma eylemleri olarak görüyoruz. Daha önce de ifade ettiğim gibi TSK, demokrasi ve hukuk devleti ilkelerine bağlıdır ve saygılıdır. Bugüne dek gösterdiğimiz tavır ve davranışlar da bu sözlerimizin doğruluğunu teyit etmektedir.Bu ilkelere aykırı davranışlarda bulunan kişileri TSK bünyesinde barındırmaz. Bunu Anayasmızın 117. maddesine göre TSK'nın Genelkurmay Başkanı olarak ben söylüyorum. TSK'nın komutanı olan Genelkurmay Başkanı'nın bu ifadesi en büyük teminattır. Bunun dışında başka şeyler aranmasının anlamını anlamıyorum. TSK ile ilgili haklı bir gerekçeye dayanmayan çeşitli nedenlerle ve çeşitli şekillerde darbe ve muhtıra isteyenlerin iyi niyette olmadığını halkın da bu söylemlerden usandığını düşünüyorum. Artık TSK üzerinden elinizi çekiniz. TSK üzerinden kendinizi siyasi tanımlama düşüncesinden ve gayretlerinden vazgeçiniz. TSK'ya karşı medya üzerinden asimetrik ve psikolojik bir harekat yürütmeye son veriniz. TSK tarihte misyonu, kurumsal kültürü ve devlet adamlığı ve tecrübesinbin gereği olarak kendisine karşı asimetrik olarak psikolojik harekatında kamuyounda cevap vermekten kaçırmaktadır. AKILLI İNSAN HERŞEYİN FARKINA VARIR. AKILSIZ İNSAN İSE HER KONUMDA FİKRİNİ SÖYLER. Bu nedenlerden bizlerin olayları takip etmediği, Anayasal çerçevede rahatsızlıklarımızı dile getirmeyeceğimiz şeklindeki düşünceler olmaz. TSK'nın yıpratılması faaliyetlerinin TSK'nın dış etkilere maruz bırakılmasına seyirci kalamaz. Unutulmamalıdır ki TSK'nın bütünlüğünün korunmasının ve haksız yere yıpratılması sadece TSK'nın bir sorunu değildir, ülkemizin bir deka sorunudur. Bu şekilde anlaşılmasını özellikle istiyoruz. TSK üzerinden oynanan ve oynanacak oyunlar bizim görev ve sorumluluklarımızı yerine getirme kararımızı etkileyemez. TSK'nın güvenlik boyutunda ilgilenmek zorunda görüş, düşünce ve tekliflerimizi yasal platformlarda ilgili makamlara iletmeye devam edeceğiz. Kamuoyu önünde tartışmalara girmeyi uygun bulmuyoruz. Son yaşanan olayları da MGK'ya getireceğiz. Benim başlangıç olarak sizlere söylemek istediğim hususlar bunlardır. SORULAR Şimdi bu konuyu biraz önemli bir konu biraz daha geniş seviyeden bakarak cevap vermek istiyorum. Burada altını çizme ihtiyacını duyduğum husus, TSK'da demokrasi ve hukuk devleti ilkelerine aykırı davranışlarda bulunan personel barınamaz. Bunu TSK'nın komutanı olarak açıkça ifade ediyorum. Öyle durumlar olursa TSK Genelkurmay Başkanlığı gereğini anında yerine getirir. Dışarıdan herhangi bir şekilde işaret almasına gerek yoktur. Bugüne kadar yaşanan süreçte neler oldu, neler yapıldı? Bundan sonra neler olabilir sorusu soruluyor. Bunu doğru anlayabilmeniz için askeri mahkemelerin yetki ve sorumlulukların ne olduğunu anlamanız lazım. Rahmetli Uğur Mumcu'nbun dediği gibi üzüntü veren nokta da o. Dışarıda olanların farklı yorum yapması doğal ama hukukçular yanlış yorum yapıyorlar. Bilgi sahibi olmadan görüş sahibi oluyoruz. Askeri mahkemelerin yetki ve sorumlulukları açık. Askeri yargı ve usül kanunun 9. maddesini okuyun. Askeri kişilerin, askeri mahillerde askerlik hizmetleriyle ilgiliyse yargı makamı askeri yargı ilgilidir. Hala askeri yargı mı bakar, sivil yargı mı bakar diye tartışmalar oluyor. Maalesef bazı akademik ünvana sahip olan kişiler artık dünyada Avrupa'da askeri mahkemelerin kalmadığını söyleyecek kadar cahilce beyanlarda bulunuyor. Askeri mahkemeler hala geçerli. Hangi ülkelerde askeri mahkemeler var. AB ülkelerine bakalım. İngiltere, Belçika, İtalya, İspanya, Yunanistan'da askeri mahkemeler var. Türkiye'de askeri mahkemelerin olmasını yargının iki başlı olduğunu söylüyor. Fikirdir, saygı duyarız. Ama bunu söylerken AB'de de askeri mahkemeler var demiyorlar. ABD'de, Rusya'da, İsrail'de de askeri mahkemeler var. Askeri mahkemelerin olup olmamasını o ülkelerin ihtiyaçları belirliyor. Askeri mahkemeler tarafsız değildir iddiaları var. Bu devlete, anayasaya ve hukuka saygısızlık. Bu mahkemeler sokak mahkemeleri mi? Nasıl askeri mahkemeleri bu şekilde yargılarsınız. Hala askeri mahkemeler bağımsız diyorsunuz. Soruşturma askeri mahkemede emir verilmesiyle başlıyor. Peki biz bu emri ne zaman verdik? Olayın akabinden yarım saat sonra verdik. Komutanlık vermiyor diyebilirsiniz. Sadece kıta komutanının emriyle olmaz, savcı isterse emir verirse soruşturma açılır. Bu faktör varsa nasıl bağımsız dersiniz. Savcının verdiği kararı beğenmemiş olmayabilirsiniz ama saygı duymalısınız. Yarbay Mustafa Dönmez’in mahkemesi bugün başlıyor. Yargı kesin karara ulaşmadan evvel herkes suçsuzdur. Yarbay Dönmez iler ilgili iddianameyi kim hazırladı? Yine bu savcılar hazırladı. Ali Dönmez’e yönelik de oldukça çirkin. Askeri mahkemelere, savcılara yöneltilen bu şekildeki düşünce ve suçlamalar gerçek dışı ve maksatlıdır. 12 Haziran günü bu haberin gazetede çıkması üzerine Askeri Savcılık yetkisi dahilinde olduğu için soruşturmaya başladı. Bu belgenin bulunduğu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ile işbirliği yaptılar. Bizim amacımız burada bu belge doğru mudur değil midiri bulmaktı. Elinizdeki bilgi, belge ve doküman varsa bize verin dedik. Koordinasyon yapıldı. Ne kadar sürdü bu soruşturma, 12 gün. Bu soruşturma yetersiz dediniz ama 12 gün neden sürdürdünüz diyorsunuz. Bu kadar çelişki olur mu? Askeri savcılık hukuk kuralları gereği yapması gereken her şeyi yapmıştır. Kamuoyunun bu konuya ilişkin sabırsızlıkla cevap beklemesine rağmen biz bunu göğüsledik niçin hukuk için. Şimdi Genelkurmay Askeri Savcılığı kovuşturmaya yer olmadığı kararını verdi. Bu karar kesin değil. Biz hukuk devletiyiz, hukuk devleti ilkelerine saygılıyız. Önemli olan şu bu belgenin doğru olduğuna ilişkin yeni delil, bilgi ve emare ortaya çıkarsa bu soruşturma tekrar açılabilir. Ancak burada önemli olan şudur. Soruşturma şartlarında değişiklik olmaması konusunda bu soruşturma tekrar burada açılır. Bunun aksini düşünmek hukuka aykırırdır. Değişiklik olursa soruşturmaya devam edecek yargı organı değişebilir. Olayda bir müştereklik bulunabilir. Sivil ve askerin beraber yapması demektir. Bu askeri ceza kanununa giriyorsa elbette bunun yargı makamı farklı olur. Şartlarda değişiklik olmadıkçai belge, delil çıkarsa elbette soruşturma açılabilir. TSK’nın , bizim her şeyimiz açıktır, hukuka saygılıyız, hiçbirşeyi ört bas yapmak gibi bir hareketimiz vardır. TSK olarak da delil toplama üzerinde yetki ve sorumluluğumuz yoktur. Bu konunun bu şekilde net olarak ifade ettiğimi zannediyorum. Şu ana kadar bize ulaşan deliller çerçevesinde Genelkurmay Başkanlığı ve askeri savcılığı olarak üzerimize düşen görevi yerine getireceğiz. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın gerçek olmadığı noktasından hareketle bu kağıt parçası kimler tarafından ne amaçla hazırlandı, bunu bulun, bu açıdan zaten askeri savcılık da görevsizlik kararı vererek dosyayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. Bu belgenin kim tarafından, ne maksatla hazırlandığını bulmalarını istiyoruz. Doğru mudur değil midir noktasında araştırılmasını soruşturma şartları çerçevesinde istemiyoruz. İmza farklılığı Bu soruşturma Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından yürütüldü ve askeri savcılık bağımsızlıktır. Şuraya 20 albay hakimi getirin ve bana sorun Genelkurmay Başsavcısı kim? Tanımıyorum. Başka bir görevde yanımda çalışmışsa tanırım. Direkt bir ilişkimiz yoktur. Değişik imza konusuna gelelim. Askeri savcılık bu konunun üzerinde durdu. Durmadığını nereden çıkarıyorsunuz. İmza değişiklikleri kriminal inceleme sonucunu değiştirmiyor. Bilimsel olarak yapılan bu incelemelerde teknik yöntemler kullanılıyor. Siz isterseniz imzanızın şeklini değiştirin imzanın ıslak olması lazım bir de elinizin mahsülü olduğu belli oluyor. Elinizin hareketleri, parmak izleri olması gerek. Islak imzaya dair belge yok. Askeri savcılık bu konu üzerinde durmuştur. Islak imzaya sahip bir belge olmadığı için bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Askeri savcılık değerlendirmesinde açıkladığı karara da açık biçimde yazmıştır. "Fitne fesat derken ne söylemek istedi? Türkiye’nin bulunduğu coğrafya ve problemler ortada. TSK’nın bütün olmasının önemi ortada. Siz buna zarar verirseniz kime zarar veriyorsunuz? Sadece TSK’ya mı? Ülkenizin dekasını da tehlikeye atıyorsunuz. Kanun ve yasalara saygılıyız. TSK de haklı gerekçelere dayalı olarak arkasında ön yargı olmayan, demiyoruz ki TSK hiçbir şekilde tartışılamaz- ilgili olarak yorum yapılamaz, evet olabilir bazıları belki yararlıdır. Ön yargılı, yıkıcı faaliyetlere karşıyız. Elbette bunları geldiğimiz noktada bunları fitne olarak görüyoruz. Yaşadığımız olaylar ciddi biçimde düşünmeye mecbur kıldı. Belge sahte çıkarsa ne yapacağımızı Türkiye görecek demiştiniz. Ne gibi bir yöntem izleyeceksiniz? Biz hukuk devleti ilkelerine saygılıyız. Askeri savcılığa verildi, savcılık konuyla ilişkin bir karara verinceye kadar biz bir kelime bile konuştuk mu? Biz hukuka bağlıyız, elbette hukuk devletli ilkelere baktığımızda ne yapılacaksa yapılacak. Bunun dışında yorum çıkarılmasına üzülüyorum. Bu konuyla ilgili görüş ve düşüncelerimizi yasal platformlarda dile getiririz. MGK’da gündeme getireceğiz. Bu süreçle ilgili bazı sorunlar var. Genelkurmay Askeri Savcılığı suç duyurusunda bulundu. Söz konusu belge bir kağıttır mevcut bilgiler kapsamında. Nerede bulundu? Ayın 4’ünde bir yerde bulundu. Ayın 6’sında İstanbul^daki mahkemenin oturumunda açıldı bu dosya. 12’sinde bir gazeteye girdi. Bunu sorgulamayı hukuk yoluyla hakkımız yok mu? Bunu sormak hem hukuk hem diğer yollarla hakkımızdır. Bu belgelere bakıyoruz, tuhaf. Bir yığın belgeler var o belgeler usülüne göre hazırlanmış. Konular aynı. İddia edilen belge ise onlarla ilişkisi olmayan, içerik olarak hazırlanış şekli olarak farklı bir belge. Olabilir ona da itirazımız yok. Bu belgenin Nisan 2009’da hazırlandığını kim tespit etti? Soruşturma kapsamında bir takım kriminal raporlar hazırlandı. Genel komutanlığımızın hazırladığı rapor 17’sinde hazırlandı. 19 ve 20’sinde bu raporun bazı parçaları bazı medya organlarında yer aldı. Niye? Nedir istenen? Kamuoyu oluşturmaktır. Medya üzerinde asimetrik bir psikolojik harekat yapılıyor. Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Dairesi tarafından bir rapor hazırlandı 20 Haziran’da. 22’sinde gazetedeydi. Niçin? Sormak hakkım değil mi? Bunlar bizi de düşündürüyor. Düşünmekle kalmıyoruz, askeri savcılık hukuki süreci başlattı ve suç duyurusunda bulundu. Bırakın hukuk süreci normal işlesin. Bırakın doğru neyse çıksın. Ama siz doğrunun çıkmasını beklemeden devamlı hukuk süresini dinamitlerseniz ne olur? Bazen trajik durumlar yaşıyoruz. Kara mizah örneği. Askeri savcılığın açıklaması Çarşamba günü 14:50’de ajanslara verildi. Uzun bir yazı, 3 sayfa. 15:00’ten itibaren tüm tv kanallarımız son dakika haberlerine başladı. 14:50’de verildi, 15:00’te tv kanallarında yorumlar başladı. Ben 15:00’te takip ettim. Yorumu yapanlar askeri savcılığını görmemiş bile. 15:00’te çıkıyor ve konuşuyor ben zaten başka bir şey beklemiyorum. Ama bir okuyun, inceleyin sonra konuşun. Üzülüyorum ki yorum yapanlar açıklamanın başlığını bile görmemişler. Bu olmaz, bu çirkin. Ajanslarımıza da çağrıda bulunuyorum. Bu tip şeyleri parça parça vermeyin. Televizyondaki arkadaşlarımız sıkıntıya düşüyor, bir satırlık cümleyi yanlış anlıyor. Yorum yapanlar yanlış yorumlar yapıyor. Siz ne söylerseniz insanlarımız onu görüyor.

80 DARBESİNİ AKLAMAYIN NETEKİM

'NETEKİM İNTİHAR EDERİM'

CHP'li Deniz Baykal'ın, halen anlam verilemeyen bir çıkışla 12 Eylül darbecilerinin yargılanması ile ilgili girişimleri Başkent kulislerinde hareketli günlerin yaşanmasına neden olurken, Baykal'ın talebinin bir numaralı muhatabı Kenan Evren, "Halk yargılanmamı isterse, beklemem intihar ederim" dedi.

Kartelin irisi Hürriyet'ten Ertuğrul Özkök'e konuşan 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın, 12 Eylül askeri harekâtını yapanların yargılanması için başlattığı girişimlerle ilgili şö sözleri sarfetti: "92 yaşıma geldim. Artık fazladan yaşıyorum. 12 Eylül döneminin sorumlularının yargılanması konusunu sık sık gündeme getiriyorlar. Beni yargılamak isteyenlere, memleketin o günkü halini hatırlatmak isterim. Günde 20-25 kişi öldürülüyordu. Kars'ın otobüsü Erzurum'dan, Erzurum'unki Tunceli'den geçemiyordu. Mahalleler bölünmüştü. Polis birçok mahalleye giremiyordu. Yani biz durup dururken mi bu işe girdik." Evren, yargılamanın hukuki bazı ayrıntılarına da değindi: "Beni yargılatmak isteyenlere şunu da hatırlatmak isterim. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin İç Hizmet Kanunu'nda madde var. Bir emir kanunsuzsa, suçsa, sadece emri veren değil, uygulayan da sorumludur. 12 Eylül harekátını, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bütün mensupları uyguladı. Haydi şimdi hepsini yargılayın." Devam etti: "Biz o dönemde bir anayasa hazırlattık. 1982 Anayasası'nı halkın oyuna sunduk. Yüzde 92 gibi dünyada az rastlanır bir oy çokluğu ile kabul edildi. Halkın kabul ettiği bu Anayasa'nın geçici maddeleri vardı. Onlar da kabul edildi. Neydi o maddeler? İçlerinde 12 Eylül sorumlularının yargılanamayacağı maddesi de vardı." Evren konuşmasını, önümüzdeki günlerde epey yankı uyandıracak şu sözleri ile tamamladı: "Bugün Milliyet Gazetesi'nden bir arkadaşınızla konuştum. Ona da söyledim. Beni yargılamak mı istiyorsunuz? Buyurun gidip halka sorun. Bir referandum yapın. Evren Paşa yargılansın mı diye sorun. Eğer halk 'Evet yargılansın' derse, milletimin önünde herkese söz veriyorum. Bu işi yargıya bırakmam. İntihar ederim." Sözlerinde ne kadar samimi olduğu göstermek için olsa gerek bir kere daha tekrarlıyor: "Evet, açık açık söylüyorum. İntihar ederim. Çünkü bu lekeyle yaşayamam."

AKP’NİN HAMAMCI GENERELİ SORGULANDI-SİZCE TERLEDİ Mİ?

Akp’nin Hamamcı generali Çevik Bir’de Ergenekoncu çıktı.

Meğer Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan’ı yerden havaya atılan füze ile İstanbul’a inerken vuracakmış.

Artık okurken karnım ağrıyor.

Vuramamış olsa gerek ki;

Kızıyor:

“bende bu askerliği bırakırım, anasını satayım”

“Hep garavana.”

“Gider hamamcı olurum daha iyi”

Demiş olsa gerek.

Off off.Canım Türkiye’m.

Nasılda yiyorlar seni.

Emekli Orgeneral Çevik Bir ve MİT'in eski İstanbul Bölge Başkanı Osman Nuri Gündeş'e, Ergenekon savcılarından Başbakan Erdoğan'a suikast iddiası sorgusu. Çevik Bir ve Nuri Gündeş bugün savcı Zekeriya Öz'e şüpheli sıfatıyla ifade verdi. İki isme de Ergenekon soruturması kapsamında ifade veren bir gizli tanığın iddiaları soruldu. İddiaya göre, Başbakan Erdoğan'a suikast düzenlenecekti. Suikast planında Çevik Bir ve Nuri Gündeş'in de isminin olduğu iddia ediliyor. Tanığın verdiği ifade doğrultusunda 6 Nisan 2009'da Gemlik'te bir eve baskın yapıldı. Baskında tanksavar füzeleri bulunduğu belirtiliyor. İddiaya göre karadan havaya atılacak füzeyle Başbakan'ın uçağı İstanbul'a doğru inişe geçtiğinde vurulacaktı. Sorgu yaklaşık 5 saat sürdü. Savcı Zekeriya Öz'ün Çevik Bir'e ifade çağrısını dün gönderdiği de öğrenildi. Temmuz ayında açıklanacak 3. İddianameyle Çevik Bir'in Ergenekon soruşturmasındaki durumu yani tanık mı yoksa sanık mı olduğu da ortaya çıkacak. Çevik Bir'in adı ikinci iddianame'de 13 kez geçiyor. Çevik bir de iddianame açıklandığında gerekirse tanık olarak ifade vereceğini söylemişti. Çevik Bir de Nuri Gündeş de adliye çıkışında soruları yanıtsız bıraktı. Gözler bu iki isimde Kamuoyu, Çevik Bir'i 28 Şubat sürecinde tanıdı o dönemde Genelkurmay 2. Başkanlığı'nı yapan Bir, "demokrasiye balans ayarı" yapan müdahalenin mimarıydı. Çevik Bir'in adı uzun süre gündeme gelmedi. Takii Ergenekon iddianamesine kadar. Bir'in adı iddianamede "Batı Çalışma Grubu"nun faaliyetleri arasında yer alıyordu. İkinci iddianameye göre ise Çevik Bir'le ilgili Veli Küçük'ün evinde bir istihbarat raporu bulundu. Raporda Bir'in yürüttüğü çalışmalar için "silahsız ve yıkıcı terör" ifadeleri deniliyordu. İşçi Parti'li ve Ergenekon sanığı Adnan Akfırat'ın evinde ele geçirilen bir başka belge de iddianamaye girmişti. O belgeye göre 1998 yılında dönemin Genelkurmay Başkanı Hüseyin Hakkı Karadayı tarafından Çevik Bir'in darbe girişi engellenmişti. Emekliliğinin ardından Cumhurbaşkanı aday adaylığına da soyunan Çevik Bir uzun süredir sessizdi. Cevik Bir, Ergenekon kapsamında verdiği ifadeyle yeniden ortaya çıktı. İfade veren ikinci isim ise Nuri Gündeş, MİT İstanbul eski Bölge Müdürü olan Gündeş 1986'da MİT'ten ayrılmış, Tansu Çiller'in Başbakan olduğu dönemde yani 28 Şubat sürecinde Başbakanlık İstihbarat Müsteşarlığı yapmıştı. İşte bütün bu iddialar önce Çevik Bir'e sonra Nuri Gündeş'e soruldu.

Emekli General Çevik Bir, Kazdağları'nda dev bir termal sağlık tesisinin danışmanı oldu. Ortakları arasında AKP'lilerin de bulunduğu tesis isteyene harem-selamlık da hizmet verecek. 28 Şubat'ın önde gelen isimlerinden dönemin Genelkurmay 2. Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir ile MGK eski Seferberlik ve Savaş Hazırlıkları Planlama Daire Başkanı emekli Tuğgeneral Tayyar Elmas, 50 milyon euroluk termal sağlık turizmi projesinde danışman ve genel koordinatör olarak hizmet vermeye başladı. Hattuşa Anonim Şirketi tarafından Güre'de yapımı sürdürülen Astyra Termal Restort&Devre Tatil kompleksinde kişiye özel hizmet anlayışı adı altında, isteyen müşterilere harem-selamlık hizmet de verilecek. Tesisin ortaklarından Hadi Diler Çevik Bir Paşa'nın şirketin istişare kurulunda da bulunduğunu söyledi. Edremit Körfezi, Kaz Dağları ve Madra Dağları arasında bulunan Güre'de yer alan turistik kompleksteki inşaatı süren apart villaların bu yılın Aralık ayında faaliyete geçeceği öğrenildi. Hattuşa Anonim Şirketi ortaklarından Diler İnşaat Organizasyon Limited ŞirketiBir davetlilere bir konuşma yaparak Güre'nin tanıtımını yaptı ve tesislerin kapasitesini anlattı. Kişiye özel hizmet Şirketin ortaklarından Hadi Diler, tesislerde kişiye özel hizmet anlayışının da olduğunu belirterek, “Tesiste kalacak müşterilerimizin her türlü rahatını düşündük. Müşterilerimize kadın ve erkek ortak kullanım alanında hizmet veriyoruz. Ancak şayet ayrı etkinlik ve hizmetlerden yararlanmak isteyenler olursa onlar için de ayrı alanda hizmet vereceğiz. Yani kadın bir müşteri isterse erkeklerle aynı ortamda hizmet almayabilir. Bu kişisel tercihtir” dedi. Son yerel seçimde AKP'nin Yenimahalle belediye başkan aday adayı olan Hadi Diler'in yanı sıra AKP'nin geçen dönem Kahramanmaraş Milletvekili olan Mehmet Ali Bulut'un eşi Ülker Bulut'un şirkette hem ortaklık hissesi hem de devre tatil hakkı bulunuyor. TESİSTE YOK YOK Emekli generaller Çevik Bir'in danışman Tayyar Elmas'ın ise koordinatör olduğu tesis 50 milyon euroya mal oluyor Tesis sağlık alanlarının yanısıra 144 villa, 319 oda, 4 kral dairesi, 126 suit, 189 standart odadan oluşuyor. BELEDİYEDEN KİRA Şirketin ortaklarından Hadi Diler ile danışman Çevik Bir, davetlileri birlikte karşıladı. Diler, Türkiye'ye çok önemli bir tesis kazandırmanın mutluluğunu yaşadıklarını söyledi. tarafından yaklaşık iki hafta önce tesislerin tanıtımının yapıldığı öğrenildi. Aralarında çok sayıda yabancı misyon temsilcisinin de bulunduğu davetlilerin uçak ve otobüslerle Güre'ye götürüldüğü organizasyona Çevik Bir'in de katıldığı öğrenildi.

İRAN EMPERYALİST PARMAĞI KIRIYOR

Hevesleri kursaklarında kaldı ABD ve Avrupa’yı uyaran İran lideri, “Kendi cinayetlerinizi örtbas etmek için saldırıyorsunuz. Hükmetme döneminiz geride kaldı” dedi

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad, ülkenin güneyindeki Asaluye’de bir petrokimya tesisinin açılışında yaptığı konuşmada, seçimden sonraki süreci ve Batılı ülkelerin seçimlere ilişkin açıklamalarını değerlendirdi. İran halkını seçimlere gösterdiği büyük ilgiden dolayı öven ve seçim başarısının 70 milyona ait olduğunu belirten Ahmedinejad, seçim sonuçlarını sorgulayan Batılı ülkeleri eleştirdi.

Hayallerini boşa çıkardık Ahmedinecad, Batı’ya hitaben, “Dünyaya hükmetme dönemi artık geride kaldı. Batılı ülkeler, gözlerini açıp dünyadaki değişimi görsünler” dedi. “Yaptıkları herkesçe bilinen ve dünyada yüzleri olmayan İngiltere ve diğer bazı Avrupa ülkelerinden bir beklentimiz yok” diyen Ahmedinecad, Batılı hükümetlere atfen, “Onların kendi halkları nezdinde bile yüzleri yok ve geri kalmış bir avuç azınlıklar. Ülkelerini ve halklarını idare edemiyorlar, kendi cinayetlerini örtbas etmek için bu sözleri söylüyorlar” diye konuştu. Ahmedinejad, “Batılılar yalan propagandalarıyla İran halkının iktidarını ortadan kaldırmayı hayal ediyordu. Ancak bundan sonra onlarla başka bir açıdan konuşacağız” ifadesini kullandı. Ahmedinecad tüm tahrik ve provokasyonlara rağmen ayakta kalacaklarını söyledi.

Yolumuzdan döndüremezler İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney, cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarında değişme olmadığını, daha önce açıklanan sonuçların geçerli olduğunu söyledi. Ali Hamaney, yaptığı açıklamada, seçim yasasının uygulanması konusunda ısrarlı olduğunu ve bunu sürdüreceğini belirterek, “Ne pahasına olursa olsun, ne kurumlar, ne de halk yolundan dönmeyecektir” dedi.

Obama iç işlerimize karışamaz ABD Başkanı Barack Obama’nın seçim sonrasındaki gelişmeler hakkındaki sözlerine ilişkin olarak da Ahmedinecad, “Obama, o sözleri söylemekle yanlış yaptı. Obama’ya soruyoruz, niçin bu tuzağa düştünüz, söylediklerinizi sizden önce Bush da söylüyordu.” ifadesini kullandı. Obama’ya hitaben şunları söyledi: “Bu edebiyatla diyalog olmaz. İran’ın içişlerine karışmaktan çekinin.”

Sömürgecilerin eli İran’da Avrupa ülkelerinin Tahran’ı karıştırdığını söyleyen Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, “Çıkan olaylarda diğer milletleri de karıştıran Amerikan yönetiminin parmağı var” dedi

İran’daki seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad’ı arayarak ilk kutlayan Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, İran’da seçim sonrası yaşanan gösterilerin arkasında, Amerikan yönetiminin parmağının bulunduğuna inandığını belirtti.

Daha önce de gördük ABD ile Venezuela’nın karşılıklı olarak birbirinin başkentine yeniden büyükelçi göndereceklerinin açıklanmasından bir kaç saat sonra konuşan Chavez, İran’daki huzursuzluğun, “Amerika ile Avrupa’nın sömürgeci eli” nin değdiği başka bazı ülkelerde yaşananlarla aynı özellikleri gösterdiğine dikkat çekti. Venezuela ve ABD birbirlerinin büyükelçilerini geçen yılki bir gerginlik sırasında sınır dışı etmişlerdi.

Chavez, Bolivarcı mücadelenin İspanyollara karşı kazandığı bağımsızlık savaşının yıldönümünde konuştu. Caracas’taki törende Ekvador Cumhurbaşkanı Rafael Correa ve Bolivya lideri Evo Morales de hazır bulundu.

ABD'NİN ÇİPLİ SİLAHLARI PKK'DA

ABD’nin kaçak yollardan Irak’a ve Afganistan’a izleme çipli silah gönderdiği ortaya çıktı. Program bu silahların hangi örgütlerin eline geçtiğini belirlemek için yaşama geçirildi. Irak’a gönderilen silahların bir kısmının PKK’nın elinde olduğu da belirlendi. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) çok gizli bir program çerçevesinde, Irak ve Afganistan’a büyük miktarlarda ve izlenebilir silah yollamış. Eski ABD Başkanı George W. Bush’un, programla ilgili olarak, Kongre’deki bazı komitelere 23 Ekim 2008 günü mektup göndererek bilgi verdiği belirtildi. ABD’nin "süper gizli" teknik istihbarat kuruluşu NSA’nın (National Security Agency- Radyo Frekanslı Kimliklendirme) eski ödüllü ajanı Wayne Madsen’e göre, Pentagon’un bu çok gizli programı, kaçak yollardan gönderilen bu silahların nerelere ulaştığını, kimlerin ve hangi örgütlerin eline geçtiğini belirlemek için yaşama geçirildi. Pentagon bu program için aracılık yapan şirketleri kullandı ve silahların bu ülkelere girmesini sağladı. Cihaz yerleştirildi Bu ülkelere sokulan çok sayıdaki küçük çaplı silaha RFID (radio frequency identification) cihazları yerleştirildi. Böylece, Amerikan elektronik istihbaratı ELINT yoluyla bu silahların izlenmesi ve takibi mümkün oldu. NSA ile iş yapan Booze Allen Hamilton firması programa dahil edildi. ABD Enerji Bakanlığı, RFID sistemini nükleer maddelerin takibi için kullanıyor. Eski Başkan Bush, 23 Ekim 2008 günü Kongre’nin her iki kanadındaki "ilgili" komitelerin başkanları ve muhalif partiden kıdemli üyelerine bir mektup gönderdi. Başkan Bush, programı açıkça anlatmamakla birlikte, Irak’a "kayıt ve izleme amaçlı" olarak silahların yollandığını komite yetkililerine bildirdi. Bush, mektubunda, Irak Hükümeti, diğer gruplar, örgütler, vatandaşlar, Irak’ta yaşayanlar gibi ifadelere yer verdi. Glock ve Baretta Wayne Madsen, "Taos Industries", "ANHAM Joint Venture of Vienna" ve "AEY of Miami" gibi aracı şirketlerin isimlerini de verdi ve Kongre’ye bağlı ve Sayıştay gibi işlevi olan GAO’nun, iki yıl önce "190 bin kadar" silahın nerede olduğunun bilinemediğini rapor ettiğini hatırlattı. Madsen, Pentagon’un Irak’a yolladığı silahların bir kısmının PKK ile İran’da molla rejimine karşı savaşan Halkın Mücahitleri örgütünün (MEK) eline geçtiğini belirtti. 20 bin kadar silahın ise El Kaide’nin eline geçtiği ifade edildi. Irak’a Glock ve Baretta tipi silahların gönderildiği de kaydedildi. Pentagon’un bu programının yürütüldüğü dönemde Irak’taki ABD Komutanı General David Petreaus idi. David Petreaus şimdi CENTCOM Komutanı. Wayne Madsen aynı programın hala sürdüğünü ve özellikle Somali’deki korsanlara karşı kullanıldığını iddia etti. (DHA)

25 Haziran 2009 Perşembe

AKP DARBECİLERİN DEĞİL,DARBE İSTİSMARININ PEŞİNDE

Sebahattin ÖNKİBAR’ın bu günkü yazısı AKP’nin foyasını çıkarır nitelikte.

Çok doğru bir analiz:

AKP İLE DARBECİLER ARASINDAKİ GİZLİ İLİŞKİ!

Önce bir soru: 10 gün önce partisinin il kongresinde Taraf Gazetesi’nde yayınlanan belgeden hareketle kıyameti koparan ve ertesi gün savcılığa suç duyurusunda bulunan Tayyip Erdoğan ne oldu da AB büyükelçilerine tam tersi şeyleri söyledi? Soruyla başladık soruyla devam edelim: Sahi AKP, gerçekten darbelere karşı mıdır yoksa amacı üzüm yemek değil de bağcıyı dövmek midir? Sakın bana bu nasıl soru demeyin, ayinesi işse kişinin tablo ortadadır. Darbeye karşı olan darbecileri korumaz, oysa AKP onlara kol kanat geriyor. Nasıl mı?

1) Ergenekon bağlamında uçan kuşların bile ifadesine müracaat edilirken darbe günlüklerini kaleme aldığı yazılıp söylenen Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Özden Örnek’in bilgisine niçin müracaat edilmedi? Örnek Ailesinin AKP dünyası ve Tayyip Bey’le olan yakınlığı veya tanışıklığının bunda payı var mı?

2) 27 Nisan’da yasaları çiğneyerek bildiri ya da muhtıra yayınlayan dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt için o zamandan bugüne neden bir soruşturma açılmadı? Emekli hakim Albay Ümit Kardaş’a göre, Büyükanıt’ın ben yazdım dediği bildiriyi kaleme almak demokratik rejime müdahaledir ve müebbetlik bir suçtur. Hal bu iken güya demokrasi mücahitliği yapan AKP neden kılını kıpırdatmıyor ve adaleti harekete geçirmiyor?

3) AKP bütün fail ya da sorumluları bilinen 28 Şubat post modern darbesi için niçin kılını kıpırdatmıyor? Çevik Bir’le ilgili AKP medyasında tek bir satır niçin yok?

4) 12 Eylül darbecilerinden hesap sormak yerine darbe önderi Kenan Evren’i Çankaya Köşkü’nde neden ağırlıyor? Hem bu AKP değil midir kuruluş günlerinde TSK ile aralarını bulsun diye Tayyar Altıkulaç’ı Marmaris’e Evren Paşa’ya ricacı gönderen? (2001’de bu haberi Star’da yazmıştım) Doğarken yani partiyi kurarken darbe önderinden himmet dilenen bir parti nasıl demokrat ve anti darbeci olabilir?

Evet AKP’nin darbeler bağlamında samimiyet sınavı bu sorulardan geçer. Öyle AKP muhalifi iki gazeteciyi, ne olduğu belli olmayan bir sendikacıyı ve bir kaç profesörü içeri tıkmakla darbeye karşı olunmaz! Ne yani Haberal Hoca darbeyi neşteriyle mi yapacaktı? Generalleri de aldılar demeyin sakın ,Veli Küçük’ün dışında tutuklu general var mı içeride? Söylemek istediğim ne midir? AKP’nin derdi darbecilerden hesap sormak değil, onun istismarını yapmaktır. 7 yılda övünecek tek bir icraatı olmadığından hâlâ mağduru oynamak istiyor ve bunun için darbe kavramı ile TSK’yı kullanıyor! Değil ise AKP çıksın ortaya ve gereğini yapsın; yani darbecilerden hesap sorsun. Eğer bunu yaparsa, söz veriyorum sonuna kadar destekleyeceğim onları! Sakın gücümüz yok ya da sayımız yeterli değil edebiyatını yapmaya kalkmasın. Bakın CHP lideri Deniz Baykal TBMM’de açık ve net taahhütte bulundu. Evet darbe istirmacıları hodri meydan, gelin bu darbecileri tek tek yargılayalım ki bundan böyle kimsenin aklına darbe gelmesin! Hadi lafı, tıraşı bırakın yürüyelim bu işin üstüne! Eğer bu işten de tüyülürse, işte o an AKP’nin riyakar olduğunun cihana ilan edildiği an olacaktır.

24 Haziran 2009 Çarşamba

FOTOKOPİ SONUÇLANDI

Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı, günlerdir tartışılan Taraf gazetesinde yayımlanan belgenin Genelkurmay Başkanlığı'nda hazırlanmadığının tespit edildiğini açıkladı. Savcılık, belgedeki imzanın Albay Dursun Çiçek'e ait olduğuna ilişkin delil bulunmadığını da belirtti ve kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.

Askeri savcılık beklenen açıklamayı yaptı ve irtica eylem planı belgesiyle ilgili soruşturmayı tamamladı. Savcılık, "Belgenin Genelkurmay'da hazırlandığına dair bulgu yok, kovuşturmaya da gerek yok" dedi. Karar, Anadolu Ajansı aracılığı ile duyuruldu. KARARGÂHTA DÜZENLENMEDİ Açıklamada, "Belgenin Genelkurmay Başkanlığı karargâhında düzenlenmediğinin tespit edildiği belirtildi. Böyle bir belgeyle ilgili olarak gerek elektronik ortamda gerekse yazılı kayıtlarda herhangi bilgi, belge, emir veya emareye rastlanmadı" denildi. İMZA ÇİÇEK'E AİT DEĞİL Sadece bu değil, günlerdir tartışılan belgenin altında "İmza kimin?" sorusuna da açıklama ile yanıt verildi. Genelkurmay Askeri Savcılığı belgedeki imzanın Albay Dursun Çiçek'e ait olduğuna ilişkin delil bulunmadığını ifade etti: "Fotokopi belgenin 4. sayfasındaki imza bloğunda Albay Dursun Çiçek'in isminin üzerinde yer alan imzanın, şüpheli Deniz Piyade Kurmay Albay Dursun Çiçek'e ait olduğuna, bu belgenin hazırlanması ve herhangi bir kişiye verildiğine ilişkin şüpheli hakkında delil bulunmadığından, soruşturma konusu olay ve Çiçek ile ilgili itiraz yolu açık olmak üzere kavuşturmaya yer olmadığına karar verildi." BELGENİN ASLI YOK Askeri savcılık, Taraf gazetesinde yayımlanan belgenin aslının mevcut olmadığının da altını çizdi. Belgenin kim tarafından üretildiği, TSK'nın hedef alınıp alınmadığı ve belgenin Taraf gazetesine ulaştırılması konusunda kendisinin yetkisinin olmadığını söyledi. Açıklamada ayrıca, belgenin çok defa fotokopiye tabi tutulduğuna da yer verildi. Bu nedenle savcılık, görevsizlik kararı verdi ve soruşturma dosyasını İstanbul Başsavcılığı'na gönderdiğini açıkladı. SORUŞTURMA EVRELERİ Soruşturmanın, öncelikle "belgenin Genelkurmay karargahında Albay Çiçek veya başka bir personel tarafından hazırlanıp hazırlanmadığı, bu konuda emir verilip verilmediği, belge içeriğinin ve belgenin doğru olup olmadığı, devletin güvenliğine ilişkin herhangi bir belge üzerinde sahtecilik yapılıp yapılmadığı, tahsis olunduğu yerden başka bir yerde kullanılıp kullanılmadığı, hile ile alınıp alınmadığı veya çalınıp çalınmadığı" hususlarında ilişkin yürütüldüğü belirtildi. Açıklamada, "Anayasal bir kurum olarak düzenlenen ve Türk milleti adına yargılama faaliyeti yapan askeri mahkemelerin görev ve yetkilerine ilişkin mevzuat hükümleri dikkate alındığında, söz konusu olayla ilgili soruşturma görevinin Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığına ait olduğuna kuşku bulunmamaktadır" denildi. Yürütülen soruşturmada, maddi gerçeklere ulaşılabilmesi, tüm delillerin toplanabilmesi amacıyla yasal düzenlemeler çerçevesinde her türlü bilimsel ve teknik imkânlardan istifade edildiği ifade edilen açıklamada, soruşturmanın süratle neticelendirmeye çalışıldığı vurgulandı. Açıklamada, şunlar kaydedildi: "12 Haziran 2009'da Genelkurmay Hareket Başkanlığı 3. Bilgi Destek Şube Müdürlüğündeki Albay Çiçek'in kullandığı 2 bilgisayar da dahil olmak üzere toplam 14 bilgisayarın sabit diskleri teknik bilirkişiler tarafından incelenmek üzere Askeri Savcılığa getirilmiştir. Ayrıca bu bilgisayarların bağlı oldukları ana sunucu ve yedeklerinin muhafaza edildiği Genelkurmay Muhabere Merkezinde, tayin edilen bilirkişi ve görevli personel marifetiyle inceleme yapılmıştır. Aynı gün İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan, (CMK 250. madde ile yetkili bölüm) habere konu gizli belgenin ele geçirildiği şekliyle gönderilmesi, şüpheli Serdar Öztürk hakkında yapılan aramalara ilişkin arama ve el koyma tutanaklarının, inceleme raporlarının gönderilmesi ivediliğine binaen belgegeçer ile istenilmiştir. Askeri savcılar nezaretinde bilirkişiler tarafından bilgisayarların sabit diskleri üzerinde inceleme devam ederken Harekat Başkanlığı ve 3. Bilgi Destek Şubesindeki görevli personelin ifadeleri de tespit edilmiş, Albay Çiçek'in ise ifadesiyle birlikte kriminal incelemelerde mukayeseye esas olmak üzere imza örnekleri alınmıştır. Bilgisayarlar üzerindeki inceleme 13 Haziran 2009'da tamamlanmış, düzenlenen raporda söz konusu belgeye veya belgenin izine rastlanılmadığı belirtilmiştir. 15 Haziran 2009'da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK 250. madde ile yetkili bölüm) tarafından istenen bilgi ve belgenin hazır olduğunun bildirilmesi üzerine cevabi yazı ve ekinde belgeler aynı gün aldırılmıştır. Habere konu belgenin fotokopi olduğu görülmüştür. Bu arada, Albay Çiçek'in sicil dosyası getirtilmiş, örnek imzalarını içeren bazı belgelerin asılları ele alınmış, ayrıca görev yaptığı daire başkanlığı tarafından gönderilen imza ve parafesini içeren belgeler dosyaya eklenmiştir. Fotokopi belge ve Albay Çiçek'in imza örnekleriyle mukayeseye esas belgeler 15 Haziran 2009 günü saat 22.00 sıralarında inceleme yapılmak üzere Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı'na teslim edilmiştir. Yapılan inceleme neticesinde düzenlenen raporda, fotokopi belgeler üzerinden sağlıklı bir inceleme ve karşılaştırma yapılmasının mümkün olmadığı, bununla birlikte belgedeki imza ile Çiçek'in mukayese imzaları arasında genel şekilleri yönünden benzerlik görüldüğü belirtilmiştir. 16 Haziran 2009 tarihinde belge üzerinde karargâh çalışma usulleri, askeri yazışma teknikleri ile emir, talimat, yönerge ve uygulamalara uygunluğu açısından bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Düzenlenen raporda, belgenin şekil açısından hiçbir askeri yazı biçimine uymadığı, belgeye resmi evrak niteliği kazandıracak herhangi bir unsuru içermediği, karargah çalışma usulleri ve askeri yazım teknikleriyle uyuşmayan birçok maddi hata bulunduğu, askeri yazışma gelenekleriyle örtüşmeyen ibare ve kısaltmalara yer verildiği belirtilmiştir. 16 Haziran 2009 tarihinde soruşturma kapsamında görüşmeler yapmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na (CMK 250. madde ile yetkili bölüm) gidilmiş, bu görüşme esnasında belgenin fotokopi olduğu, aslının bulunmadığı/ele geçirilmediği öğrenilmiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan (CMK 250. madde ile yetkili bölüm) habere konu belgenin gelmesinden sonra alınan mahkeme kararı ile 17 Haziran 2009 tarihinde 11.00 - 17.15 saatleri arasında albay Çiçek'in ikametinde askeri savcının nezaretinde teknik bilirkişilerin katılımıyla arama icra edilmiş ve arama sırasında konutunda bulunan dizüstü bilgisayara ait sabit diskin imajı alınmış, bulunan cd, disket ve cep telefonlarına incelenmek üzere el konulmuş, yapılan inceleme sonucunda düzenlenen raporda özetle belgenin içeriği ile örtüşen herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanılmadığı belirtilmiştir. Fotokopi belge üzerinde inceleme yapabilme imkanı bulunabileceği düşüncesiyle belge, mukayese evrakıyla birlikte 17 Haziran 2009 tarihinde İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderilerek hem imza incelemesi hem de diğer yönlerden inceleme yapılması istenilmiştir. ADLİ TIP KURUMU RAPORU Adli Tıp Kurumu'nca tanzim edilen raporda özetle inceleme konusu fotokopi belgedeki imzanın belgeye sonradan eklenip eklenmediği ve Albay Çiçek'in mukayese imzaları arasında biçimsel olarak benzerlik saptanmakla birlikte fotokopi belgeden yapılacak değerlendirmelerin sağlıklı olamayacağına işaret edilerek, inceleme konusu imzanın Albay Çiçek'in eli ürünü olduğu ya da olmadığı hususlarında bir tespite gidilemediği belirtilmiştir. Her iki raporda da belgenin fotokopi olması nedeniyle kesin sonuç bildirilememesi üzerine 19 Haziran 2009 tarihinde TÜBİTAK Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Enstitüsünden (UEKAE) yeni bir inceleme istenmiştir. UEKAE'nin yazısında da incelenen dokümanın fotokopi olması nedeniyle bir takım teknik yöntemlerin kullanılamadığı, grafoloji uzmanı bulunmadığından belge üzerindeki imza ve parafların Albay Çiçek'in eli ürünü olup olmadığı konusunda bir çalışma yapılamadığı, belgenin orijinalinde bulunmayan unsurların belgeye sonradan eklendiğine ilişkin olağan dışı bir görüntüye rastlanmadığı, ancak belgenin fazla sayıda fotokopi işlemine tabi tutulması sonucu yazı gövdesinin ve imza bloğunun korozyona uğramış benzeri bir görüntü oluşturduğunun belirlendiği ifade edilmiştir. 22 Haziran 2009 tarihli bazı gazetelerde yer alan haberlerden, emniyet genel müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarları Dairesi Başkanlığınca (İstanbul) bir rapor düzenlendiğinin öğrenilmesi üzerine, aynı gün ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan (CMK 250. madde ile yetkili bölüm) mevcut ise söz konusu raporun gönderilmesi istenmiştir. Bu aşamada gazetelerde yayımlanan raporun henüz ulaşmadığı bildirilmiş, bilahare söz konusu rapor belge geçer ile askeri savcılığımıza gönderilmiştir. Raporda, belgenin, fotokopi makinası/bilgisayar yazıcısı vasıtasıyla usule getirilmiş olduğunun müşahede edildiği, bu tür belgeler üzerinde bulunan imza/imzaların grafolojik tanı unsurlarının tamamını belirlemenin mümkün olmadığı, montaj ve ilave gibi yöntemlerle yapılmış olması muhtemel tahrifat türlerinin de her zaman belirlenemeyebileceği belirtilmesine rağmen, imzanın Albay Çiçek'in eli mahsulü olduğu da ifade edilmiştir. Raporun gerekçe bölümü ile kesin kanaat belirtilen sonuç kısmının çelişkili olması nedeniyle, teknik bilirkişi mütalaasına başvurulmuş ve bilirkişi yeminli mütalaasında özetle, fotokopi belge üzerinde kalem baskı izi, işleklik, hız, imzadaki el kaldırma hareketleri gibi özellikler mevcut olmadığından, buna dayalı bir sonuç çıkarmanın mümkün olmadığını, kesin kanaat belirtmenin yanılgılara sebebiyet verebileceğini belirtmiştir. Bu nedenle, soruşturmanın sonucunu etkilemeyeceği değerlendirilerek şüphelinin askeri savcılık huzurunda verdiği imzaların daha önceki muhtelif belgelerdeki imzalarıyla örtüşmemesinin ayrıca incelettirilmesine gerek görülmemiştir. Bu incelemeler ve deliller kapsamında, habere konu olan belgenin Genelkurmay Başkanlığı Karargahı'nda düzenlenmediği tespit edilmiş, böyle bir belgeyle ilgili olarak gerek elektronik ortamda, gerekse de yazılı kayıtlarda herhangi bir bilgi, belge, emir veya emareye rastlanılmamıştır. Söz konusu belgenin Albay Çiçek tarafından hazırlanıp hazırlanmadığının, belgedeki imzanın Albay Çiçek'e ait olup olmadığının tespiti maksadıyla yapılan tüm kriminal incelemelerde, fotokopi belgeler üzerinde bulunan imzaların, kaligrafik ve karakteristik özellikleri, kalem baskısı, seyir ve sürati, başlangıç ve bitiş noktaları gibi özellikleri yeterince yansıtmaması, imzaların bu belgeler üzerine farklı yöntemler kullanılarak transfer edilebilme ihtimalinin bulunması nedeniyle kesin bir sonuca ulaşılamayacağı ortak bir görüş olarak belirtilmiştir. Her ne kadar bir kısım kriminal raporlarda, bahse konu ortak açıklamaya da yer verildikten sonra sanki belge aslından inceleme yapılıyormuş gibi belgedeki imza ile Albay Çiçek'in mukayese imzaları arasında benzerlik görüldüğü veya bu imzanın Albay Çiçek'in eli ürünü olduğu yönünde kanaatler belirtilmiş ise de; Tek başına fotokopi belgelerden hareketle, cezai ve hukuki sorumluluk doğuracak sonuçlara ulaşılamayacağına, bu tür belgeler üzerinde yapılacak incelemelerden sağlıklı sonuç alınamayacağına ve yapılan soruşturmalarda belge asıllarının mutlaka temin edilmesi gerektiğine ilişkin, Yüksek Mahkeme içtihatlarının (Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 17.12.2002 tarihli ve E. 2002/1939, K. 2002/2521 sayılı Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 17.04.1995 tarihli ve E. 1995/3476, K. 1995/3822 sayılı aynı dairenin 25.12.1995 tarihli ve E. 1995/10749, K. 1995/11675 sayılı, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 16.06.2005 tarihli ve E. 2004/11642, K. 2005/6794 sayılı, Askeri Yargıtay 2. Dairesinin 30.04.2008 tarihli ve E. 2008/1139, K. 2008/1149 sayılı kararları) bulunması, Bilirkişilerin mütalaalarında, hatta imzalar arasında benzerlik veya aidiyet yönünde kanaat ifade eden raporlardan birinin içeriğinde de fotokopi belgelerden sağlıklı sonuçlara ulaşmanın mümkün olmadığının belirtilmesi, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca (CMK 250. Madde ile Yetkili Bölüm) yürütülen bir soruşturmada elde edilen söz konusu belgenin fotokopi olması ve aslının elde edilemediğinin bildirilmesi, Bilgisayar ve evrak kayıtlarında kapsamlı incelemeler yapılmasına, ilgili tüm personelin ifadesine başvurulmuş olmasına rağmen, soruşturma konusu olayla ilgili olarak iddiaları destekleyebilecek hiçbir yan delile ulaşılamaması, Bunun aksine bilirkişiler tarafından yapılan inceleme neticesinde soruşturma konusu evrakın hiçbir şekilde karargah çalışması/askeri yazışma usullerine ilişkin mevzuat, emir ve yerleşik uygulamalar ile uyuşmadığının belirlenmesi üzerine soruşturma konusu olay hakkında 'kovuşturmaya yer olmadığı kararı' verilmiştir. Ayrıca, Genelkurmay Başkanlığı ile ilgisinin bulunmadığı tespit edilen söz konusu belgenin; kim veya kimler tarafından üretildiği, üretenlerin amaçları, bu suretle Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hedef alınıp alınmadığı, belgenin Taraf gazetesi muhabirine ulaştırılması ve aynı gazetede yayımlanması eylemlerinin adli yargının görev alanına giren muhtelif suçları oluşturabileceği anlaşıldığından, bu hususlarla ilgili olarak Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı'nın 'görevsizliğine', soruşturma dosyasının bir suretinin görevli ve yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na 'gönderilmesine' karar verilmiştir. Kamuoyuna saygı ile duyurulur." TARAF GAZETESİNİN HABERİ Taraf gazetesinin 12 Haziran 2009 tarihli sayısında, 'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' başlıklı haberde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca (CMK 250. madde ile yetkili bölümü) yürütülen soruşturma kapsamında bir şüphelinin ofisinde yapılan aramada ele geçirildiği iddia edilen bir belgeye istinaden Genelkurmay Harekat Başkanlığı Bilgi Destek Dairesi 3. Bilgi Destek Şube Müdürlüğü'nde 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı' adı altında bir çalışma yapıldığı, çalışmayı içeren belgenin altında 3. Bilgi Destek Şube Müdürü Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek'in paraf ve imzasının bulunduğu iddia edilmiş ve belgeye ait fotokopiler yer almıştı. Taraf gazetesinde yayımlanan haber üzerine Genelkurmay Başkanlığı'nca soruşturma emri verilmiş ve aynı gün Askeri Savcılık tarafından olayla ilgili soruşturma başlatılmıştı. Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi'nce aynı gün belgenin içeriğiyle ilgili 'yayım yasağı' konulmuştu.

"OTUR YERİNE TERBİYESİZ"

Doğru bu çocuk, öğrenir. Hatta yazının devamında, mahkeme sürecinde öğrenmiş bile. Senin gibi zavallılar ne zaman öğrenecek; bilmiyorum. Seninki ne biliyor musun?

Kurnaz ADNAN KESKİN.

Tilki ADNAN KESKİN.

Yılan ADNAN KESKİN. Bir örnek vereyim mi? Kalın kafanın anlaması kolay olsun. Adnan adlı öğrenci sınıfta kalkar ve öğretmenine arkadaşlarını şikâyet eder: "Öğğğretmenim; bu sınıf bana şerrrefsiiiz diyorrr." Öğretmende Adnan adlı öğrenciye: "Otur yerine terbiyesiz" der.

Anladın sen onu.

YILDIZ DAĞLARI, ABD VE AB’YE Mİ TESLİM EDİLİYOR?

Emperyalist her yönden saldırıyor.

Ama biz gaflet,dalelet ve hatta bazılarımız hiyanet içindeyiz.

Arslan BULUT'tan çok ciddi bir uyarı.

Batı Trakya’da Yunanistan’ın yaptığı etnik temizlik, şimdi Doğu Trakya’da sürdürülüyor. Bir süredir, Trakya’da bir huzursuzluk var. Ramiz Zafer tarafından “Yurtsever cephe” adına gönderilen mektupta şöyle deniliyor:

“Sizi Kırklareli’nin Yıldız Dağları’nda devam eden iki Avrupa Birliği projesi hakkında bilgilendirmek istiyoruz. Bu projelerden birisi Bulgaristan-Türkiye arasında ’AB sınır ötesi İşbirliği’ kapsamındaki Yıldız Dağları Biyosfer Projesi, diğeri de İstanbul Ticaret Üniversitesi ile Yunanistan merkezli ‘sivil’ SEERC kurumu arasındaki kırsal kalkınma’ projesidir. Yıldız Dağları’ndaki Avrupa Birliği destekli bu projeler, memleket toprağının ABD ve AB egemenliğine terk edilmesini hedefliyor. Karadeniz’de stratejik öneme sahip Yıldız Dağları, sözde ’ormanların korunması’ adına emperyalizmin denetimine bırakılmak isteniyor. Yıldız Dağları, ’Ekolojik turizmin geliştirilmesi’gerekçesiyle uluslararası sermayenin yağmasına açılmaya çalışılıyor. ‘Kırsal kalkınma’ söylemiyle orman köylüsü yurttaşlarımızın toprağından uzaklaştırılması amaçlanıyor. Gerçek hedefleri Bulgaristan’daki Stranca bölgesiyle, Kırklareli’nin Yıldız Dağları’nı birleştirmek, insansız-silahsız-askersiz bir ’sınır ötesi özerk alan’oluşturmak. Böylece Karadeniz’de ABD-AB emperyalizmi lehine ’hâkimiyet sahası’kuracaklar! Henüz birkaç gün önce ’Trakya, Avrupa Birliği sınırları içinde kalsın’diyen AB yetkilileri memleketimizi Trakya’dan parçalama hedefinde ilerlemektedir. Trakya’yı kanser gibi saran AB fonları sonunda varacağı yere varmış, Yıldız Dağları’nın teslimini isteme aşamasına ulaşmıştır. Durum çok açıktır, memleketin kuzeybatı toprakları da emperyalizmin tehdidi altındadır! Yıldız Dağları’nı AB fonlarıyla memleket yapmadık, AB’ye borcumuz yok. Memleketimizi emperyalizme karşı savaşarak kurtardık, ABD’ye borcumuz yok.”

KERKÜK'TE AÇIK ETNİK TEMİZLİK!

Türkiye medyası, Kerkük’te 72 Türkmen’in öldüğü, 200 Türkmen’in yaralandığı saldırıyı gündemine yeterince almadı. Oysa Kerkük, bin yıldır bir Türk şehridir. Bu bakımdan Türkiye’nin illerinden herhangi birinden eksiği yoktur. Buna rağmen hükûmetin tutumu, her saldırıda olduğu gibi ağır yaralıları tedavi ettirmek üzere Türkiye’ye getirmek için uçak göndermektir. Saldırıları kim, hangi amaçla yapmaktadır, bunların önlenmesi için Türkiye ne gibi uluslararası tedbirler almaktadır; bu konuda hiçbir girişim yoktur. Saldırıyı ana gündem maddelerinden biri olarak ele alan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Irak’ta var olma savaşı veren Türkmen kardeşlerimiz, bugünkü duruma elbette ki son aylar içinde gelmemişlerdir. Altıbuçuk kayıp yılın ağır ve hatta ihanet boyutunda ihmalleri vardır. Hükümetin sessizliği, Türkmen düşmanlığını artırmakta, göç ve asimilasyonla sonuç alınacağına dair muhasım güçlerde cesaret ve ümit uyandırmaktadır. Bilinmelidir ki, Irak’ta yaşayan Türkmen kardeşlerimize karşı işlenecek bir suç, Türk Milleti’ne karşı işlenmiş sayılacaktır. Hükümeti açıklıkla uyarıyorum; göz yumanlar da bu suça iştirak etmiş olacaklardır” dedi. Kerkük’teki saldırı, Türkiye’nin güvenliği ile de doğrudan ilgilidir. Çünkü Kerkük’te patlayan bombalar, bölgede Türklere karşı bir etnik temizlik başlatıldığının göstergesidir. Bu bir insanlık suçu olmakla beraber, aynı zamanda Türkiye’nin güneyinde Türk barındırmak istemeyen bir projenin ürünüdür. Dolayısıyla Türkiye’nin milli güvenliğiyle doğrudan ilgilidir. Genelkurmay Başkanı da bu konuda tepkisini ortaya koymalıdır. Tabii sözle tepki göstermek önemlidir ama yeterli değildir. Türkiye, Türkmenlere yönelik bu katliam karşısında seyirci kalmayacağını bilfiil herkese göstermelidir.