14 Kasım 2011 Pazartesi

6 GÜN KALA



KOZİNOĞLU’YLA BİRLİKTE GÖMÜLMEYEN SIRLAR
Kozinoğlu’yla birlikte gömülmeyen sırlar
Türkiye’nin yıllardır en çok merak ettiği ve kamuoyunun “Hayalet” lakabıyla tanıdığı MİT’çi Kaşif Kozinoğlu, geçtiğimiz Cumartesi akşamı tutuklu olduğu Silivri Cezaevi’nde hayatını kaybetti.
Kozinoğlu, yargılanacağı Odatv davasında 22 Kasım Salı günü ilk duruşmasına çıkacaktı. Duruşmasına 10 gün kala, henüz kesinleşmeyen bir nedenle hayatını kaybetti. MİT’çinin sır ölümüyle ilgili, bütün kamuoyunda olduğu gibi, Kozinoğlu’nun hem yakın çevresi hem de devre arkadaşlarının kafasında soru işaretleri gittikçe büyüyor. En büyük soru işareti ise Adalet Bakanlığı’nın ölüm sebebi olarak “ağır ve yoğun spor yapması” şeklindeki açıklamasının, Kozinoğlu’nun koğuş arkadaşları tarafından doğrulanmaması.
Kaşif Kozinoğlu’nun ölüm haberi duyulur duyulmaz, herkesin ilk tepkisi “Sırlarıyla öldü” oldu. Gazeteler “MİT’in kara kutusuydu” manşetleri attı. Ancak Kozinoğlu, sırlarının bir bölümünü ölmeden önce kendi el yazısıyla kaleme aldı ve bu notları Aydınlık’la paylaştı. Aydınlık, “Kendi el yazısıyla Kozinoğlu’nun sırları” yazı dizisini bugün başlatıyor.
Gündem değiştirecek mektup...
Fethullah Gülen cemaatinin Türk Cumhuriyetlerindeki örgütlenmesi... Cemaat hiyerarşisi ve işleyişi... MİT-CIA-cemaat bağlantıları... Hakan Fidan ve MİT’te yeni dönem... Abdullah Gül-Tayyip Erdoğan-Fethullah Gülen ilişkileri ve karşıtlıkları... Anayasa Mahkemesi ve AKP’ye kapatma davası... Mehmet Eymür ve Ergenekon tertibi... Eymür ve cemaat ilişkileri... Kaşif Kozinoğlu’ndan Türkiye gündemini sarsacak açıklama ve bilgileri el yazısından aynen kamuoyuyla paylaşıyoruz...
MİT'çi Kaşif Kozinoğlu, ABD'nin Gülen okullarını nasıl kullandığını anlatıyor:
Gülen okullarının müdürleri CIA'ya rapor veriyor
1. Özbekistan, Rusya Federasyonu ve en son Türkmenistan Fethullah Gülen okullarını hangi gerekçe ile kapatıyorlar? “İrticai faaliyetler” Görevlilerden bir kısmı da anılan ülkelerdeki bağımsız mahkemelerde yargılanıp hapis cezası alıyor. Diğer kısmı söz konusu ülkeden kovuluyor.
2. Rusya Federasyonu anılan okulları kapatırken bir tespit yapıyor. Basına yansımıştır anılan tespit: söz konusu okulların, “ABD adına istihbari faaliyet gerçekleştirdikleri ve anılan okulların ABD’li istihbaratçıların barınma yuvaları olduğu...”
3. Anılan okulların faaliyet göstermesi için çok büyük meblağlarda para gerekmektedir. Anılan para Türkiye’deki bazı işverenlerin bağışlarından elde edilen paranın çok üzerindedir. Bu paraları ABD vermektedir. (N. Veren* de benzeri şekilde ifade ediyor.)
4. ABD, bu okulları sadece istihbarat ve barınma bağlamında değerlendirmiyor. ABD'nin esas amacı, “Söz konusu okullar sayesinde, İRAN’ın Asya’daki Fundamentalist akımını engellemek ve dengelemek.”
5. Söz konusu okulların 1. düşmanı İRAN’dır. F. Gülen hareketi, ABD İRAN’ı sevmediği için İran’ı düşman bellemiştir.
Anılan ülkelerde belirttiğim şahıslar, özellikle okul müdürleri o ülkelere ilişkin raporlarını da, belli periyotlarda anılan ülkelerdeki CIA temsilcileri ile paylaşmaktadırlar. Ayrıca o şahıslar o ülkelerden bayanlarla evlenip, o ülkenin pasaportlarını da almaktadırlar...

*Nurettin Veren, Fethullah Gülen'in eski Başmuavini ve 35 yıllık yol arkadaşı
Tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi'nde Cumartesi günü henüz bilinmeyen bir nedenle hayatını kaybeden MİT'çi Kaşif Kozinoğlu'nun ölmeden kısa süre önce Aydınlık'a ulaştırdığı mektubunun dün yayımladığımız ilk bölümü geniş yankı uyandırdı. Aydınlık, Kozinoğlu'nun kendisiyle birlikte mezara gömülmeyen sırlarını kamuoyunun önüne sermeye başlamışken, diğer gömülmeyen sırları ise örtülmeye çalışıldı. Kozinoğlu'nun Silivri Cezaevi'nde el yazısıyla hazırladığı 40 sayfalık savunmasına savcının el koyduğu öğrenildi. Cezaevi kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Kozinoğlu, mahkemeye sunmak üzere çok etkili bir savunma hazırladı. Savcı, Kozinoğlu'nun 40 sayfalık savunmasına koğuşuna giderek el koydu. Şimdi yazı dizisine başladığımız bu mektup daha da önem kazandı.
'Para kaynağı ABD'
Dün yayımladığımız bölümde Kozinoğlu, yurt dışında özellikle de Türk Cumhuriyetlerindeki Fethullah Gülen'e bağlı okulların ABD ve CIA ile bağlantılarını anlatıyordu. "Gülen okullarının müdürleri CIA'ya bulundukları ülkelere ilişkin rapor veriyor" diyen Kozinoğlu, söz konusu okulların para kaynağını da söyle ifade etmişti: "Anılan okulların faaliyet göstermesi için çok büyük meblağlarda para gerekmektedir. Gereken para Türkiye'deki bazı işverenlerin bağışlarından elde edilen paranın çok üzerindedir. Bu paraları ABD vermektedir."
Uzun yıllar MİT Asya Ülkeleri Daire Başkanvekilliği görevini yapan Kozinoğlu, mektubunun bugün yayımlayacağımız bölümünde ise Fethullah Gülen cemaatinin Türk Cumhuriyetlerinde bürokrasi ve büyükelçiliklerde nasıl örgütlendiğini, söz konusu ülkelerin Gülen cemaatine karşı nasıl mücadelede verdiğini anlatıyor. İşte Kozinoğlu'nun anlatımıyla Orta Asya Türk Cumhuriyetlerindeki cemaat örgütlenmesinin şifreleri...
'Büyükelçilikler, THY ve TİKA cemaat ofisi gibi'
Kaşif Kozinoğlu, Türk Cumhuriyetlerinde büyükelçilikler, THY ve Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı'nın (TİKA) Gülen cemaatinin ofisleri gibi kullanıldığını anlatıyor
"Kırgızistan'da uzun yıllardır ve halen tüm okulların başında olan şahıs Orhan İnandı, aslında Fethullah Gülen'in 'Asya İmamı'dır. Kırgız Devleti ile irtibatlı olan esasen odur. Büyükelçiden hiçbir farkı yoktur. TC Devleti de bu şahıs üzerinden Kırgız yönetimi ile irtibat kurmaktadır. Anılan şahıs Kırgızistan'da, F. Gülen cemaatinin bilgisi dışında gizli bir şahsi servet de edinmiştir. Haremi vardır. Lüks içinde yaşamaktadır. Kırgızistan servisi tarafından angaje edilmiştir. Kırgız gizli servisi her adımını bilmektedir. Anılan Kırgız servisine de F. Gülen cemaatini anlatmaktadır. Kırgızlar, F. Gülen'in okullarına muhtaç oldukları için şu an itibarıyla kapatamamaktadırlar. Orhan İnandı'dan elde ettikleri tüm bilgileri, Rus ve Çin servisine aktarmaktadırlar. Aslında Rusya ve Türkmenistan'daki okullar, Orhan İnandı'nın verdiği bilgiler sonrası kapatılmıştır.
'Türkiye parsel parsel satılıyor'
Ayrıca Kırgızistan, Kazakistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Afganistan, Tacikistan'daki Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA), Türk Hava Yolları (THY), büyükelçiliklerdeki eğitim, ticari, ekonomik, din ve kültür müşavirliklerinin tamamı F. Gülen'ciler tarafından kapatılmıştır. Söz konusu ülkelerde F. Gülen'ci olmadan iş yapmak, ticaret vb. hiçbir faaliyet yaptırılmamaktadır. TİKA-büyükelçilik-THY'nin açık olduğu (faaliyet yürüttüğü) yerlerde okullar ve işadamları bir ekip şeklinde çalışmaktadır. Tüm bu söylediğim gruplar, bu ülkelerde barınabilmek, ülkeden atılmamak için anılan ülkelerin gizli servislerine aynı zamanda verdikleri bilgilerle, Türkiye'yi de parsel parsel satmaktadırlar.
'ABD okullar kapanmasın diye uğraşıyor'
Türkmen Başı'nın ölümü sonrası Türkmenistan Cumhurbaşkanı olan Berdimuhammedov, öncelikle bakan yardımcılığına kadar yükselen, Türkmenistan sayesinde çok büyük paralar kazanan Ahmet Çalık'ı bitirmiş, gücünü elinden almış ve son olarak da F. Gülen'in okullarını kapatarak aslında çok büyük bir maddi damarı da kesmiştir. İşte Rusya Federasyonu'ndan sonra Türkmenistan'da da okulların kapatılması F. Gülen grubunu çıldırtmıştır. Şimdi kesinlikle sıra Azerbaycan ile Kazakistan'a gelecektir. Bu kapatma olayı fakir olmaları nedeniyle en son Afganistan vb. bölge ülkelerinde olur. Özbekistan'dan sonra Türkmenistan'da da bu okullar kapanmasın diye, ABD'nin çok uğraşısı olmuştur. Ancak RF (Rusya Federasyonu), Özbekistan ve Türkmenistan, anılan okulları ülke güvenlikleri ve Nurculuk faaliyeti yapmaları dolayısıyla kapatmaktadır.
'Nurculukla mücadele departmanı'
Asya'da en yoğun Kırgızistan'da yerleşik durumdadırlar. Özbekistan, F. Gülen faaliyetlerine hiçbir şekilde müsade etmemekte. Yakaladığında ülkeye iade etmiyor, yargılayıp hapse attırıyor. Ancak Özbekistan, her yönüyle bölgenin en önemli stratejik ülkesi olması bağlamında her yolu deneyerek bu ülkeye girmeye çalışmaktadır. Özbekler de bunları kısa sürede yakalamaktadır. Özbek İçişleri Bakanlığı'nda Nurculukla mücadele departmanı kurulmuştur (1994). Aynı yıl Özbekler Türkiye'de çeşitli okullarda okuyan tüm talebelerini geri çekmiş ve Özbekistan'daki okullarını kapatmıştır. Özbekistan'daki büyükelçilikte din müşaviri yoktur.
'Salih, Başbakanlık tarafından korunuyor'
Dışişleri Bakanlığı mensupları, her şeyi tüm çıplaklığıyla bilmelerine rağmen korkudan bu konuda merkezlerine kripto çekememektedir. Özbekistan lideri İslam Kerimov'un muhalifi Muhammed Salih, ABD ve F. Gülen organizesi ile Türk topraklarında barındırılmakta, başbakanlık tarafından korunmaktadır. Muhammed Salih'in kızı ile Emine Erdoğan'ın çok yakın bir arkadaşı evlenmiştir. M. Salih, ABD'nin terör örgütleri listesinde yer alan Özbekistan'a muhalif İslami Hareket adlı terör örgütü ile direkt olarak irtibatlıdır ve örgüte para yardımı yapmaktadır."


MİT’çi Kaşif Kozinoğlu’nun Silivri Cezaevi’nde sır ölümü nasıl aydınlanır bilemeyiz. Ancak Kozinoğlu’nun Aydınlık’a mektubu çok önemli konuları aydınlatacak. 3 gündür yayımladığımız Kozinoğlu’nun mektubundan bölümleri, bu konuda iz sürmek isteyenlerin dikkatine sunuyoruz. Son yıllarda MİT’te yaşanan tasfiye ve dönüşüm, Aydınlık okurlarının yabancı olduğu bir konu değil. Ancak yıllardır MİT’in ciğerinde yer almış, MİT Orta Asya Ülkeleri Daire Başkanvekili Kozinoğlu’nun anlatımları, MİT’in fotoğrafını daha da berraklaştırıyor. İşte Kozinoğlu’nun el yazısıyla MİT’te son durum ve Hakan Fidan…

MİT’çi Kozinoğlu anlatıyor: Tayin ve terfileri Gülen cemaati yapıyor

‘Emniyet’ten sonra sıra MİT’te’

“Hakan Fidan’ın MİT’e gelişi ile söz konusu okullarda (Fethullah Gülen okullarında) çalışan öğretmenlerden birçok isim MİT’e davet edilmiş ve MİT’te göreve başlamıştır. Emniyet Genel Müdürlüğü gibi MİT de F. Gülen cemaatine mensup kişilerce ele geçirilmek üzeredir.

‘Gerektiğinde içki de içerler’

F. Gülen okullarında görev yapan personel, gerekirse eşinin başını açar. Çok az maaş aldıklarını ifade ederler. Lüks içinde yaşarlar. Gerektiğinde içki de içerler. F. Gülen’in okullarını kapatan ülkelerin “kapatma” nedenlerinin metinleri yayınlanırsa bu F. Gülen için ağır bir darbe olur.

‘Gülen tek başına Apo gibi’

Dünya genelinde 800′e yakın F. Gülen okulu vardır. F. Gülen tek başına Apo gibi! Yani kendisinden sonra bir ikinci şahsın olmasına izin vermeyen bir kişilik. F. Gülen neden ABD’ye gitti? Cemil Çiçek Adalet Bakanı iken ‘Türkiye’ye dönebilir’ demesine rağmen neden hâlâ Türkiye’ye dönmüyor? Dönecek mi? Dönecekse ne zaman dönecek?

‘ABD, dönmesine izin vermiyor’

F. Gülen, Türkiye’ye dönmeye korkuyor. Ayrıca ABD dönmesine izin vermiyor. ABD ne zaman verirse izni, o zaman döner. Nurettin Veren bulunup konuşturulmalı. Bu konu çok önemlidir! O adam çok şeyi belgeli anlatacaktır.

‘Atatürk düşmanı yetiştirilir’

Tüm F. Gülen okullarında görev yapan öğretmenler ışık evlerinde yetiştirilmiş gençlerdir. Sorulduğunda ‘askerlik görevlerini yaptıklarını’ söylerler. F. Gülen okullarının talebeleri özenle seçilir. O ülkedeki bürokrat, siyasetçi ve diğer ileri gelenlerin çocuklarıdır. Amaç o nesille, o ülkeyi ileride ele geçirmektir. N. Veren’in açıkladığı milyarlarca dolarlık mal varlığının kaynağı nedir? Bu para birçok ülkenin hazinesinde mevcut değildir. Okullarda görevli öğretmenler, bulundukları ülkenin şartlarına ayak uydurur. Her okulda Atatürk köşesi vardır. Bu, aslında takiyedir. Okullarda talebelere risaleler ezberlettirilir. Atatürk düşmanı olarak yetiştirilirler (dünyadaki bütün okullarda).

Fehmi Koru’nun kardeşi…

Dışişleri Bakanlığı da F. Gülen cemaati tarafından tamamen ele geçirilmiştir. Kurumları ele geçirirken önce personel departmanı’nı ele geçirirler. Örneğin F. Koru’nun (Fehmi Koru) kardeşi Naci Koru, Dışişleri Bakanlığı’nın personel işlerinden sorumlu müsteşar yardımcısıdır. Daha birkaç yıl öncesinde Şikago Başkonsolosu idi. Bunlar atlaya zıplaya ve hiçbir hiyerarşi dinlemeden gitmektedir. Dışişleri Bakanlığı, cemaatçi olmasa bile F. Gülen’in personelinden korkmaktadır. Yurt dışını ziyaret eden tüm siyasetçiler F. Gülen okullarına mutlaka uğrarlar. Onlardan hediye ve para zarfları alırlar.

Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA), tamamen F. Gülen’in kontrolündedir. Dışişleri Bakanlığı bazı konularda, büyükelçilikleri değil, anılan okulların (Gülen okulları) müdürlerini ve o ülkenin TİKA sorumlularını muhatap almaktadır. Korkmaları nedeniyle Dışişleri mensupları bu duruma seslerini çıkaramamaktadır. Emniyet Genel Müdürlüğü’nde (EGM) olduğu gibi, Dışişleri’nde de tayin ve terfileri F. Gülen cemaati yapmaktadır. Birkaç ay içerisinde MİT’te de yapmaya başlayacaktır.”
Aydınlık Gazetesi



ABD ADINA CELLAT OLMAK
Türkiye’nin kaderine bakın. Küresel katiller hatırına kendi insanlarını feda etmek… İnfaz kararı karanlık merkezlerce verilenleri “kanun(!)“ları kullanarak ölüme yollamak… Tıpkı Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’i yabancılara yaranmak için idam sehpasına yolladıkları gibi…
Dün Kemal Bey’i idama yollayan zihniyet, bugün başka isimlerle günümüz Kemal Beyleri’ni ölüme yolluyor. Kemal Bey aleyhine şahitlik yapan işbirlikçilerin torunları, basın yolu ile yalancı şahitlik yapmaya devam ediyor…
Atalarımız boşuna “göl yerinden su eksik olmaz” dememiş.
Kaşif Kozinoğlu Adalet(!) Bakanı’nın tutsak evinde kalp krizi(!) geçirip yaşama veda etti. Vatanına hizmet etmenin bedelini Kemal Bey gibi canıyla ödedi. Allah rahmet eylesin. AB-D’ye rağmen PKK ile mücadele eden kim varsa tek tek intikam alınıyor. Hatta bugünün değil, dünün de intikamı alınıyor. Kimden mi? Emperyalizmin değirmenine taş koyanlardan..
Dersim isyanını bastıranlardan, Şeyh Sait’e dersini hak ettiği gibi verenlerden… 

Mustafa Muğlalı’nın adının kışladan kaldırılması ise, iki büklüm olmuş Genel Kurmay Başkanı’nın resmiyle bir bütünlük arz ediyor.
Erdoğan’ın Dersim katliamı diyerek Türk Devleti’ni sanık sandalyesine oturtması, Seyit Rıza’yı haklı görmesiyle açıklanabilir. Haklı gördüğü Seyit Rıza Kimdir bir bakalım:
“Akıl hocaları Ermeni-Kürt Derneği kurucusu ve Kürtçülük adına her türlü hainliği yapmaktan çekinmeyen Baytar Nuri Dersimi ve Kürt Teali Cemiyetinin bölgedeki uzantılarından Koçgirili Alişir`de kışkırtma ve isyana teşvik gibi görevlerini ifada ön sıradaki yerlerini koruyorlardı.
75 yaşında ki Seyit Rıza, kendisini neredeyse bir Kürt ( oysa Kürt gözüken bu hain seyidim diyerek soyunun Arap olduğunu da kabul etmiş gerçekte ise Türk olduğu bilinmektedir (Alevilerin Etnik Kimliği, Cemal Şener, Etik Yayınları,2002, s.105)) padişahı gibi görmüş, gücüne güvenerek ayaklanmış ancak devlet güçleri baskın çıkmış ve bozguna uğramıştı.
Baytar Nuri`nin önerisiyle İngilizlere mektup yazarak destek aramaya kalkışmıştı. 
İşte o mektuptan ibret verici birkaç satır: ‘Yıllardan beridir, Türk Hükümeti Kürt Halkını asimile etmeye çalışmakta ve Kürt dilini gazete ve dergilerde yasaklayarak, anadilde konuşanlara eziyet ederek, Kürdistan`ın bereketli topraklarından gidenlerden büyük bir bölümünün telef olduğu Anadolu`nun çorak topraklarına zorunlu ve sistemli göçler düzenleyerek, bu halka zulmetmektedir.
Mektup, yalvarmayla (… üç milyon Kürt benim sesimde Ekselanslarına sesleniyor…) sürüyor. Altında Dersim Generali Seyit Rıza imzalı (30 Temmuz 1937) (Belge ve Tanıklarıyla Dersim Direnişleri, S.310)” (Murat Köylü)
“Büyük Kürdistan Hayali” içinde olanlar mütarekenin 7. maddesinden de destek alarak ve mütarekenin imzalanmasından iki ay sonra İngilizlerin desteği ile 30 Aralık 1918 `de alel acele “Kürt Teali Cemiyeti`ni” kurdular.
Kurucuları, daha önce isyan eden çıbanbaşlarının tamamından oluşuyordu. Şeyh Ubeydullah ve hain evlatları, Bedirhan aşiretinin döküntüleri, Babanzade aşireti ve dikkati çeken aşırı bir Kürt Milliyetçisi olan Saidi Kürdi ( Saidi Nursi). 
Ne istiyorlardı; ‘Kürt nüfusunun daha yoğun olduğu bölgelerde İslam Halifeliğine ve Osmanlı Saltananatına bağlı kalmaları kaydıyla özerk bir yönetim şekli’
Peki bu gün, adına Demokratik Toplum Kongresi denen, sivil toplum kuruluşlarını tek çatı altında toplayan PKK ile doğrudan ilişkili olan ve eşbaşkanları Ahmet Türk ( Kendisi Kanco Aşiretinin Başıdır) ve Aysel Tuğluk’tur ( Kendisi Abdullah Öcalan`ın Avukatıdır) oluşum ne istiyor?
Öcalan’ın tek muhatap olarak kabul edilmemesinin ‘Kürt halkının siyasal iradesine saldırı sayıldığı’ vurgulanarak, Kürt halkı topyekûn direnişe davet ediliyor. (Kaynak:Murat Köylü-Haberokur.com)”
İşte Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’nun Seyit Rızası.. Devleti tanımayan ve dış güçlere sığınan bir hain. Tunceli’de katledilen Türk Subayları konu bile edilmiyor. Yani demek isteniyor ki:Onlar devleti tanımamakta haklı, Türk subay ve askerlerini öldürmekte haklı. Kendini savunan asker ise katil(!)…”

Saidi Nursi’ye tapanlar Kurtuluş Savaşında Atatürk’ün yanında yer alan ve Anadolu’yu Kuvva-i Milliye’ye katılmaya ikna eden Libyalı Şeyh Sunusi’yi hiç ağızlarına almazlar, neden?.. Gene Kurtuluş Savaşına destek veren Diyap Ağa’yı ağızlarına almazlar ama hain Seyit Rıza ağızlarından düşmez(!).. Neden?.. Büyük dedeleri de Seyit Rıza gibilerin safında yer aldığı için olabilir mi acaba?
Dünü bilmeyen dünün hesabının bugün görüldüğünü de anlayamaz.
Atatürk’ün “fitne yuvası” dediği Patrikhane baştacı ama Kurtuluş Savaşı madalyasına sahip Papa Eftim’in torunu 4 yıldır Silivri zindanında tutsak. ULU Önder’in “Fesat ve ihanet yuvası” dediği Fener Kilisesi’nin Papazı 6. Konstantin, 1925’teki mübadele sırasında Sirkeci’den trene bindirilerek Yunanistan’a gönderildi. O papazın kemikleri AKP izniyle 86 yıl sonra İstanbul’a getirildi ama Mustafa Muğlalı Paşa’nın adı ömrünü verdiği ordusunun kışlasında kalamadı. Yazık!!.
PKK ile mücadele eden askerleri Hasdal-Silivri hattına hapsederek Şeyh Sait ve Seyit Rıza misyonu karşımıza yeniden dikiliyor.

Şeyh Sait ve Seyit Rıza nasıl İngilizler’e sığındı ise, onları savunan, olmayan şereflerini iade etmeye kalkanlar da “Ankara’nın şerrinden Bürüksel’in şefaati iyidir” diyerek aynı merkezlere sığınıyor.
Dünün ihanet ittifakı bugün aynı ittifak içinde, görmüyor musunuz?
Cumhuriyeti kuran irade kin ve nefret olmasın, kaynaşma sağlansın diye ihanet eden isimleri sadece arşivlerinde kayıtlı tuttu, yeni nesillere öğretmedi. Artık zamanıdır. Bu arşivler millete açıklansın ki, Ergün Poyrazlar açıklamak zorunda kalıp diyet ödemesin. Hep diyorlar ya; “geçmişimizle barışalım” diye.
Artık biraz da kendileri şu geçmişleri ile barışşınlar da biz de görelim…
Erdoğan 4 Kasım 2002 tarihinde, ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz’e özel kurye ile gönderdiği mektubu nasıl bitiriyordu:

“Samimiyetle sizin olan
, Recep Tayyip Erdoğan,
Genel Başkan” (1)*
“Sizin olan Recep Tayyip Erdoğan”(!)…
Tıpkı Vahdettin‘in mektubunda yazdığı gibi…
Bu psikolojinin özü nedir biliyor musunuz? Seyit Rıza, Şeyh Sait, Saidi Nursi ve Vahdettin gibileri aklıyarak aslında vicdanlarda kendini aklamaktır. Aynı yolu izleyenler, aynı figürlerden nefret edenler önce aynı yolu izledikleri kişileri meşrulaştırmalı ki, kendileri de o yoldan meşrulaşabilsin.
Kurtuluş Savaşı’nda Yunan, İngiliz, Fransız yanında yer alıp Kuvva-i Milliye’ye karşı savaşan hainler kaybedip yargılandıklarında kinlerini çocuklarına aktardı. Binbir yalan ve nefreti soylarına ekerek sürdürdüler. Onlar benim “merdiven altı üretim” dediğim zehirli, yalan bir tarih üretti. Fısıltı şeklinde ve “aslında” diye başlayan yalanlar serisi... Tabii bu arada hazır zemin bulmuşken yabancı istihbaratlar da boş durmadı.
Emperyalizm kaybettiği savaşın intikamını kendi kuralınca alacaktı. Türkler sadece emperyalizmi yenmekle kalmamış, aynı zamanda mazlum milletlere de örnek olmuştu. Mafya usulu çalışan emperyalizm, baş kaldırandan intikam almalı ki, birdaha başka bir lider çıkıp “Milli Devlet” kurmaya kalkmasın.
Kaddafi ve Saddam’ın o kadar aşağılanarak öldürülmesi bu yüzdendir. Mafya haraç vermeyeni nasıl yol ortasında kurşunlarsa, nasıl karısının koynundan alıp kafasına sıkarsa, mafya devletler de aynı yolu izler. Onlara yardım ve yataklık eden yandaşlar ise şeytani güçlerin “fedaisinden” başka birşey değildir.
“Merdiven Altı Üretimi” zehirli tarih yalanları ile muhafazakar bir kesim zehirlendi. AKP ve Erdoğan’ın beslendiği tarih bilgisi işte bu merdiven altı üretim bilgilerinden ibarettir.
Günümüze geldiğimizde anlıyoruz ki, aslında Lawrence’lar daima içimizde imiş. Ve onlar satın alacak Şerif Hüseyin‘leri daima bulmuşlar.
Kaşif Kozinoğlu’nun ölümü(!) ile başlayan yazımı neden yakın tarihe yolculuk yaptırarak devam ettirdim?
Çünkü dünü bilmeyen bu güne teşhis koyamaz. Nokta!

İstiklal Mahkemeleri’ni sürekli kin ve nefret ekmek için kullanan “merdiven altı üretim”in sahipleri, kendileri için öyle nefret tohumları ektiler ki, öyle zulümlere ortak oldular ki, ektikleri nefret yedi sülalelerine yetip de artar bile.
Bu zulüm, bu ölümler onları mezarlarında bile takip edecek!..
Kuddisi Okkır, Kaşif Kozinoğlu… Onlar AB-D adına cellatlığa soyunanların öldürdüğü yeni Kemal Beyler’dir! Yurt dışından gelerek teslim olan Rahmetli Kozinoğlu kaçmayıp teslim oldu ama “kaçma(!)” ihtimaline karşılık esir edildi. Sonra mezara yolcu edildi.
Uçgun Geray böbrek hastası idi, tutuklanıp sorgulandı ve o süreç sonunda vefat etti.
Asuman Özdemir emekli bir bankacıydı. Evinde oturmak yerine vatan derdine düştü. Tutuklandı, PKK’lıların içine atıldı. İleri derece siroz hastası olduktan sonra bırakıldı. Eşi mahkeme yollarında yoruldu. Üzüntüye yorgun kalbi dayanamadı ve Asuman Özdemir bırakıldığında sevinemeden eşini kaybetti. Şimdi Asuman Hanım’ın hastalığı son safhada ve hasta bir oğlu var.
İsmail Yıldız ilk tutuklananlardan bir isim… Şimdi Bakırköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları bölümünde tedavi görüyor. 50 kiloya düştüğü söyleniyor. Avukatı yok. Ailesi ziyarete gelemiyor. Eşi başlarda bir defa gelmiş, yeni doğan çocuğunu görsün diye…
Mehmet Demirtaş… Gazcılık yapıyormuş… Sözde bulunduğu söylenen bombaların olduğu evde eskiden kiracı oturmak gibi bir şanssızlığı var.. İzlediğim davasında savunma yaparken; “-Tahliyemi istemiyorum, biliyorum ki kontenjan sınırlı. Bizim dükkan da ahlaksız tekliflere kapalı (gizli tanık ol bırakalım tekliflerini kast ediyor).” Diyordu.

Örtülü eşi ve kızı bir köşede davayı seyrediyordu. Sonra öğrendik ki, iki aileyi omuzlayan ağabey iflas etmiş ve intihar etmiş.
Anlayacağınız sadece Hasdal ve Silivri’dekiler esir değil. Onların bütün aileleri de esir.
Şener Eruygur nasıl olduysa merdivenlerden düştü(!)… O artık bir çocuk gibi bakıma muhtaç…
Bizans medyası tarafından linç edilen kahramanlık madalyası sahibi gazimizin intihara sürüklenişi… Askerlerimizin onur intiharı…
Yani, Derviş Mehmediler’in torunları Kubilay’ın başını kesmeye devam ediyor…
“Yaralı bırakmak olmaz” diyerek köklerine ne kadar sadık olduğunu gösteriyor.
Tolon ve Eruygur Paşa’yı içeri aldıklarında PKK’lı mahkumlarca yuhalandıklarını da unutmayalım.
Dünü bilmeyen bu güne teşhis koyamaz! NOKTA!!.
Peki yabancı istihbarat maşaları ne durumda, bir de onlara bakalım:
Bebek katili, uyuşturucu kaçakcısı, 35 bin insanın ölümünden sorumlu vampir, tecavüzcü Apo ne durumda?
Odası Avrupa’dan gelen kağıtlarla döşendi. Davası bitmiş olmasına rağmen avukatları vasıtası ile örgütünü yönetti. Canı sıkılmasın diye yanına arkadaş yollandı. Doktoru daima hazır ve nazır(!)… Silivri-Hasdal hattında esir olanlar Erdoğan-Arınç-Gül ve “kulları” tarafından linç edilirken bebek katili Erdoğan’ın “Sayın” hitabıyla adam yerine kondu. Silivri-Hasdal esirleri Bizans medyası tarafında sürekli dövülürken, Apo ve PKK barış güvercini yapıldı.
Sahi, İmralı’dan asker neden çekilmek istenmişti? Yerlerine neden polis kondu? Narko terörist tecavüzcü ile görüşen devlet erkanı saklı kalsın diye mi acaba? Öyle ya, böyle bir katilden “Mandela” çıkarmak ne kadar gayret edilirse edilsin kolay değildir tabii(!)…
İnsanları “domuz bağı” ile bağlayıp canlı canlı gömenler serbest bırakıldı ama devletin verdiği görevden başka birşey yapmayan Kozinoğlu ölüme yollandı.

Domuz bağcılara hapiste “internet” keyfi sağlanmış ama Silivri sakini gazeteci ve vekiller elle yazmaya devam ediyor.
Ve Boğazlayan Kaymakamı Kemal Beyler aynı ellerce ölüme yollanmaya devam ediyor…
Dün İngiliz Mandası diyenler Malta Sürgünlerine nasıl payanda oldu ise, bugün ABD mandası diyenler CİA rehberliğinde Kozinoğulları’nı ölüme yolluyor…
Bu tabutlar AKP’yi ilelebet takip edecektir.
AKP 9 yıldır kin ekiyor, ölüm biçiyor.
Hiçbir zulüm ilelebet değildir!

Her Firavun’un saltanatını bitirecek bir Musa vardır. Her Nemrut’un saltanatını bitirecek bir İbrahim, her Ebucehil’in cehaletine son verecek bir Muhammet(s.a.) mutlaka yaratılmıştır. Çünkü Allah zalim değildir.
13 yaşındaki kızı cahiliye devrindeki gibi “yargı kararı ile” diri diri toprağa gömenlerin saltanatı mutlaka yıkılacaktır!..

Şeytan bazen fenerci olduğunu zanneder ama aslında fenercisi tarafından “esir” edildiğini enaniyeti dolayısı ile anlayamaz.
Zulüm ve nefret ekenler gün gelir zehir yemeye mecbur kalır.
2. Van depremindeki olaylar için Erdoğan “biz de yargıyı harekete geçireceğiz” diyor. Demokratik bir ülkede başbakanlar yargıyı harekete geçirmez. Yargı suç unsuru bir durum görürse kendisi harekete geçer.
Başbakanların harekete geçirdiği yargı ise Türkiye’de gördükleriniz gibi olur.
(1)*Bu mektup, 17 Ocak 2004 günlü Star Gazetesinde Hayrullah Mahmut’un köşesinde yayımlanmış, fakat bugüne kadar yalanlanmamıştır.




"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

13 Kasım 2011 Pazar

MİSYONER PAPAZ OKULUNA FETTULLAH'TAN 2 000 000 DOLAR BAĞIŞ

AŞAĞIDAKİ OLAY DOSTLUK ÖTESİ
MÜSLÜMAN GÖRÜNÜMLÜ PAPAZ YETİŞTİREN MİSYONER OKULUNA FETTULLAH PAPAZLARI BİLE ŞAŞIRTAN BİR BAĞIŞTA BULUNDU.
2 000 0000 $.
PAPAZLAR ŞOKTA.
MÜSLÜMAN BİR CEMAATTEN BÖYLE BÜYÜK BİR BAĞIŞIN İLK DEFA OLDUĞUNU SÖYLÜYORLAR.
VAN'DA MÜSLÜMANLAR DONARKEN, AKP DİLENCİ GİBİ EL AÇMIŞKEN FETTULLAH PAPAZLARA YAPTIĞI 2 000 0000 $ LIK BU BAĞIŞ İBRETLİKTİR. MÜSLÜMANLARDAN TOPLANAN BAĞIŞLARLA MÜSLÜMANLARA PAPAZ YETİŞTİRİLİYOR.
SONRA BUNA BAKIN ANLAYIN:
 FETTULLAHIN BAĞIŞ YAPTIĞI YERDEN:)) 2 RESİM http://www.hartsem.edu/pages/about-us/Praxis/aug06.pdf


İMAM ABDULLAH ANTEPLİ,FETHULLAH GÜLEN HAYRANI ÇIKTI.
ABD Temsilciler Meclisi’nin açılış duasını yapan Türk İmam Abdullah Antepli, Fethullah Gülen hayranı çıktı.
Ermeni "soykırım" tasarısının ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde oylanmasından bir gün önce Kongre’de ilginç bir gelişme yaşanmış, Temsilciler Meclisi’nin açılış duasını, bir Türk imam yapmıştı.
Kuzey Carolina’daki Duke Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Abdullah Antepli, açılış törenindeki duada, Kongre üyelerinden din, dil, ırk farkı gözetmeksizin ülkelerine en iyi şekilde hizmet etmelerini istemişti.
Abdullah Antepli, aynı zamanda Amerika’daki üniversitelerde görev yapan az sayıdaki Müslüman din adamlarından biri. Antepli, üniversitede ders vermenin yanı sıra, Müslüman öğrenci ve öğretim görevlilerine dini danışmanlık da yapıyor.
Amerikan’ın sesi radyosuna yaptığı açıklamada Temsilciler Meclisi'ni dua okuyarak açmanın, kendisi için çok büyük bir onur olduğunu söyleyen Abdullah Antepli Duke Üniversitesi'nde ders veriyor.
Abdullah Antepli, Amerikan’ın sesi radyosuna bir açıklamada Müslümanların Amerikan toplumunda hak ettikleri yeri kazanması için yaptıkları çalışmaların devam edeceğini söylemişti.
Fethullah Gülen Hayranı
Amerika'daki üniversitelerde görev yapan az sayıdaki Müslüman din adamından biri olan Abdullah Antepli’nin faceebook sosyal paylaşım sitesindeki sayfasında çok ilginç bilgiler var.
Abdullah Antepli, Fethullah Gülen hayranı. Antepli’nin hayran olduğu diğer ünlü isimler; Necip Fazıl Kısakürek, Abdülhamit Han ve Greg Mortenson.
Greg Mortenson, “Genç Okurlar İçin Üç Fincan Çay” adlı kitabıyla tanınıyor.
Abdullah Antepli’nin hayran olduğu ünlülerden birisi de ünlü müzisyen Yusuf İslam.
Türkçeyi en iyi öğrenen öğrencileri ödüllendirmek amacıyla 2003 yılından beri düzenlenen Uluslarası Türkçe Olimpiyatları Abdullah Antepli’nin hayranı olduğu kuruluşlar arasında.

antigazete.com


HAYIRLI OLSUN!
FETHULLAH GÜLEN CEMAATİNDEN PAPAZ OKULUNA 2 MİLYON DOLARLIK BAĞIŞ!
Sonunda bu da oldu! İlk kez Müslüman bir cemaatten, Hristiyan misyonerler yetiştiren bir okula tarihi değerde bir para yardımı yapıldı. Dinlerarası diyalogun bir parçası mı bu bağış? Yoksa başka sebepler mi var? İşte çok ilginç haberin ayrıntıları!
13.11.06 12:07
TURKISH AMERICAN JOURNAL'IN HABERİ
Hartford Seminary'e (Papaz Okulu) müslüman bir cemaatten Modern İslam üzerine araştırma yapılması için $2 milyon dolarlık bir para bağışı yapıldı.
Hartford Seminary halkla ilişkiler müdürü David S. Barrett yaptığı açıklamada,  "Hartford Seminary tarihinde ilk defa müslüman bir cemaatten bu kadar büyük bir bağış" aldıklarını söyledi.  Alınan en büyük bağış ise 1997'de $6 milyon dolardı.
Perşembe günü Papaz Okulu (Seminary) tarafından basına yapılan açıklamada bu bağış; Fethullah Gülen cemaati adına Ali Bayram tarafından yapıldı. Ali Bayram "Bu para İslamın yanlış anlaşılmasını önlemek amacı ile Modern İslam Kürsü'sü kurulması için verildiğini" söyledi.
$2 Milyon Dolarlık bağış; İslami kurallara göre toplanan paralardan elde edildiğini yani kumar, alkollü içki  ve sigara satışından elde edilmediğine dikkat çekildi.
Yeni kurulacak Modern Islam Kürsü'sü: McDonald Merkezinde faaliyet gösteren Hartford Seminary Papaz Okulunun İslam ve Hiristiyan-Müslüman İlişkileri Bölümü altında araştırma yapacaktır.
Seminary Papaz Okulu uzun yıllardan beri Gülen cemaati ile çalışmaktadır. Bu cemaat İslam adına şiddeti red etmekte ve bu cemaatin çok sayıda öğrencileri ve din adamları buradaki Papaz Okuluna gelip araştırma yapmaktadırlar. Gülen'nin takipçileri İslam'dan taviz vermeksizin modernizmi, diyaloğu, hoşgörüyü ve demokrasiyi savunmaktadırlar.
Hartford Seminary Papaz Okulu başkanı Heidi Hadsell'de "alınan $2 milyon dolarlık bağış;  Modern İslam üzerine araştırma, eğitim yapmak ve elde edilen sonuçları günümüz dünyasına ilan etmektir" dedi.
---------------------------------------
Dr. Ali Bayram Kimdir?
Fatih Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyelerinden.
 --------------------------------------------------------------
Hartford Seminary tarihine kısa bir bakış:
Hartford Seminary 1833 yılında Amerika'nın Connecticut eyaletinde kuruldu, Kuzey Amerika'daki 230 Hıristiyan misyoner okullarından en eskisidir.
Bir zamanlar Papaz yetiştiren bu misyoner okulu 1970'li yıllardan beri Hıristiyan-Müslüman diyaloğuna yönelmiş durumda. Fakültede sadece rahipler değil cezaevlerinde istihdam edilmek üzere imamlar da yetiştiriliyor. Hartford Seminary misyonerlik  faaliyetlerinden yöntem değişikliğine 1970'li yıllarda başlamış. Klasik anlayışı terk ederek Müslümanlar ile diyalog arayışına girişilmiş. Ve sonuçta fakültede İslami eğitimin de verilmesine karar verilmiş. İmam'lık sertifikası almak isteyen öğrenciler, iki ayrı bölümden oluşan bir ders programına tabi tutuluyor. İlk bölüm akademik ders programı. Müslüman hocalardan ilgili konularda eğitim alıyorlar. İkinci bölümde ise uygulama yapılıyor. Çeşitli cemaatlere mensup hocalar fakülteye davet edilerek öğrencilere konferans verdiriliyor. Bu konuda Amerika'daki Müslümanların en büyük kuruluşu olan Islamic Society of North America (ISNA) ile işbirliğine gidilmiş.  Bu yıl ISNA'nın başına Hartford Seminary öğretim üyesi bayan Ingrıd Matson getirilmiştir.
Ingrıd Matson, Harford Seminary yayın organı The Muslim World dergisinin editorü ve aynı zamanda ABD ve İsrail çifte vatandaşı sayın Ibrahim Abu-Rabi ile bu dergiyı çıkarmaktadırlar.
The Muslim World 1911'de yayın hayatına giren bir misyoner dergisidir. Dünyada hızla yayılan İslam'ı durdurmak, müslümanları hiristiyanlaştırmak ve Osmanlı'ının batıya yayılmasını önlemek için yapılan araştırmaları desteklemek ve yayınlamaktı
HABERİN ORİJİNAL LİNKİ
BU DA MİSYONER OKULUNUN KENDİ İNTERNET SİTESİNDEKİ AÇIKLAMASI


DANSÖZLER DEVREDE:
“MİSYONER PAPAZ OKULU İSLAMİYETİN YANLIŞ TANINMASINI ENGELLEYECEK” MİŞ.
HER AÇIKLAMADA BATIYORLAR.

ABD PAPAZ OKULUNA İSLAM KÜRSÜSÜ
Papaz okuluna İslamiyetin yanlış tanınmasını engellemek amacıyla kurulacak İslam Kürsüsü için verilen 2 milyon dolar, 'misyoner okuluna bağış' olarak yorumlandı.

İslamiyet'in imajının Batı nezninde kurtarılması için yapılan hayır girişimi, "Misyoner okuluna yardım" olarak lanse edildi.

Konuyla ilgili verilen habelerde: "Misyonerlere Gülen'den Bağış" vurgusunun yapılması dikkat çekti.

ABD'de yayınlanan bir gazetenin haberine dayandırılan bilgilere göre, Gülen cemaati lideri Fethullah Gülen 'in, ABD'deki misyoner okulu Hartford Seminary'ye ''Modern İslam'' üzerine araştırma yapması için 2 milyon dolar bağışta bulunduğu ileri sürüldü ve Söz konusu miktar, okul tarihinde Müslüman bir cemaatten alınan en yüksek miktardaki bağış olarak kayıtlara geçti.

ABD'deki Turkish-American Journal'de yer alan bilgilere dayandırılan haberlere göre, söz konusu bağışı Gülen cemaati adına Fatih Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyesi Ali Bayram yaptı. Hartford Seminary Halkla İlişkiler Müdürü David S. Barrett yaptığı açıklamada, Hartford Seminary tarihinde ilk defa Müslüman bir cemaatten bu kadar büyük bir bağış aldıklarını söyledi.

Turkish-American Journal'de yer alan bilgiler, misyoner okulunun aldığı en büyük bağışın 1997'de 6 milyon dolar olduğunu ortaya koyarken Gülen'in bağışını yapan Bayram, ''Bu para İslamın yanlış anlaşılmasını önlemek amacı ile Modern İslam Kürsüsü kurulması için verildi'' gerekçesini gösterdi. 2 milyon dolarlık bağışın İslami kurallara göre toplanan paralardan elde edildiğine, yani kumar, alkollü içki ve sigara satışından edinilmediğine dikkat çekildi.

Turkish-American Journal'de, söz konusu bağışla kurulacak ''Modern İslam Kürsüsü'' nün, McDonald Merkezi'nde faaliyet gösteren Hartford Seminary Papaz Okulu'nun İslam ve Hıristiyan-Müslüman İlişkileri Bölümü altında araştırma yapacağı bilgisi yer alırken şu değerlendirmelere de yer verildi: ''Seminary Papaz Okulu uzun yıllardan beri Gülen cemaati ile çalışmaktadır. Bu cemaat İslam adına şiddeti reddetmekte ve bu cemaatin çok sayıda öğrencisi ve din adamı buradaki Papaz Okulu'na gelip araştırma yapmaktadır. Gülen'in takipçileri İslamdan taviz vermeksizin modernizmi, diyaloğu, hoşgörüyü ve demokrasiyi savunmaktadırlar.''
Haber7
Not:
1-97 de 6 milyon dolar almış.Yani 2 milyon dolar en büyük bağış değilmiş.
2-Misyoner papaz okuluyla Fettullahın uzun yıllar birlikte çalışıyormuş.


BU BAĞIŞ İLK DEĞİL.
FAKAT DİĞERİ YALANLANDI.
BUNUN FARKI İSE:
 SAVUNULUYOR OLUŞU

FETHULLAH GÜLEN CEMAATİNİN 2 MİLYON DOLAR BAĞIŞLADIĞI PAPAZ OKUL
İşte Papaz Okulu gerçeği!!! İslam’a hakaret eden Misyonerlere, Gülen Cemaati 2 Milyon Doları niye verdi?
 ABD’de 1833′den beri Kiliselere papaz yetiştiren ve Müslümanları Hristiyanlaştırma projesine hizmet eden Misyoner Okuluna Fethullah Gülen Cemaati’nin 2 milyon Dolar bağış yapması büyük yankı yarattı. Medya Faresi’nden sonra bu haber büyük gazetelerde de m
Turkish-American Journal’ın haberi.
Türk medyasında 14 Kasım 2006′da Gülen Cemaatinden “Papaz Okuluna 2 Milyon Dolar Bağış” adlı haberler çıktıktan sonra Hartford Seminary bu bağış ile ilgili oluşan tepkiler üzerine Papaz okulu web sitesindeki ilgili haber makaslanarak yeni versiyonu yayınlandı. 14 Kasım 2006 ‘dan önceki haber ve 14 Kasım 2006′dan sonraki haberin orijinali;
Gülen Cemaati adına Dr Ali Bayram’ın Hartford Seminary’e yaptığı para bağışı anlaşması imza töreni ve ilgili yapılan basın açıklamasında 14 Kasım 2006′daki versiyonda silinen ifadeler şunlardır. Bir misal Şöyleki:
Hartford Seminary’s Macdonald Center for the Study of Islam and Christian-Muslim Relations, through co-director Ibrahim Abu-Rabi’, has worked with the Gülen community since 1999 and participated in the discussions leading to the $2-million gift. “I am appreciative of Ibrahim’s support and the Seminary owes him thanks for his effort,” Hadsell said.
“Hardford Seminary MacDonald Merkezi İslam-Hiristiyan İlişkileri Bölümü Müdürlerinden İbrahim Abu-Rabi’inin Gülen Cemaati ile 1999 yılından beri çalıştığını ve yapılan 2 milyon dolarlık para bağışı için gösterdiği gayretten dolayı Hartford Seminary adına kendisine minnettar olduğumuzu arz ederim” Hadsell.
Gazetelerde çıkan haberlerden sonra Papaz Okulu Hartford Seminary yönetimi bir açıklamada bulundu. Yapılan açıklamanın bir kısmının Türkçe tercümesi;
Hartford Seminary Başkanının yaptığı basın açıklamasında Diyanet İşelerinden sorumlu Devlet Bakanı Sayın Mehmet Aydın ilede bağlantılı olarak beraber çalıştıklşarını söyledi. Şöyleki;
We are proud to host many Turkish students and scholars who have been studying Islam and Christian-Muslim relations at Hartford Seminary. In addition, the Seminary has a partnership with Turkey’s Ministry of Religious Affairs. The Minister, Mehmet Aydin, and other ministry officials recently visited Hartford Seminary, and we are finalizing a student exchange through which the ministry will endorse students from Turkey to come to the Seminary to study interfaith dialogue.
Türk öğrencilerininin ve bilim adamlarının İslam_Hiristiyan İlişkileri Bölümünde yaptıkları çalışmalardan ötürü memnuniyetimizi arz ederiz. Diyanet İşelerinden sorumlu Devlet Bakanı Sayın Mehmet Aydın ile ve diğer bakanlık görevlileri Hartford Seminary’i resmi olarak ziyaret etmişler ve yapılan ziyaret neticesinde Hartford seminary’e Türkiye’den öğrenci değişimi programı için bakanlık ile yapılan anlaşma neticesi hazırlıklar bitim aşamasına gelmiştir. Türkiye’den buraya gelecek öğrenciler dinlerarası diyalog üzerine eğitim alacaklardır.
Papaz Okulu başkanı Heidi Hadsell yaptığı basın açıklamsının son kısmında Drç Alı Bayramın yapacağı para bağışı hakkında basında yapılan haberler den dolayı Drç alı Bayram maalesef yanlış anlaşılmıştır.Aramızda varılan anlaşma neticesinde 2 milyon dolar bize bağışlanacağı taahhüt edilmiş ve aramızda bir anlaşma imzalanmıştır.
Birkaç gün sonra Türkiye’ye gelip bu konu hakkında daha detaylı görüşme yapmak dileği ile.
Heidi Hadsell
Statement by Hartford Seminary President
November 13, 2006
PEKİ PAPAZ OKULU HARTFORD SEMINARY ve THE MOSLEM/MUSLIM WORLD DERGİSİ NEYE HİZMET EDİYOR?
Gulen Cemaati tarafından Papaz okulu Hartford Seminary’e 2 Milyon Dolar para bağışı haberi basında yayınlanmasından çok önce Hartford seminary hakkında araştırma yapmıştık.
Araştırma gurubumuz farklı etnik ve dinlerden oluşan araştırmacılardan oluşmaktadır. Papaz okulu Hartford Seminary hakkındaki araştırma dosyası iki bölümden oluşmaktadır. Birinci kısmı bu okulun Kuruluşu, misyonu ve yayın organı The Moslem World (Müslüman Dünyası) dergisi hakkındadır. İkinci bölümü ise Bu kuruluşun bugünkü misyonu ve ona destek veren kişi ve kuruluşlar hakkındadır. Birinci kısmı aşağıda sunuyoruz.
Hartford Seminary ve Yayın organı The Moslem World Dergisi Hakkında Bir Değerlendirme
Hartford Seminary (Papaz ve Misyoner Okulu) 1833′te kiliselere papaz yetiştirilmek üzere kurulan bir misyoner kuruluşudur. 1900′lü yılların başında Hartford School Missions (Hartford Misyoner Okulu) misyonerlik hizmeti vermiştir. Bugün Hartford Seminary Foundation olarak adlandırılmakta olan bu kuruluş papaz yetiştirmenin yanında kilisenin toplumdaki yeri ve rolü, İslam, Hiristiyan -Müslüman ilişkileri üzerinde araştırmalar yapmaktadır. Hartford Seminary The Muslim World adlı bir dergi yayınlamaktadır. Bu derginin editörü; İbrahim M. Abu-Rabi’dir yardımcısı ise Kuzey Amerika Müslüman Toplumu (ISNA) kuruluşunun Başkanı İngrid Mattson’dir. Bu dergi 1911′de yayına başlayan The Moslem World’un yeni adıdır.
Bu derginin yayınlanmasında neler amaçlanmıştı?
Dergi Hiristiyan misyonerlerin; İslamı ve Müslümanları hıristiyanlaştırma konusunda eğitilmesi için araştırma yapmaktı. Bu derginin esas amaçlarından biride Osmanlılar tarafından Avrupa’da hızla yayılan İslamın nasıl durdurulacağı üzerinde idi. Bunun yanında menfi propagandalar ile İslam aleyhinde negatif bir imaj meydana getirmekti. Bu konu hakkında The Moslem World dergisınde yayınlanmış makalelerden bazı misaller şöyle sıralanabilir:
Editör’ün Notu adlı bölümde “Dünya genelinde Müslümanları maddi ve manevi olarak Hiristiyanlığa yönlendirmek, Hiristiyanlığın önündeki İslam engelini kaldırmak ve Müslümanları Hiristiyanlaştırmaktır. Pratik olarak Müslümanların İslama sevgi ve muhabbetlerini azaltıp dinlerinden uzaklaştırarak manen yaralayıp Müslümanları, İsa’yı kurtarıcı olarak arzu edecek kıvama getirmektir.” (Cilt. 1, No. 1, Ocak 1911, Sayfa: 3)
“İstanbul (Costantinapol) İslamın Merkezidir” adlı bir başka makalede ise “Bugün Türkiye’deki Müslümanlar Hiristiyanların Tanrısına ve İsa’nın mesih olduğuna inanmaktadırlar. Genelde Türk köylüleri arapça bilmediğinden Kur’an hakkında kulaktan dolma bilgilere sahip cahil insanlardır. Bu kişiler ilmi bir eğitime sahip olmadıklarından dolayı kolaylıkla Hiristiyanlaştırılabilirler.” (Cilt. 1, No. 3, Haziran 1911, Sayfa: 231) Bu dergide, İslamı ve Müslümanlığı yıpratıcı yayınlarının yanında Peygamber efendimize (A.S.M.) hakaret içeren makaleler de yayınlanmıştır.
Şöyleki; “Muhammedi’lere Misyonerlikle Tesir Etmek” adlı yayınlanan bir makalede “İslam uzlaşma dinidir. Bu dinin kurucusuna karşı menfi hisleri uyandırarak yani onun din duygusunu kendi politik hırsı için kullandığını ve doğruluğu savunmasının nedeni ise; ahlaksız, cinsel arzu ve isteklerine ulaşmak için yaptığını nazara verip bu şekilde Muhammedin sevgisini Müslümanların kalbinden çıkararak başarılı olunabilecektir.”(Vol. III, No.1, Ocak 1, Sayfa:5)
Bu son alıntıda da açıkça görüleceği gibi son günlerde Papa XVI. Benedict’in yeniden dillendirdiği İmparator II. Manuel’in Hz. Muhammed ve İslam hakkındaki hakaret içeren sözleri ile parallelik arz etmektedir. The Muslim World dergisinin tarihi misyonu yukarıdaki alıntılardan da anlaşılacağı üzere, Hartford Seminary; İslam’ı yozlaştırmak ve Müslümanların imanını tahrip edici yayınlara devam etmektedir. Genellikle taklidi imana sahip müslümanlar arasında etkili olmaya çalışmaktadır. Hartford Seminary “Ilımlı İslam” adı altında İslam’ı yeniden yorumlayan kişileri yetiştirmektedir. Hartford Seminary bir çok İslam ülkesinden gelen müslüman öğrencileri sözde İslam konusunda eğitmektedir. Ne gariptir ki Türkiye’den de bazı Müslüman cemaatler bu okula maddi destek vererek öğrenci de sağlamaktadırlar.
İslam ve Hz. Muhammed (A.S.M) hakkında hakaret dolu yayınlar yapmış olan bu misyoner kuruluş şimdi de Müslümanlara İslam hakkında sözde eğitim vermektedir. Arzu eden kişiler yukarıda sözü edilen makaleleri herhangi bir üniversiteden (özellikle ABD’de) temin ederek The Moslem/Muslim World dergisinin misyonu hakkında daha fazla bilgi sahibi olabilirler. Müslümanların bu ve bunun gibi bazı organizasyon ve dini cemaatler tarafından İslam’ın tahrip ve dejenere edilmesi tehikesine karşı uyanık olmaları zaruridir.


"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

12 Kasım 2011 Cumartesi

SEÇTİĞİM FİLMLER (PRESTİJ VE APOKALİPTO)

PRESTİJ:
http://www.filmifullizle.com/prestij-the-prestige-filmi-full-izle.html
Beğenilen yönetmen Christopher Nolan’dan (“Memento,” “Batman Başlıyor”) illüzyon kumaşından örülmüş bir macera geliyor. Bu beklenmedik dönüşlerle dolu gizemli öyküde, Viktorya Devri’nde iki sahne sihirbazı, giderek şiddetlenen bir savaşa ve birbirlerinin mesleki sırlarını ortaya çıkartmak için doymaz bir susuzluğa dönüşen güçlü bir rekabete girişiyorlar. Bu iki görkemli adamın cüreti tutkuya, şovmenliği bilime ve hırsı dostluğa kırdırmalarının sonuçları tehlikeli, ölümcül ve hileli oluyor. Her şey yüzyılın başında, hızla değişen Londra’da başlıyor. Sihirbazların ünlü ve en üst mertebede idol olarak kabul edildikleri bir zamanda, iki genç sihirbaz şöhrete giden yolu çizmeye başlarlar. Gösterişli, sofistike Robert Angier (HUGH JACKMAN) tam bir şovmenken, yontulmamış ve gelenekçi Alfred Borden (CHRISTIAN BALE) sihirli fikirlerini gösterme yeteneğinden yoksun, yaratıcı bir dahidir. Birbirlerini takdir eden arkadaşlar ve ortaklar olarak yola çıkarlar. Ama en büyük numaraları ters gidince, aralarında ömür boyu sürecek bir düşmanlık başlar; ikisi de bir diğerini geçme ve altüst etme niyetindedir. Sürdürdükleri aşırı rekabet, her numarayla, her gösteriyle daha da büyür; ta ki sınır tanımayana, hatta elektriğin yeni ve inanılmaz güçlerini ve Nikola Tesla’nın bilimsel dehasını işin içine dahil edene dek..



APOKALİPTO :


Seçenek: Türkçe Altyazı izle
Filmin Yapımı: 2006 ~ ABD
Filmin Türü: Aksiyon, Savaş, Tarih
Film Süresi: 2 saat 19 dk
Oyuncu Kadrosu: Rudy Youngblood , Dalia Hernandez , Amilcar Ramírez , Mayra Serbulo , Espiridion Acosta Cache
Filmin Konusu: Mel Gibson ‘un yönetmenliğini yaptıgı film de Güçlü maya imparatorluğu işleniryor. Amerika ‘da 1000 yıldan fazla hüküm sürmüş bu imparatorluğun esrarengiz şekilde ortadan kaybolmasınından sonra 500 sene sonra felaketin kıyısında bir dünyada kendisi için fazla önem taşıyan şey olan dünyayı kurtaracak olan bir adamın macerası. Mel Gibson ‘un yönetmenliğinde hayranlıkla izleyeceğiniz