8 Haziran 2011 Çarşamba

AB'DEN NEMALANANLAR

Yılmaz DİKBAŞ.İĞFAL (Sayfalar:165...178)













"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
ANADİLDE EĞİTİM İSTEYEN AYRILIKÇI ZİHNİYETE BİLİMSEL TOKAT

KÜRTÇE BİR DİL Mİ?

KÜRTÇE DİYE BİR DİL YOKTUR!... Evliya Çelebi 15 AYRI LEHÇE saymıştır. V.MİNORKSKY de FARSÇA'dan FARKLI özellikler gösteren BİR ÇOK LEHÇE'den söz eder. (23)

Rusya'nın Erzurum konsolosu olarak görev yapmış olan Auguste Jaba, ...1860 yılında Kürtçe üzerine derlemelerini yayınlamıştır. Daha sonra da Sen Petersburg Bilimler Akademisi'nin F. Justi isteği üzerine Kürtçe-Rusça-Almanca Lugat'taki 8378 kelimelik bir "Kürtçe" sözlük hazırlanmıştır. Daha sonra da V. Minorsky gibi kürdologlar tarafından bu sözlük tasnif edilmiştir. Buna göre:

3080 kelime ............. TÜRKÇE

1030 kelime ...................Farsça

1200 kelime .......... Zend lehçesi

370 kelime ............... Pehlevi lehçesi

2000 kelime .............. Arapça

220 kelime ........... Ermenice

108 kelime ......... Keldanî

60 kelime ......... Çerkesçe

20 kelime ................ Gürcüce

300 kelime ........ menşei belli olmayan

olduğu anlaşılmıştır. (Prof. Dr. A. Haluk Çay, Her Yönüyle Kürt Dosyası, sf. 119) Ahmet Buran'ın "Doğu Anadolu Ağızlarının Kelime Haznesi" başlıklı araştırması, "Kürtçe'de var olan 2000-3000 Arapça ve Farsça kelimenin (aslında sözlüğe bakarsanız 5500) %80'inin OSMANLI TÜRKÇESİ, %40-50'sinin de BUGÜNKÜ TÜRKÇE olduğu"nu ortaya koymuştur. Yeni yayınlanan ve 20.000 kelimelik olduğu söylenen "kürtçe" sözlük de, ilkinden farklı değildir.

Öte yandan, Alman Prof. De Groot en az "1300 öncesine ait GÖKTÜRK ve UYGUR TÜRKÇESİ'nden 532 kelimenin bugün "Kürtçe" diye bilinen ağızlarda hâlâ kullanılmakta olduğu"nu tesbit etmiştir. Bu kelimelerden bazıları şunlardır:

GÖKTÜRK .............Kürtçe ...............Anlamı apa .......................... apo ....................... amca

mın ................................ min .............. ben, benim, bana

ka ....................... ka/ko ............... aile büyüğü, yaşlı kişi

kent .......................... gend/gund ........................ şehir, köy

buge ................... bug(e) ......................... gelin

kon ........................ kon ...................... çadır, konak yeri

kutay .................. kutni .................... parlak kumaş

eke ..................kako/kek/keko ................ ağabey

eke .................... axe ..................... ağa

kalın ................... khalın ................. başlık parası

lor ...................... lor ................. süt, lor peyniri

iğit ..................... eğit................... yiğit

ilan .................... ilan ........................ yılan

Kürt ayırımcılar buna karşılık TDK Sözlüğünü ele alarak Türkçe sayılan pek çok kelimenin de Arap-Fars-Latin kaynaklı olduğunu gösterirler. Ama önemli olan kelimeler değil, dil yapısıdır. TÜRKÇE yabancı kelimeleri dahi kendi dil yapısı içinde kullanır. Yani "nev'i şahsına münhasır" bir dil yapısı vardır!..

Kürtçe öyle mi?.. Hayır. Pek çok lehçenin birbirini tutan bir grameri yoktur. Kaldı ki, Kürtlerin çoğu, o Kürtçe olduğu iddia edilen 20.000 kelimenin büyük kısmını hayatlarında bir kere bile duymamışlardır, hiç kullanmazlar!.. Öte yandan bu kişilerin konuşma tarzı, vurguları, kelimeleri telaffuz edişleri hep ORTA ASYA TÜRKLERİ'ne, özellikle ÖZBEKLER'e ve TACİKLER'e benzer. Kürt ayırımcılar hele bir o diyarlara uzansalar, kendilerini hiç te yabancı bulmıyacaklardır!..

Öte yandan ilk TÜRKÇE sözlüğün neredeyse 1000 yıl önce Divan-ı Lugat-ıt TÜRK olarak Kaşgarlı Mahmud tarafından hazırlandığı unutulmamalıdır... ve bu sözlük tümüyle TÜRKÇE kelimelerden oluşur. Ayrıca Ali Şir Nevai'nin "TÜRKÇE'nin Farsça'dan dahi üstün olduğu"nu oraya koyan 500 yıl önceki eserleri mevcuttur.

Nikitine'e göre, "Kürtçe'nin Hint-Avrupaî (Aryan) bir dilolduğu" tartışmalı olup, mutlak bir kabul değildir!.. Gürdal Aksoy ise, "Aryan" tabirinin Avrupa burjuvazisi tarafından uydurulmuş bir kavram olduğunu "su götürmez bir gerçek"sayar!.. (Kürt Dili ve Söylenceleri, sf. 148)

Bu "aryan" tezini Maurice Duvarger, "saçmalık" olarak niteler ve:

- "Adı var kendi yok bir dille tanımlanan; bu adı var kendi yok halk topluluğunu bir çok sözde bilgin bir yere yerleştirmeye çalıştı. Vardıkları sonuçların birbirini tutmazlığı, bunların saçmalığını da açıkça ortaya koymaktadır,"

der ve, Aryan (Hint-Avrupaî) toplulukların bu tutarsız bilginler tarafından Hindistan'dan Kuzey Afrika'ya, Macaristan'dan Baltık bölgesine kadar 8 ayrı "çıkış noktası" gösterdiklerini belirterek saçmalıklara örnek diye verir!

F. Rödiger ve A.F. Pott "Kürtçe'nin KALDECE (SAMÎ) ile ilgisinin olmadığını, bu dilin İran menşeli olduğu"nu ileri sürerler. Prof. Vladimir Minorsky Kürtçe'yi Kuzey-Batı İran dillerinden biri kabul eder. Ancak bugnkü Farsça'dan ayırır. Kürtçe'nin BAŞKA bir kökenden gelmesi gerektiğini ileri sürer!. Farkları şöyle sıralar:

- Telâffuz farkları,

- Şekil Farkları,

- Nahiv (cümle yapısı) farkları,

- Kelime farkları,

- Ses değişimleri farkları.

Bu büyük farklardan sonra, Kürtçe eğer SAMÎ değilse, eğer FARS (HİNT-AVRUPAÎ) değilse, başka ne olabilir?.. Tabii ki, URAL-ALTAY kökenli!..

Kürtçe ağızlar şöyle sıralanabilir:

Kırmanç : Büyük Zap Suyu'nun Dicle'ye bağlandığı noktadan yukarıya, Zap Suyu boyunca, Urumiye Gölü'ne kadar çizilen hattın yukarısında kalan bölgede konuşuluyor.

Soranî: Bu hattın altında Irak ve İran'da konuşuluyor. Soranî ile Kırmanç dilbilgisi arasındaki fark, İngilizce ile Almanca arasındaki fark kadar büyüktür. Ancak kelimeler Felemenkçe ile Almanca kadar yakındır. Her iki ağız da köyden köye fark gösterir. Samandağ'la Kirmanşah arasındaki Kürtler, bugünkü Farsça'ya yakın bir dil konuşur.

Zazaca : Sivas-Erzincan-Malatya-Diyarbakır-Bingöl dairesinde konuşuluyor. 
Gurânî : Halepçe'nin karşısında İran'da, ve Haningi'nin karşısında İran'da küçük birer dairede konuşuluyor. Zazaca ile Gurânî birbirleriyle bağlantılıdır. Bu da Zaza ve Gurânîler'in aynı ortak kökten geldiğini, muhtemelen Hazar Denizi'nin g...üneybatı yakasındaki Deylem ve Gilan taraflarından olduklarını gösterir. Bu yüzyıla kadar Süleymaniye bölgesindeki bazı köylülerin "Gurânî" olduğu, ve bölgedeki Kürtler'den farklı olduğu kabul edilirdi. Gurânî halkını, Gurânî konuşanları ve bu köylüleri aynı kökten kabul etmek şüphelidir. Yazar David Mc Dowall, Zaza ve Gurânîler'in Kırmanç ve Soranîler'den önce Zagros bölgesine geldiğini öne sürüyor.

Güney-Doğu Lehçeleri: Bu başlık altındakilerin küçük bir kısmı Haningin-İran sınırı arasında Irak'ta, ve Halepçe-Haningin-Kirmanşah-Sananda dairesinde konuşuluyor.

Zazaki'nin Kırmanç veya diye Kürt ağızlarından tamamen farklı olduğu ise V. Minorsky, Prof. Haddank, Prof. David Mac Kenzie, Ingmar Sauberg, Terry L. Todd, W.B. Lockwood, T.M. Jhonstone ve Prof. Dr. Gouchıe Kojima kesin bir dille ifade edilmiştir. Yani armutlar ile elmalar toplanıp "kürtçe" sayılamaz!.. Ne var ki, echel-ü cühelâ (cahiller cahili) politikacılarımız, aydınlarımız ve TRT yöneticileri hâlâ Zazaki'yi "Kürtçe lehçe" diye sunmakta, Avrupa Birliği'nin aynı yöndeki raporlarına sessiz kalmaktadırlar!

Kaldı ki, KIRMANÇ kelimesi dahi TÜRKÇE kökenlidir!.. KIRMANÇ, KURMANÇ, GURMANÇ diye geçer, KUMAN TÜRKLERİ ile bağlantısı bir yana; KURMAN kelimesi Divan-ı Lugat-ıt TÜRK'te "gedelgeç, yay konan kap, yaylık" (OĞUZ ve KIPÇAK lehçeleri) anlamına geldiği belirtilir. Ayrıca KURMAN büyük bir TÜRK boyunun adıdır. (Macar bilim adamı L. Rasonyi, Dünya Tarihinde TÜRKLÜK, sf. 139,148) KAZAK ve KIRGIZLAR'ın CAPPAS ve MASKAR kollarından birer boyun adı da KURMAN'dır... Yani iki KURMAN oymağı ORTAASYA'da, bir KURMAN-Ç boyu da ANADOLU'dadır!..

KÜRTÇE aslında "DİLLER KARIŞIMI BİLE OLMAYIP, KELİMELER KARIŞIMI BİR AĞIZ"dır!... Özellikle Kırmançça kelimeler büyük ölçüde TÜRK yapısı üzerine kurulmuştur. KÜRTÇE ASLINDA, ESKİ TÜRK LEHÇELERİNDE KAYBOLMUŞ KELİMELERİ ÇIKARMAK İÇİN BULUNMAZ BİR HAZİNEDİR!.

Mesela, Pülümür'de kış mevsimine doğru açan bir çiçeğe, yöre halkı KARBELİK der. Bu sözü Kürtçe sayar. Halbuki KAR'ın yağacağını BELLİ eden bu çiçeğe, bundan uygun TÜRKÇE bir ad olabilir mi?.. (24)

Bazı Kürt oymaklarının öz-be-öz TÜRKÇE adları da müslümanlığı kabul etmelerinden sonra değişmiştir. HALDİ-HALİDİ, CAFARLI-CAFERİ, (ABAZA) ABHAS-ABBAS, KURİS-KUREYŞİ, HASARENLİ-HASENANLI gibi...

V. MİNORSKY, "KÜRTLERİN İRANÎ SAYILMASI, IRKÎ OLMAKTAN ZİYADE; DİL VE TARİH MÜTALÂALARINA DAYANMAKTADIR. Kürtlerin merkezi sahaya yerleşmeden evvel, oralarda isimleri kendilerininkine benziyen, fakat başka menşeli KARDU adlı bir kavim yaşamış olduğu ve bunların SONRADAN İran menşelilerle KARIŞMIŞ olduğunu ileri sürmek mümkündür," der.

Bu ifade dahi Kürt bölücülerin sahiplenmeye çalıştığı KARDULAR 'ın KÜRT olmadığını, KÜRTLER'İN DE İranlı, yani ARYAN OLMADIĞINI göstermektedir.

Ayırımcılar "kürtçe"yi ayrı bir dil gibi yutturmak isterler. Halbuki TEK bir "kürtçe" olmadığı gibi, hiç bir "kürtçe" ağız da yazıya geçmiş değildir!.. (Bakınız: GOİCHİ KUJİMA)

Kürtçe denilen ağızların pek çoğunda gramer TÜRKÇE'yi andırır...

Mesela cümlede öğelerin sıralanması çoğu zaman TÜRKÇE gibi

ÖZNE + TÜMLEÇ + YÜKLEM

şeklindedir. Hint-Avrupai dillerdeki gibi. 
ÖZNE + YÜKLEM + TÜMLEÇ

şeklinde değildir.... Bu da bizim uydurmamız değil, bilakis Kürtçülerin yayınlarında yer alan hususlardır.

Örnekler:
...
Ez it we re dibejim .... Min jı wi re da ... Kürtçe

Ben ona söylüyorum ... Ben ona verdim ... TÜRKÇE

I am telling him ... I gave it to him ... İngilizce

Min sev heye ... Ez dewlemend bum ... Kürtçe

Benim elmam var ... Ben zengin idim .... TÜRKÇE

I have an apple ... I was rich ... İngilizce

Wi lı ser reki ne aw heye ne çamor .... Kürtçe

O yolun üstüne ne su var ne çamur .... Türkçe

There is neither water nor mud on that road ....İngilizce

Ez Kırmanç ım ... Ez civan ım .... Kürtçe

Ben Kırmanç'ım ... Ben civanım (gencim) ... TÜRKÇE

I am Kırmanç ... I am young .... İngilizce

Zu vare, kalemiha hılda, hikatamın binvise... Kürtçe

Çabuk gel, kalemini al, hikayemi yaz .... TÜRKÇE

Come quickly, take your pencil, write my story... İngilizce

Ez dıbıjim, Kırmançi TURANİ'ye, ew dibiye na... Kürtçe

Ben diyorum ki, Kırmanç TÜRK'tür, o diyor ki, hayır... TÜRKÇE

I say that Kırmanç is Turk, he says no... İngilizce

Vare, çay veho... Kürtçe

Gel, çay iç... TÜRKÇE

Come, have tea.... İngilizce

Bu örnekler Hint-Avrupaî olduğu iddia edilen "kürtçe" cümlelerin nasıl TURANÎ bir gramer yapısına sahip olduğunu göstermektedir.

Kürtçe denilen şahıs zamirlerinden ilki EZ, Farsça gibi görünür ama aslı ÖZ'dür. ORTAASYA'da TÜRKLER "ÖZÜM KIRGIZ" der... Bu ifadenin EZ KIRMANÇ IM ile yakınlığına dikkatinizi çekeriz.

İkincisi MİN'dir ki, ANADOLU TÜRKÇESİ'nde BEN, Azeri lehçesinde MEN şeklindedir. ORTAASYA'da kullanılır. Birinci şahıs takısı yukarda görüldüğü gibi değişmemiştir bile!...

Azeri'nin MEN TÜRKEM demesi ile, ayırımcının MIN KIRD IM demesi arasında ancak ağız farkı vardır!.. Denizli ağzında MUSTEFALİ (Mustafa Ali) bile daha fazla farklılık gösterir!..

Öte yandan ORTAASYA'da Kürt kelimesi KURT veya KIRT olarak kullanılır. Bir TÜRK boyu olan BAŞKIRTLAR gibi!...

İkinci şahıs TU veya TE'dir ki, SEN'den bozma olduğu ortadadır... Üçüncü şahıs EW'dir. "W" harfinin V'den farkı; birincinin ağzı "O" der gibi yuvarlattıktan sonra telaffuz edilmesidir ki, TÜRKÇE'de TAVUK derken çıkar... Böylece EW'in aslında EO olduğu ve "O" kelimesinden bozma olduğu görülür!...

Şu halde sıralarsak MİN-TE-EW, BEN-SEN-O'dan başka bir şey değildir!... (Bak: Kürtçe Gramer, yazarı Dr. Kamuran Ali Bedirhan, Deng Yayınları, 1991... Bu sözde Kürtçü ayırımcı yazarın adı bile Türk'tür. Han ünvanını Türkler'den başkası kullanmaz!)

"Kürtçe" ağızların İran'la olan bağlantısına gelince Pers, Sasanî dillerinde, diğer Aryan dillerde de Kürt kelimesi yoktur. Med dilinde de yoktur... Arapça'ya ise sonradan girmiş olup, Etrak (TÜRKLER) gibi çoğul haliyle Ekrad olarak alınmıştır. En eski devirlerden beri göçebe-konargöçer anlamında kullanılmıştır.

Yani Kürtler İranlılardan etkilenmişlerdir, bazı Fars kökenli Kürt aşiretleri vardır ama; köken olarak tümüyle onlara bağlı değillerdir.

451 yılında Kafkasya üzerinden Mugan'ın güneyinde yerleşmiş olan Akhun TÜRK topluluklarından, 12. yüzyılda Harzemşahlar döneminde MUGAN TÜRKMENLERİ olarak bahsedilmektedir.. Bu TÜRKMENLER Arap kaynaklarında Ekrad-ı bi-iskan, yani yerleşik olmayan Kürtler olarak geçer.

Açıkça görülmektedir ki, Arap kaynakları henüz yerleşik hayata geçmemiş ve belki de müslüman olmamış TÜRK boylarını ayırt etmek için Ekrad ifadesini kullanmaktadırlar... Çünkü göçebe de olsa müslüman Türkler'e TÜRKMEN adı verilmesi de bu dönemdedir.

Böylece GURTİ-KARDU gibi yakıştırmaları bir kenara bırakırsak; ilk defa bir BOY olarak Kürt adına ORHUN kitâabelerinde rastlıyoruz... Bu uruğun GÖKTÜRK diye bilinen devletin içinde ve diğer TÜRK boyları arasında yaşadığı ve liderinin adının ALP URUNGU olduğu tartışma götürmez.(Bakınız: ELEGEŞ ANITI, ORHUN KİTABELERİ

Herat'tan üç fersah yukarıda Ulenknişin yaylasının batısında Kürtnişin adında bir köy vardır... Anadolu Kürtleri o diyara bir sefer yapmadıklarına göre, bu adın yöre Türkleri tarafından verildiği ortadadır.

Aslında bunda şaşacak bir şey yoktur!.. Çünkü Kürt kelimesi TÜRKÇE'dir ve zengin mânâlar taşır:

KÜRT : Kar yığını, çığ, bir çeşit kayın ağacı, ayva ağacı

KÜRÜD: Merih gezeğeni (Ayrıca Beyşehir kenarında eskiden göçebe olan Türkmenlerin

oturduğu Kürtler köyünde ise "süpürge otu" anlamına gelir.)

KÜRT : kalın kar yığını (Kazak lehçesi)
...
KÜRTİK: yeni yağmış kar (Kazak ve Tarançi lehçesi) çığ (Sor Lehçesi)

KÖRT : Kar yığını (Kazan Tatar lehçesi) Karların dağlarda teşkil ettiği saçak,

kar yığıntısı (Çuvaş lehçesi)

KÖRTÜK: kar denizi veya kar çölü (Uygur lehçesi)

kar yığını (Teleüt, Soyon ve Karakırgız lehçesi)

KÜRTKÜ: kar yığını (Karakırgız lehçesi)

KÜRTÇÜK: kar yığını (Yakut ve Çeremis lehçesi)

(Kürt Meselesi, M. Şükrü Sekban, 1979, sf.18-19)

Daha da enteresanı, geçenlerde (2001, Mart) STV televizyonunda konuşan ve ülkesini tanıtan Afganistan Büyükelçisi gösterilen filimdeki bir halıyı "KÜRDÎ" diye adlandırdı... Kendisine, "Niye bu halının adı KÜRDÎ?" diye sorulunca, ne cevap verdi, biliyor musunuz?..

- "Çünkü bu tür halılar Afganistan'daki DAĞLI BİR KABİLE tarafından dokunur,"

dedi!.. Bu da bizim "Kürt" ifadesinin DAĞLI GÖÇEBELER için kullanıldığı tesbitimizi desteklemektedir.

Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu asla bir "Kürt Bölgesi" değildir!.. Bölgede 11. asırdan itibaren devlet kuran Artukoğulları, Dulkadiroğulları, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Saltukoğuları, Mengücükoğulları hep OĞUZ boyundandır. Aralarında hiç Kürt devleti yoktur!... Çünkü devlet kuran yerleşik hayata geçer, yerleşik olanın da Kürtlüğü sona erer!.. Çünkü KÜRTLÜK, DAĞ GÖÇEBELİĞİ DEMEKTİR!

Dil farklılığın sebebi, yörenin sarp dağlık olması ve Arap-Acem etkisinin hissedilmesidir...

Van Milletvekili İbrahim Aras dönemin GERDİ aşireti reisi OĞUZ Bey'e sorar:

- "Bu ad TÜRK adıdır, (Sen Kürt'sen) sana nasıl gelmiş?"

- "Bendeniz 21. OĞUZ'um... Bizde baba evlâdına kendi babasının adını verir, bu böylece devam eder, gider," cevabını alır.

Ama maalesef öz-be-öz TÜRK olan bu aşiret reisi, TÜRKÇE bilmiyor, yörenin karmaşık ağzını kullanıyordu!...

Amcası KILIÇ Bey de!.. Adı TÜRK, KOÇBEYİ aşireti reisi Mehmet Emin Bey de!...

(Doğu Anadolu Gerçeği sf. 31)

Kürtçe denilen ağızlarda cümleler Farsça-Arapça kelimelerden oluşsa da cümle yapısı, yani grameri genelde TÜRKÇE'dir!..

Ve bilindiği gibi bir dilin aslını tesbite yarıyan kıstas ta gramerdir!..

Öte yandan, biliyorsunuz, artniyetli Avrupa Birliği'nin baskısı ile bir "kürtçe" yayın furyası başladı. Bu son derece komik ve amaçsız bir faaliyet...çünkü Kurmançça ve Zazaca yapılan bu yayınları dinleyenler Kurmanç ve Zaza grubundan dahi olsalar anlayamıyorlar. Mesela Mahsun Kırmızıgül annesinin Zaza olmasına rağmen, yayını anlayamadığını açıkladı!... Çünkü BİR JAPON DİL UZMANININ DEDİĞİ GİBİ 30'a yakın ağız var. İki komşu köyün "kürtleri" bile zaman geliyor, birbirini anlamıyor!...

Sırada "kürtçe" eğitim var!... Avrupa Birliği'nin istediği ve onların bu ülkedeki uşaklarının "başüstüne" deyip hemen yerine getirmeye çalıştığı her "emir" gibi bu hususu da yakında gerçekleştirmek için kolları sıvayacaklardır.



"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
"ERDOĞAN'IN SİLAHLANDIRDIĞI ÇETELER"

(BU GÜN AYDINLIK GAZETESİNİ ALIN VE SAKLAYIN)











"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

7 Haziran 2011 Salı

GOLAN TEPELERİ'NDE YİNE KAN DÖKÜLDÜ

İSRAİLLİ askerler, Facebook gibi sosyal ağlar üzerinden örgütlenerek sınırda işgali protesto eden Filistinli gençlere ateş açtı: 22 kişi öldü, 300'ü aşkın sivil yaralandı.Kuneytra kentindeki bir doktor, göstericilerin başlarına ve omuzlarına isabet eden mermilerle öldüklerini söyledi. İsrail, 1967 yılından beri Golan Tepeleri'nin bir kısmını BM'nin kararlarına rağmen işgali altında tutuyor.


İsrail'in 1967'de Gazze Şeridi, Golan Tepeleri ve Kudüs'ü işgalinin yıldönümü olarak bilinen Naksa Günü'nde, İsrail askerlerinin, işgal altındaki topraklarına dönmek isteyen sivillere ateş açması nedeniyle 22 kişi hayatını kaybetti.
Eylemciler, erken saatlerden itibaren Suriye ve İsrail'in işgali altındaki Golan Tepeleri'ni ayıran BM denetimindeki tampon bölgelere akın etti.
Eylemlerde, tampon bölgeyi aşarak İsrail'in işgali altındaki kısımı ayıran tel örgülere kadar ulaşan eylemcilerden 5'i, İsrail keskin nişancıları tarafından vuruldu. 5 eylemcinin ölüm haberinin duyulmasının ardından, Kuneytra ve başkent Şam'dan çok sayıda insan, eylemlerin devam ettiği tampon bölgeye hareket etti. Golan'a gitmek isteyen eylemcilere güvenlik güçleri engel olmaya çalıştı. Bu sırada güvenlik güçleri ile eylemciler arasında zaman zaman arbede yaşandı. 
KESKİN NİŞANCILAR HEDEF ALDI
Kuneytra'da eylemler devam ederken Ayn El Tini Köyü'nde de eylemciler köyün karşısında yer alan ve İsrail'in işgali altında bulunan Mecd El Şems Köyü'ne geçmeye çalıştı. İsrail keskin nişancılarının eylemcileri hedef alarak ateş açması dikkat çekti.
Filistin ve Suriye bayrakları taşıyan eylemcilerin bir kısmı, vuruldukları yerde hayatını kaybederken, yaralılar bulundukları yerden Suriye tarafına güçlükle taşındı. Suriye kaynakları olaylarda 22 sivilin hayatını kaybettiğini, 300'den fazla kişinin yaralandığını kaydetti. Kuneytra kentindeki bir doktor, göstericilerin başlarına ve omuzlarına isabet eden mermilerle öldüklerini söyledi. İsrail, 1967 yılından beri Golan Tepeleri'nin bir kısmını BM'nin kararlarına rağmen işgali altında tutuyor.

GAZZE DE ANDI
İsrail'in 1967'de Filistin topraklarını işgalinin yıldönümü, Gazze Şeridi'nde de anıldı. Gazzeli bir grup gösterici, İsrail sınırındaki dikenli tel alanına doğru yürüyüşe geçerek, İsrail işgalini bir kez daha kınadı. Düzenlenen etkinliklerde konuşmalar yapıldı.
Konuşmalarda İsrail'in Filistin halkına karşı saldırılarının sürdüğü belirtildi. Filistinli bir yaşlı, "Ben 83 yaşındayım, hala toprağıma döneceğim umudunu taşıyorum. Çocuklarım da aynı umudu taşıyor, bir gün döneceklerdir" dedi. İsrail, 1967'deki Altı Gün Savaşı'nda Batı Şeria, Doğu Kudüs, Golan Tepeleri ve Gazze Şeridi'ni işgal etmişti. İsrail, Gazze Şeridi'nden 2005'te çekildi.

ORTADOĞU GAZETESİ
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
NATO’NUN İŞGAL ÜSSÜ İZMİR OLACAK

NATO, İzmir’deki üssü ’kara üssü’ olarak kullanma kararı aldı. Karar, sert tepkileri de beraberinde getirdi.
İzmir, NATO’nun işgal merkezi oluyor
AKP iktidarının olur vermesiyle, Libya’ya yönelik hava operasyonlarının komuta merkezi olan İzmir’deki NATO üssünün, şimdi de Kara Unsur Komutanlığı’na çevrilmesi kararı alındı.
İzmir’deki NATO üssünün Libya’da Muammer Kaddafi güçlerine yönelik hava operasyonlarının komuta merkezi olmasının ardından, bu kez de kara üssüne çevirilmesine karar verildi. AKP iktidarının onayladığı kararların ardından İzmir böylece NATO’nun bölgedeki en önemli merkezi haline geldi. İzmir’deki NATO üssünün akıbeti şimdiye dek yoğun biçimde tartışılıyordu. Karar, tartışmalara da son noktayı koydu. Nihai hali 8-9 Haziran’da Brüksel’de yapılacak NATO toplantısında İzmir’e yeni bir görev verilecek. Hava Unsur Komutanlığı görevi yapan İzmir, bundan böyle Kara Unsur Komutanlığı olarak devam edecek. NATO komutanlığının korunacak olması, Türkiye’nin siyasi ve operasyonel alandaki ağırlığını göstermesi açısından önem taşıdığı ve İzmir’le ilgili yeni görevlendirmenin İttifak’ın yeni vizyonuyla uyumlu bir adım olma özelliğine de sahip olduğu iddia ediliyor. NATO’nun nihai kararı vermesinin ardından yapılanmanın 12-18 ay alabileceği belirtiliyor.

Hedef iran ve Suriye mi?
Halen İspanya’da olan Kara Unsur Komutanlığı’nın batıdan doğuya kaydırılması NATO’nun görev aldığı yeni bölgeler dikkate alındığında daha anlamlı hale geliyor. Libya’da isyancı işbirlikçilerin yanında yer alarak haftalardır hava operasyonları düzenleyen NATO’nun yeni hedefinin, dış güçlerin kışkırtması sonucu karışan ve kanlı çatışmaların yaşandığı Suriye ile yine karıştırılmaya çalışılan İran olup olmadığı sorusu gündeme getiriliyor.
Helikopterler vuruyor
NATO’nun üstlendiği Libya’ya yönelik hava operasyonlarında saldırı helikopterleri de kullanılmaya başlandı. İttifak, böylece sivil kayıpların azalacağını iddia ederken, kara unsur komutanlığını da İzmir’e kaydırdı.
Karar BOP ile bağlantılı
Emekli Tümgeneral Alaaddin Parmaksız, NATO’nun İzmir’e kara üssü kurmasını Orta Doğu bağlamında değerlendirmek gerektiğini söyledi. Parmaksız, “Orta Doğu karışıyor. Karışmayan tek yer Türkiye kaldı. Karar, Büyük Orta Doğu Planı (BOP) ile bağlantılı. ABD Afganistan’a müdahale ettikten sonra komutayı NATO’ya verdi. Bölgeyi biraz daha karıştırıp merkeze de Türkiye’yi koymak istiyor olabilir. NATO ister, Türkiye uygular diye bir şey yok. İktidar hayır derse kimse bir şey kullanamaz. Ama hayır der mi orası tartışılır.”  MHP İzmir milletvekili Erdal Sipahi de “Önemli olan, buranın Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda kullanılıp, kullanılmaması. Türkiye’nin milli çıkarları ön plana alınarak bu karargâhtan faydalanılması önemli. Burada kararlı bir duruş sergilemek gerek ama o AKP iktidarının harcı değil” diye konuştu.
YENİÇAĞ

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

5 Haziran 2011 Pazar

AKP GİTMEZSE, 6 AY İÇİNDE BUNLAR OLACAK!

1)Seçim sonrası Hakkâri-Cizre hattında intifada ilan edilecek!
2) Bütün Güneydoğu’da sivil itaatsızlık eylemleri yaygınlaştırılacak ve  peş peşe bazı valilikler işgal edilip PKK çaputları çekilecek!
3) BDP’li belediyelerden Türk bayrakları indirilecek.
4) K.Irak’a  göç kampanyaları yapılacak!
5) Valiliklere, karakollara ve askeri birliklere kitlesel saldırılar yapılacak.
6) Meydanlarda on binler ölüm oruçlarına başlayıp Batı Medyasının ilgisini çekmeye çalışacak.
7) Güneydoğuya paralel olarak metropollerde destek eylemleri olacak.
8) Turizm merkezleri ile büyük şehirlerde kitlesel katliamlar yapılacak.
9) İktidardaki AKP bu dehşet gelişmelerin hemen sonrasında Abdullah Öcalan’la yapılan  müzakerenin anlaşma ile sonuçlandığını  ilan edecek.
10) Hemen bir genel af çıkarılacak ve Öcalan dışarı çıkarılıp siyaset yapma hakkına kavuşturulacak.
11) Yeni Anayasa Öcalan ve Tayyip Erdoğan’ın ortak eseri olacak!
12) Yeni Anayasada Türkiye Cumhuriyetinin adı değişip Anadolu Federal Cumhuriyeti yapılacak.
13) Türk bayrağı değişecek ve yeni bayrak benimsenecek.
14) Kürtçe devletin ikinci  resmi dili olarak ilan  edilecek.
15) Kürtçe eğitim serbest kalacak.
16) Eyalet sistemine geçilip büyük Kürdistan’ın ilk resmi adımı atılacak.
17) Güneydoğu’daki bu gelişmeler Orta Anadolu, Ege, Akdeniz, Marmara, Karadeniz illeri ve metropollerini karıştıracak ve de sokaklarda  etnik insan avları başlayacak.
18) Tayyip Erdoğan düzeni bozuyorlar diye açıktan Türk kökenlilerin avına ve katliamına start verecek!
19) Büyük illerde kitlesel tutuklamalar yapılacak.
20) Türkiye bu süreçte Yugoslavya misali bir kargaşayı yaşıyacak!
21) Ülkedeki kaos iç savaşa dönüşecek ve Birleşmiş Milletler bu duruma müdahil olacak.
22) Türk Ordusunu dışlayacak olan  NATO kargaşayı önlemek adına Anadolu’ya asker çıkaracak.
23) Tam bu süreçte Kürtler Türkiye’den ayrılmak için referandum isteyecek.
24) Referandum  sonucu ile Kürtler Türkiye’den resmen ayrılacak ve bu şekilde kurulacak büyük Kürdistan’ın Akdeniz’e açılması  coğrafi olarak sağlanmış olacak!
25) Bütün bu gelişmelere paralel olarak aynı zaman diliminde sıcak para Türkiye’yi terk edeceğinden, döviz patlayınca ülke ekonomisi çakılacak ve Türkiye Yunanistan misali iflasa doğru yol alacak.
26) ABD ve AB, Tayyip Erdoğan’ın misyonunu icra ettiğini düşünerek onu hedefe oturtacak ve bütün sorumluluğu ona yıkacak ve de Erdoğan’ın akıbeti Şah’tan bile beter olacak!
Sonuç, AKP gitmezse Türkiye ya bölünecek ya da bölünecektir.
Öyle, çünkü her şey ortada, Güneydoğu’da artık fiili bir hal var ve tüpten çıkan isyan macununun artık tüpe girmesi  imkansız gibidir..
Din diyen, ülke diyen, devlet diyen, kardeşlik diyen kişi, beraber yaşama diyen, mukaddesat diyen bu çıplak gerçeği hâlâ nasıl görmez  anlamak mümkün değildir!
Bazılarınızın ama bizim büyük bir ordumuz var ve onlar buna asla izin  vermez dediğini işitir gibi oluyorum, ama AKP ve Erdoğan sırf Cumhuriyet’ten rövanş alma adına tam 4 yıldır o şanlı ocağı tasfiye için görüyorsunuz neler yapıyor!
Not: Yazdığı kitaplar nedeniyle intikam almak adına tam 4 yıldır Silivri zindanında esir tutulan yazar Ergun Poyraz’ın son kitabı ‘Kalpazan’ı okuyucularıma ısrarla öneriyorum.
Sebahattin Önkibar/yeniçağ

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

4 Haziran 2011 Cumartesi

BÜTÜN DÜNYA FARKINDA

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

3 Haziran 2011 Cuma

SAMİ OFER ÖLDÜRÜLDÜ


İsrailli işadamı Sami (Sammy) Ofer öldü!
İsrail özel sektörünün en büyük armatör firması olan Ofer Brothers'ın kurucu ortaklarından olan İsrailli iş adamı Sami Ofer evinde ölü bulundu.



İsrail'in Kanal 10 televizyonu, İran ile iş bağlantıları skandalının merkezindeki işadamı Ofer'in bugün Tel Aviv'deki evinde ölü bulunduğunu duyurdu.

ABD geçen ay İran’a petrol taşıma tankeri satmakla suçladığı Ofer Kardeşler Grubu’na yaptırım kararı almıştı. Şirketin sahipleri arasında yer alan Sami Ofer ve kardeşi Yuli iddiaları yalanlamıştı.

89 yaşında hayata veda eden Sami Ofer, İsrail’in en zengin iş adamlarından biriydi.

Ofer’in ölüm nedeni hakkında detay verilmedi.

GALATAPORT'A TEKLİF VERMİŞTİ

2005 yılında yapılan Galataport ihalesine Türk ortağı Mehmet Kutman ile 4.3 milyar dolarlık teklif vermiş ve ihaleyi kazanmıştı. Ancak ihale, Danıştay'ın imar planına yönelik kararından sonra 2006'da iptal edilmişti.

İsrail’in en zenginleri listesinde ikinci sırada bulunan Sami ve Yuli Ofer kardeşler, Forbes’in yaptığı uluslararası sıralamada 188'inci sırada yer alıyor.

ABD KARA LİSTEYE ALMIŞTI 
Türkiye’de 2005 yılındaki Tüpraş özelleştirmesi ve Galataport projesi sırasında adı duyulan İsrailli Ofer Grubu, ABD’nin kara listesine girmişti.

Ofer Grubu ise kararın ardından bir açıklama yayınlayarak İran’a tanker sattıkları iddiasını yalanlamıştı. Karar gereği, Oferlerin ABD ile ticareti kısıtlandı.Grubun ABD Export-Import Bankası’ndan 10 milyon doların üzerinde kredi alması ve ABD’den ihracat lisansı temin etmesi yasaklandı.

Oferler, 2005 başında Türkiye’de Tüpraş’ın özelleştirilmesi sırasında kimsenin haberi olmadan şirketin yüzde 14.76’lık hissesini Özelleştirme İdraesi’nden satın almalarıyla isimlerini duyurmuşlardı. Hisseleri 446 milyon dolara alan Oferler, 6 ay sonra Koç Grubu’nın Tüpraş’ı toplam 8.11 milyar dolar bedel üzerinden ihaleyle satın almasının ardından, ellerindeki hisselerin değerinin bir anda 1.2 milyar doları bulmasıyla bir servet kazanmışlardı. Oferler, aynı yıl Galataport’u hükümetten ihalesiz devralmak üzereyken ise olay bir skandala 

dönüşmüştü.
****************

Ofer kimdir?
89 yaşında ölen Sami Ofer, 1922’de Romanya’da doğdu. Ofer ailesi, 1924’de İngiliz mandası altındaki Filistin’e göç ederek Hayfa’ya yerleşti, daha sonra Ofer’in kardeşi Yehuda (Yuli) dünyaya geldi. Babasının gemilere hizmet veren şirketinde çalışmaya başlayan Ofer, 2. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte İngiliz Kraliyet Donanması’na yazıldı, 1948’deki Arap-İsrail savaşı sırasında İsrail deniz birliklerinde görev aldı. Askerlik hizmetini tamamlamasının ardından Doğu Şirketler Grubu’nda gemi acenteliğine başladı ve 1950’ye gelindiğinde ilk gemisine sahip oldu. Ofer, o günden bu yana gemicilik sektöründe büyümeyi sürdürmekteydi. Ofer’in erkek kardeşi Yuli ile birlikte sahip olduğu malvarlığı içinde denizcilik şirketleri, rafineri, banka ve birçok ortaklığı bulunuyor. Forbes dergisine göre, Ofer Kardeşler’in serveti 10,3 milyar dolar değerinde.
Şaibeli ihalelerin şaibeli ismiydi
Sami Ofer, Türkiye’deki işlerini yapan Global Menkul Değerler aracılığıyla şaibeli ihalelere ortaklıklarla katılmıştı. Skandal boyutlarına varan ihalelerin bir diğer aktörü de dönemin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan olmuştu. O günlerde geçerli olan kıyı yasası engelinin kaldırılması ve ihalede kolaylık sağlanması için Başbakanlık’ta Ofer’in katıldığı bir zirve yapılmıştı. Toplantıda Başbakan Tayyip Erdoğan ve Unakıtan da bulunmuştu. Kısa süre sonra torba yasa içinde kıyı yasası çıkarılarak, ihalenin önü açılmıştı. Nitekim 2005’te Mesut Yılmaz’ın kuzeni Mehmet Kutman-Sami Ofer ikilisi Galataport ihalesini 3.5 milyar Euro vererek kazanmıştı. Ancak Danıştay’ tarafından iptal edilmişti. Ofer’ler aynı yıl Tüpraş’ın yüzde 14.76’sının satışında tartışma yaratmıştı. Ankara 12. İdare Mahkemesi, Tüpraş’ın hissesinin Ofer’e satışını da iptal etmişti. Ofer Grubu, Kuşadası Limanı ihalesini kazanmış, o ihale de iptal olmuştu. 
Başbakan Erdoğan, Ofer ile 4 kez görüşmüştü
7 yıl kadar önce, Türkiye’de Ofer ve skandal ihaleler fırtınası esiyordu. İşte o günlerde Oferler ile ilgili ortaya birçok iddia atılıyor, hükümete suçlama yağıyordu. Suçlamaların odağında ise, Ofer ile yapılan gizli görüşmelerle, ülkenin mallarının peşkeş çekilmeye çalışılması, bunun için de gizli görüşmelerin yapılması bulunuyordu. Bir törende Başbakan Tayyip Erdoğan, Galataport ihalesini kazanan Ofer’le bir görüşmesinin olmadığını söylemişti. Vergi Rekortmenleri ödül töreninden ayrılırken, gazetecilerin sorusu üzerine, “Benim kimseyle, mesela ifade edildiği gibi Sayın Ofer ile Başbakanlık’ta veya bir başka yerde görüşmem olmadı. Kaldı ki her müteşebbisle görüşürüm” dedi. Başbakan bu açıklamayı öğlen yapmıştı. Akşam ise katıldığı bir TV programında konu ile ilgili soruya cevaben, “Ofer ile Davos’ta bir kez görüştüm” demişti. Başbakan, Ankara’da yaptığı görüşme için ise “Hatırlamıyorum” şeklinde bir ifade kullanmıştı. Belgeler, Erdoğan’ın Ofer Grubu ile dört kez görüştüğünü gösteriyordu. Erdoğan’ın aynı kapsamda değerlendirilebilecek görüşme listesiyse kabarıktı.
Şener: Vurgunu ben engelledim
Eski AKP’li bakan Abdüllatif Şener, geçtiğimiz yıl konuyla ilgili bir açıklama yapmıştı. Şener, Başbakan Erdoğan’ın “Galataport’u engelleyenleri tarihe havale ediyorum” sözlerine, “O kişi benim ve Galataport’u ben engelledim. Başbakan, bildiğiniz gibi İstanbul’da belediye başkanlığı yapmıştır. Rant işini çok iyi bilir. Galataport, cumhuriyet tarihinin en büyük vurgun, soygun ve imar rantıydı. Bugün önüme gelse yine aynı şeyi yaparım” yanıtını verdi. Şener, şunları anlatttı: “Bu proje Sami Ofer adlı İsrailli bir işadamına ihale edilmişti. 2006 yılında basın bunu aylarca tartıştı. Galataport’u ben engelledim. Yaptığım işten gurur duyuyorum. O dönemde basın mensupları Başbakan’a, Ofer’i görüp görmediğini sordu. Önce hiç görmediğini söyledi, sonra da bir kez görüştüğünü söyledi.”

yeniçağ
*************

OFER'İN GİZLİ SIRRI ORTAYA ÇIKTI

  Ortadoğu gazt-7/6/2011.
İNGİLİZ basını, İsrail gizli servisinin cuma günü ölen İsrailli işadamı Ofer'in gemilerini İran'da istihbarat toplamak için kullandığını öne sürdü. İddiaya göre Ofer'e ait gemilerdekiözel konteynerlerdeki helikopterler İran kıyılarında dışarı çıkarılıyordu...


İsrailli milyarder iş adamı Sami Ofer, cuma günü 89 yaşında hayatını kaybetmeden birkaç gün önce ABD tarafından yaptırımlara karşı gelerek İran'a petrol tankeri satmakla suçlanmıştı. İsrail hükümetine oldukça yakın olan bir iş adamının neden İran'a karşı olan yaptırımları delmek isteyeceği merak edilirken İngiliz gazetesi Sunday Times, savunma kaynaklarına dayandırdığı haberinde ilginç bir iddia ortaya attı. Buna göre Ofer'in şirketine ait gemiler İran açıklarında ticaret için bulunmuyor, aslında İran'ın nükleer faaliyetlerini takip etmek isteyen MOSSAD için üs görevi görüyordu.

Savunma kaynaklarının anlattıklarına göre Ofer Kardeşler Grubu'na ait kargo gemileri, modifiye edilmiş konteynırların içine saklanan Black Hawk helikopterleri İran kıyılarına yaklaşıldığında dışarı çıkarılarak ülke üzerinde uçuyordu. İsrail, bu sayede şüphe uyandırmadan İran'ın nükleer tesisleri hakkında geniş istihbarat topluyordu. Gemicilik veri tabanı Equasis'e göre son 10 yıl içinde Ofer Kardeşler Grubu'na ait en az 13 gemi İran kıyılarına demirledi. Geçen sene Mossad ajanları üst düzey bir Hamas yöneticisi olan Mahmud el-Mabhuh'a Dubai'de otel odasında suikast düzenlemişti. Şimdi uzmanlar, bazı ajanların Dubai'den Ofer'in gemilerinden birinde saklanarak ayrıldığını düşünüyor.

ÖZEL KONTEYNERLER
Daha önce Ofer'in İran'la ilişkisinin İsrail tarafından bilindiği ve desteklendiği iddia edilmiş ancak hükümet bunu reddetmişti. Ancak iddialar hakkında şüphe uyandıran olaylar meydana gelmişti. Ocak ayında emekli olan Mossad'ın eski şefi Meir Dagan, Ofer kardeşleri savunarak, "Bu davanın ayarı kaçtı" demişti. Perşembe günü ise İsrailli milletvekili Carmel Shama-Hacohen, Ofer hakkındaki iddialar üzerine televizyonda yapılacak bir tartışmayı, İsrail'in çıkarlarına zarar verebileceği uyarısında bulunan bir not alınca iptal etmişti.
Shama-Hacohen, notun içeriğini açıklamayı reddederken, "Açık konuşacağım, not bir iş adamından değil politik bir figürdendi. Meğer gerçek çok daha karmaşıkmış, sıradan bir hayal gücünün baş edebileceğinden çok daha karışık ve hassa" diye konuşmuştu. İddiaya göre gemilerdeki özel konteynerler İran kıyılarına gelince açılıyor ve helikopterler gemiden ayrılıyordu.

NETANYAHU: O TAM BİR SİYONİSTTİ
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise önceki gün uzun süredir devam hastalığına yenik düşerek 89 yaşında ölen ülkenin en zengin işadamı Sami Ofer'i, İran'la yaptığı gemi ticareti skandalında akladı. Netanyahu, "Sami Ofer, tam bir Siyonistti ve diğer Siyonistlere olan bağlılığını hiç unutmadı. Zirveye çıktığı günlerde bile" dedi. Şirketi de, Ofer'in bugün toprağa verileceğini açıklayarak, "Grubun işleri değişiklik olmadan sürecek. Sami'nin büyük mirasını oluşturan sıkı çalışma ve kendini adama geleneğini koruyacağız" açıklamasını yaptı.

31 Mayıs 2011 Salı

BU UTANCI BU TOPLUM TAŞIYAMAZ.
HAVA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞININ BAŞINA GELMESİ KESİN OLAN ORGENERAL BİLGİN BALANLI TUTUKLANDI.
12 EYLÜL DARBESİNİ YAPANLARI DA AYNI ANDA MAHKEMEYE İFADE VERMEYE ÇAĞIRDILAR Kİ MİLLET DARBECİ YARGILAYAN BAŞBAKAN GÖRSÜN.

HELE MEDYANIN DURUMU.BU GÜNKÜ GAZETE KÜPÜRLERİNİ ARŞİVİNİZDE SAKLAYIN.
GELECEK NESİLLERE İBRET BİZLERE İSE UTANÇ OLACAK NİTELİKTE.

30 Ağustos’ta Hava Kuvvetleri Komutanı olmasına kesin gözüyle bakılan Org. Balanlı tutuklandı.
İfadeye çağrılmıştı
“Balyoz” davası kapsamında ifade için Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne çağrılan Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı dün savcı tarafından 3 saat süreyle sorgulandı.
En yüksek tutuklama
Sorgunun tamamlanmasından sonra savcının tutuklama istemiyle 14. Ağır Ceza Mahkemesine sevk ettiği Org. Balanlı, Balyoz davasında tutuklanan en yüksek rütbeli muvazzaf oldu.  
Yeni belge iddiası
Yeni ele geçirilen belgeler kapsamında Orgeneral Balanlı ile birlikte 1 korgeneral, 2 tümgeneraller, 2 tuğgeneraller 1 tümamiral ve 1 kurmay albay ile üst düzey bir subay ifadeye çağrılmıştı.
Org. Balanlı, Balyoz’dan cezaevine konuldu
“Balyoz Planı” soruşturması kapsamında geçen hafta ifadeye çağrılan Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı tutuklandı. Kararla birlikte, Balyoz davasında ilk defa bir muvazzaf orgeneral cezaevine konulmuş oldu. Orgeneral Balanlı dün sabah İstanbul Adliyesi’ne gelerek protokol kapısından içeri girdi. Balanlı’ya iki koruma aracı eşlik etti. Daha sonra binaya giren Balanlı, soruşturmayı yürüten özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Ayar’a ifade verdi. Orgeneral Balanlı, 3 saat ifade verdikten sonra tutuklanması talebiyle Nöbetçi İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Mahkeme savcının talebi doğrultusun Org. Balanlı’nın tutuklanmasına karar verdi. Şu ana kadar 6 askerin tutuklandığı soruşturmada geçtiğimiz hafta 7’si general 8 şüpheli sorgularının ardından serbest bırakılmıştı. Orgeneral Bilgin Balanlı, raporlu olduğu gerekçesiyle ifade vermeye gitmemişti. 

12 saat sorgulanmışlardı
Geçtiğimiz cumartesi günü “Balyoz Planı” soruşturması kapsamında Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne gelen 8 muvazzaf asker, savcılıkta ifade vermişti. 1 korgeneral, 3 tümgeneral, 1 tümamiral, 2 tuğgeneral ve 1 albay, soruşturmayı yürüten Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Salim Duran tarafından sorgulanmıştı.
Yeniçağ








"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."