27 Ekim 2009 Salı

KİMİN İMZASINI ISLATALIM?
Ergenekon savcısına ihbar niteliğindeki mektubun aslını üşenmeyin okuyun.
Ve birazcık düşünün.
Bu bir ihbar mektubu olabilir mi?
Bu ancak bir yorum olabilir, bir aşk mektubu olabilir. Kuş kadar aklı olan biri buna ağzını bırakır başka bir yeriyle güler.Yani göreyi başında olan bir bir subay sözüm ona belgenin aslını yani ıslak imzalı olanını gönderiyor ama ne gönderme.4 Ay bekliyor.Korkuyor altına kaçırıyor (bunları kendi söylüyor) 4 ay ıkınıyor sıkınıyor tam kürt açılımı,teröristlerin gelme zamanı gönderiyor. Hadi bunu da geçtik. Belgenin orijinalini öyle bir gönderiyor ki destan döşüyor. Aklı olan bir şahıs düşünür: Zaten aylarca gündemde kalmış ve fotokopi olduğu için “kağıt parçası” tabiriyle adlandırılmış bir planın "alın bu aslıdır" diye göndermek varken, sayfalarca yorum kim yapar? Cümlelerinden, kelime ve yorumlarından anlaşılma endişesi duymaz mı? Aşk mektubu mu yazıyorsun sen? İnceden savcıyı yağlamalar falan.Bu ihbar mektubuna inanacak kadar geri zekalı var mıdır Türkiye’de?Ben değilim ve kesinlikle bu mektup bir askerin yazacağı üslupta değil ve bir belge sızdıran birine ait değil.Bu birinci boyutu.
Gelelim ikinci boyutuna.
Herkesin söylediği “pkk açılımının tepkisini azaltmak için bu zaman beklendi ve sunuldu” Bu olasılık mümkün ve büyük bir ihtimal. Doğru diyelim ve akıl yürütelim.
Bu da yapılan harekâtın Türk halkını hiç tanımayanlar tarafından kotarıldığını gösteriyor. Farkında değiller ama bu yaptıklarıyla Türk halının kalbine Albay Dursun ÇİÇEK başta, mektupta adı geçen herkesi altın harflerle kazıdılar. Türk halkı Avrupalı/Amerikalıya benzemez. Duygusaldır, gördüğüne inanır. pkk’nın sınırda çadır mahkemeleri kurularak affedildiğini görüyor. Bunu yapanın AKP olduğunu biliyor.Fethullah’ın da AKP ile beraber olduğunu halk değil bebeler biliyor.Bu eylem planı aylardır piyasaya ne diye sunuldu? “AKP ve Fethullah’ı bitirme planı” diye. İlk başta olduğu gibi bırakılsaydı etkisi olmuştu;birazımız yemiştik. Ama bu aşk mektubu gibi,savcıyı inceden yağlayan, isim isim kişileri sayan, olayları yorumlayan ve yargılayan ihbar mektubu tam bir mallık örneği. Bu mektup kesinlikle bir askerin üslubu değil. Çok açık seçik belli ki; halkını bir gram tanımayan kuyruğu dışarıda zavallıların sunduğu bir mektup.
Belge gerçek olabilir.Buna bir şey söyleyemeyiz.Ama;bu aşamadan sonra bu da halkın gözünde anlamını yitirmiştir. İlk yaptığı etki artık tam tersine dönmüştür. Şahsen benim gözümde bu şekilde. Fethullah hoca efendi ABD’de villalarda yata yata Amerikan gibi düşünmeye başlamış.Türk halkının yapısını unutmuş.Artık senden ve adamlarından cacık olmaz.Bunu ABD anlayınca nereye tüyeceksin merak ediyorum.

28/10/2009
levent kalem


İŞTE İHBAR MEKTUBUNUN TAM METNİ

Sayın Savcım, Kuşaklar boyu TSK’ ya (Türk Silahlı Kuvvetleri) hizmet vermiş bir aileye sahip olmaktan onur duyan bir subayım. Son dönemde TSK’nin tarihinde hiç olmadığı kadar itibar kaybına uğraması, beni ve benim gibi vatanını ve milletini seven birçok silah arkadaşımı son derece rahatsız etmiştir. Dosta güven, düşmana korku vermiş ordumuzun kendi milleti nazarında güven kaybediyor olması çok acı bir durumdur. Kendi milletine karşı psikolojik hareket yapan, toplumu bölen ve toplumun değerlerini karşısına alan bir TSK’nın hayal edilmesi mümkün olmadığı nasıl bir gerçekse, TSK’nın tamamının böyle olmadığı da bir gerçektir. Maalesef, önceleri doğru ve gerekli olduğuna inandığım ancak şu an içinde bulunmaktan büyük pişmanlık duyduğum, sadece 3’üncü dünya ülkelerine özgü bir şekilde kendi vatandaşına ‘psikolojik harekât’ uygulayan ve bunu adına da ‘bilgilendirme faaliyeti’ şeklinde masum ve haklı görünen bir maske uyduran bir cunta oluşumunda birçok arkadaşımla birlikte görev aldım. Bu oluşum, ilk başta gayet haklı gerekçelerle kurulan ve gerçek görevi düşmana karşı psikolojik harekât uygulamak olan Psikolojik Harekât Daire Başkanlığı’nı kendine maşa olarak kullanıyordu. Bu güzide kurumun imkân ve kabiliyetlerinden yararlanılarak devletin vali, kaymakam, savcı, hâkim gibi önemli kadrolarında görevli personeli de dahil olmak üzere insanlarımız haklarında oluşturulan ‘Bilgi Fişi’ adı verilen belgelerle tek tek fişlendi. Cunta yapılanmasının organize ettiği yasal dayanağı bulunmayan faaliyetlerin kamuoyuna yansıması sonucu bu kurumumuz yıprandı, adı ‘Bilgi Destek Daire Başkanlığı’ olarak değiştirilmek zorunda kalındı ve görev alanı daraltıldı. Hali hazırda devam eden cunta faaliyetleri neticesinde, son olarak toplam sayısı dört olan muharebede Ege Ordusu Komutanlığı dahil tüm Ordu Komutanlıklarını desteleyecek olan Bilgi Destek Taburlarının sayısı bire düşürülerek asli görevini yapamayacak hale getirildi. Geriye kalan son taburda görevli bazı personel halen asli görevlerine yönelik çalışmaları bir kenara bırakarak cunta örgütlenmesinden aldıkları örtülü ve yasadışı görevli yürütmeye devam etmektedir. Yukarıda ifade ettiğim TSK içerisindeki ‘ülke yönetimine el koyma heveslileri, yani darbe tarafları’, başka bir ifadeyle ‘Cunta Örgütlenmesi’, yıllardır işgal ettiği makamlarla, kilit pozisyonlar ve sivil uzantılarıyla ülkenin gündemini elinde tutmuş ve faaliyetlerini kamuoyuna ‘tüm TSK’nın ortak görüşü’ gibi göstermiş ve göstermeye de devam etmektedir. Cunta örgütlenmesi ve faaliyetlerinden haberdar ve rahatsız olan benim gibi personel, gerçekleri anlatmak için zemin bulamamakta ve sesini duyuramamaktadır. ‘Biz silah arkadaşıyız’, ‘ortak düşmanlar’, ‘Biz bir aileyiz’, ‘TSK’yi yıpratmak istiyorlar’ gibi temaları kullanarak sözde ‘korumacı bir yaklaşımla’ hedef saptırmaya çalışıyorlar. Bu ‘sözde kurumacı yaklaşım’la birlikte, gerçekleri bilen ve duyurmak isteyen personel de ‘korkutma ve sindirme’ faaliyetleri ile susturulmaktadır. Bu şekilde birçok olay karşısında ‘kol kırılır yen içinde içinde kalır’ mantığı yürütülmektedir. Cuntanın pisliklerini içerde gizlemek durumunda kalan TSK’nın itibarı ise sürekli zedelenmeye devam etmektedir. Toplumun genelinde bilinen ve dedikodu şeklinde kulaktan kulağa yayılan TSK ile ilgili birçok konuyu (PKK’ya yardım, uyuşturucu, fişleme, suikast, örtülü operasyonlar vb.) olayların olduğu bölgelerde görev yapanlar, medya aracılığıyla öğrendi. Ancak medyanın bilmediklerini ben ve benim gibi Genelkurmay Bilgi Destek Daire Başkanlığı bünyesinde görev yapan arkadaşlar, yani bu faaliyetleri bizzat planlayan ve icra eden kişiler çok yakından biliyoruz. Bilgi destek personeli olarak bizzat olayların içerisinde (Aktütün’de Dağlıca’da Poyrazköy’de, Çukurca’da ve daha birçok yerde) olduğumuz için gerçekler tüm çıplaklığıyla bilinmektedir. Ayrıca, askeri okullarda başlayıp karargâh birlik ve lojmanlarda her anı bir arada geçen, tatillerini bile beraber yapan bizler birbirimizi çok iyi tanıyoruz. Özellikle ülke gündemini uzun bir ser meşgul eden devletin kurumlarını bilen birbirine düşüren son ‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’na bakıldığında, her olayda olduğu gibi bu olayda da cuntanın kendi bekası için ülkemizin tüm değerlerini paramparça etmeye çalıştığı görülmektedir. TSK’da psikolojik harekât birimlerinin kuruluş safhasından bu yana aktif bir şekilde görev alan ve 2009 yılı genel atamalarına kadar Genelkurmay Bilgi Destek Okul Komutanlığı’nda görev yapan Hv. Öğ. Bnb. Hicri Dinçerol bahse konu belge hakkında; “Bu belgeyi biz hazırlamıştık, nasıl sızdı anlayamadım?” demiştir. Bu ifade, Hv. Öğ. Bnb. Hicri Dinçerol’un da cuntanın bir elemanı olduğunun ve söz konusu cuntanın faaliyetlerinin İrticayla Mücadele Eylem Planı’yla sınırlı kalmadığının açık bir göstergesidir. Sayın Savcım, ‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’ basında yer alır almaz, erken davranarak söz konusu evrakın aslını gizlice dosyalandığı klasörden aldım. Belgenin aslının yerinde olmadığı anlaşılınca önce bir kriz yaşandı. Ancak daha sonra belgenin ele geçmesinden korkan bir cunta mensubu tarafından imha edildiği görüşü benimsendi. Nitekim (Genelkurmay Başkanı) Org. İlker Başbuğ, belge hakkındaki basın açıklamasını aslının imha edildiğine kanaat getirdikten sonra yaptı. Mensubu bulunduğum TSK’ya uzun yıllar hizmet etmiş bir subay olarak bir hizmetim daha olsun istiyorum. Özverili çalışmalarınıza katkıda bulunmak adına EK-A’da yer alan bu belgeyi size göndermeyi vatanım ve milletim adına bir vazife biliyorum. Ayrıca; 2007 yılı Eylül ayında dönemin Genelkurmay II’inci Başkanı Org. Ergin Saygun’un emri gereği, üniversitelerden bir kısım akademisyen ve CHP yönetiminden bazı politikacıların desteği ile dönemin Genelkurmay Harekât Başkanı Korg. H. Nusret Taşdeler’in himayesinde Genelkurmay Bilgi Destek Daire Başkanlığı’nda şube müdürü olarak görevli kurmay albaylar Dursun Çiçek, Sedat Özüer, İlker Ziya Göktaş ve Fuat Selvi tarafından kamuoyunu yönlendirme maksatlı çeşitli belgeler hazırlandığına tanık oldum. Yukarıda isimleri geçen şahıslar, görev alanlarının dışındaki birçok konuyla ilgili olarak hiçbir hukuki dayanağı olmaksızın çeşitli faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bu konuda örnek olması bakımından bahse konu cunta tarafından hazırlanmış bir çalışma EK-B’de sunulmuştur. EK-B’nin altında imza bulunmamasının sebebi evrağın elektronik ortamda gönderilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Söz konusu gayri hukuki çalışmalar, TSK içerisindeki cunta yapılanmasının kilit isimlerinden olan Org. Hasan Iğsız’ın Genelkurmay II’inci Başkanlığı döneminde hız kazanarak devam etmiştir. Org. Hasan Iğsız’ın doğrudan netice alınabilecek bir eylem planı hazırlanması konusunda verdiği direktif gereği Korg. Mehmet Ersöz ve Tümg. Mustafa Bakıcı’nın da katkılarıyla gerekli çalışmalar başlatılmış ve söz konusu eylem planı Kur. Alb. Dursun Çiçek tarafından hazırlanmıştır. Sayın Savcım, Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlanan ve çeşitli Sivil Toplum Örgütleri’nin (STÖ) fişlenmesini içeren bir andıç 7 Nisan 2008 tarihinde Taraf gazetesinde yayımlanmıştır. Taraf gazetesinin konuyu haber yapmasından sonra Genelkurmay Başkanlığı soruşturma başlatmıştır. Soruşturma sonucunda hazırlanan bilgi notu EK-C’de sunulmuştur. Bu bilgi notunda andıç çalışmasının Genelkurmay Başkanlığı’nın emri ile 29 Temmuz 2004 tarihinde başlatıldığı, Nisan 2006’da ilgili makamlara arz edildiği ifade edilmektedir. Yani Genelkurmay Başkanlığı adı geçen andıçın varlığını kesin bir şekilde kabul etmektedir. Bu rapor neticesinde Alb. Çiçek hakkında herhangi bir işlem yapılmamıştır. İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın basında yer almasını müteakip belgenin hazırlanmasında kullanılan tüm bilgisayarlar temizlenmiş ve ilgili evraklar imha edilerek, kamuoyuna Genelkurmay Başkanlığı tarafından böyle bir çalışmanın olmadığı yönünde bir açıklama yapılmıştır. İmha süreci bizzat Org. Ergin Saygun’un özel sekreteri Kur. Alb. Uğur Berksun tarafından takip edilmiş, kendisi Bilgi Sistemleri İşletme Şubesi’ne giderek söz konusu eylem planının hazırlanmasında kullanılan 30709, 33746, 40077, 27238, 27229 ve 16693 BİM numaralı bilgisayarların hard disklerinin geri getirilemeyecek şekilde silinmesine nezaret etmiştir. Bu işlemde Alb. Şükrü Kısadere, Ütğm. Erhan Sakallı, Ütğm. Kazım Bozkurt, Bçvş. Mustafa Urhan ve Svl. Me. Rıfat Sülük görev almışlardır. Sayın Savcım, böyle bir olay vuku bulduğunda, normal şartlar altında uygulanması gereken prosedür şudur: Olayın öğrenildiği anda İKK (İstuhbarata karşı Koyma) ve Güvenlik Daire personeli idari tahkikat için çağrılır. Bilge Destek Daire’ye gidilir. Daire personelinden hiç kimsenin içeriye girmesine müsaade edilmez. Daire personeli tek tek çağrılarak dairedeki tüm dolaplar aranır. İlgili veya ilgisiz tüm bilgisayarlara el konulur. Genelkurmay Askeri Savcıları eş zamanlı olarak şüphelilerin evlerine giderek arama ve el koyma işlemi yapar. Elde edilen deliller ışığında dava açılmasına veya açılmamasına karar verir. Örneğin, geçen yıl Ankara’da bilgi güvenliği ihlali şüphesiyle, ivedilikle mahkeme kararı çıkartılmış; Çiğiltepe Lojmanları’nda 40’a yakın eve baskın yapılarak, askeri savcılık tarafından arama yapılmış, bazı bilgisayar ve dökümanlara el konulmuş ve olayla ilgili bir şahıs gözaltına alınmıştır. Yine bu yılın mayıs ayı sonlarında benzer bir durumdan dolayı Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan bir grup personelin evi, işyerleri ve arabaları gece yarısı, yukarıdaki olaya benzer şekilde hız ve kararlılıkla aranarak, gözaltına alınanlar olmuştur. Sayın Savcım, İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın medyaya yansımasından sonra Genelkurmay Karargâhı’nda yaşanan diğer gelişmeleri özetlemek istiyorum: 1) Genelkurmay Başkanlığı olaydan, söz konusu belgenin medyaya yansıdığı gün sabah saat 04:30 itibarıyla Genelkurmay İletişim Daire Başkanlığı vasıtasıyla haberdar olmuştur. 2) İKK ve Güvenlik Daire Başkanı Tümg. M. Mutlu Arıkan ve beraberindeki bir Bnb. Olayın olduğu sabah olayı incelemek üzere Bilgi Destek Daire Başkanlığı’na geldiklerinde, Bilgi Destek Daire Başkanlığı’nda görevli Alb. Çiçek’in haricindeki diğer iki şube müdürünün mesai başlangıcından önce Dz. P. Kur. Alb. Dursun Çiçek’in şubesinde bilgi ve belge temizliği yaptıklarına şahit olmuşlardır. 3) Aynı gün mesai başlangıcında Alb. Dursun Çiçek’e Tümg. M. Mutlu Arıkan tarafından “Bunu siz mi hazırladınız?” diye sorulmuştur. Alb. Çiçek panik içerisinde inkâr ederek, “Bunu biz yapmadık, bizim dairenin işi değil” deyince, Tümg. Arıkan “Sen onu bırak, ben sana bu şekilde hazırlanan yüzlerce belge gösteririm, sen bana bu belgenin nereden sızdığını söyle!” diyerek tepki göstermiştir. 4) Bu olay anında hiçbir mahkeme kararı alınmamıştır. Hiçbir gözaltı gerçekleşmemiştir ve hiçbir ifadeye başvurulmamıştır. Belgeyi tespite yönelik ciddi hiçbir araştırma yapılmamış, gayri ciddi bir şekilde davranılmıştır. 5) Sivil savcılığın olaya el koyması hususu gündeme gelince, Alb. Çiçek’in bilgisayarı, ilgili şubedeki bütün bilgisayarlar ve ilgili server (ana bilgisayar) dahil her şey alınmıştır. Alınan tüm bilgisayarlar özel programlarla 35 kez geri getirilemeyecek şekilde silinmiştir. Bu işlemler 19-20-21 Haziran 2009 tarihlerinde cuma, cumartesi ve pazar günü gizli bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Silinen bilgisayarların Genelkurmay MEBS Başkanlığı’nda kayıtlı numaraları: 41440, 34218, 24187, 20245, 24159, 27861, 34331, 24251, 24040, 38534, 29595, 24551, 29653, 24532, 39198, 13924, 13920, 16118, 16110, 539337, 121561, 224259, 321609, 421624, 41510, 29816, 24045, 34359, 41520, 24362, 41401, 24749, 38537, 24242’dir. Bilgisayarlar ve hard diskleri savcılığa tüm temizleme işlemlerinden geçirildikten sonra gönderilmiştir. Daha sonra bu bilgisayarlar başka birimlere kaydırılmıştır. 6) Alb. Çiçek’in ve ilgili şubenin bilgisayarlarını inceleme ve temizleme işleminde Genelkurmay MEBS Muharebe Elektronik Bilgi Sistemleri Okulu) Başkanlığı’nda görevli Ütğm. Fatih Karacaer ve Deniz Kuvvetleri MEBS Başkanlığı’nda görevli Ütğm. Berrin Şahin (Gnkur. As. Sav. Yrd. As. Hak. Yzb. Volkan Şahin’in eşi) görev almıştır. 7) Alb. Çiçek’in evinin aranma işlemi belgenin basında yer almasından beş gün sonra göstermelik bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Genelkurmay Askeri Savcı Yardımcısı As. Hak. Yzb. İ. Volkan Şahin aramaya ciddiyet kazandırmak için evde tam 5-6 saat vakit harcamış, hiçbir arama yapmamış ve bir şey bulmadan dönmüştür. Yavuz hırsız misali sayın Askeri Savcımız, Bilgi Destek Daire Başkanlığı’na geldiğinde “Biz personelimizi böyle koruruz” diyerek tavrını açık bir şekilde ortaya koymuştur. 8) Aynı şekilde Genelkurmay Karargâhı’ndaki tüm kâğıt imha makineleri bir araya toplanarak, hukuki açıdan sıkıntı oluşturacak 40 torbaya yakın evrak (kâğıt parçaları) bu makinelerde kırpılarak ve akabinde yakılarak deliller yok edilmiştir. Bahse konu işlemlerde görev alan erbaş ve erler de dahil olmak üzere tüm personel uygun(!) bir şekilde uyarılmışlardır. Evrak imhasında görev alan erbaş ve erlere ait isim listesi EK-Ç’de sunulmuştur. 9) Alb. Dursun Çiçek ve ekibinin hazırladığı ‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’ belgesinin TSK’ya ait olmadığını raporlamak ve belgenin yazım teknikleri açısından sahte olduğunu ispata yönelik; Bilgi Destek Harekâtı ve Gayri Nizami Harp Teknikleri hakkında deneyimli, akademik eğitim ve karar tecrübesine sahip bir personelin başkanlığında bilirkişi heyeti oluşturulmuş ve kamuoyunun, belgenin sahte olduğunu algılamasına yönelik, göstermelik bir rapor hazırlanmıştır. Ancak gerçek, bilirkişi heyetinin dediği gibi değildir. Gnkur. İsth. Bşk.lığı’nda olduğu gibi Gnkur. Bilgi Destek Daire Başkanlığı’ndaki mevcut uygulamada; özel içeriği bulunan evrakların (hükümet, irtica, şahıslar, STÖ vb. hukuki açıdan sıkıntılı evraklar) üzerinde TSK’ya ait olduğunu gösterir hiçbir ibare bulunmaz; a. Değişik yazı fontları ve puntoları kullanılır, b. Kapak yazısı ile eki bir araya getirildiğinde kapakla ekin birbirinin devamı olduğunu gösterir hiçbir ifade bulunmaz. c. Özel içerikli eklerin üzerine gizlilik derecesi, imza bloğu, kontrol-güvenlik numarası, evrak numarası gibi TSK’ya ait ibareler yer almaz. (Gnkur. Bşk.lığı’nın MİT ve EGM’den (Emniyet Genel Müdürlüğü) şahıslar (sivil) hakkında yapılan yazışmalarda bu görülebilmektedir. ç. Bilgi notları saklanırken kapağı ayrı bir yerde, bilgi notu ayrı bir yerde saklanır. Böylece bilgi notu TSK’ya ait olmayan bir yazıymış gibi görülebilmektedir. d. Bilgi notunun hangi kapağa ait olduğunun belirlenmesi ise tarih, saat grubu, bilgi notu ve kapağına aynı numaranın verilmesi gibi yöntemlerle yapılmaktadır. e. Buradan da anlaşılıyor ki andıç, eylem planı, bilgi notu gibi çalışmalarda herkes kendine göre bir usul ve tarz belirleyebiliyor. 10) İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın sızmasından hemen sonra, benzer belgelerin sızmasını önlemek üzere, özellikle Alb. Dursun Çiçek’in (E.) Org. Hurşit Tolon’a gönderdiği iletinin basında yer almasını müteakip, bilgi güvenliği konusunda Gnkur. II’inci Bşk. Org. Hasan Iğsız imzasıyla Gnkur. Bşk.lığı’nın 24 Haziran 2009 tarihli, İSTH: 2240-57172-09/İKK ve Güv. D. Bil. Güv. Ş. Sayılı ve ‘Bilgi Güvenliği Tedbirleri’ konulu bir emir yayımlanmıştır. Bu emirde; a. Evraklara güvenlik kontrol numaraları üç defa basılacak. Birincisi konu ve evrak numarasına gelecek, ikincisi metne, üçüncüsü ise imza blogu ve imza üzerine gelecek şekilde olacak, b. Bilgisayar ortamındaki yazışmalarda kesinlikle yazı bittikten sonra arz ederim, ad soyad, görev gibi ifadeler olmayacak, c. Hiçbir evrakta ıslak imza taranarak bilgisayara yüklenmeyecek, elektronik imzalı olarak gönderilecek, ç. İnternette elektronik postalarda isim kullanılmayacak, d. Karargâhlardaki internet bilgisayarları ve dizüstü bilgisayarlar sınırlandırılacak gibi ifadeler yer almıştır. Bu emirden de anlaşılıyor ki, bu belgenin ortaya çıkması TSK’yı çok zor durumda bırakmış bu tür olayların tekerrür etmemesi için gerekli önlemlerin alınması istenmiştir. Sayın Savcım, beni bu çalışmaya sevk eden gerekçe Alb. Çiçek ve ekibinin hazırladığı ‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın ele geçirilmesi ile başlayan süreçte Genelkurmay’ın, ‘belgenin TSK’yı yıpratmak adına hazırlanmış olduğu’ ön kabulü ile belgenin sahteliğini ispatlama çabaları olmuştur. Burada onur kırıcı olan şey sayın Genelkurmay Başkanımızın medyanın karşısına çıkıp kamuoyunda kafaları karıştıran hususlara cevap vermekten ziyade kendini savunma refleksiyle ‘belgenin aslını bulabilecek’ olmasına rağmen alaycı bir üslupla “Bu bir kâğıt parçasıdır” demesidir. Ayrıca yargıyı hiçe sayarak ve emir verici bir tavırla, “Bu belgenin gerçekliğini değil, kimin yaptığının bulunmasını istiyorum” ifadesidir. Sayın Savcım, bir cunta ekibinin yapmış olduğu illegal bir çalışma nedeniyle yıllardır görevini layıkıyla yerine getiren personel mağdur edilerek suçlu muamelesine tabi tutulmuş ve çeşitli yerlere sürülmüştür. Ama asıl suçlu olan Dz. P. Kur. Alb. Dursun Çiçek, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Karargâhı’nda Daire Başkanlığı makamına atandırılarak himaye görmüştür. Aynı şekilde Tuğg. Mustafa Bakıcı tümgeneralliğe terfi ettirilmiştir. Korg. Mehmet Eröz konumunu korurken, Org. Hasan Iğsız 1’inci Ordu Komutanlığı makamıyla ödüllendirilmiştir. Olayın failleri yerine yıllardır Bilgi Destek Daire Başkanlığı’nın gerçek emekçileri olan subay, astsubay ve sivil memurlar suçlu muamelesi görerek karargâh dışında çeşitli yerlere sürülmüştür. Burada asıl konu Albay Dursun Çiçek değildir. Dursun Çiçek zavallı bir adamdır. Asıl önemli olan bu albayın bulunduğu konumdur. Sayın Savcım, cunta, şimdiye kadar ‘kendi hukuku’ dışında bir hukuk tanımadı. Şimdi sizin gibi adaleti tesis edecek ve gerçek hukukun üstünlüğünü ortaya koyacak ‘cesur’ savcılarımızın nefeslerini enselerinde hissedince, yaptıkları kirli işlerin üzerini kapatmak için her türlü gayri ahlakı yola başvuruyorlar. Gerçeklerin üzerini örtmeye çalışıyorlar. Sayın Savcım, bu ülkenin insanları gayretlerinizi takdirle karşılamaktadırlar. Her türlü fedakârlığı ortaya koyarak çalıştığınızı biliyorlar. Sayın Savcım, tanık olarak çağırmanız durumunda da gelmeye hazırım. CUMHURİYETİN SAVCILARININ SÖZ KONUSU CUNTAYI ÇÖZMEYE BAŞLADIĞINI GÖRMEKTEN MUTLU VE UMUTLUYUM. Saygılarımla arz ederim. EKLER: EK-A (İrticayla Mücadele Eylem Planı orijinal belgesi), EK-B (Cunta tarafından hazırlanmış bilgi destek çalışması), EK-C (STÖ’lerle ilgili habere ilişkin bilgi notu), EK-Ç (Evrak imhasında görev alan erbaş ve erlere ait isim listesi)

ISLAK İMZA TAKLİT MAKİNESİ
DİĞER VİDEOLAR İÇİN:
http://www.youtube.com/watch?v=3SEj9Foye0w&feature=related
http://www.youtube.com/watch?v=z_0g3iL7WZc
http://www.youtube.com/watch?v=P-GfXmFxqtY&feature=related
http://www.youtube.com/watch?v=2RFhqnLkihw&feature=related http://www.youtube.com/watch?v=dWkSWUWcJ_U&feature=related http://video.yahoo.com/watch/255251/1889113




HAYDİ BUYRUN CENAZE NAMAZINA...
İşte sizlere üç tip "ıslak imza taklit makinesi" örneği.
* Birinin canını yakmak mı istiyorsunuz?
* Birini darbecilikle mi suçlamak istiyorsunuz?
* Birinin servetine konmak mı istiyorsunuz?
* Birini yok etmek mi istiyorsunuz?
İşte size fırsat; sivil ve resmi sahtekarlara duyurulur. Bilmem anlatabildim mi?
"ÖZ" dersem çık, "ERGENEKON" dersem çıkma...


25 Ekim 2009 Pazar


BİRÇOK SİTE BU HABERİ UTANMADAN, REZİLCE "VELİ KÜÇÜK ŞOV YAPTI" DİYE VERDİ
Devşirme medyanın tüm karalamalarına rağmen.
Bu olay baba-kızın onur savaşı diye tarihe geçecek.
Bilmeden konuşanlar!
Veli Küçük'e Ergenekon davasında yapılan suçlamaları ve savunmalarını okusun.
Ama tv kanallarından seyretmek varken ne gerek var diyorsanız.
İleride utanmamak adına:
SUSUN
Ergenekon ana davasının 119. oturumunda söz alan bazı tutuklu sanıklar demokratik açılım süreci kapsamında teslim olan PKK'lıların kısa sürede serbest bırakılmalarını eleştirdi. Veli Küçük, 'Bu Cumhuriyet kolay kurulmamıştır, kolaylıkla da teslim edilmeyecektir. Bir Silivri gider, başka bir Silivri gelir.' diye konuştu.

İddia olunan Ergenekon terör örgütünü kurmak ve yönetmek iddiasıyla yargılanan Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, 28 Ocak 2008'den itibaren tutuklu olduğunu belirterek, hazırlanan iddianameye göre terörist olduğunu söyledi. Küçük, 'Bir terörist olarak bana örgütümün gerçekleştirildiği eylemler sıralanmadı. Bu eylemlerle ilgili olarak verdiğim ve aldığım talimatları önüme konulmadı. Örgütü nasıl yapılandırdığım açıklanmadı. Talimatları kimden alıp kime ilettiğim söylenmedi.' dedi.

Kendisi hakkında sadece Danıştay suikastı ve Cumhuriyet Gazetesi'ne atılan bombalarla ilgili suçlama olduğunu söyleyen Küçük, Ergenekon ana davası ile birleştirilen Danıştay davası sanığı Alparslan Arslan'ın çapraz sorgusuna gönderme yaptı. Veli Küçük, Danıştay suikastı ve Cumhuriyet Gazetesi'ne bomba atılması eylemi ile hiç bir bağlantısının olmadığının dün itibariyle teyit edildiğini öne sürdü. Türk milliyetçisi, Atatürkçü, Cumhuriyetçi olduğunu, Misak-ı Milli'ye inandığını söyleyen Veli küçük, 'Bunlara inanmak dahi Emniyet Genel Müdürlüğü'nün raporlarında terör suçu sayıldığından, terörist diye huzurunuzda bulunuyorum. 2 yıldır burada tutsağım. Değil 2 yıl 2 bin yıl dahi geçse bu değerlerimden vazgeçmem. 66 yaşındayım 67'e giriyorum. 66 yıldır vatanım için ibadet saydığım bu değerlerden beni hiç kimse vazgeçiremez. Bu vatan benim vatanım. 'Bu vatan için öldü' derler. 'Bu vatan için Silivri'de askerlik yaparken öldü' derler.' diye konuştu.

Mahkemenin 19 Ekim tarihli ara kararını eleştiren Veli Küçük, 'Bu davada tutuklu olarak yargılanan 5 eski TSK mensubundan birisi benim. Suçumuz çok ağır olmalı ki sizin 'tahliyeleri gerekir' şeklinde şerh düştüğünüz kişiler arasında bile ben de dahil hiçbir asker bulunmamaktadır.' dedi.

Ergenekon davasında bütün iddiaların gizli tanıklara, PKK itirafçılarına ya da kendilerini kurtarmaya çalışan hükümlülere dayandığını, gizli ve açık tanıkların bir çoğunun PKK'lı olduğunu öne süren Veli Küçük, hedefin ordu olduğunu iddia etti.

PKK itirafçısı Abdülkadir Aygan'ın iftiraları ile suçlanan eski JİTEM mensubu Abdülkerim Kırca'nın intihar ettiğini sözlerine ekleyen Veli Küçük, 'Halen Kayseri İl jandarma Alay Komutanlığı devam eden Albay Cemal Temizöz de o PKK'lının beyanları ile 'kulağından tutulduğu gibi çürütülmek üzere cezaevine konulmuştur.' şeklindeki deyim soruşturmayı yapan savcıya aittir. Sadece Abdulkadir Aygan ile yetinilmemiş, gizli tanık yapılan, halen tutuklu bulunan diğer PKK'lılar da devreye sokulmuştur. Görüyoruz ki Abdülkadir Aygan'lar çoğaltılmakta, teşvik edilmekte ve ödüllendirilmektedir. Irak'tan Kandil'den gelenler bu iş için hazır bekledikleri gibi Avrupa'dan aynı amaç için gelecek gruplar olduğu da BOP eş başkanı ve yardımcıları tarafından müjdelendi.' ifadelerini kullandı.

Tüm milli değer ve politikaların 'Açılım' adı altında ayaklar altına alındığını ileri süren Küçük, 'Bizleri bu davada tutmaya devam edebilirler, eli kanlı teröristleri de kahraman olarak karşılayıp 7 dakikada serbest bırakılmasını sağlayabilirler.' şeklinde konuştu. Halen Tuncay Güney'in beyanlarına itibar edilerek mi tutsaklığının devam ettiğini soran Küçük, 'Yoksa 'Sen de hayali örgütün düzmece belgeleri çıktı' diye mi esaretime devam ettiriyorsunuz? Veya 'Delile, belgeye gerek yok. Sen Veli Küçük'sün. Bu yüzden seni burada çürüteceğiz' mi diyorsunuz?' dedi.

Sanık Küçük, 'Peki bu saatten sonra vatanın ve ülkenin birliğini bütünlüğünü korumak için Güneydoğu'ya gönderdiğimiz, Irak sınırında, Gabar'da Cudi'de Kato Dağı'nda görev askerlerimize bunu nasıl izah edeceğiz? Bu yapılan vatana ihanettir. Vatana ihanet ise asla cezasız kalmaz. Bu Cumhuriyet kolay kurulmamıştır. Kolaylıkla da teslim edilmeyecektir. Bir çadır mahkemesinde yargılanmak istemiyorum. Habur'da kurulan çadır mahkemesi ile Silivri'de kurulan bilgisayarlarla donatılan mahkeme arasında herhangi bir fark olup olmadığını da takdirlerinize bırakıyorum. Ne çadır mahkemesi, ne de çadır adaleti istiyorum. Bir Silivri'dekiler gider ama bir Silivri daha ortaya çıkar. Hiç önemli değil' dedi.

Tutuklu sanık Veli Küçük'ün ardından söz alan avukatı Zeynep Küçük, 'Heyetiniz, müvekkilimin savunmasından bir gün sonra belirtilen suçlarla ilgili sorular sorulabileceği şeklinde bir ara karar vermişti. Ne değişti de Veli Küçük'ün Susurluk olayıyla bağlantısı araştırılıyor?' diye sordu.
"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."

24 Ekim 2009 Cumartesi


ASYA BİRLEŞİYOR.BİZ AVRUPA BİRLİĞİ İLE UYUTULUYORUZ.


Bütün dünya birleşiyor. Biz ise çökmekte olan Avrupa Birliğine gireceğiz diye kandırılıyoruz. Avrupa Birliği’ne girmeyeceğiz.Çünkü Avrupa Birliği ekonomik olarak sömürecek ülke kalmadı ve kendi kaynakları da yeterli değil. AB’ye alınmamaktan bahsetmiyorum. AB zaten çöküyor.Bunu herkes biliyor ve ne yazık ki bizim siyasetçilerimizde biliyor. Ama oy uğruna Türk halkı kandırılıyor. AB’ye artık üye değil; sömürülecek kaynak ülkeler gerekiyor.



Diğer yandan;750 milyonluk bir Türk dünyası zengin doğal kaynaklarıyla Türkiye'nin keyfini bekliyor.7 Türk Cumhuriyeti acilen ekonomik ve kültürel bir birlikteliğe gitmek zorundadır. Gitmediği taktirde devler arasında tek başlarına mücadele etmeleri mümkün değildir.



Tekrar ediyorum: Avrupa Birliği çökmüştür. Avrupa Birliği oy uğruna bize söylenen yalandan başka bir şey değildir. Ergenekon Davası ABD tarafından ASYA’yı görmüş aydınlarımızın susturulması operasyonudur. Kürt açılımı Asya’ya yönelecek Türkiye’nin düşünme yetisini kırmak için üretilmiş sahte bir gündemdir. Ermeni açılımı ise Türk Birleşik Devletlerinin Asya’ya açılan Azerbaycan köprüsünün dinamitlenme operasyonudur. Dünya tarihi yine kırılıyor. Kutuplar değişiyor ve yine Kürtler ve Ermeniler kullanıyor. Tarih bu hataların şahitlerini toprağa gömmeden yeni hatalar yapılıyor. Ve birileri uçuruma göbek atarak koşuyor.

Saygılar.

Levent kalem–24.10.2009



Üç Haber: Dünya bülteni sitesinden alındı



I.JAPONYA ASYA ÜLKELERİNE "DÜNYA LİDERLİĞİ"Nİ ÖNERDİ!

Asya ülkeleri Avrupa Birliği benzeri bir yapı kurmak ve küresel alanda daha aktif olmak için ilk adımı attı

Asya ülkelerini bir araya getiren ASEAN toplantılarının bu yılki görüşmelerinden önemli kararlar ve anlaşmalar çıktı. Toplantıya, Japonya başbakanı Yukio Hatoyama'nın Asya ülkeleri arasında Avrupa Birliği benzeri bir yapı kurulması ve dünya siyasetinde daha fazla söz sahibi olunması üzerine verdiği teklif damgasını vurdu.

İnsan hakları konusunun da öne çıktığı toplantıda, üye ülkelerdeki insan hakları ihlallerini ele alacak bir organ oluşturulmasına karar verildi.

Hatoyama'nın ortaya koyduğu teklife göre, Güney Asya ülkelerini barındıran ASEAN üyeleri ile bölgesel müttefikler olan Çin, Japonya, Güney Kore, Hindistan, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında bir Doğu Asya Topluluğu kurulacak.

Diğer ülkeler arasında olumlu karşılanan teklifi getiren Japon başbakanı, ülkesi ile ABD arasındaki ilişkilerin "stratejik" olduğunu, ancak Asya ülkeleri ile var olan "farklılıkların" giderilmesi gerektiğini savundu.

Çin'in ekonomik büyümesini de değerlendiren Hatoyama, bunu "bir tehdit" olarak görmediklerini söyledi.

Teklif, ortak ekonomik ve siyasi birliğin 2015 yılına kadar oluşturulmasını öngörüyor.

İNSAN HAKLARI KOMİSYONU

Üye ülkelerin bu yıl gündeminde olan bir başka konu ise, başta Myanmar ve Kuzey Kore olmak üzere, farklı ülkelerde gündeme gelen insan hakları ihlalleri oldu.

Gergin tartışmaların yaşandığı kaydedilen toplantı sonrası, ülkeler ASEAN İnsan Hakları Komisyonu kurulması üzerinde anlaştı.

10 ülke, Myanmar'daki yönetimin baskıcı tavrını da eleştiren bir bildiri yayınladı.

42 yıl önce kurulan örgüte üye ülkeler arasında bir krallık, bir diktatörlük ve iki komünist yönetim olduğunu hatırlatan uzmanlar, komisyon kurulması kararını bile büyük bir aşama olarak niteliyor. Ancak komisyonun ne kadar etkili olabileceği konusunda soru işaretleri devam ediyor.

Çin ve ASEAN karşılıklı yatırımlarını artırıyor

Öte yandan, Tayland'ın başkenti Bangkok'daki toplantılar sırasında Çin ve ASEAN arasında 4 milyar ABD doları tutarında, yurtiçi ve yurtdışını kapsayan 160 işbirliği projesi protokolü imzalandı.

Çin Uluslararası Radyosu'nun internet sitesinde yer alan habere göre, sanayii, turizm, altyapı, ulaşım, enerji, ticaret, lojistik, bilişim, yazılım ve hizmet sektörlerini kapsayan uluslararası projelerle ilgili olarak 80 protokole imza atılırken, imza değerinin 4 milyar ABD doları tutarında olduğu belirtildi.

FREİDMAN'IN RAPORUNDAN

CIA ile bağlantılı olan ve geleceğe dönük projeksiyonlar yapan Stratfor'un kurucusu George Friedman, geçtiğimiz aylarda çıkardığı 'Gelecek 100 Yıl- 21. Yüzyıl için Öngörüler' kitabında, inanılmaz senaryolar anlatıyordu.

Bu senaryolara göre, Çin ve Rusya çökerken, Japonya ise Asya'nın tek hakimi oluyordu.

İşte o senaryolardan bir tanesi:

"Japonya, Rusya'nın doğu kıyılarına ve Çin'in doğusuna gözünü diker. Çünkü nüfusu 107 milyona düşmüştür, bunun 40 milyonu 65 yaşın üstündedir. Enerji kaynakları tükenmiştir. Geleceğini garanti altına almak için bölgesel bir lider olmaya çalışmalı, Rusya'nın yeraltı kaynaklarından yararlanmalıdır."


II.JAPONYA'DAN ABD'YE 50 YIL SONRA "HAYIR"

İki ülke arasında yaşanan üs müzakerelerinde, Japonya yarım yüzyıl sonra ilk kez ABD yönetimine "Hayır" dedi

Japonya'daki yeni merkez sol hükümeti, seçimlerde Japon halkına verdiği sözü tutarak Amerikan üslerinin geleceği konusunda ABD baskısına boyun eğmedi. Hükümet, üs konusunda, Amerika'nın baskıların boyun eğilmeyeceğini açıkladı.

ABD Başkanı Barack Obama'nın Kasım ortasındaki Tokyo ziyaretini hazırlamak amacıyla bu hafta Japonya'da temaslarda bulunan ABD Savunma Bakanı Robert Gates, 1955'ten beri iktidarda bulunan muhafazakârları 30 Ağustos'ta deviren merkez sol hükümeti ABD üssünün taşınmaması konusunda ikna edemedi.

Okinava adasındaki Futenma üssünün yerleşim bölgesinden başka bir yere taşınması konusunda yaşanan anlaşmazlığı gidermek ve 2006'da yapılan anlaşmaya uyulmasını istemek için Japonya'ya gelen Gates, Dışişleri Bakanı Katsuya Okada'nın "Japonya, halkının isteklerine saygı duyan demokratik bir ülkedir. ABD'nin bize söylediğini sadece ABD istedi diye kabul edecek değiliz" yanıtıyla karşılaştı.

Siyasi analizci Minoru Morita, "Amerika bağımlısı Japonya'yı tedavi etmek" başlıklı yazısında, "Uzun yıllardır ilk kez Japonya ABD'ye karşı geliyor. Ama Japonlar kafalarında bağımsız değiller ve eğer Amerika Yukio Hatoyama hükümetinin zayıflığını hissederse daha da agresif hale gelir ve isteklerini dayatır" görüşünü dile getirdi.

İki ülke arasında 2006'da imzalanan anlaşmanın yeniden müzakere edilmesi dışında yeni Japon hükümeti, Japonya'daki Amerikan askerlerinin özel statülerinin gözden geçirmek, Afganistan'daki uluslararası kuvvete lojistik destek sağlamaya son vermek ve Soğuk Savaş döneminde Tokyo ile Washinghton arasında imzalanan gizli anlaşmalarla ilgili soruşturma başlatmak istiyor.

Washington Post gazetesindeki habere göre ABD Dışişleri Bakanlığından bir yetkili, "Obama yönetimi için bugünün en zorlu dosyası Çin değil, Japonya" olduğunu savundu.

HALK GİTSİN İSTİYOR

Okinava halkı, ABD'nin adada kalmasını istediği Futenma hava üssünün kapatılmasını istiyor. Dışişleri Bakanı Okada, Okinava'da Ginowan kentinin yakınlarında bulunan Futenma üssünün bölge halkı için tehlike teşkil ettiğini ve sorunu bir an evvel, yıl sona ermeden çözmek istediklerini söylemişti. Japonya'da 30 Ağustos'taki seçimleri kazanan Japonya Demokrat Partisi, Amerikalı yetkililerin ve ABD'nin sağlam müttefiki olan Japon Liberal Demokrat Parti yöneticilerinin 2006 yılında imzaladıkları anlaşmayı gözden geçireceğini bildirmişti. Amerikalı ve Japon yetkililerin 2006'da imzaladıkları anlaşma, Futenma üssündeki 8 bin askerin 2014 yılına kadar Amerikan bölgesi Guam'a kaydırılması ve Futenma üssünün de Okinava'daki başka bir Amerikan askeri bölgesine kaydırılmasını öngörüyor. O dönemde muhalefette olan Japonya Demokrat Partisi ise ABD'nin tüm askerlerinin adadan çekilmesini ve üssün kapatılmasını istemişti.


III.GATES'TEN JAPONYA'YA ÜS BASKISI, K. KORE'YE UYARI

ABD Savunma Bakanı, Japonya'dan Amerikan üssünün yerinin değişmemesini istedi, Kuzey Kore'ye sert çıktı

ABD Savunma Bakanı Robert Gates, Japonya ve Güney Kore'yi kapsayan ziyaretini tamamladı.

Japonya'nın Okinava adasındaki Amerikan üssünün yerinin değişmemesi için bastıran Gates, üssün taşınmasını beklemediğini söyledi.

Japonya Dışişleri Bakanı Katsuya Okada ile görüşmek üzere Tokyo'ya giden Gates, Tokyo'nun kapatılması yönündeki baskılarına rağmen Futenma üssüyle ilgili anlaşmaya bir alternatif olmadığını ifade etti.

Anlaşma konusunda Başbakan Yukio Hatoyama'nın anlaşmayı yeniden gözden geçirme kararının kendileri için bir sorun teşkil etmediğini söyleyen Gates, Hatoyama'nın sözünden dönmesini beklemediğini söyledi. Gates, "bu ülkelerimiz, hükümetlerimiz arasındaki bir anlaşmadır. Açık konuşmak gerekirse, iki tarafın da anlaşma şartlarını yerine getireceğine güvenim tam" diye konuştu.

Amerikalı ve Japon yetkililer, 2006 yılında, üsteki 8 bin askerin Amerikan bölgesi Guam'a kaydırılması ve Futenma üssünün de Okinava'daki başka bir Amerikan askeri bölgesine kaydırılması yönünde karara varmıştı. O dönemde muhalefette olan Japonya Demokrat Partisi ise tüm ABD askerlerinin adadan çekilmesini ve üssün kapatılmasını istiyordu.

Hatoyama, geçmişteki konuşmalarında, ABD'ye Futenma üssünü kapatması çağrısında bulunmuştu. Üssün çok kalabalık bir bölgede bulunması, uzun süredir Japonya'da eleştiriliyordu. Japonya'nın askeri müttefiki olan ABD'nin bu ülkede 50 bin askeri bulunuyor.

Gates: Kuzey Kore ordusu daha ölümcül tehdit oldu

Amerikan Savunma Bakanı Robert Gates, Japonya'nın ardından ziyaret ettiği Güney Kore'de Kuzey Kore ordusunun bölge için daha ölümcül bir tehdit haline geldiğini" iddia etti.

Güney Kore'nin başkenti Seul'de Amerikan ve Güney Koreli askerlere hitap eden Gates, Kuzey Kore rejimi kalıntılarının tehdit oluşturduğu ve bu tehdidin eskisine nazaran daha ölümcül ve istikrar bozucu olduğu yönündeki Amerikan görüşünün devam ettiğini ifade etti.

Kuzey Kore, nükleer silah programının sona erdirilmesini amaçlayan uluslararası görüşmelere, daha önce kendisine verilen sözler yerine getirilmediği gerekçesiyle katılmıyor.

ABD, 670 bin askeri bulunan müttefiki Güney Kore'de 28 bin askerini konuşlandırıyor.




EMPERYALİST SİYON ÖNÜNDEKİ ENGELLERİ;

BEYİN GÜCÜMÜZÜ ÖLDÜRÜYOR.



HALA GÖRÜLEMEDİ Mİ?




İsrail’den silah istemiyoruz. 2 teröristi gören 200 teröristi görmeyen Heronlarının akıbetini de biliyoruz. Uçamıyor. Neden uçsun ki? Besledikleri pkk yı mı haber versin? Uçanı da üzerine takılan kameraları taşıyamıyor; düşüyor. Dümenden “one minute” ci AKP leriyle halkı kandıra bilirler. Nerede 8 Heron’un parası. Allah’ı para olan siyonislere kim yakışır? “Türkiye’yi pazarlayacağız” diyen esnaf zihniyet.

Biz sizden silah falan istemiyoruz.

Çekim bilim adamlarımızın üzerinden ellerinizi. Irak’ta, İran’da ve Türkiye’de neler yaptığınızı biliyoruz. Siz katilsiniz. Foyanız meydana çıktı. İnsanların şimdi de size olan kinlerini kendi adamlarınız; AKP’ye oya dönüştürmek için bağırtıyorsunuz. Davos’ta bu millet “one minute” dümenini yedi.Şimdide “Anadolu Kartalı” dan İsrail’i şutladı imajı yaratmaya çalışıyorsunuz.

Sayın Tayyip’mi sizi şutlayacak?

Daha dün G–20’ için gittiği ABD’de ABD Yahudi lobisi ADL’nin şişmanı Foxman’la sarmaş dolaş olan kimdi? Sonra kalkıp Anadolu Kartalına İsrail’in katılmasını engelliyor.

Foxman mı söyledi acaba?

Kürt açılımın arkasındaki İsrail parmağı görülmesin; görülmesin ki halkın tepkisi İsrail’e olmasın. Ayrıca Davos fatihi birkez daha siyonizme kafa tutan adam imajı kazansın.

Ne şahane oyun ama.

Tabi ki yersen.

Daha durun.

Bakü Tiflis Ceyhan (BTC) ham petrol boru hattı, Samsun Ceyhan (SC) ham petrol boru hattı, Kerkük Yumurtalım (KC) ham petrol boru hatlarının kurnasını ve Seyhan-Ceyhan Nehirlerimizin suyunu İsrail’in Hayfa limanına taşıma/bağışlama projesi var.

Detaylar için bakınız:



Of be başbakanım siyoniste/emperyalist çakallara elini bir kaptırırsan kolunu koparır.

İşin çok zor.

Hatayı baştan yaptın.

Bakalım bu halk seni affedebilecek mi?

Farkındayız; ne isterlerse vermek zorundasın. Ama Atalarımız tüm bunları santim santim kanlarıyla sulayarak aldı ve biz gençlere emanet etti.

Şimdi senin verilmiş sözlerin ve seni istediği zaman bitirmesinler diye görmemezden gelemeyiz, kendimizi satamayız. Satarsak uyuyamayız. Uyursak günü geldiğinde Şehitlerimizin, Atalarımızın yüzüne bakamayız.

“Zararın neresinden dönersen kardır”

Maalesef “yüce divanda yargılanacaksın”.

Allah seni affetsin.

Atatürk gençliği; biz, asla affetmeyeceğiz.



HALA GÖRÜLMEDİ Mİ?


EMPERYALİST SİYON ÖNÜNDEKİ ENGELLERİ;


BEYİN GÜCÜMÜZÜ ÖLDÜRÜYOR.




Haber:



ASELSAN'DA DÖRDÜNCÜ İNTİHAR



Aselsan'daki sır ölümlere bir yenisi daha eklendi. Bu da intihar olarak açıklandı.

ASELSAN'ın Komuta Kontrol ve Haberleşme Yazılım Mühendisliği'nin uçak komuta kontrol merkezi bölümünde başarılı işlere imza atan genç mühendis Burhaneddin Volkan'ın, 3 arkadaşının şüpheli şekilde hayatlarını kaybetmesinin ardından kurumdan ayrıldığı ve yedek subay olarak vatani görevini yapmak üzere gittiği Ankara'daki birliğinde hayatını kaybettiği belirlendi. ASELSAN'ın 3 başarılı mühendisinin ölümünün ardındaki sis perdesi bir türlü aydınlatılamazken, kurum mühendislerinin bir tanesinin daha şüpheli bir şekilde hayatını kaybettiği belirlendi. ASELSAN'ın Komuta Kontrol ve Haberleşme Yazılım Mühendisliği'nin uçak komuta kontrol merkezi bölümünde başarılı işlere imza atan Hacettepeli genç mühendis Burhaneddin Volkan'ın, 3 arkadaşının şüpheli şekilde hayatlarını kaybetmesinin ardından kurumdan ayrıldığı ve yedek subay olarak vatani görevini yapmak üzere gittiği Ankara'daki birliğinde hayatını kaybettiği öğrenildi. 2005'TE ASELSAN'A GİRDİ Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra ASELSAN'a mühendis olarak giren ve burada uçak komuta kontrol merkezi bölümünde çalışan 8 mühendisten biri olan Volkan, kurum bünyesindeki 3 mühendisin şüpheli şekilde hayatını kaybetmesi üzerine endişeye kapılarak kurumdan ayrıldı. Yedek subay olarak askere alınan Burhaneddin Volkan, önce Tuzla Piyade Okulu, ardından Ankara Kızılay'daki Bando Okullar Komutanlığı'ndaki birliğine gönderildi. Mühendis Burhaneddin Volkan, asteğmen rütbesi ile gittiği birliğinde nöbet esnasında şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti. Askeri yetkililer ailesine Volkan'ın intihar ettiğini bildirdiler. Aileye kışladan gelen telefonlarda hiç de iç açıcı şeyler anlatılmadı. 8 Ekim 2007 günü hayatını kaybeden Burhaneddin Volkan'ın babası Mahmud Volkan, oğlunun ölümü ile ilgili Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığı'na gerekli dilekçeleri sundu. Konunun aydınlatılmasını isteyen baba hiçbir sonuç alamadı. Savcılık ‘kovuşturmaya yer olmadığına' karar verdi. Aile bu karara Askeri İdare Mahkemesi nezdinde itiraz etti. Aile şimdi yargıdan gelecek son kararı bekliyor. ASELSAN MÜHENDİSLERİNİN ÖLÜMÜ ŞÜPHELİ 2006–2007 yıllarında 6 ay içerisinde ASELSAN'da 3 mühendis şüpheli bir şekilde ölmüştü. İlk ölüm olayı 7 Ağustos 2006 tarihinde görülürken, 16 Ocak 2007 ve 26 Ocak 2007 tarihlerinde de iki vaka daha yaşandı. Ölen Hüseyin Başbilen, Ali Ünal ve Evrim Yançeken isimli 3 mühendis de ODTÜ mezunu ve ASELSAN'da gizli yürütülen silah projelerinde görev yapıyorlardı. Bir dönem Aselsan'da çalışan mühendis asteğmen Zafer Oluk da görev yaptığı İstanbul 1. Zırhlı Tugay Komutanlığı'nda 2008 yılının Mayıs ayında hayatını kaybetmişti. Zafer Oluk'un elektrik kazası sonucu öldüğü açıklanmıştı.

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR,
SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."
BEKLEYİN
Unutmayalım.
Yine tüm kanallar dibine kadar aynı konuya gömüldü. 20/30 tane kıçıkırık pkk teslim edildi. Çadır mahkemeleri kuruldu. Afrika kabileleri gibi manzaralar seyrettik. Dtp teröristleri sirk maymunu gibi araba üstünde il il gezdirdi. Meksika’nın domuzlarından grip bulaştı. Okullar tatil edildi. Aşı alalım mı? Almayalım mı? Aldık. Şimdi vurulalım mı? Vurulmayalım mı? Civa varmış içinde. Bunu tartışıyoruz. Aşısını üretecek kurumları olmayan bir ülke. Varken kapatan ülke. Avrupa’dan 15 terörist daha gelecekmiş. İstanbul’da gösteriler yapacaklarmış. Devşirme medya bunu işliyor. Bakıyorsunuz, bunların sebebi olan iktidar gösterileri eleştiriyor. Sen getirtmedin mi? Evet. Sen affetmedin mi? Evet. Şimdi niye bağırıyorsun. İstanbul hava alanında da kur iki çadır mahkeme; yâda gerek yok VİP’i yap mahkeme. Çadıra kızdı millet V.İ.P mahkeme ver. Ben bu oyunları daha öncede gördüm. Açılımın sözcüsü bakan açıklama yapıyor, aslında eline tutuşturulan metni okuyor. Kendi yazmamış belli, gözlerini ayıramıyor. Dtp ye çatıyor, streste lakin içinden “biz yaptık, millet suratımıza tükürüyor, oyları dtp yiyor” diyor. Ne zaman AKP böyle bağırmaya başlarsa, liboş, fettoş,kürdoşçu prof.ları tele vole programlarında yumuşak yumuşak demokrasicilik oynamaya başlarsa; unutmayın ki dış siyasette bir şeyler kaçıyor. Bekleyin yakında kokusu çıkar.

"SAHİPSİZ VATANIN BATMASI HAKTIR, SEN SAHİP ÇIKARSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR."