20 Ağustos 2009 Perşembe


Cezmi YURTSEVER'in sitesinden hiç bir ekleme yapılmadan alınmıştır.
Değerli tarihçimizin çalışmasının devamını bekliyoruz.
İS TURKEY BECOME COLONİAL COUNTRY?...."TURKEY BLOCKADE 1 MİLYON DÖNÜM TERRİTORY LAND NEAR SYRİAN BORDER "...LAWRENCE PLAN USİNG
-TÜRKİYE-SURİYESINIRINA “LAWRENCE PLANI” UYGULANDI !
-TÜRKİYE1 MİLYON DÖNÜMÜ BULAN TARIM ARAZİSİNİ NEDEN TERK ETTİ
mayin_3.jpg
Yurtsever, sınırdaki güvenlik koridoru veya tampon bölge/mayınlı alanı uydu fotoğrafıyla gösteriyor
mayin_8.jpg
Rehyanlı-Cizre arasında Türkiye sınırından içerde 1 milyon dönüm arazi tampon bölgeye alındı.
mayin_9.jpg
Nil ile Fırat arası yuhudilyerin kutsal vatan sınırları olarak gösteriliyor
mayin_20.jpg
ABD'nin Türkiye'yi parçalama haritası 2003 yşılında çizildi.
Türkiye ile Suriye arasındaki sınır çizgisinin tespit veuygulanması ile ilgili tarihi belgeleri gözden geçirdiğimde hayretler içinde kaldım. Osmanlı’nın son döneminde yaşanan tarihi olaylarla ilgili İngiliz Siyasiistihbarat belgelerinin bulunduğu Foreiğn Office belgeleri ile yakın dönemdeTürkiye-Suriye sınırı ayrıntılarını gösteren Google-Earth uydu görüntüleri üzerinde çalışmalar yaptım.
1 MİLYON DÖNÜM ARAZİ TAMPON BÖLGE KAPSAMINAALINDI
Uydu görüntüleri Türkiye-Suriye sınırı boyuncaReyhanlı ile Cizre arasında uzanan sınır çizgisinin Türkiye tarafında uzanan500 metre ile 1 km derinliğinde yaklaşık 450 km uzunluğunda ve 1milyon dönüm araziyi kaplayan alanın her türlü ekonomik aktifliğine son verengüvenlik koridoru olarak kullanıldığı gerçeğini öğrendim. Bu durum Türkiye ile Suriye arasındakisınırları belirleyen 1921 tarihli Ankara ve Lozan anlaşmalarına aykırı birdurumdu. Türkiye kendi tarafında tek taraflı olarak güvenlikkoridoru veya “tampon bölge” kurmuş olmakla ekonomik aktif sınırlarını tarihiBağdat demiryollarının kuzeyine çekiyor. 1954 yılında NATO bünyesinde ABD veİngiltere’nin istekleri doğrultusunda kabul edilen ve kamuoyuna “güvenlikamaçlı mayınlı bölge kurulması” olarak açıklanan ve 600.000’i aşkın mayın yerleştirilenbölgenin durumu “sömürge ülkelerdeuygulanan”mandater uygulamanın sonucudur. Nüfusu 73 milyona dayanan Türkiye’nin yine nüfusu günümüzde 17 milyonu bulan Suriye’den korku amaçlı kendisınırları içinde 1 milyon insanın geçimkaynağı olabilecek 1 milyon dönümlük araziyi “güvenlik koridoru” olarak tamponbölge statüsüne alarak ekonomik sınırlarını daraltması Ankara ve Lozan anlaşmalarınınçiğnenmesi gerçeğini gözler önüne serentarihi bir skandaldır.
TÜRKİYE’YE LAWRENCE PLANINI UYGULADILAR
İngiliz ForeiğnOffice arşivindeki çok gizli dosyalar içinde bulunan ünlü casusLawrence’nin 1918 tarihli Osmanlı ülkesini paylaşım haritasında Anadolu Türkleri ile Araplar arasındakibağların koparılması için Halep’in kuzeyinden geçen Bağdat Demiryolu hattının kuzeyi Türk-Arap sınırı olarak gösteren planauygundur. Özetle 1910 ila 1914 yıllarıarasında Fırat nehri kıyısındaki Gaziantep’e bağlı Karkamış’taki tarihi höyükalanında arkeolojik kazılar yaparak bölgeden geçen demiryolu hattının Türklerden alınması hakkındakiistihbarat gözlemleri ve raporlar ve haritalar hazırlayan Lawrence’nin planları maalesef yıllar sonraNato bünyesine alınan Türkiye’ye empoze edilmiş ve uygulanmıştır. Türkiye enkısa zamanda kendi egemen sınırları içinde kalan 1 milyon dönümlük arazidekimayınları temizlemeli ve “güvenlik koridoru” veya tampon bölge uygulamasına sonvermelidir.
mayin.jpg
Lawrence'nin 1918 yılında hazırlamış olduğu Osmanlı'yı paylaşım haritası...Bagdat demiryolu Türklerden alınıyor
mayin_7.jpg
Lawrence, Karkamış kazılarında
mayin_6.jpg
Karkamış Höyük, günümüzde Suriye sınırı bitişiğinde bir höyüktür
mayin_16.jpg
Lawrence ve arkadaşları Karkamış kazısı esnasında, 1910'lar
mayin_18.jpg
Karkamış sahilleri Fırat nehri kıyısı
mayin_21.jpg
karkamış höyük askeri koruma alanıdır uydu görüntüsü
mayin_22.jpg
Karkamış ve Fırat nehri ve sınır çizgisi
mayin_23.jpg
Karkamış şehri
mayin_25.jpg
Tampon bölge alanı, sarı sınır çizgisinin Türkiyeye bakan tarafıdar. Reyhanlı-Cizre arasında yaklaşık 450 km'dir
mayin_10.jpg
Osmanlı'yı paylaşımı esas alan 1916 tarihli Sykes-Picot anlaşması
mayin_11.jpg
Fransa'dan Osmanlı topraklarından alacağı bölgeyi gösterir harita, 1918
mayin_13.jpg
Sevr haritası (1920)..üzerinde Güney Anadolu demiryolları Türklerden alınıyor
mayin_19.jpg
Türkiye sınırında geçiş yeri
mayin_24.jpg
Türkiye'nin gelecekteki ekonomik kaynağı GAP bölgesi
mayin_27.jpg
Türkiye sınır bölgiesinde 600.000'i aşkın mayın var
mayin_28.jpg
Kürt sorununun çözümlenmesi için hazırlanan Türkiye'nin parçalanmısı amaçlı harita
herşey zamanla daha iyi
anlaşılır...Ve tarih gerçeklerin anahtarıdır

Yeniçağ alarm vermişti 24 Kalkınma Ajansı kurulduğuna dikkat çeken Yeniçağ da Avrupa’nın, Osmanlı’ya dayattığı federalizmin AKP tarafından resmen uygulamaya konulduğunu duyurmuştu. ‰ 9’da

Eyalet sistemine Danıştay freni Danıştay, 35 maddelik Kalkınma Ajanslarının Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 17 maddesini iptal etti. İptal kararının, ’bugüne kadar alınmış ve yürürlüğe konulmuş ajans işlemlerinin hukuka aykırı olduğu’anlamına geldiği kaydedildi

Haber: Salim YAVAŞOĞLU Kalkınma ajansları adı altında Türkiye’nin eyaletlere bölünmesi girişimine Danıştay’da açılan dava sonuçlandı. Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, birliğin başvurusu üzerine Danıştay’ın 35 maddelik Kalkınma Ajanslarının Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 17 maddesini iptal ettiğini bildirdi. Soğancı, “Kalkınma ve Yönetim Kurulunun karar alma, çalışma, yönetim usul ve esaslarının yönetmelikle belirlenemeyeceği” yönünde verilen iptal kararının, “bugüne kadar alınmış ve yürürlüğe konulmuş ajans işlemlerinin hukuka aykırı olduğu” anlamına geldiğini kaydetti. Soğancı, bu çerçevede 24 ajansın ortadan kaldırılması gerektiğini söyledi.

İflas etmiş model Soğancı, ülkeyi 26 ekonomik bölgeye ayıran kalkınma modelinin “iflasın başlangıcı” olduğunu yönündeki görüşlerini defalarca dile getirdiklerini belirterek, bu modelden bir an önce vazgeçilmesini istedi. Soğancı, şunları kaydetti: “Sanayi devrimini tamamlamış Avrupa ülkelerinin, ekonomik büyümede rekabeti esas alan ve kendi krizini aşmak için kurduğu ve teşvik ettiği ajans modeli, bugün her yerde iflas etmiştir. Küresel kriz karşısında merkezi müdahalelere yönelmiş bir Avrupa varken, iflas etmiş modele dayalı bir bölgesel kalkınmanın ülkemize uyarlanmasından olumlu sonuç alınamayacağı açıktır. Modelin ülkemize uyarlanmasında kan uyuşmazlığı bir yana, Bakanlar Kurulunun oluşturduğu bileşenlerin birlikteliğiyle sürdürülebilir bir kalkınmanın olanak dışı olduğu açıktır. Bu konu neden hala anlaşılamamaktadır? Bir kez daha söylüyoruz: Bakanlar Kurulunun oluşturduğu ajans modeli, küresel krize neden olan tekelci sermayeye kamu kaynaklarının teslim edilmesinden başka bir anlama gelmemektedir. Bunu görmek için, Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı toplantısına katılan uluslararası şirketlerin tablosuna bakmak bile yeterlidir.”

Yeniçağ tehlikeye dikkat çekmişti Yeniçağ gazetesi Avrupa’nın, Osmanlı’ya dayattığı federalizmin AKP hükümetince de resmen uygulamaya konulduğunu duyurmuştu. Hükümet önce 8 Kalkınma Ajansı kurmuş, daha sonra da bu sayıyı 24’e çıkarmıştı.

Avrupa’nın planı Kalkınma Ajansları, uzmanlar tarafından Osmanlı İmrapatorluğu’nun son dönemlerinde Avrupa tarafından dayatılan bir genelgeye benzetiliyor. Merkezi iradenin etkisini zayıflatıp, yerel yönetimleri kısmen bağımsız kılan genelgeyle 20 Haziran 1913 tarihinde Sadrazam Sait Halim Paşa tarafından yayınlanan “Geçici Vilayet Kanunu” ile devam eden parçalanma ve çöküş süreci daha da hız kazanmıştı. Eyalet sistemini yerleştirmek için atılan ilk adım Kalkınma Ajansları değildi. İstinaf Mahkemeleri Cumhuriyet’in kuruluşunda şeri mahkemelerle birlikte kaldırılan ve eyalet sistemine özgü bir yapı olan bölge (istinaf) mahkemeleri kurulmaya başlanmıştı. İlki Diyarbakır’da AB parasıyla açılan mahkemenin 9 ilde daha kurulması kararlaştırılmıştı.

EMEKLİ Hilmi Özkök, ilginç açıklamalarıyla yine gündeme gelmeyi başardı. MİT’in kendisine iki kez elden teslim ettiği “darbe planlarını” gösteren belgeler için, “Bana geldi ama delil mahiyetinde değildi. Bunun için işleme koymadım” demesi tepki çekti.

Görevini kötüye kullandı CHP’li Atilla Kart, “Belgelerin takdirini yapmak savcılığa aittir. Özkök, yetki tecavüzü yapmış ve görevini kötüye kullanmıştır” dedi. Avukat H. Basri Özbey ise “Madem belgelerin hukuki dayanağı yoktu niye yayanlar için soruşturma açmadı” diye sordu.

Sorumluluktan kurtulamaz Askerinin başına çuval geçirilen tek Genelkurmay Başkanı olan emekli Hilmi Özkök’ün “Belgeler geldi ama delil mahiyetinde değildi. İşleme koymadım” sözleri büyük tepki çekti

Haber: Fatih ERBOZ Emekli Hilmi Özkök, Milliyet gazetesi’nde Fikret Bila’ya verdiği mülakatında kendini savundu. MİT’in kendisine elden teslim ettiği darbe planlarıyla ilgili belgeler için, “Belgeler geldi ama delil mahiyetinde değildi. İşleme koymadım” dedi. Özkök’ün bu açıklaması hem siyasilerden hem de hukukçulardan büyük tepki aldı. CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, emekli Özkök’ün kişisel değerlendirmelerle hareket ettiğini ve hukukun gereğini yapmadığını belirterek, “Bu ifadeler Özkök’ü sorumluluktan kurtarmaz” dedi.

Yetki tecavüzü yaptı Kart, “Özkök’ün hukukun gereğini yapmadığı bir kez daha ortaya çıkıyor. ’Hukuku delil niteliği yoksa’ diyor. Ortada bir takım delillerin olduğu, öyle veya böyle bir takım bulguların olduğu, bunların çeşitli iddialar içerdiği söz konusu. Bunun değerlendirmesini yapmak, takdirini yapmak savcılık makamınındır, adli makamlarındır. Özkök bu yönüyle bir taraftan yetki tecavüzü yapmıştır bir taraftan da görevini kötüye kullanmıştır” diye konuştu. Emekli Hilmi Özkök’ün “Diyelim ki süreci başlattınız hukuki değer taşımadığı anlaşıldı. O zaman nasıl çalışacağız” ifadelerine de tepki gösteren Kart, böyle bir anlayışın hukukta yeri olmadığını ve inandırıcılığının da bulunmadığını belirterek şunları söyledi; “Özkök, ’Adli süreci başlatıp takipsizlik kararı gelseydi o arkadaşlarımın yüzüne nasıl bakardım, hiyerarşik ilişki zedelenirdi’ diyor. Bu ifadeler bizim eleştirilerimizin de haklılığını ortaya koyuyor. Hilmi Özkök’ün böyle bir ihtimali değerlendirme hakkı yok. Asıl olan hukukun işlemesidir. Hukukun işlemesi sürecinde de mutlaka mahkumiyet çıkacak, mutlaka beraat çıkacak diye bir değerlendirme yapamayız. Burada yargılamaya muhtaç olan, yargılama gerektiren iddia. Bunun sonucuna göre kişisel ilişkiler zarar görür ya da görev ilişkim zarar görür demek yanlıştır, bunların hukukta yeri yoktur. Burada Özkök’ün siyasi bağlantıların, siyasi yönlendirmelerin dışında (bunu bir kenara bırakıyorum) öncelikle kişisel kaygılarla, kişisel yaklaşımlarla hareket ettiği ortaya çıkıyor. Özkök’ün yaptığı açıklamaların tutarlılığı, inandırıcılığı yoktur.”

Suça bahane arıyor CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin de, emekli Hilmi Özkök’ün görevi ihmal suçu işlediğini vurgulayarak, “Özkök, ‘Elimde delil yoktu’ diyor. Delil bulmak Genelkurmay Başkanının işi değil askeri savcının işidir” dedi. Ersin şunları kaydetti: “Böyle bir iddia varsa ki kendisine slayt şeklinde de belgelerin geldiğini söylüyor. O zaman askeri savcılığı harekete geçirmesi lazımdı. Askeri savcılığın gerekli delilleri toplaması lazım. Özkök’ün ’elimde delil yoktu’dediği iddialar yüzünden onlarca insan cezaevlerinde çürüyor. En büyük sorumlulardan birisi Özkök’tür. Üzerine düşen görevi yerine getirmemiştir. bununla beraber başbakan da sorumludur. Özkök, işlediği görevi ihmal suçuna bahane arıyor.”

AKP’ye başvursun Eskişehir Milletvekili Tayfun İçli ise, emekli Özkök’ün darbe iddialarıyla ilgili yaptığı açıklamalara da sert şekilde tepki göstererek, “O dönemde konuşması gereken, gereğini yapması gereken kişilerin emekli olduktan sonra kendi arkadaşlarını, silah arkadaşlarını sıkıntıya sokacak ve her anlama çekilebilecek açıklamalarda bulunmasını yadırgıyorum” dedi. İçli sözlerini şöyle sürdürdü, “Madem kuvvetli deliliniz yoktu, emekli olduktan sonra da bunları dillendirmeyeceksin. Emekli olduktan sonra bunları ulu orta konuşursak, Ergenekon savcılarını çağırıp söylediklerini iddianameye sokuyorsan bu doğru değildir. Emekli olduktan sonra AKP zihniyetinin birçok kişiyi yıprattığı süreçte yanlış yerlere çekilecek şeyler de söylemeyeceksin. Madem konuşacaksın eski Genelkurmay başkanı olarak konuşmayacaksın. Siyaset yapmak istiyorsa AKP’ye başvuracak, bir AKP’li olarak siyaset yapacak. Eski Genelkurmay Başkanı sıfatıyla gündem saptıracak, şüpheler uyandıracak, halkın kafasını karıştıracak açıklamalarda bulunmaması gerekiyor.”

Özkök soruşturma açmalıydı Ümraniye davasının avukatları, Özkök’ün açıklamalarını değerlendirdi

Emekli Hilmi Özkök’ün sözlerine Ümraniye davasının avukatları da tepki gösterdi. Özkök için suç duyurusunda bulunan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in avukatı Hasan Basri Özbey, Hilmi Özkök’ün, “Hukuki dayanağı olmayan belgelerle Kuvvet komutanlarına şaibe yaratacak bir soruşturma açamazsınız” sözlerini, “O zaman bu belgeleri ve söylentilere yayanlar hakkında soruşturma açmalıydı” şeklinde değerlendirdi. Söylentileri ciddiye almadıysa adı geçenlerin ciddiye alması gerektiğini belirten Özbey, “Bu ciddiye almadığı bilgilerle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin birlik ve bütünlüğüne karşı bir tertip yürütüldüğünü görüp, bu tertibi yürütenlere karşı bir soruşturma açmalıydı. ’Ciddiye almadım’ demekle kurtulamıyorsun. Bu ciddi bir iş. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı bir tertip olduğu anlaşılıyor. Bu soruşturulmaz mı?” şeklinde konuştu.

Kendini kurtarmak istiyor Avukat Vural Ergül, emekli Hilmi Özkök’ün ”Bana bazı bilgiler ve duyumlar geldi ama hiç biri delil mahiyetinde değildi. Hukuki dayanağı olmayan belgelerle Kuvet komutanlarına şaibe yaratacak bir soruşturma açamazsınız“ gibi ifadeleri ile şimdi kendini kurtarmaya koyulduğunun göründüğünü belirtti. Ergül, ”Ancak, Hilmi Özkök, görevi sırasında Başbakan ile birlikte kendisine MİT tarafından gönderilen Ergenekon tertibine ilişkin belgeyi katlayıp cebine koyduğu için hesap vermekten asla kaçamayacak“ dedi. Özkök’ün, suçluluk telaşıyla kendini savunmaya koyulduğunu iddia eden Ergül, ”Eğer, soruşturma açmaya elverecek yeterli belge yoktuysa Özkök’ün, Ümraniye savcılarına verdiği tanık beyanı suç uydurma ve iftira suçunu oluşturacaktır. Eğer, belge vardıysa ve Özkök, bunun gereğini yerine getirmediyse o halde de görevi ihmal ve suçu gizleme suçundan kendisini kurtaramayacaktır. Belge yok ama bir şeyler olduğundan haberim vardı demek Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başındaki komutanın ciddiyeti ile bağdaşmamakta “ açıklamasını yaptı.

ÇUVAL OLAYI TARİHE GEÇTİ Emekli Hilmi Özkök’ün Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde 4 Temmuz 2003 günü Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde karargah kurmuş bulunan 11 Türk askeri ve Türkmen mihmandarları, Peşmerge destekli ABD askerleri tarafından gözaltına alınmışlardı. Başlarına çuval geçirilen askerlerimiz, Süleymaniye’den Bağdat’a götürülmüşlerdi. İşkence edilen 11 asker, 60 saat sonra serbest bırakılmışlardı. Bu olay, tarihe çuval olayı olarak geçmişti.

Yine kendisini savundu Özkök: Hiç biri bir kuvvet komutanına soruşturma açtırmayı gerektirecek delil mahiyetinde değildi

Emekli Hilmi Özkök Milliyet gazetesinde dün Fikret Bila’ya verdiği mülakatta, kendisini savunmayı sürdürdü. Emekli Özkök, “Darbe girişimlerinden habereniz vardı da neden müdahele etmediniz” sorusuna, “Böyle bir söylenti vardı demek, o iş vardı anlamına gelir mi? Gelmez. Böyle bir şeyi teyit ettiğimi söyleyenler haksızdır. Bana bazı belge ve duyumlar geldi, bunları inceledim. Hiç biri bir kuvvet komutanına soruşturma açtırmayı gerektirecek delil mahiyetinde değildi. Bu bakımdan hukuki dayanağı olmayan belge ve duyumlarla bir kuvvet komutanı hakkında şaibe yaratacak bir soruşturmayı başlatamazsınız. Veya süreci başlattınız, belgelerin hukuki değer taşımadığı anlaşıldı. O zaman ben o kuvvet komutanıyla nasıl çalışacağım? O zaman ya benim istifa etmem gerekecekti ya onun” cevabını verdi. Emekli Özkök, “Soruşturma emri, hukuki sürecin bir aşaması, başlatıcısıdır. Genelkurmay Başkanı’na verilmiş bir yetkidir. Ama, Genelkurmay Başkanı, bir kez daha söylüyorum, bu yetki bendedir diye onu keyfi olarak kullanamaz. Bir kuvvet komutanına soruşturmayı başlatacak mahiyette bir şey olmadan başlatamazsınız” diye konuştu.

İhbardan çekinmezdim Fikret Bila’nın “Sizin için yıllarca çalıştığı komutan arkadaşlarını ihbar etmiş oldu gibi de yorumlar çıktı” sözleri üzerine Emekli Hilmi Özkök şunları kaydetti: “Onlar emekli olduktan sonra ben iki sene daha Genelkurmay Başkanlığı yaptım. Eğer, öyle bir niyetim olsaydı o zaman yapardım. Emekli olalı da üç sene oldu. Bu işi ortaya getiren günlük olduğu iddia edilen belgelerin yayımlanmasıdır. Onların doğru olup olmadığına da yargı cevap verecektir. Ancak, şunu da ifade etmek isterim. Yıllarca beraber çalıştığım arkadaşlarımın kanunsuz bir iş yaptıklarından emin olsaydım, onları ihbar etmekten asla çekinmezdim. Çünkü, hukuk benim için dostlukların üstündedir. Ve hukukun olmadığı yerde dostluklar da yoktur.”

No Comment Emekli Özkök, “Sadece bu girişimde bulunanları değil de darbe yapmış olanları yargılamak gerekir görüşü var. Evren Paşa için de bu talepler gündeme getirildi. Sizin o konudaki düşünceniz nedir?” sorusuna da, “Burada, ben ’No Comment’(Yorum yok) derim. Kendisi benim komutanım ve cumhurbaşkanıdır. Benim, kendilerini yargılanması gereken biri olarak göstermem düşünülemez. Keza kendilerinin benim savunmama da ihtiyaçları yoktur” cevabını verdi.

19 Ağustos 2009 Çarşamba


İSVEÇ GAZETESİ: İSRAİL, FİLİSTİNLİLERİ ORGANLARI İÇİN ÖLDÜRDÜ
İsveç'te yayınlanan bir gazete, İsrail askerlerinin Filistinlilerin organlarını çalmak için kaçırıp öldürdüğünü yazdı.
İsveç gazetesi Aftonbladet'ta yayınlanan bir haber, İsrail askerlerinin neredeyse hergün gerçekleşen Batı Şeria operasyonları ve gözaltına alınan çocuklar konusunda şok iddialar ortaya attı.
İsveç'in en çok satan sol eğilimli günlük gazetesi Aftonbladet'ta "Oğullarımızın organlarını yağmalıyorlar" başlığı ile verilen haberde, Filistinlilerin "Batı Şeria ve Gazze'den bazı gençlerin İsrail ordusu tarafından tutuklanmalarının ardından cesetlerinin bazı organları eksik olduğu halde ailelerine teslim edildiğini" söyledikleri aktarılıyor.
Haberi hazırlayan Donald Boström, Nablus'lu Halid'in, Ceninli Raad'ın annesinin ve Gazze'den Mahmut ve Nefes'in amcalarının kendisine 'Oğullarımız gönüllü olmayan organ bağışçısı haline getirildiler ve kaybolmalarının ardından birkaç gün içinde cesetlerinin bazı organları eksik olarak bizlere teslim edildi' dediğini" yazdı.
Ailelerin anlattıklarına göre, İsrail askerleri tarafından kaçırılan çocuklar ve gençler öldürülmeden önce organlarını "bağışladıklarına" dair bir belge imzalamak zorunda da bırakılıyor.
Haberde, 2000 yılından bu yana Türkiye, Doğu Avrupa ve Latin Amerika'da yapılan organ nakillerinde kullanılan böbreklerin yarısının İsrail'den yasadışı yollarla elde edildiği, sağlık bakanlığının da bu olaylardan haberi olduğu da iddia ediliyor.
Haberin yazarı Boström, Batı Şeria'da görev yapan BM görevlilerinin de benzer suçlara şahit olduğunu ve kendisine aktardığını yazdı.
Boström'ün makalesinde yakınlarda New Jersey'de keşfedilen suç çetesi arasında bağlantı kuruluyor. Amerika'da büyük bir şok meydana getiren şebeke, aralarında çok sayıda hahamın ve yahudi politikacının da bulunduğu kişilerin, insan böbreği satışında aracılık etmekle itham ediliyorlar.
Boström, ilk Filistin İntifadası zamanında, 1992 yılında gerçekleşen başka bir organ çalma hadisesinden de söz ediyor. Yazara göre İsrail askerleri bu dönemde Nablus'ta taş fırlatan bir Bilal Ahmed Ranian isimli Filistinli genci göğüs, bacak ve karnından vurduktan sonra sevdiklerinin bilmediği bir yere götürdü ve beş gün sonra hastane sargıları içinde ailesine iade etti. Mezar kazılırken Bilal'in açılan göğsünde, naşının midesinden çenesine kadar yarıldığını gösteren izlere rastlandı.
Aftonbladet gazetesindeki haberde, vücudu göğsünden çenesine kadar yarılmış bir cesdin resmi de yayınlandı.
İsveç gazetesinin iddiaları İsrail'de büyük tepkiyle karşılanırken, hem gazete yazarı hem de İsveç "anti-semitik" olmakla suçlandı.
İsveç'teki İsrail büyükelçiliği sözcüsü ise habere cevabın yakında verileceğini söylemekle yetindi.
HAHAMLARIN 'ORGAN TİCARETİ' ABD'Yİ ŞOK ETTİ
ABD'de 10 yıl süren bir operasyonun ardından ortaya çıkarılan organ ticareti ve kara para aklama şebekesi ülkeyi sarstı
ABD'nin New Jersey eyaletinde yolsuzluk, kara para aklama ve insan organı trafiğini soruşturan polis, aralarında yahudi cemaatinin önde gelen isimlerinin de olduğu 40'ı aşkın toplum liderini tutukladı.
Tutuklanan siyasetçi ve dinadamları arasında üç belediye başkanı ve beş haham da var.
Ortaya çıkartılan bir kara para aklama şebekesinde, hahamların işlettiği hayır kurumlarından milyonlarca doların geçtiği iddia ediliyor.
Zanlılardan biri, insan böbreği trafiğinde arabuluculuk ederek muazzam paralar kazanmakla suçlanıyor.
İsviçre, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'e yayılan suçluların kara para aklama, haraç ve organ ticareti alanlarında faaliyet gösterdiği ortaya çıktı.
Washington'daki gazeteci Aaron Katersky, ''Hiçbir şüphe duymayan bazı kişiler böbreklerinden birini 10 bin dolara satmaya ikna ediliyor. Bu böbreği sonra 150 ya da 160 bin dolara ihtiyacı olanlara satıyorlar. Bütün bunlar da din örtüsü altında yapılmış'' dedi.
Soruşturmayı yürüten federal savcı, bu durumun halkın güveninin korkunç bir şekilde kötüye kullanılması olduğunu söyledi.
Operasyonun 10 yıllık bir soruşturmanın parçası olduğunu söyleyen FBI, rüşvetin New Jersey eyaletinde siyasetin dokusuna işlediğini açıkladı.
Bazı kişilerin daha şimdiden hüküm giymesine yol açan 10 yıllık soruşturma sonucu 300 FBI ajanı onlarca farklı yere baskın düzenledi. Soruşturma derinleştikçe olayın boyutlarının daha da büyüyebileceği kaydedildi.
HAHAM ÇETESİNİN TÜRKİYE'DE UZANTISI ÇIKTI
Hahamların organ mafyası kimi organları Türkiye'den temin ettikleri ortaya çıktı.
Amerika'da tarihin en büyük yolsuzluk operasyonu Türkiye'ye de uzandı. Yasadışı organ ticareti yapan hahamların kimi organları Türkiye'den temin ettikleri, balkan ülkelerinde de ameliyatı gerçekleştirdikleri ortaya çıktı. Yılda 3 milyon dolarlık vurgunu ortaya çıkartan gizli tanığın ise tutuklanan hahamın oğlu olduğu ortaya çıktı
Amerika'nın New Jersey Eyaletinde önceki gün yapılan tarihi yolsuzluk operasyonunda 3 belediye başkanı 5 din adamı olmak üzere 44 toplum lideri tutuklanmıştı. 300 FBI mensubunun katıldığı eş zamanlı operasyonların Türkiye'ye kadar uzandığı ortaya çıktı. Yasadışı organ ticareti yapan hahamların organları Türkiye, Kuzey Afrika ülkelerinden 10 bin dolar gibi bir paraya aldıkları ve 160-180 bin dolara pazarladıkları ortaya çıktı. Ameliyatların ise Balkan ülkelerinden birinde yapıldığı belirlendi. Bu arada şebekelerin çökertilmesinde büyük rol oynayan "gizli tanığın" Hahamın oğlu olduğu ortaya çıktı. Haaretz gazetesinin haberine göre Solomon Dwek isimli hahamın oğlu dada dönü kadar çok dindar bir kişilikti. New Jersey'de yaptığı emlakçılık işinde babası Yitzak yolsuzluk yapıp işi batırınca oğılu işsiz kaldı. Yolsuzluklardan geleceği tehlikeye giren Solomon çareyi FBI'a gitmekte buldu. Üç yıl boyunca cemaatin yasadışı işlerini tet tek takip etti ve verdiği ifadeler sonucunda babasını parmaklıklar ardına tıktırdı.
Kaynak: Ajanslar

Hiç kimse kimseyi kandırmaya kalmasın.
Bu Vatan Evletlarının katilleriyle uzlaşmak; demokratik açılım falan değil,emperyalist uşaklığıdır.
Bu ihaneti Türk halkı ve tarih affetmeyecektir.
www.turksolu.org sitesinden alınmıştır.