28 Mayıs 2009 Perşembe


Topraklarını satan ya da uzun boyutlu kiralatan ülkeler:
Etiyopya
Sudan
Kongo
Mali
Pakistan
Madagaskar
Endonezya
Birde:
TÜRKİYE
İşte bu Türkiye’nin getirildiği durumdur: ÖVÜNÜN kendinizle.
Sayın Abdullah GÜL bu olaya bayılmış.
Çok mutlu olmuş.
Tebrikler o zaman.
Suriye-Türkiye sınırını da 49 yıllığına Siyonist İsrail’e verince başarınızla göbek atarsınız.
Irkçı Türk halkı iktidarınızla gurur duyun.
Bak sizi temizliyor.
Topraklarınızı Siyonist katillere satıyor sizde tertemiz oluyorsunuz.
Economist, gıda krizini aşmak isteyen ülkelerin başta Afrika olmak üzere dünyanın dört yanından tarım arazisi aldığını, BM'nin “yeni kolonicilik” olarak nitelendirdiği anlaşmalar kapsamında Bahreyn'in Türkiye'de 500 milyon dolara arazi aldığını yazdı. Suudiler de Türkiye'de arazi bakıyor Dünyada gıda fiyatlarında son iki yıl içinde yaşanan yükseliş, tarım arazileri nüfusunu doyurmak için yetersiz kalan birçok ülkeyi dünyanın dört bir yanında arazi satın almaya ya da leasing yoluyla kiralamaya yönlendirdi. The Economist dergisinin bu haftaki sayısında geniş yer verdiği ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Organizasyonu Başkanı Jacques Diouf tarafından “neo-kolonicilik” olarak nitelendirilen anlaşmalar kapsamında Çin, G.Kore, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Katar gibi topraklarının büyük bölümü çöl olan ülkeler, Sudan, Etiyopya, Kongo, Pakistan gibi ülkelerde tarım arazileri satın aldı ya da kiraladı. Dünya Gıda Fonu rakamlarına göre son iki yılda ülkeler arasında el değiştiren bu tür toprakların boyutu 20 milyon hektar. Büyüklüğü ise Fransa’nın toplam tarım alanına, ya da AB’nin toplam tarım alanlarının yüzde 20’sine eşit. Anlaşmaların ticari boyutu 20-30 milyar dolar düzeyinde. Bu rakam da Dünya Bankası tarafından yoksul ülkelere aktarılan gıda yardımlarının 10 katı. Önce Türkiye sonra Filipinler The Economist 2006-2009 tarihleri arasında el değiştiren topraklar ve ülkeler arasında anlaşmaların da yer aldığı bir tablo/harita da yayınladı. Buna göre, Bahreyn merkezli yatırım fonu AgriCapital ile Türkiye arasında bu tarihler arasında bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma Türkiye’deki bir tarım arazisinin Bahreyn tarafından kullanılmasını öngörüyor. Bedeli ise 500 milyon dolar. The Economist, “Anlaşmanın boyutu 3-6 milyar dolara çıkabilir” diye not düştü. Suudiler’in de Türkiye’de tarım arazisi baktıklarını yazdı. Gül de anlaşmayı övmüştü İslami bir yatırım fonu olan AgriCapital ile Türk hükümeti arasındaki “mutabakat notu” (Memorandum of Understanding) 31 Ekim 2008 tarihinde imzalanmıştı. Anlaşmaya Türkiye adına imzayı Nazım Ekren koydu. Anlaşmanın kapsamı da iki ülkenin tarım alanında işbirliği olarak açıklandı. Ardından 15 Nisan 2009 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ve Tarım Bakanı Mehdi Eker’in de aralarında olduğu 6 bakanın katıldığı Bahreyn-Türkiye Ekonomik Forumu’nda Bahreyn ile Türkiye arasında 500 milyon dolarlık “tarım projesi” için anlaşma imzalandı. Bahreyn hükümeti bu projenin büyüklüğünün zamanla 3 milyar dolara ardından da 6 milyar dolara ulaşacağını açıkladı. Bahreyn-Türkiye Ekonomik Forumu’na katılan Cumhurbaşkanı Gül de anlaşmayı övmüştü: Memnuniyetle görüyorum ki, Bahreyn ile Türkiye arasında bir mutabakat anlaşması imzalandı; tarım alanında yatırım yapmakla ilgili. Türkiye, bu konularda iyi bir ülke. İmkanları çok olan bir ülke. Biz altyapı yatırımlarını tarımda da yatırım yapılacak yere kadar götüren bir ülkeyiz. Türkiye’nin çok büyük bir yatırım cazibesi vardır. İki ülke 2007’de askeri işbirliği, 2008’de de Bayındırlık Bakanlıkları arasında ortak çalışmalar için anlaşma imzalamıştı. Bahreyn merkezli AgriCapital şirketi, Ağustos 2008’de Körfez Finans MerkeziIthmaar Bankası (Bahreyn) ve Abu Dabi Yatırım Merkezi (Birleşik Arap Emirlikleri) ortaklığıyla kuruldu. “Şeriat kurallarını temel alarak” kurulduğu açıklanan AgriCapital’in 3 milyar dolar sermayesinin yanı sıra 1 milyar dolar da ödenmiş sermayesi var. Şirket, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Güney Asya’da tarım sektöründe yatırımlar yapmak amacıyla kuruldu. Yatırımlarını besin üretimi, hayvancılık, biyoilaç, biyoyakıt ve tarım teknolojilerine ayırıyor. Şirketin, Türkiye, Filipinler, Hindistan, Sudan ve Mali’de yatırımları var. Suudiler’den 500 bin hektara 4.3 milyar dolar İŞTE Economist’e göre ülkeler arasında son 2 yıl içinde dünya genelinde devredilen topraklar: - Suudi Arabistan, Etiyopya’da buğday ve pirinç yetiştirmek için 100 milyon dolar ödedi. (Dünya Gıda Programı Etiyopya’ya yılda 116 milyon dolar gıda yardımı yapıyor) - Güney Kore, Sudan’da 690 bin hektar arazi kiraladı. Sudan hükümeti tarım alanlarının yüzde 20’sini yabancılara ayırdığını açıkladı. Buralarda üretilen tarım ürünlerinin yüzde 70’inin ülke dışına çıkarabileceği kararını verdi. 2007’de 700 milyon dolar olan yabancı tarım yatırımının 7.5 milyar dolara çıkmasını beklediklerini açıkladı. Bu da Sudan’a yönelik yabancı yatırımın yarısı. - Çin, Kongo’da bio-yakıt üretmek için 2.8 milyon hektar arazi kiraladı, Zambia’da 2 milyon hektar arazi alıyor. - Libya, Mali’den 100 bin hektar arazi kiraladı. - Pakistan 500 bin hektarlık arazisini yabancılara açtığını açıkladı. Tarım alanlarının güvenliği için 100 bin kişilik bir güvenlik birimi oluşturdu. - Güney Koreli Daewoo şirketi Madagaskar’da 1.3 milyon hektar arazi almak istedi. Ancak muhalefetin ve çiftçilerin tepkisi nedeniyle devlet başkanı istifa etmek zorunda kaldı. - Suudi Bin Ladin Group, Endonezya’da 500 bin hektar alana pirinç ekmek için 4.3 milyar dolar yatırım kararı aldı. Gelen tepkiler nedeniyle askıya aldı. (Bahreyn),
(Vatan)

27 Mayıs 2009 Çarşamba

BUNUN ADI İHANETTİR

İKİ HARİTAYI BİRLEŞTİRİN
Kuzey Irak Pkk kampları haritası ile mayınları temizlenip 49 yıllığına İsrail'e hive edilecek bölgeyi birleştirin.Karşınıza AKP ihanetinin resmi çıkacaktır. Bunun adı mayın temizlemek değil, mayın döşemektir. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti içine Batı emperyalist katillerinin coğrafyamızdaki karargahı İsraili sokmaktır. 49 yıl sonra İsrail'le muhattap olmazsınız. Tüm batı emperyalistleriyle muhattap olursunuz. Hatta muhattap olmanızada gerek kalmaz;çünkü bu bölge artık sizin değildir. Bunun adı İHANET'tir. Altında AKP'nin imzası olan bir İHANET. Bunun dile getirilmesi bile İHANET'e teşebbüstür. Türk Halkı bunu gördü ve tepkisini veriyor. Bu girişimiyle AKP mayını kendi altınada döşedi. Emperyalistlerin ipiyle kuyuya inenlerin hazin sonunu tarih hep aynı yazdı. Bir kezdaha yazmak üzere. Sonucu göreceğiz.

26 Mayıs 2009 Salı

"SİZİ OKUTAN HOCANIN........................"

Beklenen şeyler olmaya başladı. Şehit haberleri, Ümraniye davası ve her türkü kışkırtıcı olaylar karşısında galeyana gelmeyen, kardeşlik ve ulus millet bilincini yitirmeyen Türk Halkı tepki göstermesi gereken yerlerde tepki gösteriyor. Metanetli olması gereken yerde de metanetini gösteriyor. İşte ilk emperyalist saldırıda dağılan halklardan farklı olan bu. Kendine aydın kisvesi takmış zibidi takımınca cahillikle,%90 geri zekalılıkla,hatta koyunlukla suçlanmasına rağmen bu özelliği düşman çatlatıyor.İmparatorluk kültüründen gelmiş ve evrensel deha Mustafa Kemal ATATÜK’ün önderliğinde emperyalistlere tarihte ilk yenilgiyi tattırarak mazlum halklara örnek olmuş Türk Halkı bu saldırıya da gereken cevabı verecektir.Fakat emperyalist bu kez en sinsi oyunlarıyla geliyor.Ekonomik çöküntü ile kültürel erozyon yaratarak,içimizdeki satılmış ihanet şebekeleri ve satılık kalemlerle saldırıyor.Ülkemin en ücra köşesinde bir köy kahvesine gidip oturun.Belirli yaşın üzerindeki görmüş geçirmiş vatandaşlarımızın, bizlerin yüzlerce kitap okuyarak,tartışma programı dinleyerek edindiğimiz bilgilerin başka ve daha sade bir söylemle aynı anlama gelen cümleler kurduğunu göreceksiniz.Boyunlarında kravat,nasırlı emekçi ellerinde kitap görmeseniz de bu insanların her şeyi bildiğine şahit olacaksınız.İşte emperyalizmin yıkamadığı,eyaletlere ayıramadığı,böl ve yönet kuralının geçmediği ve bu cennet toprakları hak eden halk bu.Soyut kavramlardan,ayrıntılardan kendini uzaklaştırmış,birebir yaşayarak gerçekleri görmüş bu insanları kandıramazsınız.Emperyalistler ,yaltakçıları,satılmışlar ve ihanet şebekeleri gelin size bir yol göstereyim.

Tüm kahvehaneleri (pastane, lokalleri değil),tüm berber salonlarını (kuaför salonlarını değil),tüm mahalle pazarlarını (süper marketleri değil) kapatmadan bu ülkeyi bölemezsiniz. Siz istediğiniz kadar yazın çizin, yalanlarınızı, zehirlerinizi akıtın, TV kanallarının tümünü ele geçirin alt yapısı ve kültürü hazır olan bu insanları köyünden çıkmış ve gerçekleri çözmüş 20 yaşında bir genç çok rahatlıkla aydınlatabilir. Neokomlarınız,tink tanklarınız ve çuvalla harcadığınız yeşil dolarlarınız bu gencin yaptığını yapamaz.

Yapamadığı da ortada. Türkiye Cumhuriyetine yapılanın 1/5 ine kurşun atamadan dağılan ülkelerden Türk Halkının farkı bu. Hiç boşuna karalamayın. Bu insanlara yakıştırdığınız her hakaret milyonlar tarafından “seni okutan hocanın…….” diye başlayan cümlelerle size iade ediliyor.

Bu halk ne zaman tepki vereceğini biliyor.

İçimizden çıkan birkaç hain yüzünden tüm Kürt halkını suçlamayacağını da biliyor.Ermeni’den özür dileyen alçak aydın kılıklı zibidilere hesap sormasını da biliyor, kendi Ermeni vatandaşlarını da bu olayların dışında tutmasını da biliyor. Siyonist İsrail’in zulmüne tepki gösterirken kendi Yahudi komşusuna toz kondurtmamayı da biliyor.

İşte yine boş bir çaba.

“Sınır topraklarının mayınını temizleteceğiz” diye İsrail’e peşkeş çekilmesine tepki gösteriyor.

Ve yine beklenen satılmış kalemler, halkı tepkisizlikle suçlayan, bin türlü hakaret yağdıran,galeyana getirip kardeşi kardeşe düşürmek isteyenler patronlarına tepki gösterildiğinde halkın tepkisini dindirmek için dansözlük yapıyor.

İyi kıvırmalar.

İSRAİL MAYIN TARTIŞMASINDAN RAHATSIZ! “BİZ SİZİ SEVİYORUZ, İSRAİL FOBİNİZDEN KURTULUN”

İSRAİL'in Ankara Büyükelçisi Gabby Levy, vatandaşlarının Türkiye'ye yatırım amacıyla gelmek istediğini, işgal veya Türk topraklarına el koyma bir niyetlerinin olmadığını belirterek, "Türkiye, İsrail fobisinden kurtulmalı" dedi.

3'üncü Uluslararası Halil İbrahim Buluşmaları'na katılmak üzere Şanlıurfa'ya gelen İsrail'in Ankara Büyükelçisi Gabby Levy, GAP Gazeteciler Cemiyeti'ni de ziyaret etti. Cemiyet Başkanı Kemal Kapaklı ile görüşüp, gazetecilerin sorularını yanıtlayan Levy, "Anladığım kadarıyla Türkiye'de İsrail'e karşı bir fobi var" yorumunu yaptı. Levy, İsrail olarak Türkiye'yi işgal etmek gibi herhangi bir niyetlerinin olmadığını bildirip, "İsrail, Türkiye'yi işgal etmeye gelmiyor. Herhangi bir şekilde topraklarınıza el koymak istemiyor. İsrail buraya sadece iş yapmak için gelmek istiyor. Burayı görmek, bu güzellikleri paylaşmak, buralara yatırım veya birlikte iş yapmak için gelmek istiyor. Burayı işgal edip, toprağınızın üstüne yatmak için gelmiyorlar" diye konuştu.

TOPRAK SATMAK İSTEMİYORSANIZ, KANUN ÇIKARIN

GAP bölgesinde İsrailliler'in toprakları satın aldığına yönelik sıkça gündeme getirilen iddiaların da gerçeği yansıtmadığını, satışın önüne geçilmesinin yolunun da kanun olduğunu kaydeden Levy, şunları söyledi:

"Ben şu ana kadar GAP bölgesinde arazi satın almış olan hiçbir İsrailli'yle tanışmadım. GAP'ın birinci safhasında İsrail ile Türk şirketleri arasında ortaklıklar vardı. Ancak bu ortaklıklar da başarısızlıkla sonuçlandı. İktidarların projeyi dondurmasıyla İsrailli şirketler burada para kaybetti. Bunun da ötesinde eğer bir ülke, bir kısım topraklarının yabancılar tarafından satın alınmasını istemiyorsa bunun yolu gayet basittir. 'Yabancılar toprak sahibi olamaz' diye bir kanun çıkarılır ve yabancıların mülk edinmesinin önüne geçilmiş olur. Ayrıca İsrailliler zaten böyle komplo teorileri karşısında burada toprak sahibi olmayı da istemez."

Türkiye'nin kendilerine karşı beslediği fobiye karşılık İsrail vatandaşlarının Türkler'e sevgi beslediğini dile getiren Levy, her yıl 500 bin İsrailli turistin Türkiye'ye geldiğini, İsrail'in 5 milyonluk nüfusu düşünüldüğünde İsrailli turist sayısının öneminin anlaşılabileceğini, genellikle sahillere gelen İsrailli turistlerin son zamanlarda kültürel turizme de yöneldiğini söyledi.

TÜRKİYE PKK, İSRAİL HAMAS İLE MÜCADELE EDİYOR

Levy, Filistin ile aralarında yaşanan sorunların çözümü noktasında barış görüşmelerinin 1993'de Oslo süreci ile başladığını, ancak Hamas'ın İsrail'e yönelik sürekli saldırıda bulunmasının sonuca ulaşılmasını engellediğini söyledi. Kısa süre önce Gazze'ye yönelik düzenlenen hava harekatında da hedefin Filistin halkı değil Hamas olduğunu vurgulayan Levy, bu durumu Türkiye'nin PKK ile mücadelesine benzetti. Levy, "Şöyle bir karşılaştırma yapayım, bizim mücadelemiz Hamas'a karşı asla Filistin'e yönelik değil. Siz, PKK ile olan mücadelenizi nasıl Kürtlere karşı görmüyorsanız, bizde Hamas'ı hedef alıyoruz" diye konuştu.

Büyükelçi Levy, ziyaret sırasında kendisine ikram edilen mırra kahvesini içtikten sonra, sokakta karşılaştığı bir boyacıya ayakkabılarını boyatıp 10 TL ödedi.

Hasan KIRMIZITAŞ- Ömer PINAR/ŞANLIURFA, (DHA)

Başka bir haber:

İsrail'in Ankara Büyükelçisi Gaby Levy, Şanlıurfa Valiliğini ziyaret etti. "Uluslararası Halil İbrahim Buluşmaları" kapsamında Şanlıurfa'ya geldiğini belirten Levi Şanlıurfa ve Harran'ın kendileri için çok önemli olduğunu söyledi.

Gaby Levy'nin bölgeye ziyaretini, Türkiye'nin yoğun şekilde mayın temizleme çalışmalarını tartıştığı dönemde yapması dikkat çekti. Bilindiği gibi yap-işlet-devret modeli ile aralarında Şanlıurfa'nın da bulunduğu Suriye sınırındaki şehirlerde yer alan mayınlı arazilerin İsrailli bir şirket tarafından temizlemesi ve bölgenin işletim hakkının 44 yıllığına sözkonusu şirkete devredilmesi öngörülüyor. Muhalefet partileri ve Genelkurmay Başkanlığı bu çözüm önerisine taraf olmadıklarını açıklarken bugün bölge halkı da temizlenecek arazilerin İsrailli şirkete devredilmesine karşı çıktı.

İsrail'in Ankara Büyükelçisi Gaby Levy'nin bu hararetli tartışmanın yaşandığı bir dönemde Şanlıurfa'ya giderek, "Her Yahudi için atalarımızın dedelerimizin geldiği bu topraklara gelmek çok önemli" sözlerini sarf etmesi ise dikkatlerden kaçmadı.

LEVİ: KÜÇÜKLÜĞÜMÜZDEN BERİ NEREDEN GELDİĞİMİZİ BİLİYORUZ

Valilik basın bürosundan yapılan açıklamaya göre, "Uluslararası Halil İbrahim Buluşmaları" kapsamında Şanlıurfa Valiliğinin davetlisi olarak kentte bulunan Levy'i, Şanlıurfa Valiliğini ziyaretinde Vali Vekili Yıldıray Malğaç karşıladı.

Valilik Şeref Defterini imzalayan Levy, daha sonra Valilik makamına geçerek, Vali Vekili Malğaç ile bir süre görüştü. Vali Vekili Yıldıray Malğaç, Büyükelçi Gaby Levy'e "Halil İbrahim Buluşmaları"na katıldığı ziyaretinden ötürü teşekkür etti. Halil İbrahim Buluşmalarıyla diğer ülkelerin, diğer dinlere mensup davetlilerin katılmasının önemine değinen Malğaç, şunları söyledi:

"Etkinlik boyunca kamuoyunun da takip ettiği gibi yaklaşık 11 büyükelçiliğimizden ziyaretçi grubu Şanlıurfa'ya geldi ve etkinliğimize katıldılar. Ama İsrail Büyükelçisi etkinlik boyunca burada bulunarak bizlerle beraber oldu. Tekrar Sayın Büyükelçiye etkinliğimize katıldığı için teşekkür ediyoruz."

Şanlıurfa'da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Büyükelçi Levy de şunları kaydetti:

"Ziyaretimin iki amacı var. Birincisi ben Türkiye'ye Büyükelçi olarak atandığım zaman Sayın Valinin bana yapmış olduğu ziyaret, ikincisi Uluslararası Halil İbrahim buluşmaları. Bu kapsamda bütün bu etkinliklerden çok etkilendiğimi ifade etmek isterim. Bu bölge hem Müslümanlar için hem Yahudiler için çok önemli bir yer. Biz küçüklüğümüzden beri nereden geldiğimizi ve tarihimizi biliyoruz.

Bunu küçük çocuklarımız da biliyor. Tabii her Yahudi için bu topraklar atalarımızın dedelerimizin geldiği bu topraklara gelmek çok önemli, özellikle Şanlıurfa ve Harran bizim için çok önemli. Ziyaretimin bir diğer amacı da ayda en az bir iki defa Ankara dışına çıkmak ve diğer şehirleri gezmek, çünkü büyükelçiler ve diplomatlar olarak Ankara'da sıkışıp kalıyoruz. Türkiye'yi sadece Ankara'dan ibaret sanıyoruz ve diğer bölgelerini unutuyoruz. Bu sebeple Şanlıurfa'da olmaktan büyük onur duyuyorum.

ŞANLIURFALILAR TEDİRGİN: FİLİSTİN'E DÖNERİZ

Şanlıurfa'nın Akçakale ilçesinde yaşayan vatandaşlar mayınlı arazilerin, yabancı şirketler yerine devletin bu alanları temizleyerek, hiç toprağı olmayan vatandaşlara dağıtılmasını istiyor.

Suriye sınırının en uzun mayınlı arazilerinden birine sahip olan Şanlıurfa'da 30 bin hektar alan tarıma açılmayı bekliyor. Birinci sınıf tarım arazisinden oluşan Akçakale ilçesinde, geçtiğimiz günlerde mayınlı arazilerin temizlenmesi gündeme gelince ilçe halkı yeni topraklara ulaşma ümidi yeniden canlandı. İlçe halkı mayınlı arazilerin İsrail firmalara verileceğini duyması üzerine tepki göstererek, buraların yerli şirketler tarafından temizlenmesi gerektiğini belirterek duruma tepki gösterdi. Vatandaşlar buraların temizlenerek yeni istihdamlara zemin hazırlayacak şekilde hazırlanmasını istiyor.

Akçakale ilçesine bağlı Şekertepe köyü sakinlerinden Mustafa Kocaman, mayınlı arazilerin İsrail firmaları tarafından temizlenip işletilmesi fikrinin çok yanlış ve sakıncalı olduğunu ifade etti. Kocaman, "Biz bu mayınlı arazilerin Türkiye Cumhuriyeti tarafından temizlenmesini istiyoruz. İsrail tarafından temizlenmesini istemiyoruz. Temizlenen bu arazilerinde buradaki çiftçilere verilmesini istiyoruz. İsrail'in buraları temizlemesinin ne anlamı var? Başımız bir belamı gelsin. Bu kadar topraksız insan varken, buraları İsrail vermek daha da kötü olur. Buradan insanlar Konya'ya, İstanbul'a ve diğer illere gidiyorsa, buraları İsrail'e vermek yanlış olur" dedi.

Akçakale ilçe halkından Mustafa Toprak, Şahin Ok ve İsmail Erdem adlı vatandaşlar, mayınlı arazilerin yabancı şirketler yerine, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından temizlenip sınır bölgelerinde yaşayan topraksız vatandaşlara dağıtılmasını istiyor. İsmail Erdem, "Mayınlı arazilerin devlet tarafından temizlenip sınırda yaşayan Akçakaleli topraksızlara dağıtılmasını talep ediyoruz. İnsanlarımız tarım işçiliği için Konya'ya, Kayseri'ye, ve diğer illere gidip, çoluk çocuğu perişan olmaktadır. Ancak mayınlı araziler Devletimiz tarafından temizlenip bu vatandaşlarımıza verilirse istihdam oluşur. Bizim devletten talebimiz bu mayınlı arazilerin temizlenip sınırda yaşayan topraksız vatandaşlarımıza dağıtılmasını istiyoruz" diye konuştu.

SURUÇ İLÇESİNDEKİ ÇİFTÇİLER: RAZI DEĞİLİZ

Şanlıurfa'nın Suruç ilçesinde Suriye sınırında yaşayan çiftçiler, mecliste tartışılan mayınlı arazilerle ilgili olarak görüşülen yasa tasarısına tepki gösterdi.

Çiftçiler mayınların kendilerinin tapulu malları olduğunu söyleyerek, "Zamanında Devlet bizden cüzi bir fiyatla aldı. Şimdi ise yabancılara verilecek biz buna tepkiliyiz. Mayınların cefasını çeken biziz, kullanma hakkı da bize aittir. Tarlalarımız elimizden alındığı için köylülerimiz şimdi ırgat olarak başka yerlere göç etmişlerdir" dediler.

Suruç ilçesine bağlı Çaykara köyünde yaşayan kaçakçılıktan dolayı ayağını kaybeden 63 yaşındaki Mehmet Yağmur, "Devlet bize verse arazileri kendim temizleyebilirim. Çok zor bir iş değil. Başka devlet gelip çıkaracakmış. Türkiye'de temizleyebilir. Arazilerimizin başkalarına vermesine razı değiliz" dedi.

Suruçlu Abdulrahman Genç ise "Eğer Yahudilere verilirse akıbetimiz Filistin'e döner. İsrail aynen bu şekilde Filistin'e girdi. İsrail'in gizli coğrafyasında buralar İsrail'in toprakları olarak görülüyor. İsrail'in gözü buradaki topraklardadır" diye tepki gösterdi.

Çaykara Köyü'nde yaşayan Osman Uyguner, toprakların kullanımı için İsrail'e verilmesine tepki göstererek, "O kadar insanımızın ayağı koptu. Buradaki insanlarımız perişandır. İnsanımız bu topraklar uğruna kanlarını döktüler" şeklinde konuştu.

Çaykara Köyü eski muhtarlarında Yahya Dursun, "Verilecekse bize verilsin. Maddi durunu iyi olmayan vatandaşlara verilsin.Yokluktan insanlarımız buradan göç ettiler. Köyümüz 400 haneydi, arazimiz elimizden alındığı için şimdi 50 hane ancak kalmışız" diye tepkisini dile getirirken, mayınlı arazide 2 ayağını da kaybeden Bakır Aslan, "Devlet temizleyip taksitle bize versinler. Topraklarımız daha önce bizden Devlet almıştı. Arazilerimiz tapuda kaydı bulunmadığı için vermek zorunda kalmıştık. Devlet arazimizi bize geri versinler. Biz Devlete isteyerek satmadık. O dönemler bizden cüzi paralarla arazilerimiz alındı" şeklinde tepki verdi.

kanaldhaber.com.tr / Ajanslar

Bakın birkaç gün öncede bu şahsiyetle böyle bir olay yaşanmıştı:

REKTÖR BÜYÜKELÇİYİ KOVDU MU? Rektör Mesut Parlak’ın makam odasına gelen korumalar yüzünden İsrail Büyükelçisi ile görüşmesini iptal etmesi İsrail basınında geniş yer buldu.

İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mesut Parlak’ın, İsrail Büyükelçisi Gaby Levy ile görüşmesine, Levy’in silahlı korumaları makam odasından ayrılmayı reddetmesi üzerine son vermesi, İsrail basınında yankılandı. Haaretz gazetesi, “Üst düzey İsrailli diplomatlar, İstanbul Üniversitesi’nden kovuldu” derken olayın, üniversite kampüslerinde polis ve güvenlik personelinin en düşük düzeyde tutulması yolundaki “yazılmamış kurala”a İsrail diplomatlarının uymaması üzerine patlak verdiğini de yazdı.

Olayın, Türk ve Arap medyasında geniş yankı bulduğuna işaret eden Haaretz, rektör Parlak’ın, makam odasına izin almadan giren korumalara kızdığını anlattı. Haberde Parlak’ın odasının kapısını açarak korumalardan çıkmalarını istediğini kaydetti.

Rektörün “Türkiye’, bu tür küstah davranışların kabul gördüğü işgal altındaki toprak değil” dediğini yazan gazete, “Türkiye’deki İsrailli diplomatlara Shin Bet (İsrail güvenlik teşkilatı) koruması sağlanıyor ancak üniversite kampüslerinde polis ve güvenlik personelinin varlığının en az düzeyde tutulması geleneği var. Olay, iki diplomatın bu yazılmamış kurala uymaması üzerine patlak verdi” değerlendirmesini yaptı.

İsrail’in diğer büyük gazetesi Yedioth Ahronoth’un sitesinde de İstanbul Üniversitesi rektörünün, korumaların makam odasından çıkmaya yanaşmaması üzerine kızarak görüşmeyi iptal ettiğine dikkat çekerken olayın İsrail Dışişleri Bakanlığı’nca doğruladığını da yazdı.

Haberde “Rektör korumaları görünce öfkelendi ve ayrılmalarını istedi. Korumalar da, odayı terk etmeyeceklerini ancak biraz geri çekilebileceklerini söyledi. Rektör bunun üzerine görüşmeye son verdi” diye yazdı. (ANKA)

24 Mayıs 2009 Pazar

Sivas'ta günlük yayın yapan yerel bir gazetenin Selçuklu eserlerinin yer aldığı parkın kenarındaki demir parmaklıklarda bulunan sembollerin İsrail bayrağı amblemine benzediği yönündeki manşeti, kentte tartışma konusu oldu. Belediye, söz konusu amblemin Selçuklu döneminde kullanılan yıldızlar olduğunu açıkladı.
Yerel olarak yayın yapan Sivas'ın Sesi Gazetesi'nde ‘Şok Şok Şok’ başlığı altında verilen manşet haberde, içerisinde Selçuklu eserleri Çifte Minareli Medrese, Buruciye Medresesi, Şifaiye Medresesi ve Osmanlı dönemine ait Kale Camisi'nin bulunan ve kısa süre önce belediyenin yeniden düzenleme yaptığı parkın demir parmaklıklarının İsrail bayrağındaki Davut'un yıldızına benzediğini iddia ederek konuyu gündeme taşıdı.
Gazetenin haberi ve konuyla ilgili köşe yazısında Müslümanlara kan kusturan ve Filistin'de katliam gerçekleştiren İsrail'in bayrağındaki yıldızın Sivas'taki kent meydanı projesi kapsamında Selçuk Parkı'na yapılan demir korkulukların üzerinde yer aldığı iddia edildi. Ayrıca İsrail'in bayrağındaki logoya yüzde 90'ın üzerinde benzerlik gösterdiği ve yetkililerin bu hatayı fark etmediği iddia edilerek bir an önce kaldırılması istendi.
Haber üzerine park düzenlemesini yapan Sivas Belediyesi açıklama yaptı. Açıklamada, gazetenin haberinin gerçeği yansıtmadığı belirtilerek, şöyle denildi: "Söz konusu demirler üzerine yerleştirilen 8 köşeli Selçuklu (Mukarnas) yıldızları İsrail bayrağında bulunan altı köşeli yıldızlar olarak yansıtılmıştır. Söz konusu alan bir sit alanıdır ve Selçuklu eserlerinin bulunduğu bir alan olduğu için tarihi kent meydanı projesi titizlilikle işin uzmanları tarafından hazırlanmış ve Anıtlar Kurulu'nun onayı ile uygulamaya konulmuştur. Söz konusu 8 köşeli Mukarnas yıldızlar, başta Çifte Minare, Gökmedrese ve Divriği Ulu Camii gibi tüm Selçuklu eserlerinde bulunan bir Selçuklu sembolüdür. Selçuklu'ya sembol olmuş böylesine bir çalışmayı, 'İsrail yıldızı' diye kaleme alarak, kamuoyunu yanıltıcı haber yapıp, yorum yapmak gazeteciliğin temel ilkelerinden biri olan araştırmadan haber yapmakla karşılık bulmaktadır. Sözkonusu Selçuklu sembollerini araştırarak doğruyu gördükten sonra kamuoyunu doğru bilgilendirme ve projeyi yürüten bilim heyetinden özür mahiyetinde haber düzeltilmelidir."
Haberle ilgili olarak "Siyonizm nasıl nakış nakış işlendi" adlı yazıyı da kaleme alan gazetenin Yayın Yönetmeni Ersan Arslan ise "Biz konuyu bir kuruma ya da kişiye zarar vermek amacıyla gündeme taşımadık. Haberde konu ettiğimiz figür, İsrail bayrağının üzerindeki ambleme büyük benzerlik gösteriyor. Bunun için burada bir yanlış var ise düzeltilmesi için gündeme getirdik. Belediye yetkilileri ise figürün Selçuklu yıldızı olduğunu açıkladı. Selçuklu eserlerinin üzerindeki figürlerle karşılaştırdığımızda da demirliklerin üzerindeki figürle bire bir aynı olmadığını görüyoruz. Bu konuda bir yanlışlık varsa gereğini yapmaya da hazırız. Ayrıca biz bahse konu figürün siyonizim sembolü olduğunu da iddia etmiyoruz. Sadece mevcut benzerliğe ve ortada bir yanlış var ise düzeltilmesi konusuna dikkat çekmek istedik" dedi.
AKP'nin Ankara'daki yeni yapılan Genel Merkez binasının duvarında da bu yıldızlar yer almış ve yine aynı şekilde eleştiri konusu olmuştu.
Hürriyet, 28.01.2009

Telefonla konuşmaya dahi korkanlar.
Atatürk,vatan,millet konusunda gizli odalarda mangalda kül bırakmayanlar.Alkol masalarında ülke kurtaranlar.Mitinklere katılmaktan korkanlar.Korkaklıklarını "bilmiyordum"a gömenler.
Okuyunda yürekli TÜRK kadınından ders alın.
"Mevzubahis VATANSA gerisi teferruattır"demiş ATAM.
İşte ATA'nın kızı.
Teşekkürler ZAHİDE hanım.
YENİ BİR MESLEK “BAŞBAKAN”LIK(!)
Zahide Uçar
Anadolu’da bir söz vardır. “Arkasıyla köy yıkmak” diye. Başbakan da diliyle köy yıkıyor. Kendileri Polonya’da maç yapıyor. Sonra bir cümle ediyor ki, dillere şenlik. Kültürüne bayıldım valla (!)… Aynen şöyle söylüyor:”Biz de önceden futbol oynadık, sonra okuyup Başbakan olduk (!)…” İnsanı okuyunca başbakan yapan ünüversite nerede acaba? Böyle bir bölüm var mı? Okuyup, başbakan olmak (!)… Bu RTE’ye ait özel bir üniversite herhalde (!) Ben de hep düşünürdüm, Başbakan'ın neden bir okul arkadaşı ortaya çıkmaz? Nerede okudu? Niye bütün tanıdıkları İstanbul belediyesinden? Meğer özel- gizli bir okulda okumuş? Adamı başbakan yapan bir okul (!)… Kendi de başbakan olduğuna inanamıyor olmalı ki, ikide bir “başbakanım” deyip duruyor. Gerçek lider oturduğu koltuktan güç almaz, oturduğu koltuğa güç verir. Olgun, hazımlı insanlar hatayı kendine, başarıyı ekibine atfeder. Bir Savunma Yatıp-kalkıp Ergenekon diyen paçavra bir basın var. Her seçim öncesi zayıf noktasından hadım edilen bir Doğan medyası var. O medyada da Başbakan’ın Hasan Abisi var , Akif Deki, pardon, Beki’si var. Bunun adına da "Türk basını" diyorlar(!).. Silivri’ye gidip davayı seyretmiyorlar ya da savunmaları asla yazmıyorlar. Yazarlarsa “yalan rüzgarı dizisi” iflas eder. Ergenekon davasının 82. Duruşmasında gazeteci Hayrullah Mahmut Özgür’ün sorgusu yapılıyor. Star gazetesinin Uzan Grubuna ait olduğu dönemde 2003 yılında Ankara Temsilciliğini yapan Özgür, çapraz sorgusu sırasında çarpıcı bilgiler veriyor. Bu bilgilere göre: “Tayyip Bey, belediye başkanı olduğu dönemde Zapsu ile birlikte ABD Başkonsolosluğu'nu ziyaret ediyor. Başbakan olması halinde neler yapacağını anlatıp sözler veriyor. İşte bu sahnelerin videosunu bazı kişiler Hayrullah Mahmut'a izletiyorlar. Ardından söz alan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in, Özgür'e sorduğu sorular ve Özgür'ün yanıtları şöyle: PERİNÇEK: İzlediğiniz, ABD İstanbul Başkonsolosluğu’ndaki toplantı görüntülerinde, Tayyip Erdoğan'ın “özelleştirmeyi sonuna kadar götürme” taahhüdü dışında başka başlık var mı? Görüntülerde Cüneyt Zapsu da var mı? MAHMUT ÖZGÜR: Görüntülerde RTE, Neo-Sevr dediğimiz sonradan yaşananlarla somutlanan ABD’yle gizli anlaşmanın tüm maddelerini kabul ettiğini, Ermeni soykırımının kabul edileceği, Büyük Ermeni devletinin kurulması, anayasa değişikliği, AB uyum yasalarının değiştirilmesi, TSK etkisizleştirilmesi vb tüm hususları kabul ettiğini söylemektedir. Başkaca taahhütlerde vardı, aklımda kalan bunlardır.Görüntülerde Cüneyt Zapsu da bulunmaktadır.” Ülkeye bakın. Normal ülkelerde böyle vahim bir iddia karşısında kıyamet kopar. Böyle bir iddia manşet olur. Bizim ülkemizde Ergenekon ile yatıp-kalkan, nerede ise sırtı kaşınsa Ergenekon diyecek hale gelen Ergenekon sapıkları bunları görmüyor. Onlar “çakma” gazeteci. Ne demişti Cüneyt Zapsu? “Bu adamı deliğe süpürmeyin, kullanın.” RTE’nin bu söze tepkisi ne oldu? Sıfır! Onurlu bir insanın yapması gereken nedir? Derhal bu insan hakkında gerekli hukuku işletmek ve kendi ülkesinin başbakanını yabancı bir ülkenin yetkililerine “kullanın” deme cüretini göstermesinin hesabını sormak. Başbakan ne yaptı? Üç maymunu oynadı. Böyle bir hakareti insan niye yutar? Bir gebeliği varsa yutar tabii… Koskoca ülke RTE ve saz ekibinin mecburiyetlerine mahkum edildi. Mayın Temizleme İşi

Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi gene gündemde… Ülke gene AKP’nin mecburiyetlerinin faturasını ödemekle karşı karşıya... Hangi ülke SINIRINI mayın temizleme kılıfı ile yabancıya vermeye kalkar? Bu aleni ihanettir ama bu ihanet yasaları artık sıradan bir şey gibi gündeme geliyor. Ne buyurmuş İngiliz vatandaşı Mehmet Şimşek? Yabancıya satışı savunmuş(!)… Eee… İngiltere Şimşek’i oraya boşuna oturtmadı. Osmanlı’yı parçalamanın alt yapısını kim oluşturdu? İngiltere! Ortadoğu üzerinde en büyük istihbarat çalışması yapan ve Kürt Kartı’na oynayan devlet kim? İngiltere! İsrail’in kurulmasına kim sebep oldu? İngiltere! Şimdi Suriye sınırını mayın ayağına tarım arazisi olarak İsrail’e vermeye kalkıyorlar. İsrail aslında bu noktadan Suriye’yi kontrol edecek. Sonra vaat edilen topraklar için bir ÜST. Ne ala bir memleket ya. Mehmet Şimşek İngiltere’de böyle bir savunma yapsa tutuklanır. İngiltere’de bütün mülk Kraliçe’ye aittir. Kendi vatandaşına toprak satmaz, belli süre ile kiralar. Mehmet Şimşek görevini yapıyor, Kraliçesine bağlılık yemini zaten neyi gerektirir ki(!)? İlk önce Talabani ve Barzani’yi Türkiye’ye beslettirdiler. Yani, kendi canavarımızı kendimize büyüttürdüler. Şimdi İsrail’e bir üst vermeye çalışıyorlar. “Sahi, o bölgede çıkan petrol ne oldu? Önce bir haber: ‘Çok kaliteli petrol fışkırdı.’ Sonra ne oluyor? Ne olduğu meçhul.” Rumlar’ın AB’ye girişini imzalayanlar güneyimize AB ordusunu da yerleştirmiş oldular. Şimdi Ermenistan’ı büyütün diyorlar. Nasıl Kurtuluruz? Hep yazdım, ilk önce bu ülkede aydın görünümlü tipler ve üniversite kadroları devşirildi. Bakınız, Trakya Üniversitesi Biyoloji Bölümü bilinmeyen yeni bir tür buluyor. Bir Türk üniversitesi yeni bir buluşa normalde ne ad verir? Kendi dilinde bir ad verir değil mi? Tıpkı Behçet hastalığını bulan doktorun kendi ismiyle dünya tıp literatürüne geçtiği gibi. Peki bunlar ne yapıyor? Türkçe bir isim yerine Latince bir isim koyuyor. Biz de kendi dilini küçümseyen bu zihniyete “bilim adamı” diyoruz öyle mi (!)? Beyni kültür emperyalizmine teslim olmuş insanlardan ne kadar bilim adamı olur? Bu üniversitelerin GDO konusunda gıkı çıkmadı. Halkı aydınlatması gereken kesimler susarak halkına ihanet etti. Küresel gücü elinde bulunduranlar tohum bankası kuruyor. Çok yakın bir gelecekte dünya açlık sorunu ile karşı karşıya kalacak. Bunu bilen güç Türkiye’ye tarım arazi satış kanunu çıkarttırdı. Dünyayı az bir nüfus ile yönetmeyi hedefleyen güç, gerekli yatırımını yapıyor. Biz ise birilerinin koltuk-makam sevdası mecburiyetleri nedeni ile sonumuzu hazırlıyoruz. Neler yapmalıyız diye soruyorlar. Aslında herkes ne yapması gerektiğini biliyor ama herkes bir başkası yapsın, ben hazıra konayım diye bekliyor. Zulme sessiz kalan herkes zulme ortaktır. Korkaklar ile çetin yollar aşılmaz. Farkında mısınız, birçok vatansever Boğazlıyan Kaymakamı durumunda. “Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’i idama götüren müftü zihniyeti her yerde…” Kemal Beyler’in idamını seyredenlerin konuşmaya hakkı yoktur. ATV Diye Bir Kanal Bizim paralarımızla alınan Çalık televizyonu... Ana haber sunan zat haber yerine kin kusuyor. Türüt’ün son yaptığı şarkısı için “yeni kışkırtıcılık” diye suç duyurusunda bulunuyor. Aslında kendi haberi kışkırtıcılık yapıyor. Ne demiş Türüt? Karanlık aydınlara sövmüş. Türüt’ü kışkırtıcılıkla suçlayanlar Etyen Mahçupyan’ın PKK’ya "silah bırakmayın" çağırısını kışkırtıcılık ve teröre destek vermek olarak görmüyor. Eğer Türk isen ağzını açmayacaksın. Ya faşist olursun, ya Ergenekoncu. İtibar görmek için illa “etki ajanı “ olacaksın. Z_eucar@yahoo.com.tr
İşte beklenen kitap ! İlk Kez Tutuklusundan "Oyunun Adı Kontra Ergenekon" Hacı ALİ KARABULUT’un, oğlunun tahliyesinden 3 gün önce (19 Ocak 2009) yüreğinde götürdüğü evlat sevgisine... Onlarca “kitap”, binlerce “makale” ve milyonlarca “haberden” sonra nihayet yazma hakkı mağdur edilene geldi… Ve Ergenekon’u ilk kez bir “tutuklu” yazdı… O da sabaha karşı gözaltına alınarak tutuklandı… İstanbul Emniyeti, Bayrampaşa, Kandıra, Silivri… derken 11 ay tutuklu kaldı, 41 duruşmaya katıldı ve tahliyesine karar verildi! Mahkeme karşısında ki ilk talebi “Tutukluluğumun devamını istiyorum!..” oldu… Çünkü Lozan Barış anlaşmasının yıl dönümünde yaptığı konuşma, Ergenekon terör örgütünün bir eylemi olarak iddianamede yer almıştı! İşte bu kitap, Lozan süreci ile yoluna devam eden çağdaş laik Cumhuriyet’i, İNSANLIK onuru gören Muammer KARABULUT’un, “Devlet yönetme konusunda yetkisi olan kurum ve kuruluşların, masum vatandaşlarını sabun yaparak ellerini yıkamamaları konusunda ki son” talebidir. - Ergenekon mu? Onu da her sayfada, nasıl bir tertip olduğunu ve doğrular karşısında nasıl yalanlaştığını da ilk kez okuyacaksınız… Ve anlayacaksınız ki Türkiye’ye atılan “Ergenekon” yalanının, Irak’da bulunamayan “kitle imha silahları” ile hiçbir farkı yok… Fakat, anlayacaksınız ki amaç aynı!!! ATA Kitap Dünyası Gökbörü Yayıncılık

23 Mayıs 2009 Cumartesi


Bu ihanete ses çıkarmayanlar: Siz veya çocuklarınız bunun bedelini çok fena öder.
Bölgeye giren sadece İsrail değildir. Batı emperyalizminin en kanlı katilidir. Hiç boşuna kendinizi avutmayın. Bu yasa İsrail için çıkarılıyor. Bu coğrafyaya 44 yıllığına giren İsrail’in elinden bu toprakları bir daha alamazsınız. Çünkü muhatabınız o zaman İsrail olmaz.
Suriye-Türkiye sınırının İsrailli bir firmaya verilmesi Osmanlının çöküşü aşamasında emperyalist demiryolu şirketlerine verilen ayrıcalıklar gibi. Her şirket emperyalizmin içimizdeki derebeylerine dönüşmüş ve Türk halkına zulmün adresi olmuştur.
Bu verimli ve petrol zengini toprakların İsrail’e veya başka bir emperyalist devlete 44 yıllığına verilmesi birçok sakınca doğurmaktadır. İsrail çok dillendi, şimdi karşımıza “İsrail diyordunuz, vermedik. ABD’ye verdik” diye çıkarlarsa sonuç değişmez. Bu bölge hiçbir şekilde yabancı bir ülkeye verilemez. Hangi emperyalist ülkeye verilirse verilsin döner dolaşır İsrail’in eline geçer. Çünkü İsrail emperyalizmin coğrafyamızdaki yapay, sahte, katil, Siyonist karargahından başka bir şey değildir. Ve İsrail batı emperyalizmi için kan dökmek adına buradadır.Batı emperyalizmi olmadan bir gün yaşayamayacağı bu coğrafyada kabadayılık yapmak adına vardır.İsrail hedef tahtasına oturtulurken gerçek katiller ABD ve İngiltere hiç tepki almadan yollarına,amaçlarına ulaşma çabasındadırlar.Şayet İsrail’e yaptırdıklarını kendileri yapsalar Irak ve Afganistan’da yerlerde sürünen imajlarını da kaybederler.Devşirilmiş şirin çocuk Obama’da düzeltemezdi.
Bu sınır arazilerimizin yarım asır gibi uzun bir süre herhangi bir emperyaliste teslim edilmesi her şekilde bölgeye katillerin taşeronu İsrail’i sokar.
İlk akla gelen sakıncalar:
1-Yakın zamanda Suriye-Türkiye arasında sınır tatbikatı yapacak kadar düzelen ilişkilerin arasına tampon bölge oluşturur.
2-Bu Suriye’nin BOP’un gereği parçalanması sürecini hızlandırır.Böylece bölgesel tepki odaklarından biri etkisiz hale getirilmiş olur.
3-Kuzey Irak Kürtlerine ve pkk ya güvenli bir geçiz alanı sağlar. Türkiye’nin sadece güney doğusuna sıkışmış saldırıları tüm güney sınırına yayar. Dağlar yetmezmiş gibi İsrail tohumunla üretilen domates tarlalarında terörist avlarız.
4-Uzun yıllar AB fonlarıyla yaratılmaya çalışılan yapay Kürt millet R.T.Erdoğan’ın beyan ettiği gibi “kalkınma ajansları” yani Türkçesi Mossad,cia,MI6 ..vb istihbarat ajanlarıyla Türk halkı arasındaki kardeşlik köprülerinin tamamen atılmasını yine Türkiye topraklarından sağladıkları imkanlarla yaparlar.44 yıllığına verilecek şirket 4 yıllık gelirini o bölgenin devşirilmesine harcaması bile o toprakların kan gölüne dönmesine yeter artar.Bu yeni bir Gazze ve sonu gelmez kısır tartışmalar ve bol göz yaşı demektir.Ama bu Gazze’de kanı dökülen halkın arasında Siyonistler değil kardeş iki halk Kürt ve Türk halkı olacaktır.Siyonistler sadece seyreder ve çatışmaları destekler.
5-Bölgeye girecek teknoloji ve emperyalist devletler destekli bir tarım, üretim fazlasıyla diğer bölgelerdeki bilerek zor duruma itilmiş çiftçiyi mücadele edemez duruma getirir ve uygulanacak bir damping benzeri bir ucuz mal çıkışıyla ülkede çiftçi birkaç sene içerisinde geriye dönülmez bir şekilde çökeltilir. Buda Nil’in doğduğu; dünyan en verimli topraklarındaki Afrika ülkelerindeki gibi; patates üretemeyen açlıktan BM yardım kuruluşlarında kuyruğa girmiş halk anlamına gelir. Tarlasını ekemeyen, kapı komşusuna düşman, eline geçenle Siyonistlerden en etkili silahı alma telaşındaki bir halk işte o zaman R.T.Erdoğan’ın dediği gibi “39 etnik grup” olduğunu düşünür ve tarlalarını insan ve silah mezarlığına çevirir.
Tüm bunları düşünmeden mi kanunlar çıkarılıyor?
Hayır.
Öyle büyük vaatler verilmiş olmalı ki, yâda bu halka karşı öyle büyük bir kin ve nefret olmalı ki bu olaya girişile bilsinler.
Peki, tüm bu olanlara tepkisiz kalan halk: Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Pomak kısaca Türk Halkı bu ihanetin neresinde duracak.
Ödeyeceğimiz bedeli göstereceğimiz tepkiler belirleyecektir.
Bu korkunç ve sonu görülen emperyalist saldırıya çanak tutan ayrılıkçı Kürtler, satılık liboşlar, devşirilmiş kalemler, Saros’un fırıldakları ve yeşil ihanet; bundan sizde kurtulamazsınız.
Unutmayın ki emperyalizm önce kendi çocuğunu yer.

MAYINLI ARAZİ İHALESİ İSRAİLLİ FİRMALARA MI? Hükümet; İsrail'in ilgilendiği 'mayın temizleme ile organik tarımı' aynı firmanın yapmasını istiyor. Milli gazetenin haberine göre Mayın temizleme ile organik tarım yapmanın farklı işler olduğu gerekçesiyle Danıştay tarafından iptal edilen düzenlemede herhangi bir değişiklik yapmayarak önceki kararında direten Hükümet; Danıştay kararına rağmen 'mayın temizleme ile organik tarımı' aynı firmanın yapmasını istiyor.

VALİ DE DİLE GETİRDİ

Arzı Mevud içinde yer alan bu toprakların; yasal yollardan 5 yıllık temizleme süresinin ardından 44 yıllığına organik tarım gerekçesiyle İsrailli firmalara ihale edilmesinden endişe ediliyor. İsrail'in bu bölgeye yönelik ihaleleri almak istediği, daha önce Kilis Valisi Aslan Kütük tarafından da dile getirilmişti. Adı geçen İsrail firmaları Temizle-Kullan modelinden önce gündeme gelen 'yap-işlet-devret' yöntemi ile ihaleye çıkılan; ulusal güvenlik nedeniyle iptal edilen Mardin ihalesine İsrail'in destek verdiği üç İsrail şirketinin başını çektiği üç ayrı konsorsiyumun başvurduğu ortaya çıktı. Bu konsorsiyumların içerisinde; Quadro, Redwing ve Mott isimli firmanın adı geçiyordu.

AKP hükümeti, Irak ve Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin temizlenmesi işini 44 yıllığına bu arazilerde tarım yapacak firmaya ihale etmekte ısrar ediyor. Mayın temizleme ile organik tarım yapmanın farklı işler olduğu gerekçesiyle Danıştay tarafından iptal edilen düzenlemede herhangi bir değişiklik yapmayarak önceki kararında direten Hükümet; Danıştay kararına rağmen 'mayın temizleme ile organik tarımı' aynı firmanın yapmasını istiyor. Mayınlar temizlendikten sonra Arzı Mevud içinde yer alan bu toprakların; yasal yollardan 5 yıllık temizleme süresinin ardından 44 yıllığına organik tarım gerekçesiyle İsrailli firmalara ihale edilmesinden endişe ediliyor.

Karasal mayınların temizlenmesini öngören Ottowa anlaşmasına imza atan Türkiye'nin, mayınları temizlenmesi meselesini organik tarımla birlikte ihale etmedeki ısrarı bir türlü anlaşılamıyor. Danıştay'ın iptal kararından sonra yeni bir kanun tasarısı şeklinde Meclis'e sunulan düzenleme, Tarım ve Köy İşleri Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonlarında görüşüldükten sonra Genel Kurul'da görüşülmeye başlandı. Ancak Türkiye'nin güvenliğini ilgilendiren bir konudaki düzenlemenin Milli Savunma Komisyonu'nda ele alınmaması sert eleştirilere neden oldu.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun Tasarısı ile daha önceki düzenlemede aynen ısrar ediliyor. Hükümet, Genelkurmay Başkanlığı'nın '35 milyon dolar verilmesi' halinde yapabileceğini belirttiği temizlik için; 14 firmadan teklif alan Maliye Bakanlığı'nın karşısına 50 milyon dolar ile 1,5 milyar dolarlık bir rakam çıkmasına rağmen önceki kararında direniyor. Maliye Bakanlığı'nın, işin maliyeti konusunda net bir rakam ortaya koymaması da eleştiriliyor. 877 KM'LİK MESAFE

Verilen bilgiye göre, temizlenmesi gereken alan Hatay, Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin ve Şırnak illerinin büyük kısmı Suriye, bir kısmı Irak ile olan sınır bölgesini kapsayan 877 km'lik ve 216 bin dekarlık alanı kapsıyor. Türkiye'nin taraf olup imzaladığı Ottowa Sözleşmesi, 21 Ekim 2004 tarihinde onaylamış; 2005 Nisan ayında da yürürlüğe girmişti. Buna göre Türkiye'nin, en geç 1 Mart 2008'den itibaren depolarında bulunan mayınları imha etmesi, en geç 1 Mart 2014'e dek toprağa döşeli tüm mayınları temizlemesi gerekiyor. Bu bölge Türkiye'nin güvenlik açısından en riskli, en kritik bölgesi. Bölgede yerli ya da yabancı özel şirketlerin kırk dört yıl o toprakları işgal etmesi, Türkiye'nin güvenliği açısından son derece ciddi sakınca oluşturacağı belirtiliyor.

Özellikle daha önceki ihalelerle İsrailli firmaların bizzat ilgilenmesi, bu işin önemini bir kez daha ortaya koydu. Bu durumu dikkate alan Danıştay, daha önceki 2005 yılındaki Bakanlar Kurulu kararnamesine istinaden yapılan ihaleleri ve şartnameyi iptal etti. Ve Mayınlı sahanın temizlenmesiyle, temizlenen arazinin tarımsal faaliyetlerde kullandırılması işlerinin aynı firma tarafından yapılamayacağına hükmetti. İSRAİL'İN GÖZÜ BURADA

Ancak hükümet yeni tasarıda; önceki düzenlemesinde ısrar ediyor. Tasarıda yine, mayınlı arazilerin temizlenmesi karşılığında aynı firmaya arazide organik tarım yapma imkânı veriliyor. Böylece hem organik tarıma uygun hem de petrol rezervleri bulunan bu arazilerin yabancıların eline geçmesinin önü açılacak. Özellikle İsrail'in organik tarım yapma gerekçesiyle Arzı Mevud içerisindeki bu bölgeye yönelik ihaleleri almak istediği, daha önce Kilis valisi tarafından dile getirilmişti. Bu ihaleleri kaçırmayacak İsrail, uluslar arası firmaları aracılığıyla yüksek kalite ve büyüklüğe sahip bu bölgeye 44 yıllığına yerleşmek istiyor. 2. GAZZE OLUR!

Tasarı hakkında fazla bilgisi olmadığı için savunmakta oldukça zorlanan yeni Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, "Önce temizleme işini ihale edeceğiz" diyerek herkesi şaşırttı. Daha sonra ikisini bir arada yapan şirket olabileceğini söyleyen Şimşek, "Şu anda Türkiye'de veya başka bir tarafta, belki hem, tarımsal faaliyette uzmanlaşmış hem de mayın temizlemede uzmanlaşmış firma yoktur, bilemiyorum. Ama bu türden bir faaliyetin yapılamayacağı anlamına gelmiyor. Siz ihaleye çıkarsınız, bir firma, bir mayın temizleme firmasıyla da anlaşır; dolayısıyla birlikte de bu işi yapabilirler. Buna aykırı bir şey yok" diye konuştu.

CHP Muğla Milletvekili Gürol Ergin ise, Gazze hatırlatması yaparak, "Gazze'de yaşananlar için haklı bir hiddet içinde olanların, benim ülkemin toprağını ne İngiliz ne Ukraynalı ne İsveçli ne de İsrailli firmalara verme hakları olabilir. Hükümetin ülkemizin güneydoğusunda ikinci bir Gazze yaratmaya hakkı yoktur. Ancak biliniz ki bu tasarıyı yasalaştırdığınızda ülkemizde ikinci bir Gazze'yi bizzat yaratmış olacaksınız" dedi. HÜKÜMET TEKLİFİ MAYIN TEMİZLEME VE ARAZİ KULLANIM SÜRELERİ

Madde 3- (1)Mayın temizleme süresi taşınmazların yükleniciye tesliminden itibaren 5 yılı geçemez. Taşınmazların temizleme karşılığı tarımsal faaliyetlerde kullanılmasına ilişkin tahmini ihale süresi ise, kabul işlemlerinin yapılmasından itibaren 44 yılı geçmemek üzere, mayın temizleme işinin maliyeti ile kullanıma bırakılacak taşınmazların bir yıllık kira bedeli esas alınarak Maliye Bakanlığınca belirlenir. PLAN BÜTÇE KOMİSYONU MAYIN TEMİZLEME VE ARAZİ KULLANIM SÜRELERİ

Madde 3- (1) Maliye Bakanlığınca yapılacak kullanım karşılığı temizleme ihalesinde, mayın temizleme süresi taşınmazların yükleniciye tesliminden itibaren 5 yılı, taşınmazların temizleme karşılığı tarımsal faaliyetlerde kullandırılması süresi ise, kabul işlemlerinin yapılmasından itibaren 44 yılı geçemez. "İSRAİLLİLERE VERİLMESİN"

MHP Antalya Milletvekili Mehmet Günal, devletin milletin çıkarlarına uygun olarak mayınları temizletmesini isteyerek, "Davos'ta İsrail Cumhurbaşkanı'na "One minute" demişti. Biz de şimdi Sayın Bakanımıza 'one minute' diyoruz. Burada da yine İsraillilere verilmek üzere olan bu toprakları bizim ettiğimiz yemine uygun olarak, Türk milletinin çıkarına kullanmak üzere bir düzenleme yapılsın" dedi.

DTP Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal da, "Siyasi iktidar, her zaman olduğu gibi 'Şeytan ayrıntıda gizlidir' sözünü haklı çıkarırcasına tasarıya öyle maddeler, bölümler eklemişler ki bunları savunmak olanaklı değildir" dedi. Bu arazilerin niye mayın kurbanlarına verilmediğini soran Birdal, "Neden bu temizlenecek alanlar az topraklı ve topraksız yoksul köylülere verilmeyecektir?" dedi.

AKP Sivas Milletvekili Mustafa Açıkalın ise, temizlenecek alandaki arazinin tarımsal amaçla kullanılmak üzere en az sürede kullanıma talip olan ihaleciye verileceğini belirterek, "Bu ihale bir bütün olarak yapılacağı gibi, parçalı olarak da yapılması mümkündür" dedi.
TSK: NATO TEMİZLESİN
Gerekli teçhizat yokmuş! * GENELKURMAY’ın görüşünü açıklayan İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak, “Temizlenecek alanın büyüklüğü 178 milyon 500 bin metrekare... TSK’nın elinde bu büyüklükte bir alanı temizlemek için gerekli teçhizat bulunmuyor” dedi.
TSK: Mayınlı araziyi NATO temizlesin
Genelkurmay Başkanlığı İletişim Daire Başkanı Gürak, Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesiyle ilgili NATO’yu işaret etti
Mayında tartışma genişledi * TÜRKİYE-SURİYE sınırındaki mayınlı arazileri temizleme karşılığı yarım asır yabancıya bırakan yasa tasarısı konusundaki yoğun tartışmalara katılan Genelkurmay, görüşünü açıkladı: Bu işte, NATO’nun ilgili birimi NAMSA’nın dikkate alınması uygundur!
CHP öfkeli:İhanet yasası MERSİN Milletvekili İsa Gök, mayın temizleme tasarısına sert tepki gösterdi: Bu, kötü niyet ve ihanet kanunudur. Amaçları Kıbrıs Adası büyüklüğünde toprağı satmak. İşi İsrail alırsa kimse şaşırmasın!
Hükümetin elinde patlar! SP lideri Numan Kurtulmuş, mayın temizleme işine dair endişelerini açıklayıp hükümeti uyardı: Türkiye’nin en stratejik bölgesinde sakıncalı durumlar kapıda. Düzeltmezseniz mayın hükümetin elinde patlar!
Domates mi üretecekler!
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı Gökhan Günaydın, “Mayınlı bölge, Türkiye’nin en stratejik alanı. Herhalde domates yetiştirmeyecekler. Plan açık ki, yöredeki oyunun bir parçası” dedi.
Haber: Selda Öztürk KAY Genelkurmay Başkanlığı, AKP hükümetiyle CHP ve MHP arasında sert tartışmalara neden olan Türkiye-Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi konusunda görüşünü ortaya koydu. Genelkurmay Başkanlığı İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak, arazinin mayınlardan arındırılması işi için NATO’yu adres gösterdi. Genelkurmay Başkanlığı Karargahı’ndaki haftalık basın bilgilendirme toplantısında konuşan Tuğgeneral Gürak, bölgedeki mayın temizliğinin “bedeli ödenmek” kaydıyla hizmet alımı yöntemiyle yapılması gerektiğine dikkat çekti.
Gerekli teçhizat yok Bu kapsamda uluslararası deneyime sahip olan NATO’ya bağlı Bakım ve İkmal Ajansı’nın (NAMSA) dikkate alınmasının uygun bir hareket tarzı olarak düşünüldüğünü söyleyen Gürak, “Temizleme yapılacak alan yaklaşık 510 kilometre uzunluğunda ve ortalama 350 metre derinliğinde. Toplam büyüklük ise 178 milyon 500 bin metrekare” dedi. TSK’nın elinde bu büyüklükte bir alanı temizlemek için gerekli teçhizat bulunmadığını dile getiren Gürak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sahip olduğu mayın temizleme yeteneğinin muharebe alanında askeri ihtiyaçlara cevap verecek düzeyde olduğunu hatırlattı. “TSK’da mevcut olmayan modern mayın temizleme teçhizatına ve özel eğitilmiş uzman personele ihtiyaç vardır” diyen Gürak, Genelkurmay Başkanlığı’nın, mayın temizleme çalışmaları kapsamında kullanılabilecek modern mekanik mayın temizleme teçhizatı temini ile ilgili bir çalışma gerçekleştirdiğine işaret etti. Yabancıya değil Türk çiftçisine verilsin TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Genel Başkanı Gökhan Günaydın, sınırdaki mayınlı arazilerin temizlendikten sonra yöre çiftçisinin kullanımına açılması gerektiğini savundu. Günaydın, yaptığı açıklamada, kanun tasarısının görüşmelerini yakından takip ettiklerini, bu arazilerin ihale yoluyla 49 yıllığına yabancılara verilmesine karşı çıktıklarını belirtti. Biber mi yetiştirecekler Günaydın, söz konusu 216 bin dekar arazinin Türkiye’nin en stratejik bölgesinde bulunduğunu ifade ederek, “Bunu almak isteyenler, burada domates biber mi yetiştirecekler? Yoksa burayı farklı işler yapmak için mi almak istiyorlar? Plan açık ki o yörede oynanan oyunun bir parçası haline gelecek” dedi. Günaydın, “O araziler, yöredeki halka ait, yine oradaki halkın kullanımına verilmeli. Her işletmede 5-6 kişi çalışsa son derece verimli bu topraklarda 12 bin 500 ile 15 bin kişilik istihdam sağlanır” ifadesini kullandı.
Kurtulmuş: Hükümetin elinde patlar Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesine ilişkin yasa tasarısının Türkiye’nin en stratejik ve ekonomik yönden değerli bir bölgesinde sakıncalı durumlara yol açabileceğini söyledi. “Bunları düzeltmezlerse mayın hükümetin elinde patlar” diyen Kurtulmuş, yasal düzenlemenin ardından ortaya çıkacak durumun Suriye ile iyi ilişkileri de bozabileceğini söyledi. SP lideri Kurtulmuş, “Türk firmalarının temizleme işini yapabileceğine inanıyoruz” ifadesini kullandı. Kurtulmuş, “Özellikle ekonomik krizin mevzu bahis olduğu bu dönemde bu Türkiye’nin kendi kaynaklarıyla mayın temizleme işi yapılabilirse, asgari 500 bin kişiye 3 yıl süreyle istihdam imkanı da sağlamış olacağız” dedi. Mayınlı arazilerle ilgili yasa tasarısına sert eleştiriler yöneltildi CHP: Bir ihanet tasarısı daha AKP’nin amacının toprak satmaya zemin hazırlamak olduğunu savunan Gök, “Bu ihalenin şartnamesi İsrail’den gelirse kimse şaşırmasın” dedi
CHP Mersin Milletvekili İsa Gök, Türkiye-Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin temizlenmesi için TBMM Genel Kurulu’na getirilen yasa tasarısına sert tepki gösterdi. Bu yasa ile yapılacak ihalenin dünyada bir örneği olmadığını dile getiren Gök, hazırlanan tasarının amacının kamuoyuna doğru olarak yansıtılmadığını ifade etti. “Yasa tasarısı iyice okunduğunda amacın toprak satmak olduğu açıkça ortaya çıkıyor” diyen Gök, şunları dile getirdi: Destek gerekli “Mayın temizleme işi, toprak satmak için sadece bir amaç. Eğer bu tasarıyı TBMM’den geçirirlerse o zaman bu emsal teşkil edecek. Anayasa Mahkemesi’nden dönen bütün toprak satışları ile ilgili düzenlemeler ve yasa hükümleri bir şekilde by-pass edilmek isteniyor. Satamadıkları toprakları yabancı şirketlere hazine arazisinde olduğu gibi 49 yıllığına kiralayabilecekler. Amaç bunun alt yapısı oluşturabilmek.” Genelkurmay Başkanlığı’na yapılacak 35 milyon dolarlık bir ekipman desteğiyle sınırdaki mayınların temizlenebileceğini de ifade eden Gök, “TSK bu arazinin her şeyini biliyor. Elinde mayınların haritası var, istediği gibi rahatlıkla temizleyebilir” şeklinde konuştu. TSK’nın istediğinin sadece ekipman desteği olduğunu kaydeden Gök, sözlerini şöyle tamamladı: Kötü niyet... “Zaten ihalenin şartnamesi, Vakıflar Yasa Tasarısı’nda olduğu gibi yurt dışından gelecek. Bu ihalenin şartnamesi İsrail’den gelirse kimse şaşırmasın. Zaten Bakanların çocuklarının kurdukları şirketlerin varlığı gibi bir takım iddialar çoktan bu işe gölge düşürdü. Bu tasarı kötü niyet ve ihanet tasarısıdır.”
Genel Kurul’da gerilim Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin temizlenmesine ilişkin kanun tasarısının 4. maddesi üzerindeki görüşmelerde Meclis Genel Kurul’da AKP grubuyla CHP ve MHP milletvekilleri arasında sert tartışmalar yaşanmıştı. Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, milletvekillerinin sorularını cevaplamıştı.
Türkiye’nin güvenliği için hayati öneme sahip Suriye sınırındaki mayınlı araziler Türkiye’nin güvenlik açısından en riskli ve en kritik bölgesi. Bölgede yerli ya da yabancı özel şirketlerin 49 yıl o toprakları işgal etmesinin, güvenlik açısından son derece ciddi sakınca oluşturacağı uzmanların ortak görüşü. Özellikle daha önceki ihalelerle İsrailli firmaların bizzat ilgilenmesi, bu işin önemini bir kez daha ortaya koymuştu. Bu durumu dikkate alan Danıştay, 2005 yılındaki Bakanlar Kurulu kararnamesine istinaden yapılan ihaleleri ve şartnameyi iptal etmiş ve Mayınlı sahanın temizlenmesiyle, temizlenen arazinin tarımsal faaliyetlerde kullandırılması işlerinin aynı firma tarafından yapılamayacağına hükmetmişti.
Ulusal çıkarlara aykırı TEMA Başkanı Baş: Meclis’teki yasa tasarısı hemen geri çekilmeli TEMA Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Lütfü Baş, verimli tarım arazilerinin ulusal yararlara aykırı kullanılamayacağını söyledi. Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin temizlenmesiyle ilgili tasarı konusunda bir açıklama yapan Baş, “Ulusal güvenlik bakımından sakıncası yoksa bu arazilerin mayınlardan temizlenerek tarıma açılması, verimli kaynağımızın ekonomik kılınması bakımından yararlıdır” dedi. “Mayından temizlenecek araziler ülkemizin üreticilerince değerlendirilmelidir” ifadesini kullanan Baş, yabancılara geçmesi sonucunu doğuracak tasarının derhal geri çekilmesi gerektiğini dile getirdi. Baş, ulusuna karşı toplumsal sorumluluk duyan parti ve milletvekillerinden tasarının reddedilmesini sağlamaya yönelik çaba göstermelerini beklediklerini kaydetti.
MAYIN İHALESİ ŞARTNAMESİNİ İSRAİL Mİ HAZIRLADI?
Arslan BULUT
Genelkurmay Başkanlığı İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak, Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi konusunda soruyu cevaplarken Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu iş için yeterli teçhizatı ve uzman personeli olmadığını söyledi! Mayınlı alanın 350 metre eninde, 510 kilometre uzunluğunda olduğuna dikkat çeken Tuğgeneral Gürak, şunları söyledi: “TSK tarafından modern mekanik mayın temizleme teçhizatı temini ile mayın temizleme çalışmaları kapsamında tedarik edilmesi planlanan teçhizatla ilgili olarak Genelkurmay Başkanlığı’nda yapılan çalışma neticesinde, söz konusu teçhizatın tedarik sürecinin uzun zaman alacağı ve maliyetlerdeki olası artışlar nedeniyle ekonomik kayıpların olabileceği değerlendirilmiştir. Mayın temizliğinin bedeli ödenmek kaydıyla hizmet alımı yöntemiyle yapılması ve bu kapsamda uluslararası deneyime sahip NATO NAMSA’nın öncelikli olarak dikkate alınması uygun bir hareket tarzı olarak düşünülmüş ve bu görüşler zamanında ilgili mercilere gönderilmiştir.” * * * Demek ki, 510 kilometre uzunluğundaki Türkiye-Suriye sınır şeridinin NATO’ya emanet edilmesi tavsiye edilmiş! Oysa Türkiye, mayın temizliği yapmaktan aciz bir ülke değil. Burada mesele maliyet değildir; sınırınıza bir yabancı güç yerleştiriyorsunuz! Bu işin maliyeti ne olursa olsun kendiniz yapmak mecburiyetindesiniz! Nasıl ki Türk Silahlı Kuvvetleri “Milli Savunma”yı “hizmet alımı” suretiyle yapmıyor, o kuvvet adına kimsenin Türkiye sınırlarını yabancıların inisiyatifine bırakma yetkisi yoktur. Kanun da çıksa yoktur! Nitekim MHP Adana Milletvekili Kürşat Atılgan, “Türkiye Cumhuriyeti bütçesi, bu işi yapmaya yeterlidir. Önce temizleyin, sonra topraksız köylüye mi dağıtırsınız, orada petrol mü ararsınız, ne yaparsanız yapın. TSK, bu işi niye yapmıyor? Yoksa ihtiyacı olan para, personel ve malzeme kendisine verilmedi mi? TSK, Türk milletine bu işi niye yapmadığını açıklamalıdır” dedi. Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ise MHP’li milletvekillerinin sorusu üzerine, yaklaşık maliyetin, Maliye Bakanlığı metotlarıyla tespit edildiğini ifade ederek, “Ancak bu açıklanamaz” dedi. * * * Meselenin asıl boyutunu ise CHP Mersin Milletvekili İsa Gök açıkladı: “Yasa tasarısı iyice okunduğunda amacın toprak satmak olduğu açıkça ortaya çıkıyor. Mayın temizleme işi, toprak satmak için sadece bir amaç. Eğer bu tasarıyı TBMM’den geçirirlerse o zaman bu emsal teşkil edecek. Anayasa Mahkemesi’nden dönen bütün toprak satışları ile ilgili düzenlemeler ve yasa hükümleri bir şekilde by-pass edilmek isteniyor. Satamadıkları toprakları yabancı şirketlere hazine arazisinde olduğu gibi 49 yıllığına kiralayabilecekler. Amaç bunun alt yapısını oluşturabilmek. TSK mayın temizliğini çok rahat yapabilir. Sadece 35 milyon dolarlık ekipman desteği gerekiyor. TSK bu arazinin her şeyini biliyor. Elinde mayınların haritası var, istediği gibi rahatlıkla temizleyebilir. İstedikleri sadece ekipman desteği. AKP iktidarının amacı ise Kıbrıs Adası büyüklüğünde bir toprağı satmak. Zaten ihalenin şartnamesi, Vakıflar Yasa Tasarısı’nda olduğu gibi yurt dışından gelecek. Nasıl ki Vakıflar Yasa Tasarısı’nı sadece Türkçe’ye çevirdiler, bu ihalenin şartnamesini de sadece Türkçe’ye çevirecekler. Bu ihalenin şartnamesi İsrail’den gelirse kimse şaşırmasın. Zaten Bakanların çocuklarının kurdukları şirketlerin varlığı gibi bir takım iddialar çoktan bu işe gölge düşürdü. Bu tasarı kötü niyet ve ihanet kanunudur.”